Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ekim 01, 2009

Green Kart Loto Basvurulari

Bezen hanim'dan gelen bilgiye gore, ABD icin Green Kart loto (DV - 2011) basvurulari bugun basliyor ve 30 Kasim'a kadar surecekmis. Bekleyenlere duyurulur.

http://www.dvlottery.state.gov sitesinden yarin itibariyle basvurularin baslayacagini soyluyor. Basvuru icin gereken her turlu bilgi su linkte var. Cok basit bir is, kendiniz hakkinda 15 tane soruya cevap veriyorsunuz ve belirtilen sekilde cekilmis bir fotografinizi upload ediyorsunuz. Kimseye gidip para kaptirmayin, gidip basvurunuzu yapin siteden.  Bol sans.

Cumartesi, Ağustos 29, 2009

Ted Kennedy'nin Ardindan...


Uzun uzun yazmak gelmiyor icimden su anda; arkasindan goz yasi doktugumu hatirladigim tek politikaci Ted Kennedy...

Not: Bu mesaji yanlislikla teknoloji bloguna koymusum; onun yeri burasi.

Pazar, Şubat 08, 2009

Is guc durumlari

ABD'deki ekonomik krizi sagir sultan duydu. Bu durum bizi nasil mi etkiliyor? Durum kisaca soyle: Is oldugu surece yasam eskisi gibi devam ediyor. Bu memlekette insanin basina gelebilecek en kotu sey elbette sagliginin bozulmasi. Cunku ABD'de hersey para ama saglik hepsinden ote...

Sigortalar cok pahali. Haliyle sigortasiz milyonlarca insan var. Calistiginiz sirkete gore buyuk olcude sigorta sorun olmaktan cikiyor ama issiz kalirsaniz durum kotu. Tek cocuklu bir ailenin aylik sigorta gideri rahat 1000$'in ustunde. Ikimizde calistigimiz icin su anda odedigimiz para yillik bir kac bin dolar. Sonucta yine yukarida bahsettigim gibi eger iyi bir isiniz varsa, sigorta da diger giderler gibi cok caninizi yakmayan bir gider...

Problem su ki her gun 25000 kusur kisi issiz kaliyor bugunlerde. New York finans dunyasinin merkezi; haliyle ekonomik krizden en buyuk darbeyi alan eyalet oldu. Cok degil bir yil oncesine kadar; eger sirkette durum kotuye giderse; bir suru diger finans firmasindan bir tanesine giderim diye dusunuyordum. Ancak 2008 koklu finans firmalarini teker teker sildi haritadan ve hepi topu iki tane bagimsiz yatirim bankasi kaldi. Biri benim calistigim Goldman Sachs; digeri bundan once calistigim Morgan Stanley.

Goldman su ana kadar krizi en hafif zararla geciren firma. Ancak once Kasim ayinda, sonra Aralik'da iki buyuk kiyim oldu. Sirket calisanlarinin %15+ i isten cikartildi. Her gun binlerce insan issiz kaliyor ve bunlar gayet kalifiye insanlar. Gun gecmiyor ki dev firmalardan bir kacindan kotu haberler gelmesin. 

Peki kalanlarin durumu iyi mi? Yo, herkes baski altinda; yarinin ne getirecegini kimse bilmiyor. Karanlik tunelin ucunda bir cikis da gorunmuyor. Haliyle is yeri keyifsiz bir yer halini aldi. Calisma saatleri artti; is yuku artti; yani yasam kalitesi dustu.

Obama'nin basa gecmesi iyi oldu elbette; ustelik demokrat hem kongre hem de senato cogunlugunu ellerinde tutuyorlar; ancak su anda uzerinde calisilan ekonomiyi canlandirma paketi gibi devasa paketleri kanunlastirmak icin yine Cumhuriyetcilere muhtac durumdalar. Cumhuroyetciler ise ayni tas ayni hamam; sanki Bush donemi ve oncesindeki Cumhuriyetci fikirler degilmis gibi coken; hala ayni seyleri tekrarlayip Obama - Demokratlarin cikartmak istedikleri paketleri tas koymaya calisiyorlar.  New York Times yazari, Nobel Ekonomi odullu Paul Kraugman'in dun yazdigi gibi ; ulke ucurumun kenarina geldi onlar hala kor kor asagi itmeye calisiyorlar.    

Bir kac gundur Lara'nin oglen uykularindan firsat buldukca Charlie Wilson's War adli filmi izliyoruz; henuz bitiremedik. Film bir Amerikan senatorunun Ruslara karsi Afgan'lari silahlandirmasinin basariyla sonuclanmasinin ardindan duruma bakip Afganistan'in yarisindan cogu 14 yasinin altinda; bu insanlari egitmek lazim diyerek okul yaptirma gayretlerinin nasil kor politikacilarla engellendigini ve bugunun gozuyle geriye bakildiginda nerelerde yanlislar yapildigini gozler onune seriyor.

Tunelin ucu karanlik ama bir gun elbette bu tunelden cikilacak. Soru su: ne kadar sonra ve ne bedelle?

