Cuma, Haziran 08, 2007

Mangal

Nerde kalmistik? Ilk mangal partimizi verdik 'pek gururlu ikimetrekare acik alan sahibi' olaraktan. Mecburen elektrikli mangal almak durumunda kaldigimizi Adil yazmisti zaten. Bu evlerdeki elektrik sisteminin elektrikli mangali eninde sonunda protesto ettigini ogrenmistik ama esek degil ya ilkinde de yapmaz diyorduk. Iki gun oncesinde deneme mangali yaptik hatta kendimize ufak capli, sorun cikmayinca rahatladik.

Bu arada partimizden tam bir gun once alt ve ust katlardaki tuvaletler bozuldu. Murphy, nerdesin Murphy:) Sifonu cekiyorsun, su doluyor ve oyle bakiyor sana. 20 kusur kisi olacagiz, birsey icmeyin mi diyecegiz insanlara, rezalet. Dunyanin da birasini yigmisiz eve. Kendi kendimize bir iki yol deneyip sonuc alamadiktan sonra home depot'a uculdu. Snake denirmis yay gibi bir alet varmis o alindi, gorevliye su lavabo acmakta kullanilan tozlar jeller vsler ise yarar mi ki diye soruldu, adamdan sakin haa onlar borulari deler cevabi alindi, bu cevap ustune eee ehem biz ilk onu denedik evde o vardi da denemedi tabi, onun yerine cok bilirmiscesine kafa sallandi ve eve donuldu. Snake bir ise yaramadi, tuvaletin icini cizdigimizle kaldik.

Gunlerden Pazar, tamirciler calisir mi calissa bile oyle hemen gelir mi alo yetis usta hatti var midir derken pek sevdigim craigslist imdadimiza yetisti, bir usta bulduk. Adam bir saat icinde geldi, iki tuvaleti de bes dakikada acti, biraz para sikismis sorunu oymus dedi aldi parayi gitti. Kiradayken boyle dertlerimiz olmuyordu tabi, yoneticiyi arayip tez derdim cozule buyurup cayimizi icmeye devam ediyorduk sakin sakin. Neyse en azindan buyuk bir rezalet onlenmis oldu tam parti oncesi.

Barbeku demeye dilim varmiyor ama, parti bayagi eglenceli gecti, biz cok eglendik en azindan:) Kabileyi bir araya toplamis olduk, cimenlere yayildik, cok cekismeli wii maclari yapildi gun boyu. Bir de mangalimiz dogru duzgun calissaydi super olacakti. Salata ve mezeyle doyurduk resmen milleti. Mangal sigortayi attirip durdu, farkli prizler denendi, sirf calissin diye klimayi bile kapattik. Cogunlukla disarida oldugumuz icin klimanin kapatilmasi pek rahatsizlik yaratmadi. Alet nazlana nazlana isinip (arada defalarca durup) 3 saatin sonunda lutfen biraz kofte ve et pisirdi. Tavuk pisirmeye hic kalkisamadik korkudan. O gun bugundur ne zaman disari ciksak rezil ettin bizi diyip pis bir bakis firlatiyoruz bizim mangala. Bir sonraki partide herseyi firinda pisirip mangal ustune dizip ordan servis yapalim diyoruz:)) Nasil guvenelim simdi buna, arada test edip karizmasini kurtarmasi icin firsat verecegim tabi ona, degerlendirse iyi olur.

Yemek sonrasi mangal ustu turk kahvesi yapma hayallerim vardi, o da olmadi tabi. Onun yerine nargile icildi sirayla. Ah evet nargile edindik bir adet de. Buyuk, icine gomulunebilecek cinsten yer minderi istiyoruz 1-2 adet, disari atmak icin ama henuz istedigimiz gibi birsey bulamadik. Hos aradigimiz da soylenemez, o bizi bulsun diye bekliyoruz:)

Aksamlari genelde bahcede yiyoruz. Gecen gun yine disarida yemek yerken kapida kaldik:) Bazi kilitler vardir hani arkasindan cevirirsin, sonra yine acilir kapi iceriden istediginde ama disaridan acilamaz, iste olan o. Biz alt kattaki kapida onu uygulamiyoruz normalde. Ben ustteki kapilara yapiyorum onu. Bir sekilde cevrilmis kilit iceriden. Farketmeyip sinek girmesin diye kapiyi cekince kendimize de sinek muamelesi yapmis olduk. Ilkaylara gidip anahtarciyi aradik mecburen. Bu da kebap is hakkaten, dakikasinda aciyorlar kapiyi ve dunyanin parasini aliyorlar. Biraz para da kilide sikismis, onu da verdik gitti. Simdilik baska vukuatimiz yok evle ilgili.

Perşembe, Haziran 07, 2007

Gecmis Zaman Olur Ki

Bu kadar yazmayinca baslik da yakisti degil mi? Yaklasik uc haftadir - hatta belki daha da fazladir - blogu guncelleyecegim. Her sabah aklimda bu olarak uyaniyorum. Bugun yazarim artik diyorum. Kesin. Bir sonraki sahne gece olmus ve ben esneyerek yastigimla butunlesiyor oluyorum. Ertesi sabah ayni sahne. Ve bir sonraki sabah, ve bir sonraki sabah. Drafta koymusum da iki satir, su icirmiyo banaaa diye midemi sikayet ettigim ama oylece kalmis o da. Artik hukmu gecti tabi, sikayet edemedigimle kaldim bak simdi. Nutmegle baslayalim simdi, en cok o merak ediliyor ne de olsa. Bebise nick olarak nutmegi uygun gorduk. Isim annesi sevgili Yildiz. O muskat demisti aslinda, kucuk hindistan cevizi olaraktan, ama burda bir de muskati cevirmekle ugrasacagimiza nutmeg diyelim dedik. Patronum tee yillar once safariye gittigi sirada getirdigi ve o zamandan beridir sakladigi nutmegi bizim nutmege hediye etti, Zanzibar'dan tasinmis gelmis nerdeyse 20 yillik bir maskotumuz da var artik:)

Cinsiyetini hala bilmiyoruz, son ultrasona girdigimde kapatti bacaklarini oturdu oyle. Bilip bilmemek cok da onemli degil bizim icin, alisveris falan yaptigimiz yok nasil olsa. Ama anneanne ve dedemiz cilginlar gibi alisveris yapmakta olduklari ve simdiden uc bebeklik malzeme topladiklari icin biraz magdurlar tabi ara renklerde dolanip durmaktan. Ben arada renk ayrimciligina son, her renk giyilebilmeli diye cikislar yapiyorum ama pek iplendigimi soyleyemeyecegim. Bizimkiler bavul ticareti yapiyor muamelesi gorecekler havaalaninda bu gidisle:) Cevremdekilerin cogu erkek olacagindan emin bu arada. Bu eskiden beri boyleydi ama. Ne zaman ilerde cocuk sahibi olursak muhabbeti acilsa oglun'la baslayan cumleler kuruldu bana. Kendim hala hinzirlik pesinde kostugum icin olabilir mi acep. Annem ruyasinda erkek gormus, isyerindekiler he diye hitap ediyor ona falan. Sirf bu yuzden merakla beklemekteyim ben de sonucu.

Yaz(a)madigim sure icinde genetik danismana gittik. Ortada fol yok yumurta yokken durduk yere genetik danismana gondermiyorlar aslinda ama ben amniyosentez yaptirmak istedigim icin gitmemi istedi doktorum. Gittik, biraz konustuk danismanla ne nedir ogrendik geldik. Ondan bir hafta sonra da amniyo yapildi. 35 yasin uzerindekilere bunu oneriyorlar zaten. Ben 34 yasinda oldugum icin doktorum sinirdasin secim senin demisti. Hamile kalan arkadaslarimiz olup da ilgili terminolojiyi ogrenmeye basladigimiz zamanlardan beri hep cok sempati duydugum bir islem oldu amniyosentez. Kan testleri yuzde bilmemkac, binde bilmemkac gibi risk yuzdesi verirken bu pat diye koyuyor teshisi daha ne yapsin. Hal boyleyken hayir kalsin diyecek halim yoktu, ki bastan demistim ben istiyorum diye. Cok kisa suren bir islem zaten, 5 dakika surmedi toplamda. Doktor yat asagi buyurdugu icin ben seyredemedim ne olup bittigini, ignenin girisine falan bakacaktim ekrandan sozde. Kan uyusmazligimiz oldugu icin olmam gereken igneyi de oldum ardindan. Bir de dogum sonrasi olacakmisim onu. Amniyo sonrasinda o gun hicbir is yapmamanizi istiyorlar, dusuk riskine karsi. A tabi ne demek dedik biz de, film gunu olarak planladik hatta gunun geri kalanini Adille ama evdeki hesap carsiya uymadi.

Soyle ki, sabah 10'da olacakti aslinda islem. Ben sabahtan ise gittim, Adil de evden gelecek, doktorun ofisinde bulusacagiz. Saat 9.20de Adil ben Manhattandayim diye haber verince e gelsin beni isten alsin beraber gidelim dedik. Buyuk gaflet. Manhattanda yaya olarak yasayinca yollari da oyle saniyor insan. Yuyuyerek rahat rahat gidip geri donecegim yolu arabayla oyle laylaylom asmak mumkun olmadi, tin tin giden trafigi asip, zorla bir park yeri bulabilip de doktorun ofisinden girebildigimizde saat 10.30'du. Gec gitmemizin cezasi 12.00'ye kadar bekletilmek oldu. Ben artik isterseniz baska gun gelelim sikildim ben beklemekten diye resepsiyona gidiyordum ki cagrildik. En az bir yarim saat de ultrason odasinda bekletildik. Ben fazla beklemiyorum halbuki kontrole gittigimde, bu doktoru bir de o yuzden seviyorum, saniyorum gec kaldigimiz icin oldu hepsi. Sonrasinda 5 dakikalik islem ve ohh mavi gokyuzu.