Salı, Mart 18, 2008

2008 1. Ceyrek Sonuclari

Ekonomiyi birazcik takip edenler, Amerikan piyasalarinda olan bitenden haberdardir. Efendim, Bush'un Federal Rezervlerin basina atadigi Ben Bernanke, her market dikey dususe gececek gibi oldugunda bankalar arasi kredi faizlerini dusuruyor.

Sonuc? Dolar son 15 senenin en dusuk seviyelerinde. Altin'in onsu 1000 dolara, petrol'un barrel'i 112 dolara vurdu. Issizlik rakamlari son 7 senenin en kotusu. Tepedekiler "recession" dememek icin yirtiniyor.

Emlak balonu herkesin gozunun onunde sisti sisti ve sonunda gecen sene ortasinda patladi. Ozellikle son 5-6 senedir Wall Street yatirim bankalari ve hedge fund'larin zeki ve de becerikli ekonomi muhendisleri komplex finansal paketler cikarttilar. Bunlarin en gozdesi, "Mortgage backed security" denilen yatirim enstrumanlari.

Sistem oyle calistiki bu kagitlar deli gibi prim yapar oldu. Dolayisiyla bu kagitlari piyasaya surenler, alip satanlar surekli musteri talebi sebebiyle cok yuksek karlar edindiler. Kagitlari piyasaya surmeleri icin borc vermeleri (mortgage dagitmalari) gerekiyordu ve bu adam oder odemez demeden onune gelene mortgage veren bir sistem cikti ortaya.

Simdi sistemin curuklugu meydana cikti. Bankalarin elinde kagit var ama millet mortgage'ini odeyemiyor. Dolayisiyla batik kredi dolu ortalik.

Gecen yil sonuna dogur Wall Street firmalari arka arkaya zararlar acikladilar ayni donemde Goldman yine kar acikladi. O zamandan beri degisen bir sey yok. Piyasalar asagi dogru gidiyor. Cesitli yerlerde bankalar, kredi kuruluslari batiyor. Pek cok sirket calisanlarini azaltmaya gitti. Bizim sirketten de %5 isten cikartildi. Durum gayet gergin...

Derken gecen hafta sonuna dogru piyasalar cok ciddi bir sallanti daha yasadi. 85 senelik saygin wall street firmalarindan biri olan Bear & Sterns iflasin esigine geldi. Gecen yil hisse senedi 160$ olan sirket hafta sonu hissesi 2$'dan JP Morgan Chase tarafindan satin alindi. Federaller de copcatanlik yaptilar. 14000 calisanin yarisi atilacakmis. Gecen sene milyarlarla olculen sirket, 240 milyon dolarciga gitti.

Tabii cok ciddi tartismalar oldu. Her firsatta Federalleri interventionist olmakla suclayan, markete elleme baska bir sey istemezuk diyen Wall Street uzmanlari "tamam bu adamlar kurtarilmayi haketmiyor ama kurtarilmazlarsa sistem coker" filan demeye basladi.

Herkes boyle bakmiyor tabii. Dun gormus gecirmis bir yatirimci "biraksin Federaller batsin; tutmaya calistikca daha kotu olacak. Iflas kotu bir sey degil; sistemin temizlenmesi lazim. Aksi takdirde bir daha ki sefere gene federaller bizi kurtarsin diyecekler. Bu adamlar altlarindaki Maserati'leri tutsunlar diye vergilerimiz gidiyor" diye isyan ediyordu NPR'da (National Public Radio).

Neyse, gelelim bizim sirketin durumuna. Dedigim gibi durumlar kotu; herkesin kafasi karisik; sinirler gergin ve dun Goldman zarar aciklayacak turu haberler cikti. Sirketin hisse seneti 140$a kadar dustu (gecen sene 255'i gormustu). Tabii Bezen hanim hemen "hadi alalim Goldman'i; yine cikacak bak; hep kaciriyoruz" dedi ama "neyle?".

Hakli cikti gerci. Bugun sirket yine 1.5 milyar dolar kar acikladi. Kar %50 dusmus ama tum beklentilerin uzerinde. Hisse senedi basina 3.23$ demek bu. Net gelir 8.34 milyar dolar olmus.

Ozellikle Bear'in batmasindan sonra yatirimcilar arasindaki Goldman'in degeri daha da artmis. Sirkete para akisinin hizlandigi yonunde. Piyasa'da genel kani "herkes zarar aciklarken bu adamlar gayet guzel gidiyorlar; herkesten daha iyiler; niye riske girip diger bankalara gideyim" seklinde imis.

Soylentilerin yalancisiyim...

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

Topluma Hizmet Gunu - 2007


Sevgili blogumuzu daha bir guncel tuttugumuz gunlerde (WoW Oncesi) 2005 yilinda Javits Center'da topluma hizmet icin katildigim bir aktiviteden bahsetmistim.

Yilda bir sirkette hemen herkes bir gun ise gelmek yerine, cesitli toplum projelerinden birinde yer aliyor. Gecen yil, Paterson Habitat for Humanity projesinde calismistim. Yeniden yapilandirilan eski bir evin icinde calismistik...

Bu yil yine ayni projede calismaya karar verdim. Sirkette bu is cok ciddiye aliniyor. Tum isi bu olan bir kac kisi var ve bu is icin duzenlenmis cok guzel bir web sitemiz var. Paterson Habitat organizasyonu 3 haftada bir gonullu kabul ediyordu. 31 Temmuz bana uygun geldi. 10 kisilik takima 4 kisi gonullu 1 kisi de takim kaptani olarak adini yazdirmis benden once. Ben de diger takim kaptani pozisyonunu aldim.

Takim kaptanlari icin 1 saatlik egitim var. Gonullulere hosgeldin mesaji yazmak, Outlook'tan tum takima bir toplanti istegi gondermek, bulusma yerleri, proje hakkinda bilgi vermek, sirketin proje icin bastirdigi t-shirtleri alip takima dagitmak, yol kagitlarini ayarlamak vs. gibi bir dolu ekstra is biniyor takim kaptanina. Diger takim kaptani ile temasa gectim, is bolumu yaptik.

Paterson, bizim yasadigimiz yere yakin bir yer. Proje 8'de basliyordu ama takim kaptani olarak daha erken orda olmak lazim diyerek 7:45'de vardim. Hindistan'da ise baslayan bazi genc cocuklari 3 ayligina egitime gondermisler buraya. 4 tanesi projeye katilmak istedi. Ekledim ama son dakika da ikisi gelemedi. Sehirden gelenlerin gelmesi de biraz uzun surdu. 9 kisilik ekip 9'a dogru ancak ise koyulabildik.

Bu yil hakikaten cok yorucu oldu. Yilin en sicak gununde (35 derece), kizgin gunesin altinda korunaksiz ve araliksiz malzeme tasidik, civi caktik. Vardigimizda bir evin bir dis duvari dikilmis, ikincisi de hazirlanmisti. Once onu diktik. Sonra ikiye ayrildik ve iki ayri evde calismaya basladik. Malzemelerini tasiyip diger iki duvari hazirlayip diktik.

Bu evi diktigimiz yer galiba epey bir siyahin yasadigi bir yer. Bir ara kimisi sivil bir suru polis bitiverdi 50m ilerimizdeki bir evin onunde. Once bir arabayi kistirip icindeki adami kelepcelediler. Kucuk bir cocugun (belki de adamin oglu) gozu onunde olmasi uzucu geldi bana. Sonra 10larca polis hizla bir eve dogru kostular. Tam su filmlerde gordugunuz kapiya polislerin dizilip birinin elindeki 'koc' (ya da artik ne diyorlarsa ona) ile kapiyi kirip acmasi ve ardindan polislerin iceri girisini canli izledik. Boole ilginc bir gundu.

Resimlerin devamini surdan gorebilirsiniz...

Perşembe, Ağustos 09, 2007

Deep Purple ve Yagmur

Sali aksami Deep Purple konserindeydik. Nutmegi de ilk hard rock konserine goturmus olduk. Geliyorlar diye heyecanla aylar oncesinden almistik biletlerimizi. Bu sefer isi sansa birakmayip yemegimizi hizla yiyip konserin baslamasina 15 dakika kala Radio City onundeki kuyruga karistik. On grup ciktiginda biz kim ki bunlar diye bakarken salonun bir kismi oldukca coskulu tezahurat yapti. Vanilla Fudge diye bir grup. 40 yilliklarmis, New York grubularmis, Deep Purple New York konserlerindeki acilisi ozellikle onlarin yapmasini istemismis. Adlarini hic duymamistik biz. Kayip da degilmis, biz pek begenmedik kendilerini. Kendi parcalarinin yanisira Led Zeppelin caldilar birkac tane. Pek de guzel oldu, kendi parcalarini hic tutmadik zira.

Neyse, sonunda Deep Purple ciktiginda tum salon cildirdi zaten. Grup 70lerin grubu olunca seyirci yas ortalamasi da 35 falandi. Grup uyelerinde yas almis basini gitmis ama is kesinlikle bitmemis. Sahne performanslarindan hicbirsey kaybetmemisler. Ian Gillan hala muhtesem soyluyor. 1.5 saat sahnede kalmislar, ne zaman o kadar oldu anlamadim bile. Ciktigimizda hala 'ama cok az kaldilar yaa, daha soylenecek bir suru sarki vardi' diye soyleniyordum ben:)

Yerimiz tam koridor kenarindaydi. Koridor hic bos kalmadi desem yeridir. Surekli birileri gidip geliyordu. Amma kurtlu bu seyirci yaw diye de eglendik kendi kendimize. Bir yerlerinde duramadilar hakkaten, surekli bara, tuvalete tasindi durdu millet.

Birkac gundur bekledigimiz yagmur Sali gecesi nihayet yagdi. Nem tavana vurmustu artik. Ama ne yagmak! Gece 1-2 kere kovayla bosaltilircasina yagan yagmurun ve cakan simseklerin sesine uyandim ama sabah yagmur dinmis, ortalik durgun gorunuyordu. Neme zerre kadar katkisi olmamisti yagmurun, hala cooook sicak ve nemliydi. Otobus vaktinde geldi sabah, biraz uzun surdu yol ama zirt pirt otobusun biri bozuldugu ya da bir sebepten trafik tikandigi icin cok onemsemedim. Megersem New York felc olmus. Sokaklarda acaip bir kalabalik vardi. Toplamda yagan yagmur oyle cok asiri degil aslinda ama bunun cogu sabaha karsi 1 saat icinde yaginca dagitmis ortaligi.