Iyi yarim saate evdeyiz derken gene buyuk konusmusuz. Otopark trafigi cok sikisik akan tek yon bir sokaga aciliyor, uc seritli, caddenin hemen basinda ve sol seritten yola cikiyorsunuz. Cadde de tek yon ancak saga donuse izin var. Tum bu bilgileri niye verdim, cunku otoparktan tampon tampona ilerleyen sokaga sol seritten ciktik, birkac metre gitmeden caddeye ciktik ve o da ne karsimizda Queens tuneli. Sola donulmuyor dedigim gibi, arkadan da trafik ittiriyor yapacak hicbirsey yoktu. Ama ama diyerek tunelde bulduk kendimizi. Tin tin giden trafikte tuneli gecip Queens'e girdik mecburen. Ilk cikistan kendimizi yan yollardan birine attik ama o da geri donus vermiyor alakasiz yonlere gidiyormus. Hadiii gps acildi, kendine gelmesi beklendi (sirf bu yuzden degistirecegiz bu aleti), yol bulundu ve geri donuldu. Tunel tekrar gecilip Manhattan trafigine geri girildi. Crosstown ayri bir eziyet oldu, sonunda Lincoln tuneline girip New Jersey sinirina ulastik. Tunele girer girmez trafik acildi, canim eyaletim benim. Bir yerde mola verip birseyler yiyip eve varabildigimizde saat 4 olmustu. Adil'in de o gun doktor kontrolu vardi, beni birakip kendininkine zor yetisti yavrum. Film hayalleri suya dustu boylece.

Sikayetlerin sona ermesi icin 16 hafta diyenler kazandi bu arada. Hatta biraz daha uzadi benimki. Bulanti, rahatsizlik, surekli yorgunluk hali kalmamisti ama suya ve dis macununa hala yaklasamiyordum. Herseyi icebiliyordum bu arada ama niye suya takildik kaldik anlamadim gitti. Gecen haftadan beridir gunde bir bardak su icebiliyordum. Bugun uzuuun zamandan sonra ilk kez rutinime donup 2 litre suyumu ictim cok mutluyum. Darisi dis macununun basina, onunla hala duzelmedi iliskimiz. Disleri dokmeden tamamlarsam su 9 ayi cok iyi olacak. Disciye de gidemiyorum, yemiyor, erteleyip duruyorum. Onumuzdeki ay gitcem, soz. Doktorumla da pazarligini yaptim zaten, dis temizligi icin bile hafif anestezik ilac aliyorum ya ben, discide gerekirse uyusturucu igne yaptiracagim haberin olsun dedim simdiden. O da biri haric digerlerinde sorun yok dedi anlastik. Doktorumu seviyorum:)

Bu part I olsun gitmem gerek simdi, devami yarin.

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

Alis veris ve Wiiiiiiiii

Havalar guzellesti, artik bir barbeku alalim, disarinin masa sandalyesini halledelim dedik. Pazar sabahi once eski mekanimiz Rutherford'daki "Supreme Bagel" a ugradik kahvalti icin. Ardindan disariya masa-sandalye secmek icin "State Fair" adinda bir magazaya gittik...

MASA,SANDALYE...

Onun surasi bunun burasi derken bir tane begendim. Oturdum, bunu alalim dedim. Bezen, "hade hadee..." diye kovaladi beni. Fiyatina dikkat etmemisim, 3500$. Her zamanki gibi gidip en pahalisini bulmusum :)

Neyse bir set begendik. Alti ustu plastik bir masa, 4 sandalyesi, semsiyesi su bu derken yine 500$ tuttu. Sonra ben gidip sooyle istedigimde uzanip guneslenebilecegim, katlanip acilabilen guzel bir sandalye buldum. Onu arabaya attik, digerleri icin 25$ verdik, Cuma'ya getirecekler...

Bizim sitede komurlu, tuplu barbeku yasak. Her evin gaz baglantisi yok (bizimkinin de) dolayisiyla tek alternatifimiz elektrikli barbeku. Gel gor ki bulmasi cok zor. "State Fair"de sohbet ettigimiz eleman "P.C. Richards'da varmis" dedi. P.C. Richards & Son her cesit elektronik cihaz satan bir magaza zinciri. Bizi 4 sene idare eden klimayi onlardan almistik. Yola koyulduk...

Bezen arabayi kullaniyor, ben de Blackberry'den mailleri okuyordum. Bir ara kafami kaldirinca, benim cok sevdigim bir dukkana yaklastigimizi farkettim "CD/DVD World". Bu elemanlarin kucuk bir dukkani var ama inanilmaz cesit tasiyorlar. Genellikle arayipta bulamadigim bir film varsa bunlara gidiyorum. Birden aklima uzun zaman once gordugum bir DVD geldi: "Tarkan".

WII
"Gel bir bakalim, hala duruyorsa alalim" dedim Bezen'e. Iceri girerken kapida bir ilan gozume carpti " We have Wii & PS3". Gozlerim parladi tabii! Wii, nintendo'nun en son cikarttigi oyun konsolu.

Konsolun devrim niteliginde bir kac ozelligi var. En cok ilgi cekeni "telsiz uzaktan kumandasi". Bir sensor araciligi ile vucudunuzun hareketlerine tepki veriyor konsol. YouTube'da aratirsaniz yuzlerce video var.




DVD & BBQ

Turkce'ye "evli ve cocuklu" (Married With Children) diye cevrilen cok sevdigim bir komedi dizisinin ilk iki serisiyle birlikte bir de Wii aldim. "En azindan oturup oynamak yerine egzersiz yapmis olursun" diyerek destekledi Bezen :)


Ardindan, mutlu mesut barbekumuzu aldik P.C. Richards'dan. Bizim komsular da (Ilkay - Sibel Kazakci ve Eda - Murat Kilic) aynisini kullaniyor zaten.

KOSU AYAKKABISI
Eve donmeden Montclair'de daha once kosu ayakkabilarimi aldigim magazaya ugradik. Bu aralar pek kostugum yok ama bir cifti is yerinde tutuyorum, gym'e gittigimde giymek icin. Cok iyi bir magaza orasi, n tane ayakkabi deneyip, kosup test ederek en son benim ayak yapima ve stilime en uygununun "Brooks Adrenaline GTS 6" olduguna karar vermistik.

Bir ay sonra, gecen seneki gibi Corporate Challenge kosusuna katilacagim. Bari bu sefer durmadan bitireyim diyorum. E onun icin de hazirlanmak lazim. O yuzden bir cift kosu ayakkabisi daha alayim dedim. Magazadaki bayan ayakkabilarima bakip, "aa Brooks upgrade etti, simdi Adrenaline GTS 7 var elimizde" dedi. 11.5" varmis, iki dakikada alip ciktik. Haa arada ben bir maymun istahlilik yapip kalp atisi vs. hesaplayan bir de saat aldim ama sonra mesafeyi olcmedigini farkedince iade ettik.

Velhasil, 4 saat alisveris yapmisiz. Beni disari cikartmak biraz pahaliya patladi Bezen hanima :)

Cuma, Mayıs 04, 2007

Sakura Matsui


Etraf muhtesem ciceklerle dolu. Rengarenk. Agaclarimiz da yeseriyor birer ikiser. Bize de yasasiiin, bahaaarr diye hoplayip ziplamak kaliyor mutlu mutlu. Gunesi gordugumuz iki haftasonudur haril haril patio'muza (ne diyeyim ki buna avlu mu teras mi, iki metrekare alan iste:)) masa sandalye ve barbeku bakiyoruz. Evin icindeki hicbir esya icin bu kadar dolasmadik biz. Genelde sikilip ilk hadi bilemedin ikinci girdigimiz yerden alip cikariz ne alacaksak cunku. Ama bu oyle mi ya. Bir kere ilk kez acik alanimiz oluyor, ve biz bu minik yere cok sey sigsin ama kalabalik da olmasin gibi namumkun bir hayal icindeyiz. Bir masalara bakiyoruz bir salincaklara bir sezlonglara. Salincaklarda ve sezlonglarda yiyip icmek biraz zor oluyor yalniz, temsili olarak test ettik. Terasimizin daimi etkinligi mangal olacagi icin masa-sandalyeye donduk yeniden. Elimizde metre bir onu olcuyoruz bir bunu. Genelde de takim satiliyor bu meretler, birinin masasini birinin sandalyesini begenince olmuyor. Bu haftasonu karar vermek lazim artik. Mangal ayri bir problem. Site olur da yasak olmaz mi, sadece elektrikli ya da dogalgazli mangala izin var. Bizim dogalgaz cikisimiz yok disarida, el mecbur elektrikli alinacak. Onlardan da fazla yok piyasada. En son Ilkaylarin elektrikli mangali disaridaki prizi bozunca endiselendik de biraz. Evlerin elektrik sistemi gayet dandik anlasiliyor ki. Cok buyuk bir alet de degildi oysaki. Biz de mecburen oyle birsey alacagiz, bizimkini de bozup mangal hayallerimizin icine etmez umarim.

Haftasonu Eda ve Muratla kiraz agaclarinin acmasi serefine yapilan Sakura Matsui festivaline gittik Brooklyn Botanik Bahcesine. Henuz hepsi acmamis ama acanlari bile yetmis Cherry Esplanade'nin muhtesem bir renkle kaplanmasina. Sabah kalktigimizda bulutlu ve biraz serindi hava. Ama hava durumuna gore o gun sicak olacagi ve oglen olmadan gunes acmasi beklendigi icin hic ustumuze alinmadik ve tisortlerle dustuk yola. Meterolojiye bu kadar fazla guvenmemizin bedelini bir turlu dagilmayan bulutlara, bir ara kafamiza damlayan ama allahtan yagmayan yagmura soylenerek ve biraz usuyerek odedik. Oglen acmasi gereken gunes kendini gosterdiginde saat 4.30 du ve biz parktan cikiyorduk artik. Haftasonu iki gun surdu festival, biz pazar gunu gittik. Civarda park yeri bulmak coook zaman aldigi icin davul gosterisine biraz gec kaldik ve gorebilmek icin gosteri alaninin kenarinda biriken kalabaligin arasinda biraz boyun jimnastigi yapmak gerekti ama gosteri cok guzeldi. Soh Daiko'ymus grubun adi, Temmuzda bir gosterileri daha olacakmis New York'da, gidilecekler listesine eklendi bile. Gosteri sonrasi birseyler yedik, cevrede dolasip farkli cicek isimleri ogrendik (bir tekine bile bu bu iste diyemem gorsem ama olsun). Adil ve Edanin ancak ulasabilen is arkadaslariyla bulusup bir parti de onlarla dolastik.