Raylara erisen sular otomatik sinyal sistemini durdurdugu icin subwaylerin nerdeyse tamami durmus calismiyor, trenlerde ve otobuslerde gecikmeler var, LIRR trenleri iptal (raylara agac devrilmis), tunellerin bazilarini su basmis...Brooklyn'de iyice vahimmis durum, ufak bir kasirga olusmus bazi evlerin catisini ucurmus, agaclari devirmis. Ben 10'da ise geldigimde en erken gelenlerden biriydim, saat 12'de hala yolda olup da gelmeye calisanlar vardi, bir suru insan da cabalamaktan vazgecip eve donmus. Normalde de Allah dusurmesin dedigimiz Manhattan trafigi tam arapsaci olmus herkes otobuslere ve taksilere hucum edince.

Aksam saatlerinde hala bazi calismayan subwayler vardi, bugun oldukca yoluna girmis hersey. Aksayarak calisan birkac tren vardi sabah sadece, simdi onlar da normale donmustur herhalde. Sehrin altyapisinin ciddi bir elden gecmesi gerektigini gosteriyor bu da. Dun aksamustu de yagmur bekleniyordu mesela yagmadi. Ustune bir de o yagsaydi tam senlik olacakti.

Perşembe, Temmuz 05, 2007

Hoop! Nereye Hemserim?

Gocmen lafini duyunca tuyleri diken diken oluyor burdakilerin bu ara. Kalsinlar mi gelsinler mi gitsinler mi zaten gelmis olanlara noolsun her kafadan bir ses cikiyor. Iyice arapsacina cevirdikleri bir kacak gocmen durumu var nicedir. 12 milyon kacak gocmen var ulkede, ne yapacaklarini bilmiyorlar. Amerikayi Amerika yapan gocmenler degilmis gibi yasalina da kacagina da bir itiraz bir itiraz. Son reform tasarisi (ki gayet ise yaramayacak, gocmenleri sefil edecek bir tasariydi bence) da Senato tarafindan reddedildi. Bazi senatorler boyle bir reform af niteligi tasir, yasal yollardan gelmeye calisanlara haksizlik olur diye karsi cikti tasariya. Benim asil bahsedecegim bu yasal yollarla gelmeye calisan ama uzun ve cetrefilli bir sistemle resmen cezalandirilanlar.

Yasal yollardan gelmek isteyenler sacini basini yoluyor bu ara. Simdi uzun uzun anlatamayacagim ama cesitli vize kategorileri var hem is hem de es/aile yoluyla gelmek isteyenler icin. Her kategori icin de yillik bir kota belirlenmis. Cok yetersiz kaliyor kotalar talepler karsisinda, zaman icinde uzuuuun bir bekleme suresi olusmus. Ornek olarak su ara amerikan vatandasi olarak kardesinize green card almaniz 10-12 yil suruyor diyeyim, artik nerenizle gulersiniz onu size birakayim. Is yoluyla green card almak isteyenlerin durumu da pek parlak degil. Oncelikle sponsor olacak bir isveren bulup calisma vizesi almasi gerekiyor nitelikli calisanlarin. Bunun en yaygini H-1B vizesi. Onu da 195 binden 65 bine indirdiler, bu yil daha acildigi gun doldu kota, agzimiz acik bakakaldik.

Bu tur calisma vizesi ile gelip de green card almak isteyenlerin gecmesi gereken bazi asamalar var. Son asamada uzuuun zamandir bir bekleme suresi vardi. Ilk asamalari daha hizli sonuclandiriyor USCIS (US Citizenship & Immigration Services) ama son asama aksine iyice uzadigi icin - ulusal guvenlik adina yapilan sicil kontrol islemleri bitmek bilmiyor - ilk asamalari gecenler burda kapiya yigilmaya basladi. Sonucta pek birsey degismemis oldu aslinda. Talebin en cok oldugu Cin, Hint, Meksika ve Filipin asilli calisanlarin kotalari daha cabuk doluyordu. Zaten bu dordu bir de digerleri var diger tum ulke vatandaslarini kapsayan. O dordune acilan kapilar uzun zamandir kapaliydi, digerleri de bir sure sonra katilmisti yanlarina, kota yeniden acilsa da basvursak diye bekliyordu millet. Tabi bu arada mevcut calisma vizelerinin kaybedilmemesi yani isten cikarilmamak, onlari duzenli olarak uzatmak yani bir ton para ve stress harcamak gerekiyor.

1-2 hafta once Department of State cikip tamam tum kategoriler icin kotalar aciktir, Temmuz ayi boyunca, hatta belki biraz da Agustos'da acik kalacak buyurdu. Hadiii tum bekleyenler, avukatlar vs ayaklandi, deli gibi dokuman hazirlanmaya, belge toplanmaya basladi, sira bekleyenler doktor raporu almak icin kosturmaya basladi, ilk basvurularin kabul edilecegi 2 Temmuza yetisme derdine dustuk. Bizim ofiste izinler kaldirildi, gecici eleman mi alsak hesaplari yapildi, sabahlamaya ne zaman basliycaz konulu emailler ortada dolanirken hop yeni bir bulten yayinlandi: eeee biz kota acildi mi dedik, yok canim hemen inandiniz mi, oyle demek istemedik aslinda, kota dolmus bak bu ise, Ekimde yeniden goruselim o zaman bakariz gibi ultra abuk bir suru laf. Saka gibi. Herkes sok. Bulteni hazirlayan Department of State (DOS), ona o bilgileri veren USCIS. Ikisi de sorumluluk kabul etmiyor. Biri diyor onlar var dedi oburu diyor hayir demedik. AILA (American Immigration Lawyers Association) ayaga kalkti tabi, dalga mi geciyorsunuz siz bizim muvekillerimizle, bu ne ciddiyetsizlik diyerek. Simdi toplu dava acmaya hazirlaniliyor. Kotanin acilamadan dolmasinin bir sebebinin de Temmuz sonunda tum vize vs gocmenlik islemlerinde uygulanmaya baslanacak yaklasik %66'lik zam oldugunu dusunuyoruz, cok mu fesadiz?

Salı, Temmuz 03, 2007

Presidential "Ayip"

Bush kendisinden beklendigi uzere, Scooter Libby’nin hapis cezasini agir bulup affetti dun aksam. I. Lewis “Scooter” Libby, Vice President Dick Cheney’in Ulusal Guvenlik konusunda danismanlarindan biri idi. Irak savasi ile ilgili Bush hukumetinin skandallarindan biri federal suc olmasina ragmen gizli servis ajani Valerie Plame’nin kimligini basina sizdirmasi idi.

Sebep? 6 Haziran 2003’de New York Times da “What I did not find in Africa” adinda bir yazisi yayinlanan yazida Valerie Plame’in kocasi Bush hukumetinin Irak, Nijerya baglantisi hakkindaki istihbarati bilincli olarak savas icin bahane ettigini yazmisti…

NY Times yazarlarindan ve savas lehine yazilari ile bilinen Judith Miller onceleri kimden bu bilgiyi aldigini aciklamamis, hatta bu yuzden hapis yatmisti. O donem Bush, “sorumlusu her kim ise cezalandirilacak” filan diyordu. Ancak diger gazeteciler Scooter Libby’I isaret edince is cetrefillesti. Konu ile ilgili detayli bir dokuman var wikipedia’da.

Libby hapis cezasina carptirilinca, pek cok ‘unlu’ republican yargica “soyle iyidir boyle buyuk hizmet vermistir” turu yazilar gonderip hapis cezasina carptirilmamasini istemislerdi. Temyiz mahkemesi de “gecikmeden hapse gitmesi” kararina varinca, gozler Bush’a cevrilmisti. Sonucta Bush, bu islerin icinde. 2006’da 8 yargici politik sebeplerle isten atmasi uzerine medyada komik durumlara dusen Alberto Gonzales’I de cikmis savunmustu. Kendi ekibi soz konusu olunca tum yetkilerini kullandigi icin acaba “Presidential pardon” yetkisini kullanip onu da affeder mi diye soranlara hapis cezasinin kesinlesmesinden 5 saat sonra cevap geldi.

Digg’de gelen yorumlarda milletin nasil ofkeli oldugunu gorebilirsiniz. Yahu gelmedi su 2008, bir kurtulsak su adamdan. Yetti be!

Cuma, Haziran 29, 2007

Shakespeare in the Park

Romeo ve Juliet'i izlemeye gittim Central Park'a. Acik havada oyun/konser/tiyatro/vs izlemek coook zevkli. Hava da cok guzeldi sansimiza. Sagimda oturan iki kisi kalin kazaklar giyip bir de ustlerine yanlarinda getirdikleri cok agir ve kalinmis gibi gorunen battaniyeyi orttuler, e pes diyebildik baska ne diyelim bilemedik. Tam yanimda oturani ilk perdede bir 15 dakika kadar horlaya horlaya uyudu hatta, cok komikti. Sandalyeler de oyle rahat falan degil, onlarda uyumak buyuk yetenek isi cidden.

Shakespeare in the Park 1954'de baslamis Central Park'da. O zamanlar havuzun onundeki cim alanda yapiliyormus gosteriler. Donemin parklar muduru cimler rezil oluyor diye ayri bir ucret talep etmeye baslamis. Olay buyuyup mahkemeye tasinmis. Mahkeme sonucunda yine parklar mudurunun istegiyle $250,000 harcanarak Central Park'da Shakespeare tiyatrosunun yapilmasina karar verilmis. 1961 yilinda Dell Yayincilik'in patronu George T. Delacorte'in bagislariyla Delacorte Tiyatrosu kurulmus. 1962 yilindna itibaren de tum gosteriler burada sahnelenmeye baslanmis.