Neler yoktu ki etkinlikler arasinda, folk danslari, flut konseri ve baska konserler, martial art gosterisi, fotograf sergisi, samuray kilic gosterisi, cay seramonisi, kagittan bebek yapimi, ikebana, seker kamisindan yapilmis kagitlarla origami, cocuk aktiviteleri, workshoplar vs vs vs. Origami ve kagit bebek yapimi da ilgimizi cekiyordu ama bunlarin yer aldigi binanin onunde uzuuun ve ilerlemiyormus gibi gorunen bir sira oldugunu gorunce vazgectik.

Brooklyn'e kadar gelmisken gitmemek olmaz diyip Grimaldi's Pizzeria'ya pizza yemeye gittik. New York'un en iyi pizzacisi olarak un yapmis durumda kendileri, kapida her daim sira oluyor. Bazen uzun bazen kisa ama mutlaka ve mutlaka sira oluyormus. Camdaki kupurlere gore 2001'den itibaren her yil en iyi secilmis alaninda Zagat tarafindan. Biraz erken gittigimiz icin herhalde sira fazla degildi. Disarida ve masada toplam 1 saat kadar bekledikten sonra pizzalarimiz geldi. Tarafimizdan silinip supurulmeleri ise 10 dakika bile almadi. Bir tane daha isteseydik diye hayiflanip ama bir 40 dakika daha onun icin beklemek istemedigimize kadar verince ciktik. Disaridaki sira artmaya baslamisti biz ciktigimizda. Hoboken'a da bir dukkan actiklarini ogrenince sevindik, ne kadar iyi olursa olsun bir pizza icin tee Brooklyn'e gidemem valla.

Gozu donmus ve dorduncu tepsi pizzayi ismarlamayi gec akil ettigi icin uzgun olan grubumuz teselliyi hemen karsidaki Brooklyn Ice Cream Factory'de buldu. New Yorkdaki en iyi 10 dondurmaci arasinda yer aliyor burasi da. Fazla cesit yok ama dondurmasi cok lezzetli. Yeri de iyi secmisler tabi. Dondurmalari alip Manhattan manzarasina karsi saliniyorsunuz. Haftasonlari dugun fotografi cektirmeye gelmis gruplar da oluyor mutlaka.

Bir sonraki durak artik ancak semerci olabilecegi icin midemize ve donmus gozumuze dur diyip eve donmek uzere arabamiza yoneldik. Grimaldi'nin onundeki sira iyice uzamisti bu arada. Ilk geldigimizde de bu uzunlukta bir sira olsa ben girmezdim sahsen. Tamam cok lezzetli ama bir pizza icin bir saat kapida kuyrukta beklemek hic yapacagim sey degil. Donus yolunda Brooklyn'e (veya Queens'e) niye mumkun oldugunca az geldigimizi yeniden hatirladik: Manhattan'dan cikis trafigi. Buralara gitmemek icin 10 takla atmamizin tek suclusu bu trafiktir efem. Holland tuneline girebilmemiz 1 saat falan surdu, insanin arabayi oracikta birakip imdaat diye bagirarak kacasi geliyor. Iki tunel yetmiyor iste Manhattandan New Jersey'e gecmek icin.

Cuma, Nisan 20, 2007

Yine Haberler


Geldi...Sonunda...Bahar! Oh be, mavi gokyuzu ennn sonunda. Atkilari bugun attik daha, bu saatten sonra kar yagmaz di mi. Dune kadar buzz gibiydi hava, haftasonu yagan yagmurlar ve onun sonucu tasan nehirler sayesinde su basti pek cok yeri. Pazartesi ise giderken 1-2 yolda yan aynalarina kadar suya batmis oldugunu gorduk arabalarin, hic boyle birsey gormemistim ben daha once. Hep kahvalti ettigimiz parkimizda da masalarin oldugu yerde ordekler yuzuyor (gercekten) su anda, gol olmus parkin ortasindaki koca alan. Otobusle geciyorum ordan, fotografini cekemedim. Disariya masa sandalye almaya cikacagiz havaya giremedik bir turlu. Bu haftasonu tisortlerle gezebilecekmisiz, cikar bakariz artik hemen havaya girip:) Iki metrekare dis alani olmus bir gormemis olarak tum bahari ve yazi orda gecirmeyi planliyorum.

Ayda bir yazar oldum farkindayim, ama cok siki bir bahanem var bu sefer: hamileyim. Valla. Konuya hala cok uzagim ve fakat, hic ustume alinmiyorum, baska birinden bahsediyormusum gibi geliyor. Oyle duygusal bir iliski falan da kurmus degilim. 11. haftadayim ve su mide bulantilarinin gecip enerjimin yeniden gelecegi gunleri iple cekiyorum, tek derdim o su anda. Bulantilar azaldi ilk basa oranla ama her hah bitiyor artik galiba dedigimde sen oyle san diyip ortaya cikmaya devam ediyor. Ben hep 12. haftadan itibaren herseyin duzelecegini dusunuyor ve buna gore gun sayiyordum. Iki hafta once doktora gittigimde 14. haftadan sonra gecer dedi. Ben ama ama derken bir arkadasim 16. haftadan itibaren birseyin kalmaz dedi. Bu konuyu artik kimseyle konusmasam iyi olacak. Her konustugum kisiyle artiyor bu haftalarin sayisi, simdi birisi 18 derse bagiririm valla. Midem bulandigi icin degil aciktigim icin birseyler yemek istiyorum artik.

Baska ne tur degisimler olmus bakalim, sonrasi icin referans olur bana da simdi buraya yazarsam di mi ama. Ilk baslarda asiri bir yorunluk hissi vardi, sanki birini sirtimda tasiyormus gibi hissediyordum kendimi, oyle yavasti hareketlerim. O cok azaldi artik. Uykum altust oldu, geceleri defalarca uyaniyorum oyle olunca sabahlari soldan kalkiyorum (haftasonu haric:)). 2-3 kere uyandigim geceleri deliksiz uyumusum kabul ediyorum. Bu sonuna kadar boyle gitmeyecek umuyorum. Oyle cok moody olmadim ama cok ani degisebiliyor ruh halim, bir anda acaip sinirlenebiliyorum bir seye. Ender oluyor ama bu.

Tost yemekten sikildim artik. Midem anca onunla mutlu oldugu ve su ara onun mutlulugu onceligim oldugu icin sabah aksam tost yiyorum. Arada degisiklik olsun diye borek, poaca, makarna vs ekleniyor buna. Yani kuru olacak, tuzlu olacak, karbonhidrat olacak. Tum kiloyu simdi alacagim bu gidisle:) Su icemiyorum, hic iyi gelmiyor. Benim gibi elinde su sisesiyle gezen birine yapilacak sey mi simdi bu. Agzima koymaz oldum. Ayran iyi geliyor ama, tesadufen kesfettim ve ayran kutusu eksik olmuyor artik elimden. Haftasonlari bakkala gidip duzineyle alip geliyoruz eve, komik oluyor. Maden suyu da iyi, ayrandan sonra ikinci siraya onu koyabilirim. Bir de muz pek iyi oluyor, icinde b-6 vitamini var muzun, o da hamilelikte mide bulantisina iyi geliyor. Zaten bayilirim muza, pek sevdim bu ozelligini de. Olumsuz etkileyen bir diger sey de dis macunu. Heheh yok boyle birsey yaw, o kadar cocuk sahibi arkadasim var birinin bile basina gelmedigi gibi duymamislar bile bunu. Dis macunu aninda midemi ayaga kaldiriyor, dis fircalamak azap oldu. Naneli sakiz ve naneli sekerler de o kategoriye alinip bir koseye atildi tarafimdan. Kuru nane birsey yapmiyor ama, manti taklidi yapan yogurtlu makarnanin uzerine konulup lup lup goturulebiliyor rahatlikla:)

Midemim gonlunu yapacagim derken cok fazla aktivite yapamaz oldum. Simdi havalar da duzeliyor silkinir kendime gelir plan yapmaya baslarim yine. Haftasonu surpriz housewarming partisi yapti bize arkadaslarimiz, kabile tam tekmil bizdeydi. Hic caktirmadilar valla, tam bir surpriz oldu. Hepsi de borek, corek birseyler getirmis, bize birtek cay demlemek dustu. Cok tesekkur ediyorum incelikleri icin hepsine tekrar, cok guzel bir gun gecirdik.

Çarşamba, Mart 28, 2007

Bakarsan bag olur, bakmazsan dag...

Figen'in blogundan, Yildiz'in yeni blogunun adresini ogrendim. Arzu'da eski blogunu birakmis, yenisini acmis (Iste Wow boole yapiyor). Onun da adresini ogrendim ve yan taraftaki "Kardes Bloglar" bolumune ekliyor/duzeltiyorum. Korkmayin, tiklayin! :)

Salı, Mart 27, 2007

Hayali Gercekler...



Durduk durduk, Bezen hanimla ayni gun birbirimizden habersiz iki yazi gonderdik bloga :) Madem tum bos vaktimi World Of Warcraft (WoW) oynayarak geciriyorum, bari bir dakika ve skor geceyim dedim.


Iki ay once yazdigim bir yazida bahsetmistim, WoW'un ureticisi Blizzard Entertainment sirketi bir genisleme paketi (expansion pack) cikartti oyun icin. Bunun oncesinde oyunda ulasilabilinecek en yuksek seviye 60 idi. Genisleme paketi ile yepyeni bir kita katildi oyuna "Outlands" ve yeni tavan 70'e cikti.


Tatil donusu, 58. seviyeye ciktim ve parayi bastirip genisleme paketini aldim aninda. Outland zenginlik demek :) Oyunda para kazanmak epey zahmetli bir is ama genisleme paketini cazip kilmak icin Blizzard zekice bir hareket yapti ve Outland'de para kazanmak, eski kitalara gore kat be kat kolay hale geldi.


Efenim, 3 hafta da 6 seviye atlayip 64. seviyeye ulastim. Karakter ozelliklerini dinamik olarak goruntuleyen bir site acti Blizzard, oraya linkliyorum. Siz bu yaziyi okurken tikladiginizda durumu ne ise oyuncunun, onu goruyorsunuz.
Biraz da guild dedikodusu yapacagim. Bizim Guild'in (Dignitas) bir forum sayfasi var. Gecenlerde uyelerden biri, liderlik ile ilgili bir dolu elestiri yazdi ve Dignitas'da gecek bir liderini olmadigi, yoneticilerin liderlik yapmadigi gibi ithamlarda bulundu. Cikan bir tartisma birden alevlendi. Derken bir kac kisi ayrildi, elestirilere kizan guild yoneticisi de ayrildi.
Bu arada ciddi bir iki sikinti ortaya cikti. Normalde oyunda bazi gorevleri tek basiniza yapmaniz mumkun degil. Bazen 2 bazen daha cok insana gerek oluyor. Zaten guild en cok bu gibi durumlarda onemli, cunku oyunun icinde chat var ve guild-chat'e "benim su konuda yardima ihtiyacim var" diye yaziyorsunuz. Elestirilerden biri, yardim taleplerinin sikca havada kaldigi idi.
Yine pek cok kisinin sikintisi olan bir konu, oyundaki mihenk taslarindan biri olan 40. seviyeye gelince "binek/at (mount)" satin alabilme. At satin almak pahali bir sey. Ben haftalarca ugrasmistim. Guild'den aldigim yardim 25 altin idi, atin bana maliyeti ise 80 altin. Uyeler, bu para taleplerine karsilik aldiklari miktarin azligindan sikayet ediyordu.


Ayni donemde, 60. seviyeye ulastigim icin daha hizli bir at alma hakki kazanip, durumdan habersiz guild yonetiminden para yardimi talep etmistim. bu sefer 600 altina ihtiyacim vardi ve bankada pek para kalmadigini belirtip 60 altin verdiler. Insanlar da niye para yok diye sorguluyorlar ve seffaflik istiyorlarmis. Yoneticiler de neyi niye yaptiklarini acikladilar ama kimisi memnun oldu kimisi olmadi.


Neyse, dedigim gibi outland'de para kazanmak daha kolay. 2 hafta sonunda 600 altini biriktirip dun hizli atimi aldim(epic mount) :)
Bana komik gelen bir baska tesaduf ise ayni donemde hem 10 yildir yoneticilerinden biri oldugum ODTU-MD listesindeki tartismalar, hem de yine 7-8 yildir uyesi oldugum Kuzey Amerika listesinde (METU_NA) yonetici/uye tartismalari.
Guild forumunda okudugum tartismalar da argumanlardan biri, sonucta bu bir oyun, bunun icin kalkip birbirimize kotu laf etmenin alemi ne turunde idi. Benim de bakis acimi yansitiyor aslinda ama oyuna kendini kaptirmanin, ve oyun icinde olusan durumlarin, kimi oyuncular icin gercek hayati etkileyebildiginin de herkes farkinda.
Velhasil, gordugum o ki herkesi memnun etmek mumkun degil ve dahi yoneticilik zor is netekim.

Adet oldugu uzere...


WoW'dan basimi kaldirmadigimi yazdigimdan beri nerde oldugumu biliyorsunuz :) Gecen donemlerde Goldman'in rekor kar aciklamalarini buraya yazmistim, gecen hafta son 3 ayin kari aciklandi...

Yeni bir rekor, sirket tarihinin en yuksek karini acikladi. Son 3 ayin net gelirleri, gecen yilin ayni donemine gore %20 artmis ve 12.5 Milyar dolara ulasmis. Ayni sekilde net kar 3.2 Milyar dolar olmus.


Bu rakamlarin en ilginc yani, Sirket tarihinde ilk kez Asya ve Avrupa'dan kazanilan gelirlerin toplaminin ABD'deki faaliyetlerden elde edilen kazanctan fazla olmasi!

ABD'de piyasalar ciddi sekilde sallandi gecenlerde ama sonrasinda toplandi biraz. Bu sallantida en cok konusulan konu "Subprime Mortgage" piyasasi oldu. Bu soyle bir sey... Diyelim ki kredi notunuz yuksek degil, riskli goruyor sizi bankalar ve mortgage icin borc para vermiyor size. Iste bu noktada subprime mortgage piyasasi devreye giriyor. Bir kurulus/banka size diyor ki, "tamam ben sana borc vereyim ama faizin biraz yuksek olacak". Diyelim 30 yillik faizler %6 iken, size %8'den borc veriyor bu kurumlar.

Kendileri gidip %6'dan alirken size %8'den veriyorlar. %2 lik bir kar var ama tabii daha yuksek bir risk almis oluyorlar. Nitekim bomba burda patladi ve bu yuksek faizle mortgage alanlar borclarini odeyememeye basladi. Para geri gelmeyince bu kurumlar da asil borc aldiklari bankalara olan borclarini odeyemediler.


Bu subprime mortgage piyasasi, genel emlak piyasasinin icinde %10-15 gibi dusuk bir rakami temsil ediyor ama "ripple effect" denilen, domino tasi etkisinden korkuluyor.

Amerika'nin Gross Domestic Products (GDP), galiba Turkcesi Gayri Safi Milli Hasila (GSMH) buyumesi %3.4 civarinda. Emlak piyasasi bu buyumenin %1ini olusturuyor ve gecen yilin 2.ceyreginden itibaren ev fiyatlari once duruldu, sonra dusmeye basladi.


Dun aciklanan rakamlara gore "yeni yapilan ev" sayisi cok ciddi bicimde dusmus (Ingiltere'de ise fiyatlar hala artmaya devam ediyormus). Emlaktaki bu cokusun yumusak ("soft-landing") olmasi icin federaller faizleri uzun suredir sabit tutuyorlar. Yukseltmeleri halinde, borc almak zorlastigi icin daha az insan ev alacak. Dusurseler, borclanma kolaylastigi icin bu piyasa tekrar canlanacak ve zaten artmakta olan enflasyon iyice artacak.

Velhasil ilginc gelismeler oluyor piyasalarda. Ben bir kac ay once tum borsadaki parami cektim, kafam rahat. Hos, zaten eve dunyanin parasini bayilinca, geriye pek bir sey de kalmiyor yatirim yapayim diyecek :)

Pazartesi, Mart 26, 2007

Tatil Notlari


Tatil gene goz acip kapayincaya kadar bitti ve kurkcu dukkanimiza geri donduk. Bu bizim ilk gemi tatilimizdi. Eda-Murat, Elif-Simon ciftleri ile beraber ciktik bu tatile ve arkadaslarla gecirilen tatilin daha guzel oldugu bir kez daha kanitlanmis oldu. Cok eglendik. Gemi Norwegian Jewel, kalkis noktasi Miami, sure 7 gun, ugranacak adalar Puerto Rico, Antigua, St. Thomas ve Great Stirrup Key. Edalar ve biz balkonlu kamaralari tercih etmistik, rezervasyonu beraber yaptirdigimiz icin kamaralarimiz yan yanaydi. Gemide 2400 yolcu, 1100 de murettebat vardi. Onceden gemiye disaridan icki sokamayacagimiz konusunda uyarilmistik. Ne yapacaklar bavullari mi actiracaklar diye dalga geciyordum ki Murat tum cantalarin x-rayden gecirildigini soyledi. Icki cikarsa alip son gece geri veriyorlarmis. Oyleymis hakkaten, durdugumuz yerlerde de gemiye her binisimizde tum cantalar x-rayden gecirildi, sapkalara kadar cikarip baktilar hatta.

Ilk gunu denizde gecirdik. Bizimkiler sorumlu tatilciler olarak gym'e bile gittiler, benim disimda fire verilmedi:)) Disarisi dururken kendimi kapali yerlere kapatmayacagim yonunde bir savunmam vardi ama disarisi da cok ruzgarli, hava kapali, soguk denebilecek serinlikte ve hatta yagmurlu olunca disari da cikmadim, savunma bi ise yaramadi.

Gemide biri acik bufe olmak uzere 3-4 ana restaurant, 4-5 tane de ozel restaurant vardi. Ana restaurantlardaki yemekler fiyata dahildi ama ozel olanlarinda kisi basi $15-$20 odemek gerekiyordu, rezervasyon yaptirmayi basarabilirseniz tabi:) Hibachi-style Teppenyaki'ye rezervasyon yaptiracagiz diye gobegimiz catladi, ancak sondan bir onceki gun o da resmen torpille yaptirabildik. Rezervasyonlar sabah 8de basliyor, biz bir sabah erken kalktik yihuu diyerek 8.30da gittigimizde gunun rezervasyonlari dolmustu bile. Olmaz ki canim, daha ne kadar erken kalkilabilir bir rezervasyon icin. Gemide calisan birkac Turk varmis, biz yolculuk boyunca 3'uyle tanistik. Onlardan biri geminin yiyecek ve icecek muduruydu. Tanistigimiz sirada yemekteydik ve kendisi cok buyuk bir incelik gosterip masamiza 2 sise sarap gonderdi. Mustafa bey'e burdan tekrar tesekkur ediyoruz. Rezervasyon torpilimiz de tam o sirada orda bulunmakta olan kendisidir, bunun icin de bir tesekkur borcluyuz. Bu arada ogrendik ki en cok Turk calisan Royal Caribbean gemilerindeymis.

Ilk gunumuz biraz yagmurlu ve serin gecti dedigim gibi ama asagi indikce hava da isinmaya basladi. Ertesi gun San Juan'a indigimizde hava gayet iyiydi. Ilk duragimiz San Juan, Puerto Rico. San Juan eski ve yeni San Juan olarak ikiye ayriliyor. Biz eski sehri gezmeye karar verdik orda bulundugumuz 6 saat icinde. Puerto Rico 1952'den beri Amerika'ya bagli. Bacardi fabrikalariyla da unlu. Eski San Juan'da 16. ve 17. yuzyildan kalma Ispanyol binalari var. Bir de methini pek duydugumuz yagmur ormani vardi ama o da 4-5 saat isteyen basli basina bir etkinlik oldugundan gidemedik. Haritaya baktigimizda pek de buyuk bir alan gibi gorunmuyordu, biz burayi bitirir plaja bile gideriz diyorduk (tabi tabi). Her kosede fotograf cekmek icin oyalanip ustune bir de yemek ve alisverise dalinca yarisini bile gezdigimizden emin degilim.