Her yaz iki farkli oyun oluyor. Biletlerin cogu bedava, erken gelen oturur seklinde veriliyor. O erken gelme kisminda biz cok basarisiz olmustuk buraya geldigim ilk yillarda. Millet nerdeyse geceden kamp kuruyordu gisenin onunde. Hic o kadar erken gidemedigimiz icin hic biletimiz olmamisti. Oyunlarin maliyetinin azaltilmasi adina bir kisim bilet de sponsorlara ve katkida bulunmak isteyenlere parali olarak veriliyor. Parali bilet alinca yeriniz yurdunuz nerde oturacaginiz belli oluyor tabi ama onlar da oldukca pahali. Ayrimcilik olmasin diye bir sira parali biletlileri bir sira bedava biletlileri oturtuyorlar. Cok hos di mi. Patronum parali bilet alanlardan. Kalabalik bir grup olarak her yil bilet aliyorlar. Bu yil isi cikmis birinin oyun gunu, gitmek ister misin diye soruyordu ki patronum lafini tamamlayamadi adamcagiz ben evet evet diye atlayinca. Havada kaptim bileti desem yeridir.

Shakespeare in the Park'in bir ozelligi de unlu oyuncularin da rol aliyor olmasi. Morgan Freeman, Meryl Streep, Denzel Washington, Christopher Walken, Kevin Kline, Natalie Portman, Philip Seymour Hoffman bu isimlerden bazilari. Bizimkinde Six Feet Under'daki Lauren Ambrose Juliet'i oynuyordu. Cok basariliydi hatun, pek begendik. Fotograf cekmek yasakti o yuzden tiyatrodan bir tek kare bile yok elimde maalesef.

Cuma, Haziran 22, 2007

Yoldan geldim yorgunum...


Gecen yil bu zamanlarda sirketten arkadaslarla ilk kez "JP MorganChase Corporate Challange" kosusuna katilmistim. 3.5 mil (~5.5Km) yi bir kerede kosamamis, 2 kere durmak zorunda kalmistim...


O zaman, 2007 yilinda bu mesafeyi durmadan kosacagima dahasi ilk 20 dakikasini birlikte kostugumuz ama ben birakinca basip giden is arkadasim Rebecca'yi yalniz birakmayacagima soz vermistim kendime. Netekim, maraton kosmayi hayal ettigim, konu ile ilgili bir iki yazim da var arsivde.


World of Warcraft'a takilmaya baslayincaya kadar her sey iyi gidiyordu ama sonra oyunun cazibesi gym'e gitmeye agir basinca, kosmayi biraktim. Tabii arada bir niyetleniyorum. Gecenlerde bir alisveris furyasina kapilip yeni bir kosu ayakkabisi aldigimi yazmistim. Giyip kosmak nasip olmadi henuz :(


Isten arkadaslarla e-maillestik yaristan 15 dk. once 6:45'de Central Park'a yakin bir cafe de bulusalim diye ama ben yetisemedim, tek kostum. Gecen ay kendimi test etmis ve yavas kosarsam yarisi bitirebilecegime kanaat getirmistim. 39dk surdu kosum ama durmadan yavaslamadan ayni (yavas) tempoda kostum bitirdim.


Goldman'in cadirina gittik sonra. Ilk gun 500 kisi basvurmus ve sirketin kotasi dolmus. O yuzden gecen yil katilan bazi arkadaslar katilamadi. Aramizdaki en iyi kosusu Fransiz arkadasimiz Mathieu (Wache) idi. O 26dk.da kosmus. Rebecca'da 29dk. Yani benim onlara eslik etmem filan mumkun degilmis :)


Mathieu Nikon D50 kamerasini getirmis. Harika bir sey, elledim, bir iki resim cektim hemen. Sitesine koymus, soooradan bakabilirsiniz.
Bugun ogleden sonra, New York'un daglarina vuracagiz kendimizi. Kabin kiraladik gecen yilki gibi. Eda & Murat Kilic ve Elif & Simon Cohn ile gitmistik, bu yil en yakin komsum (simdilik) Sibel & Ilkay Kazakci da geliyor. Hafta sonunu iple cekiyoruz!

Salı, Mart 27, 2007

Adet oldugu uzere...


WoW'dan basimi kaldirmadigimi yazdigimdan beri nerde oldugumu biliyorsunuz :) Gecen donemlerde Goldman'in rekor kar aciklamalarini buraya yazmistim, gecen hafta son 3 ayin kari aciklandi...

Yeni bir rekor, sirket tarihinin en yuksek karini acikladi. Son 3 ayin net gelirleri, gecen yilin ayni donemine gore %20 artmis ve 12.5 Milyar dolara ulasmis. Ayni sekilde net kar 3.2 Milyar dolar olmus.


Bu rakamlarin en ilginc yani, Sirket tarihinde ilk kez Asya ve Avrupa'dan kazanilan gelirlerin toplaminin ABD'deki faaliyetlerden elde edilen kazanctan fazla olmasi!