San Juan korfezinin ve sehrin korunmasi icin 16. yuzyilda Ispanyollar tarafindan yapilan El Morro kalesine gittik. Kalenin yeri cok guzeldi gercekten. Obur ucta daha kucuk bir kale daha varmis ama ona gitmeye vaktimiz kalmadi, adini da hatirlamiyorum. Yol ustunde gordugumuz bir katedrali gezdik. Katedral kucuk, sade ve bembeyaz boyasiyal cok ic aciciydi. Eski San Juan'da sokaklar genelde dar ve arnavut kaldirimli. Kucuk balkonlu, cogunlugu 2 katli olan evlerse rengarenk boyali.

Acikinca kendimize yerel yemekleri tadabilecegimiz bir yer aramaya basladik. Sirketteki Puerto Rico'lu bir arkadasim pasteles'i tavsiye etmisti. Hic birimiz daha once yememis olunca pasteles yapan yer bulana kadar dolandik. Pasteles Hamuru genelde yesil muz, bir cesit muz olan plantain, Turkcesini kulkas koku olarak buldugum neye benzedigi konusunda hicbir fiktimin olmadigi taro ve balkabaginda olusuyormus. Bunlar pure haline getirilip etli olacaksa arasina et konduktan sonra muz yapraklarina sarilip kaynar suda uzun sure (sirketteki Puerto Ricolu arkadasim 1.5 saat dedi) pisirilirmis. Cok lezzetli oluyor, cok begendim. Ozellikle noel zamani cokca yapilan yoresel bir yemekmis.

Ikinci adamiz Antigua'ydi. Bana biraz Jamaica'yi animsatti ama Jamaica cok daha yesil. Bu ada da cok fakir gorunuyor. Orda hemen bir taksiye atlayip onceden ayarladigimiz resorta gittik. Gunubirlik giris ucretini odedikten sonra resortun tum olanaklarindan yararlanabiliyorsunuz. Kucuk olsa da guzel bir plaji ve denizi vardi. Guneslendik, yuzduk, yedik ictik, aksama kadar yattik orda analaycaginiz:)

Ertesi gunku duragimiz St. Thomas'di. Yarim gunluk tekne ve snorkel turu ayarlamistik gitmeden once, gemi limana yanastiginda teknemiz de bizi bekliyordu. Hava guzel, deniz sakin ve onceki 1-2 tekne gezimde de problem olmamis eh daha ne olsun diyip tutma ilaci almadim. Tutma ilaci alinca acaip uykum geliyor, zar zor uyumamayi basarsam da serseme donuyorum. Sen misin almayan. Tekne yolda iyice sallamaya basladi ve ben sefil oldum. Snorkel yapacagimiz yere gittimizde de snorkel falan gormuyordu gozum. Cikilacak bir kara olsa cevrede direk oraya cikacaktim ama yoktu. Soguk su iyi gelir dediler snorkelimi takip attim ben de kendimi asagi. Bir sure iyi geldi cidden de. Ama suyun sicakligina alisinca ben burdayim bir yere gitmedim sinyallerini gondermeye basladi yine midem. Batik bir tekne vardi, onun kalintilarini izlemek ilgincti ama balik ya da deniz florasi yonunden cok da zengin bir snorkel olmadi. Donus yolunu da Adilin kucaginda yatarak, rezil olmamak icin dualar ederek, gelmedik mi daha diye diye bitirdim. Karaya adim atar atmaz ne mide bulantisi kaldi ne birsey. Sen sakrak sakimaya basladim gene.

Kalan zamanda adayi gezdik. Alisveris icin dogru yerin St. Thomas oldugunu soylemislerdi, ama alisveris yapmaya pek vakit kalmadi. Baktigimiz sokak pazarinda ilginc seyler goremedik. Sonra bir sokak bulduk, 50 dukkan varsa 40i mucevher satiyordu, mucevher cok ucuzmus orda ama gel gor ki hic aram yoktur takiyla falan, degerlendiremedik:) Sonunda gene kostura kostura her adada oldugu gibi gemide olmamiz gereken saati gecirerek ve ama daha icki alacaktik diye soylenerek gemiye gittik. St. Thomas'i cok sevdik biz.

Son duragimiz Bahamalarda kucuk bir adaydi, Great Stirrup Key. Hakkaten kucuk bir ada ama, bir saatte cevresini rahatca yuruyebilirsiniz, o kadar bile surmeyebilir. Norwegian adanin bir kismini satin almis (bize oyle dedier en azindan) ve dogu karayipler tarafinda cruise yapan gemilerinin hepsi buraya ugruyor. Insan biraz ilgi gosterilmis olmasini bekliyor yani. Gelin gorun ki son derece hayal kirikligi bir yer. Cok cirkin bir kere, cevredeki cali cirpiyi yesillikten saymiyorum. Kosede bir yerde barbeku yapiyorlardi. Sezlong, semsiye gibi seylerin hepsi paraliymis. Ben bir onceki gece geminin hizli gitmesinin ve bolca sallamasinin etkisiyle yine yerlerde surunen midemi toparlayip adaya cikabildigimde hepsi alinmisti zaten. Snorkel bile paraliydi, ben kaldigim hicbir otelde snorkelin parayla kiralandigini gormemistim, yuh diyorum baska da birsey demiyorum.

Gemimiz 13 katliydi. Surekli acik bir casino, saga sola serpilmis barlar, spa, gym, oyun odasi, kutuphane, restaurantlar, 1-2 dukkan, gosteri salonu ve diskosu vardi. Her aksam bir gosteri vardi, gayet siradan gosterilerdi bizce. Bir tek sondan bir onceki aksam Cirque Bijou diye bir sirk vardi, o cok guzeldi iste. 13. kattaki terasta iki havuz vardi, havuzlar cok kucuktu, gemi havuzlari anca bu kadar oluyor sanirim. Yuzmek icin degil de serinlemek icin sadece. Gemiye icki sokmak yasakti basta da belirttigim gibi. Ama bu bize engel olabildi mi, tabi ki hayir:) Iki gun ustuste toplamda 5 sise icki kacirdik iceri, yemek onceleri ve sonralari uzuun ve cok keyifli bol muhabbetli balkon sefalari yapildi onlarla.

Sonuc olarak bayagi eglendik, cabuk gecti gunler ama gemi tatili pek bize gore degil. Biz sadece Adille ikimiz gitsek sikilirmisiz, ona karar verdik. Sadece gemide gecirdigimiz gunlerde kapana kisilmis hissi oluyor biraz. Yapacak fazla sey yok. Yolcularin yaridan cogu yasli, oyle olunca bingo gibi aktiviteler oluyor gun boyu. Kalabalik. Veee hic beklemezdim o buyuk gemilerden ama salliyorlar, bazen yalpalayarak yurumenize yol acacak kadar hissediliyorlar ve benim gibi araba, deniz tutan biriyseniz tabi ki tutuyor, sefil oluyorsunuz. Bir de, indiginiz yerlerden pek birsey anlamiyorsunuz. Hadi bizimkiler adaydi, ana amac da denizle butun olmakti ama yine de cok kisitli zamaniniz olunca bir yerde, ozellikle de ilk kez gittiginiz bir yerde, ne yapacaginizi sasiriyorsunuz: denize mi gidelim, adayi mi gezelim, alisveris mi yapalim...Hele de gemiyle Avrupa turlari cok anlamsiz gozuktu gozume birden. O kadar yogun gorulecek seylerin oldugu sehirlerde hangisini secip gezebilirsiniz ki cidden.

Eve geldigimizde bavullarimizdan birinin acilmis oldugunu gorduk. Kilit kirilmis ve alinmis. Bavulun icinde Transportation Security Administration'dan bir yazi vardi. Bavulumuz icinin acilmasi icin rastgele secilen sansli bavullardan biri olmus. Bavulu kitlemenin yasak oldugunu soyledi ertesi gun bunu anlattigim patronum. Kotu tecrubelerimiz var bizim bu konuda. Amerika'da hic basimiza gelmedi ama Adil Arabistan'dan Turkiye'ye donerken, kitlemeyin yasak uyarilarina kulak vererek bavulunu kitlememis ve bunun sonucu bavuldaki birkac sise parfumun calinmasi olmustu. Ondan beridir mutlaka kitliyoruz biz bavullarimizi. Cok bakmak istiyorlarsa buyursunlar kirsinlar kilidi, bir itirazim yok.

Perşembe, Mart 01, 2007

Simdi de Ozetler

Son yazdigimdan beri olanlarin ozetini geceyim gene. Once saglik:) Adil korkuttu bizi biraz gecen aksam. Is cikisi gittik alisveris yaptik gule oynaya, yemek aldik geldik. Tam yemegimizi yerken karninin sag alt tarafinda bir agri oldugunu soyledi. Agri siddetlendi, Adil tam agriyan noktayi buldu ve dokundugu anda da kendinden gecti. Kendine geldiginde yuzu bembeyazdi. Agri gecmisti ama cok usudugunu ve cok yorgun hissettigini, uyumak istedigini soyledi ve yatti. Tum bunlar cok kisa bir surede olup bitti. Bizim aklimiza ilk gelen apandist oldu. Ertesi sabah doktor arayip olanlari anlatip kontrole gitmek istedik, direk hastaneye gidin dediler bize. Gittik, bir suru test yaptilar, ultrasona aldilar falan. Neyse ki birsey cikmadi. Safra tasi dusurmus olabilecegini soylediler. Baska tas yokmus su anda. Bir hafta sonra tekrarlayabilir veya bir daha hic olmayabilir dediler. Ise arabayla gidip geldigi icin oyle pat diye kendinden gecmesi kismi endiselendirmisti beni en cok, umarim tekrarlamaz, olacaksa da ev disinda olmaz.

Tasindik, bitti. Gecen Carsamba anahtarlari alinca Persembe ve Cuma ufak ufak arabaya siganlari, ozellikle de mutfagi, tasimaya baslamistik zaten. Cumartesi sabahi once kamyon icin Budget'in kapisina dayandik. Hic sorun yasamadik ne kamyonu alirken ne de birakirken, pek de guleryuzluydu ofisteki kadin, tavsiye edebiliriz gonul rahatligi ile. Kabile erkekleri de yerlerini alinca bir saat icinde kamyonla gidecek hersey yuklenmisti bile. Tekrar cok tesekkur ediyoruz burdan hepsine, o sogukta geldiler, bizi yalniz birakmadilar. Bir saat icinde de geri bosaltilinca esyalar, oglen kamyonu geri goturduk. Fotograf makinasini ozellikle ayirmistim ki tasinma hatirasi fotograflari cekebilelim. Makinanin icine bakmayi unutmusum, kart yokmus meger:( Fotograf falan cekemedik tabi. Karti diger esyalarin arasindan bulup cikarmak 1-2 gun aldi zaten. Aksama dogru yeter bugunluk bu kadar is dedik, Balkir, Eda-Murat ve Sibel-Ilkayla birlikte once pideciye ordan da sinemaya Breach'i izlemeye gittik. Pazar gunu kalan esyalari da biz arabayla tasidik ve apartmanimizla olan tum iliskimizi kestik o gunun aksaminda. Butun esyalar bir yana mutfak bir yanaydi ama. Tasi tasi bitmedi resmen mutfak Esyalar toplamda birkac kutuyla tasindigi icin kutular doldukca goturuluyor, bos bulunan yerlere bosaltiliyor sonra geri gelip tekrar doluyordu. Obek obek bir suru zimbirti vardi ortalarda, korkunc gorunuyordu etraf. Elifcim sagolsun geldi el atti mutfagi hallediverdik bir ogleden sonra. Diger yerler de oturuyor yavas yavas.

Dun bir de cop kutusu edindik disariya. Onemli bir seymis bu, bilmiyoruz tabi. Copculerimizin kurallari var, disinda cikarsaniz copunuzu almiyorlar. Disariya copu sadece cop torbasini agzini baglayarak koyarsaniz almiyorlarmis. Gerci sonra ogrendik ki cop torbasi buyuk siyah cop torbalarindan olursa aliyorlarmis. Cop torbalarini once o siyah torbaya sonra da buyuk cop kutusuna koyup disari birakmak gerekiyormus. Dune kadar bu tur bir cop kutumuz olmadigi icin sabahlari copleri arabaya koyuyorduk, Adil eski apartmanin ordan gecip gecerken copleri ordaki cop odamiza birakiyordu. Geri donusum copleri icin de mutlaka mavi plastik cop kutusu gerekiyormus yoksa gene almiyorlarmis coplerinizi. Ondan da edindik, simdi kamyonun gctigi gunleri hatirlamaya kaldi is:))

Artik rahat rahat duvar delebilecegimiz icin bir matkap seti edindik. Yeni bir oyuncagim oldu diye pek mutluyum. Raf keseyim asayim deleyim civiler cakayim...pek eglenceli geliyor. Icimde marangoz/tamirci ruhu varmis, cikti ortaya:) Matkap setini de heyecanla bagrima bastim, oynamak istiyorum onunla cidden, simdi tek eksigim pratik yapacak bir duvar:))

Insallah en kisa zamanda kendisinden unlu modacimiz diye bahsetmek istedigimiz sevgili arkadasimiz Berna'nin katildigi fuara, The Train'e, gittim fuarin son gunu. Ogle arasinda kactigim icin cok uzun kalamadim, fuari gezme sansim da olmadi ama arkadasim diye demiyorum valla pek sikti Berna'nin kiyafetleri. Bu yaza burdaki bazi butiklerde goruruz belki Mousca'yi:)

Gecen aksam B.B. King konserine gittik. Ben metronun azizligine ugrayinca konser basladiktan sonra gelebildim salona. 81 yasina basmis King, e artik bugun var yarin yok burnumuzun dibine gelmisken gitmemek olmaz dedik, kalktik gittik dinlemeye blues kralini ve gitari Lucille'i. Iyiki de gitmisiz cok eglenceliydi konser. Sarki aralarinda konustu bol bol, hikayeler anlatti, kirdi gecirdi tum salonu. Enerjisi falan gayet yerinde masallah, iyi bir diyetisyenle gobegini biraz indirebilirse dalya da der bence.

Haftasonu tatile gidiyoruz, bir hafta yokuz. Oncesinde tekrar yazmaya vaktim olmaz muhtemelen. Saat sayiyorum nerdeyse, iki gun sonra su saatte ilk gemi turumuzun tadini cikariyor olacagiz kismetse. Donunce gorusuruz:))

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Haberler Haberleer Haberleeeeerrr


Biliyorum biliyorum cok ihmal ettim blogu. Sadece yogunluk degil bunun sebebi. Yazma istegimi kaybettim, hukumsuzdur! Oole pat diye gidiverdi. Benim bu istek, motivasyon olaylarim boyle iste, bir varlar bir yoklar. Gyme gitme istegim geri geldi ama, cok mutluyum. Cok inisli cikisli bir iliskimiz var kendisiyle, ortada birsey yokken terkediyor beni, birkac ay gorunmuyor. Ben o donemde gymin sokagindan bile gecmez oluyorum. Sonra donuyor birgun yine habersiz, bu sefer tum oglen programlarim gyme gore ayarlaniyor. Simdilerde yine burda kacmasin diye ne isterse yapiyorum:) Sabote ediliyoruz bu sefer de. Fizik tedaviye gidiyorum, terapistim gyme gitmesen mi bir sure acep dedi. Bak simdi. Ufak bir pazarliktan sonra sunlar yapilabilir bunlar yapilamaz diye anlastik, gym izni cikti:))

Fizik tedavi mi nerden cikti? Surda bir yas daha buyudugumun yuzume vurulmasina bir aydan az kalmisken kendimi 34bin bakimina aldim. 30lara gelince daha cabuk geciyor bu yillar sanki. Ara ara, ozellikle soguk havalarda kendini belli eden bir diz agrim vardir benim. En son yillar once Turkiyede gittigim doktor meniskus demisti, oyle kalmisti. Tekrar gosterelim bakalim nedir durum dedik, doktor daha 5. dakikada bana sen ice basiyorsun ondan oluyo dedi. Ice mi basiyorum, nassi yani. Ama ama...kimse bana bunu soylememisti ki ama. Gercekten ice mi basiyorum, nasil basiyorum diyerek yuruyusumu inceleyecegim diye onume bakmazken toslayacagim bir yere bir gun o olacak. Simdi ayakkabilarin icine konulan desteklerden almam gerekiyormus, bir de fizik tedavi dendi, haftada iki gun gitmeye basladim. 1 ay gidecegim.

Gunun en onemli haberini vereyim daha fazla gevezelik yapmadan. Bugun resmen evli olduk:)) Sabahtan avukatimiza gittik tapu devir teslim islemleri icin. Yaklasik bir saat kadar imza atiyorsunuz demislerdi hakkaten oyleymis. Satici ve avukati geldi, onlarla olan islemler bitti, onlar gitti, biz hala saga sola imza atiyorduk. Tam da gununu bulmusuz bu islemler icin. Tum kis yuzunu gostermeyen karin yagacagi tuttu bugun. Korktugum kadar kotu degildi gerci, haftasonu kursta 10 inch (30 cm falan) olacakmis diyip duruyorlardi, hava durumunda da olabilir diyordu ama 1-2 inchle kurtardik gibi. Sabah nerdeyse buzlanmis gibi yagan kar yagmur arasi karisik seyde henuz acilmamis yollarda gitmek biraz zor oldu, yavas yavas gittik ama sorun cikmadan. Kis basindan beri mevsim normallerinin cok ustunde olan hava sicakligimiz simdi de bayagi altindaymis, normal kis kosullarini tutturamayacagiz bu kis herhalde.

Cumartesi tasiniyoruz kismetse. Bundan sonra Nutley'den bildirecegiz:) U-Haul'la bazi arkadaslarimizin sorun yasadigina sahit olduktan ve onlarla ilgili sagdan soldan bilimum kotu ani dinledikten sonra kamyonu Budget'dan kiraladik. Google'dan musteri memnuniyeti ile ilgili olarak yaptigim kisa bir arastirma sonucu Budget'in da sutten cikmis ak kasik olmadigini ogrenmis bulunuyorum ama artik sansimiza iyi bir ofis cikar umariz demekten baska care yok.

Bizim bundan onceki birkac tasinmamiz ayni zamanda ulke degistirmek oldugundan her seferinde elimize bavulumuzu alip cikmistik evlerden. Hic oyle esya topla bilmemne isleriyle ugrasmamistik tabi. Simdi de ayni ruh hali icindeyiz, evde hic haftasonu tasinacakmisiz gibi bir hava yok:)) Ev kucuk ya ona da guveniyoruz. Bizimkinden daha kucuk evden iki kamyon dolusu esya cikarmayi basarmis olan Balkir surekli uyariyor bizi gerci:) Mumkunse kutulama vs islerine girmeden tasinmak istiyoruz biz. O kutulari yapmasi bir dert acmasi ayri bir dert. Kutulanmaya en cok ihtiyaci olabilecek tabak canagi oylece goturecegiz mesela. Ikea mallari ne kadar dayanikli oluyormus hep beraber gorecegiz. Kirilirlarsa da yenilerini almak icin bahane olur, su bardaklarindan sikilmistik artik zaten heheh:)))

Kek dekorasyonu kursumuz devam ediyor. Ilkini bitirdik, sertifikalarimizi aldik, simdi ikinciye basladik. Hazirlikli gitmek gerektigi icin her hafta ici ya kim ugrasacak simdi bunlarla nerden basimiza is actik diye soylene soylene odevleri hazirliyoruz ama oraya gidince de cok egleniyoruz. Yanda Gulru'nun baby showeri icin hazirladigimiz pasta var. Pazar gunu shower yaptik sevgili arkadasimiza, bize de bir araya gelmek icin bahane oldu, kiz kiza yedik ictik eglendik.

Bir Super Bowl'u daha geride biraktik. Su Janet Jackson korkularini ne zaman ustlerinden atacaklar merak ediyorum. Uc yil oldu paso dinazorlar cikiyor devre arasinda. Bu sefer de Prince vardi. Hayir sevdigim sarkilari vardir kabul ama lisedeyken dinliyorduk onu yahu, soyle genc aktif dinamik heyecanli sarkici kalmadi mi memlekette nedir.