ABD'de piyasalar ciddi sekilde sallandi gecenlerde ama sonrasinda toplandi biraz. Bu sallantida en cok konusulan konu "Subprime Mortgage" piyasasi oldu. Bu soyle bir sey... Diyelim ki kredi notunuz yuksek degil, riskli goruyor sizi bankalar ve mortgage icin borc para vermiyor size. Iste bu noktada subprime mortgage piyasasi devreye giriyor. Bir kurulus/banka size diyor ki, "tamam ben sana borc vereyim ama faizin biraz yuksek olacak". Diyelim 30 yillik faizler %6 iken, size %8'den borc veriyor bu kurumlar.

Kendileri gidip %6'dan alirken size %8'den veriyorlar. %2 lik bir kar var ama tabii daha yuksek bir risk almis oluyorlar. Nitekim bomba burda patladi ve bu yuksek faizle mortgage alanlar borclarini odeyememeye basladi. Para geri gelmeyince bu kurumlar da asil borc aldiklari bankalara olan borclarini odeyemediler.


Bu subprime mortgage piyasasi, genel emlak piyasasinin icinde %10-15 gibi dusuk bir rakami temsil ediyor ama "ripple effect" denilen, domino tasi etkisinden korkuluyor.

Amerika'nin Gross Domestic Products (GDP), galiba Turkcesi Gayri Safi Milli Hasila (GSMH) buyumesi %3.4 civarinda. Emlak piyasasi bu buyumenin %1ini olusturuyor ve gecen yilin 2.ceyreginden itibaren ev fiyatlari once duruldu, sonra dusmeye basladi.


Dun aciklanan rakamlara gore "yeni yapilan ev" sayisi cok ciddi bicimde dusmus (Ingiltere'de ise fiyatlar hala artmaya devam ediyormus). Emlaktaki bu cokusun yumusak ("soft-landing") olmasi icin federaller faizleri uzun suredir sabit tutuyorlar. Yukseltmeleri halinde, borc almak zorlastigi icin daha az insan ev alacak. Dusurseler, borclanma kolaylastigi icin bu piyasa tekrar canlanacak ve zaten artmakta olan enflasyon iyice artacak.

Velhasil ilginc gelismeler oluyor piyasalarda. Ben bir kac ay once tum borsadaki parami cektim, kafam rahat. Hos, zaten eve dunyanin parasini bayilinca, geriye pek bir sey de kalmiyor yatirim yapayim diyecek :)

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Biraz Ondan Biraz Bundan


Gecen aksam kasabamizda yeni acilan bir Turk lokantasina gittik: Enginar. Isten geldigimde Adil de yeni girmisti eve ve haftaici aksamlarinin cogunda oldugu gibi evde yemek yoktu. Enginar onerisini hemen kabul ettim tabi. Ama oncesinde gidip ara kablo bulmamiz gerekiyordu. Burda belli araliklarla (sanirim yilda 1-2 kere) itfaiye gelip evlere bakiyor, degistirilmesini istedikleri seyler varsa soyleyip sonrasinda tekrar kontrole geliyorlar. Bize son gelislerinde televizyon icin kullandigimiz ara kabloyu pek begenmemisler. Ara kablosuz televizyonu calistiramiyoruz ki biz. Evlere senlik binamizin prizleri de bi garip. Fislerin cogu durmuyor prizde, yere dusuyor hemen. Bir bu kabloyu bulmusuz zar zor duran. Aksam geldik ki kablo yok. Inanamadik tabi kabloyu alip goturmus olabileceklerine ama oyle gorunuyordu. Apar topar once Best Buy'a sonra Radio Shack'e gidip kablo arandik, aynisi olmasa da idare edebilecek birseyler aldik. Bu arada Eda-Murat ve Ilkay-Sibel ikililerini arayip Enginar'a cagirdik. Biz kablolarimizi toplayip dondugumuzde onlar coktan gelip sarap alisverisini bile yapmis olarak yerlesmislerdi masaya.

Rutherford 'dry town' olarak adlandirilan yerlerden, icki servisi yapan restaurant sayisi oldukca az. Bar yoktur mesela kasaba sinirlari icinde. Icki satan yerler var tabi. Ama her restaurana kendi ickinizi goturebilirsiniz, ona da kimse karismaz. Hatta bizim favori yerlerimizden Village Gourmet'nin icinde icki dukkani var, disari bile cikmak gerekmiyor alisveris yapmak icin:) O yuzden icki servisi yapmasalar bile her restaurantda sarapsa sarap biraysa bira bardagi vardir mutlaka. Belki simdi degismistir birseyler ama biz Turkiye'deyken buna izin vermezdi lokantalar kendileri satmiyor olsalar bile. Ya da ayrica ucret alirlardi onun icin. Birinde Istanbul'da bogaza nazir yeni acilan bir balik lokantasina goturmustu bizi bir arkadasimiz. Lokantanin icki ruhsati yoktu. Ama illa satis yapacaklar ya kahve fincanlarinda, kupalarda, cicekli su bardaklarinda falan geliyordu rakilar, cok komik gorunuyordu. Kimi kandiriyorlardi artik bilmiyorum.

Bu kadar yakinimizda Turk lokantasi olmamisti hic. Bir de pide yapiyor olsalardi dadindan yinmezdi valla:)) Pide lahmacun yok ama meze ve kebap var. Kebalari eh iste fena degil diyelim. Biz basta ekmek niyetine getirdikleri pidelere bayildik ama. En az 4 ekmek sepeti geldi gitti hala pidedeydi gozum. 7 verebiliriz sanirim 10 ustunden.