Super bir haberim daha var. Cok sevgili arkadasimiz Berna ilk kreasyonu ile New York'un onemli trade showlarindan The Train'e kabul edildi:)))) Agzimiz kulaklarimizda geziyoruz biz de. Ben cizdim sanki kiyafetleri, oyle bir havadayim ki sormayin:)) Show'un tam tasindigimiz haftasonuna denk geliyor olmasi cok aksilik oldu tabi ama son gunu ne yapip edip kacacagim pgle arasinda Bernayi gormeye. Cuam aksami onlardaydik, fuar haberini kutladik hazirladiklari muhtesem raki sofrasi esliginde.

Ahh, aklima gelmisken, can arkadasim Dilarasim sobelemis beni. Zor olmus bu soru, ben hepsini biliyorum ya, kim ne biliyor ne bilmiyor valla bilmiyorum:)) Ilk aklima gelenleri yazayim, oldugu kadar idare ediverin artik. Hatta siz tamamlayin bese ben ogreneyim:)) Maymun istahli oldugumu dunya alem biliyordur herhalde. Sadece cheesecake yiyerek yasayabilirim. Bir de birseyle ugrasiyorsam cevremle olan iliskim tamamen kopar. Ozellikle de isle ilgili birseyler yapiyorsam ve yogunsam (genelde de yogunum). Gecenlerde kubik komsum ise gelmemis mesela, oglen 1 falan, kubigimin onunden gecen biri Mary bugun gelmedi di mi dedi. Ancak o zaman farkettim kadinin hakkaten gelmedigini aa Mary gelmedi mi diyerek:)) Karsi tarafin bana nasil garip garip baktigina hic girmeyeyim:)) Isim hafizam yoktur ayrica, cok cabuk unuturum isimleri. Yuzleri hatirlarim ama isimleri unuturum maalesef.

Salı, Şubat 06, 2007

Film: The Last King of Scotland

Gecen ay izledigimiz, Leonardo DiCaprio'nun gayet basarili buldugumuz Afrika'da pirlanta uzerine donen kanli oyunlari anlatan Blood Diamond filmini cok begenmistik. Bu hafta sonu, Eda, Murat Kilic'in onerisi uzerine, Sibel ve Ilkay Kazakci'yi da aramiza katip The Last King of Scotland filmini gormeye gittik. Film, 1971-1979 yillari arasinda bir askeri darbe ile basa gecip Uganda'yi yoneten diktator Idi Amin'i konu aliyor ve onu hayali bir kahraman olan Iskoc bir doktorun (James McAvoy , Nicholas Garrigan rolunde) gozuyle anlatiyor.

Idi Amin'i oynayan Forest Whitaker bu sene Golden Globe odulu aldi ve Oscar'a aday. Hakikaten cok etkileyici bir rol ciziyor. Forest Whitaker, benim aklimda Jim Jarmusch'un 1999 yapimi Ghost Dog: The way of the Samurai filmiyle yer etmis. Hani guzel bir film filan da degildi, gayet bunaltici gelmisti ama aklimda yer etmis iste.

Film'de bir de X-Files'dan tanidigimiz Gillian Anderson (X-files'daki adi ile Dana Scully) var ama gayet kisa bir rol. Bayagi kilo vermis diye dedikodusunu yaptik hatunun :)

Bizim yasimiz yetmiyor ama Wikipedia'dan Idi Amin'i okuyunca filmde biraz boluk porcuk, kopuk kopuk bahsi gecen kimi konulari biraz daha yerli yerine oturtmak mumkun oluyor. Bir sekilde benim sezinledigim direkt suclamadan kacinma vardi sanki filmde. Tamam, onun yonetiminde bir suru "kayip insan" oldugundan, sergilenen vahsetten filan bahsediliyor ama sebepsiz degil, sanki daha cok defansiv hareketlermis gibi bir izlenim verdi bana film. Yani, mesela Saddam'la ayni kefeye konacak bir adam degil gibi.

Ote yandan onun yonetiminde 80.000 ila 300.000 kisinin olduruldugunden bahsediliyor. Yine de garip bir sekilde netlik yok. Filmde, Idi Amin iktidara geldiginde halkin nasil costugu gosteriliyor. Basta halden anlayan, halktan, sade ve sempatik biri olarak goruntuleniyor. Sanki sonradan anlasilmaz bir sekilde canavara donusuyor. Suikast girisimleri yuzunden midir bilinmez paranoya bir tip haline donusuyor.

Ingilizler icin Afrika'da yillarca savasmis biri ve basa geldiginden Ingilizler'den ovguler aliyor. Sonra birilerinin tavuguna kis dedigi icin midir bilinmez kanli-bicakli oluyorlar. Asyalilari niye kovdugu ise tam bir muamma. Haa filmin adi nerden mi geliyor? Idi Amin kendine n tane sifat vermis. Ingilizlere karsi mucadele ettigi icin kendini Iskoc Krali olarak goruyor

Velhasil, cevapladigi soru kadar yanitsiz soru birakan bir film ama zaten sonucta bir dokumanter filan degil, olur o kadar... 8/10.

Cumartesi, Ocak 20, 2007

Uzgunuz...

Bu aralar moralimiz bozuk. Turkiye'den kotu haberler ust uste geldi. 10 gun kadar once, sevgili kardesimiz Balkir Unur babasini kaybetti, cok uzulduk...

Gecen hafta icinde ODTU-MD listesine gelen bir e-mailden ODTU Insaat'tan sinif arkadasim Isik Kagan Ulus'u kaybettigimizi ogrendim. Daha 35'inde kalp yetmezliginden gocmus gitmis sevgili kardesimiz. 200 kisi girdimiz bolumden 160 kisi mezun olduk. Genc yasta kansere yenik dustu bir kardesimiz, trafik kazalarinda kaybettik bir kacimizi. Hepsi ayri bir aci...

Dun de sadece yazilarindan tanidigim, sevdigim bir aydini, Hrant Dink'i, zorbalara kurban verdik. Ona da cok canim yandi. Turkiye'yi onu kursunlayanlardan cok daha fazla seven bir insani kaybettik. Dusunce ozgurlugunu kisitlayan, yazarlarimizi, aydinlarimizi mahkemelerde surunduren 301 nolu kanunumuzdan muzdarip idi o da. Asagiya Agos'ta yayimlanan son
yazilarindan birini kopyaliyorum. Yaziktir, gunahtir....

Ruh halimin güvercin tedirginliği

Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa’dan aşinaydım. 2002 yılında Urfa’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “Türk olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.
Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri. Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti. Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.

Kendimden emindim
Ama hayret işte! Dava açılmıştı. Yine de iyimserliğimi kaybetmedim. O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı. Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu. Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.

“Ya sabır” çeke çeke...

Ama dönülmedi. Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi. Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı. “Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca. Davanın her celsesinde “Türkün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. Her seferinde “Türk düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle. Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu. Tüm bunlara “Ya sabır” çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum. Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.

Tek silahım samimiyetim

Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım. Hakim “Türk Milleti” adına karar vermişti ve benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi. Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı. İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve “Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum: “Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay’da temyize başvuracağım ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.” Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.

Kara mizah

Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk. “Kara mizah” dedikleri bu olsa gerek. Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki? Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.

“Türk Devleti adına”

İtiraf etmeliyim ki Türkiye’deki “Adalet sistemi”ne ve “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım. Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu? Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil. Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor. Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde. Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “Türk Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “Türk Milleti adına” değil, “Türk Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi? Hem sonra zaten, Yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu? Azınlık Vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?

Başsavcının çabasına rağmen

Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu? Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu. Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul’a taşıdı. Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul’da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.

Güvercin gibi
Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular. Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü. (Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.) Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil. Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence. “Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren. Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum. Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye. Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik. Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik. Tıpkı bir güvercin gibiyim... Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.

İşte size bedel

Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek? “Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?” Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi... İşte size bedel... İşte size bedel... İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..? Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?

“Ölüm-Kalım” dedikleri

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu. Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında... O noktada hep çaresiz kaldım. “Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım. İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı. Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı. “Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.

Kalmak ve direnmek

İyi de, gidersek nereye gidecektik? Ermenistan’a mı? Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi? Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi. Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım? Rahat bana batardı! “Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik. Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı... Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.

Ürkek ve özgür
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten. Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum. Bu dava kaç yıl sürer, bilemem. Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim. Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım. Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

Hrant Dink (19 Ocak 2007) AGOS Sayı: 564

Neymis?


World of Warcraft tutkumu iyice asikar ettikten sonra, artik nerde bir haber gorse mutlaka gonderiyor bana dostlarim. Gecen hafta oyuna yeni ozellikler katan genisletme paketi (Expansion Pack) cikti piyasaya ve tum dunyada haber oldu haliyle.

Sabah 4:26'da bir e-mail gelmis Murat Uygur kardesimden. Alp uyutmadi herhalde :) Radikal'de "40 bin kisinin akli bu oyunda" basligi altinda bir yazi varmis. Tum dunyada 8 milyonun uzerinde kullanicisi var oyunun, demek ki Turkiye'den de epey bir oyuncu varmis. Haber, oyunu tanitmis ama klasik laubali, abartili Turk gazeteciligi kendini gostermis kimi yerlerinde...

Yok efendim Blizzard hangi saatte oyunun nerde piyasaya cikacagini kontrol ediyormus, yoksa internet cokermis. Cahillik olduklarindan midir, yoksa "cahillere yaziyoruz" kafasinda olduklarindan midir (bence 1.si) bilmem, boyle sacma sapan laflar ediveriyorlar ve kizdiriyorlar beni iste.

Oyun birbiri ile baglantisi olmayan bir suru "dunya" da oynaniyor. Ornek vereyim, ben oyuna basladigimda "Durotan" diye bir dunya ("realm") secmistim. Diyelim ki Durotan realmini ayakta tutan 5 tane sunucu bilgisayar olsun, toplam bir kapasitesi var bu sunucularin. Atiyorum ayni anda 20,000 kisi oynayabilir. 20,001. kisi Durotan'a katilmak istediginde, giremiyor ve kuyruga giriyor. Birileri cikinca baskalari katilabiliyor.

Durotan acaip yogun bir realm idi ve hemen her gece uzun sure (bazen 1 saat) kuyrukta beklemek gerekiyordu oyuna girmek icin. Bir kere bir realm'i secince, oraya bagli kaliyorsunuz ve baska bir realm'e gecmek isterseniz para oduyorsunuz Blizzard'a. Yalniz sikayetler tavana cikinca, Blizzard bedava gecis imkani verdi.

Benim uye oldugum ekip ("guild" deniliyor oyunda), Dignitas, Blizzard'in onerdigi ve bedava gecis imkani verdigi "Arygos" realm'ine tasinma karari aldi. Ben de onlara uyup tasindim yeni realm'e. Dedigim gibi realm'ler birbirlerinden kopuk. Dolayisiyla "Durotan" daki arkadaslariniz orda kaliyor, haberlesemiyorsunuz ve onlari gormuyorsunuz artik.

Yani "internet filan gocmez kardesim, yalan yanlis yazmayin" diyecem ama dinleyen kim :)

Durotan gibi pek cok 'eski' realm zor durumda aslinda, cunku saatlerce kuyrukta beklemek istemiyor hic kimse. Ote yandan, arkadaslari filan orda, birakip hic tanimadigi insanlarin oldugu yere gitmek de istemiyor insanlar. Blizzard dun, pek cok yeni "bedava" tasinma imkani tanidi ve eger insanlar tasinmazlarsa, zorla realmleri boleceklerini ilan ettiler.

Oyunun oldukca sosyal bir tarafi var. Surekli ekibinizle yazisiyorsunuz, basiniz dara dusunce yardiminiza kosuyorlar (tabii bu islerin adabini ogrenip sizde baskalarina yardim ediyorsunuz"), isinize yarayacak ama belki oyun icindeki Muzayede Evlerinde (Auction House) dunyanin parasini odeyip alacaginiz seyleri bedava veriyorlar. O yuzden iyi bir guild'in olacak su dunyada mirim :) Benimki, Dignitas, cogu evli, cocuklu, 30+ yasinda, dunyanin dort bir tarafindan uyesi olan akli basinda bir grup. O yuzden Bezen'in deyisiyle "Seviyorum ben onu" :)

Oyunun bana gore hos bir tarafi da su: bir suru yasli, torun sahibi, emekli insan oynuyor oyunu. Bu insanlar, torunlari ile oynuyorlar! Dusunsenize, cocuk eve geliyor, oyuna giriyor ve dedesi o gun oyundan kazandigi, onun isine yarayacak degerli bir seyi gondermis posta kutusuna :) Veya birlikte akin ciktigi, kendisinden kuvvetli birilerine karsi onu koruyacak bir babaannesi var. Teknolojiyi icsellestirmis bir toplumda yasamanin boyle hos taraflari var cocuklar icin...

Realm konusuna donersek, az insanin oldugu bir realm'de farkli bir oyun stili gelistirmeniz gerekiyor. Ornek: Herkes gibi ben de sik sik muzayede evlerine gidip, ne var ne yokmus, ne satabilirim, ne alabilirim diye bakiyorum. Durotan cok kalabalik oldugundan, daha cok alici ve daha cok satici vardi. Arygos'da daha az kullanici oldugundan hem bir sey bulmak zor hem de fiyatlar daha pahali. ama eve gelip saatlerce oyuna girmek icin kuyrukta beklemekten iyidir...

Çarşamba, Ocak 17, 2007

Evleniyoruz


Galiba oluyor, galiba ev sahibi olacagiz uc vakte kadar! Hersey yilbasindan birkac gun once basladi. Kabilemizin bir kisminin da oturdugu siteyi gozumuze kestirmistik bir zamandir. Civarda yanina yaklasilabilir turden evlerin en genci 40 yillik. Nerdeyse 100 yillik olanlari da var. Eh bu kadar genc! evler ne tur sorunlar acabilir insanin basina, dusunmek urkutuyor tabi. Cicegiburnunda sitemiz henuz 6 yillik, secim yapmak cok zor olmadi tabi. Son birkac yil icinde ev fiyatlari alip basini gidince bakakalmistik hizla artan fiyatlarin ardindan. Simdi market sakinlesti gibi, biraz dusme bile var hatta. Tekrar basimizi cikardik kabugumuzdan ve begendigimiz (ama o anda hicbiri satilik olmayan) modelin yolunu gozlemeye basladik. Yilin son haftasi cikti piyasaya bizim ev. Yilin son gunu de gittik gorduk.

Evsahibiyle pazarliklar, inerdin inmezdin derken anlastik ve islemler baslatildi. Closing'i (tapunun el degistirmesi desem olur herhalde...di mi) Subat ortasina istedigimiz icin islemlere hizlica baslamak gerekti. Ev alirken ne yapilmasi gerekiyormusu bir sonraki post'da yazacagim.

Zamanlamasi cok iyi oldu aslinda cunku kira sozlesmemiz Subat sonu bitiyor. Sozlesme yillik uzatiliyor ve arada bozarsaniz yonetici firmanin yilin kalan kismindaki kirayi size odetme hakki var. Is o asamaya gelmeyebilir tabi yeni kiraci bulurlarsa ama gunahimi bile vermeyecegim bu yonetici firmalarinin boyle bir haklarinin oldugunu ve isterlerse kullanabileceklerini bilmek bile yeterince sinir bozucu. Evsahibiyle anlastigimizda ayin 5'iydi, hemen yonetici firmayi aradim ve sozlesmeyi yenilemeyecegimizi soyledim. Ilk laflari "hmm gec haber veriyorsunuz yalniz, sozlemeye gore 60 gun onceden haber vermeniz gerekiyor, oysa siz 5 gun gecikmis oluyorsunuz" oldu. Hey allahim. Sanirim depozitimize el koyma haklarini sakli tutmak istiyorlar. Neyse, niyesini anlattim adama, o da elimden geleni yaparim burdakileri 5 gune sorun cikarmamalari icin dedi. Hatta Subat sonuna tum islemleri bitirme niyetimizi pek gercekci bulmadi, kendisi cok sorun yasamis ev alirken, kiraci bulunmazsa ve islemleriniz tamamlanmazsa bir ay daha kalmaniza izin verecegim bile dedi konusmanin sonunda, inanamadim. Cok hosuma gitti, hic boyle bir kibarlik beklemiyordum kendilerinden.

Simdi efenim, bu bizim pek buyuk bir adim ki oyle boyle degil. Ilk kez 1 odalidan daha buyuk bir evimiz olacak. Hep tek odali ve kucuk oldu bizim oturdugumuz yerler. Hele Ankara'daki ev evlere senlikti, tami tamina 48 m2'ydi. Emlak vergisi icin vergi dairesine gittigimde metrekareye bakan gorevli gerisi nerde bunun diye sormustu mesela. Salonunda pencere olmayan bir ev olabilir mi, oluyormus iste. Ahh, bir de sayaci kontrol etmeye gelen elektrikci amcamizin tepkisi vardir ki hala cok eglenirim hatirladikca. Kapidan iceriye soyle bir bakan amca diger odalari sormustu (gonlu zengin adamin). Hangi diger odalar amcacim hepsi bu iste cevabini alinca da pek bi uzulmustu bizim icin. Iki kisiyiz yetiyor dedigimde aldigim cevap "Bugun iki kisiniz ama yarin uc olursunuz, dort olursunuz, bes olursunuz" olmustu. Ben, ben sana naaptim amca modunda dehset icinde bakarken uc cocugu herhalde yeterli bulan adam beste durmustu neyse ki:))

Pazar, Ocak 07, 2007

2007'nin Ilk Yazisi


Ehem, yeni yiliniz kutlu olsuuun demek icin biraz gec mi kaldim ne, ayin 7si olmus bile:) Kafam mesgul da son gunlerde biraz. Niyesini birkac hafta icinde yazarim, henuz erken. Adil zaten kayiplarda, warcraftla yatip warcraftla kalkiyor:) Yilbasi yazisi kaynamis gitmis boylece arada, idare ediverin artik. Yeni yilin ilk yazisi da tam bana uygun olarak bogaz ustune:))

Havalarimiz bir guzel bir guzel sormayin. Sanki Nisan basindaymisiz da artik yazliklari cikarma zamani geliyormus yavastan gibi bir ruh hali icindeyim ben de. Nasil olmayayim ki, dun 20 (70 F) dereceydi. Kisa kollu tisortler ve kisa pantalonlarla disaridaydi millet. Hic sikayetim yok valla, surdan direk bahara gecsek gikim cikmaz. Rekor sicakliklara bakarsak daha once de havanin boyle oldugu Ocak aylari olmus burda. Bayagi once (1960) ama olmus mu olmus. Illa kotu bir anlama gelmiyordur belki, dongusel birseydir mesela diye dusunmek istiyorum.

Bugun pasta dekorasyonu ustune bir kursa basladim. Yakinimiza Michaels acildi. Michaels, el sanatlari ve hobi malzemeleri satan bir magaza. Gun icinde, arada da aksamlari, bazi kurslar veriyorlar. Hem yetiskinlere hem cocuklara yonelik kurslari oluyor. Kucuk cocuklarin anneleri ile katilabildikleri aktivite saatleri de var. Hosuma gidiyor boyle seyler. Bu da boyle bir etkinlik. Pazar gunleri ikiser saat, dort hafta surecek. Cok temel bir kurs bu. Ileri asamali olanlari da var ama hepsi hafta ici maalesef. Aksam da olsa bana gore cok erken saatte basliyorlar. Soyle 8'de falan baslayani lazim bana:) Belki onumuzdeki aylarda onlardan birini de haftasonuna koyarlar. Balcayla beraber gidiyoruz. Konuskan, cok tatli bir ogretmenimiz var. Bugun o yapti biz izledik, haftaya da biz yapacakmisiz. Kek ve icing (turkcesini bilmiyorum) yapip goturecekmisiz, orda da susleyecekmisiz. Cok eglenceli olacak. Icing iyi hos da cok pudra sekeri kullaniliyor yahu. Tatliya bayilmama ragmen evde yaparken sekerden ve yagdan bayagi caliyorum, yerlerine pekmez gibi daha saglikli alternatifler bulmaya calisiyorum, hem o zaman daha az vicdan azabi duyarak daha fazla yiyebiliyorum hehe:) Resimdeki kucuk bir kek ve onu kaplayacak icing icin 450 gr pudra sekeri kullanildi. Demek ki neymis, bundan sonra icingli bir pasta yerken icing bir kenara itilecekmis:))