Birkac gun once Numan ve Kyoko ile bulustuk. Aslinda Goldman Sachs'de calisan Turkleri bir araya toplamaya calisan bir organizasyondu bu ama bir hafta ici aksami oldugundan midir nedir 8-9 kisi anca vardik. Yemek kisminda sayimiz biraz daha azaldi. Village'daki Boca Chica'ya gittik. Latin Amerika yemekleri yapiyorlar. Cok sevdim ben orayi. Sebzeli quesadilla'si olaganustu mesela. Herkes yemeginden cok memnundu. Sangrialari sayamadik gene, masa hic bos kalmadi. Kesinlikle tavsiye edecegim ve tekrar gidecegim bir yer. 8.5/10 (20 dakika dedikleri masayi 45 dakika beklemek zorunda kaldik, ordan biraz not kirdik haliyle:)).

Hazir yazmaya oturmusken ustunden yil gecmeden Halloween'den (cadilar bayrami) de bahsetsem iyi olacak:)) Bu yil ilk kez Manhattan'daki parade'i izlemeye gittim. Daha onceki yillarda ya isten cikamama ya baska planlarin olmasi gibi seyler yuzunden gidememistim bir turlu. Bu sefer isten biraz erken cikip gecenleri iyi gorebilecegim bir yeri erkenden kapmayi planlarken is arkadaslarimdan Gayle tum ekibi evine davet etti. Parade'in gececegi 6. Avenue'a bakan bir binada oturuyormus, daha guzel ne olabilirdi ki:) Tum gece hem yedik ictik hem de apartmanin bir cephesini nerdeyse tamamen kaplayan buyuk camlardan asagidaki yuruyusu seyrettik. Tam da o gun sevgili Berceste cadilar bayraminin tarichesiyle ilgili cok guzel bir yazi yazdi. Butun aksam ukalalik ettim tabi ben de bunu bile irlandalilardan almissiniz kendinize ait geleneginiz yok mu sizin diye:)) Bu yil 33. kez yapiliyordu bu Manhattan'da ve inanilmaz bir kalabalik vardi. Camdan uzanip baktigimizda asagi ve yukari dogru yogun ve sonu gorunmeyen bir insan seli vardi kaldirimlarda. Belli ana caddelerden arac trafigine de arada izin verildigi icin oldukca yavas ilerledi yuruyenler ama izlemesi cok zevkliydi, cok guzel kostumler vardi. Cektigim fotograflar cok basarili cikmadi ne yazik ki o karanlikta. Sansimiza hava da harikaydi. Hava pek guzel zaten bu ara, aman nazar degmesin. Ben saat 11 gibi ayrildigimda tum hiziyla devam ediyordu yuruyus, kisa zamanda bitecekmis gibi de gorunmuyordu. Ustteki fotograftaki ufakliklar kabilemizin genc uyeleri.

Canim arkadasim Mina'nin baby showeri vardi haftasonu. Organizasyonu Sim ustlendi, Mina baby shower isini pek sevmedigi ve klasik bir shower istemedigi icin pazar brunch yapmaya karar verildi. Turkish Kitchen'in brunchlari gayet iyi ama cok da kalabalik oluyor ayni zamanda. 30 kisilik yer ayirtmalari bayagi sorun olmus bizimkilerin. Brunch zamani restaurant zaten bos kalmadigi icin isletmeci pek isteksiz davranmis istedigimiz yeri ayirmak konusunda. En sonunda 1-3.30 arasi 30 kisilik yere zar zor ikna olmuslar. 3.30'da hemen kalkmamiz sartiyla tabi. Minik Maya'yi (babasinin deyimiyle pumpkin:)) tam noel gunu, 25 Aralik'da bekliyoruz aramiza.

Cuma, Kasım 10, 2006

Mavi mavi masmavi...

1994'den beri Amerikan Temsilciler meclisi (Congress) Cumhuriyetcilerin elinde. son yillarda Senato'da esitlik Cumhuriyetcilerin lehine bozulmustu. 2004'de cumhuriyetcilerin adayi George W. Bush baskanlik yarisini yeniden kazanip Cumhuriyetci tarafa yakin, tutuculugu ile un yapmis yargiclari Amerikan Anayasa mahkemesine atamaya baslayinca, bu memleketin civisi cikti demistik.

Komedyen Jon Steward'in America The Book kitabi hakkindaki izlenimlerimi buraya yazarken, Amerika'yi Amerika yapanlardan biri olan Alexander Hamilton'in tam da bu durumdan bahsettigini aktarmistim.

7 Kasim Sali gunu ara secimler yapildi Amerika'da. Temsilciler meclisindeki 435 sandalyenin tumu ve senatodaki 100 sandalyenin 33u icin yaristi partiler. Partiler diyorsam, Avrupa gibi bir degil. Amerika'da 2 tane buyuk parti var. Demokratlar (mavi, amblemleri: esek)ve Cumhuriyetciler (kirmizi, amblemleri: fil).

2001'den beri teror ve savasi cok iyi kullandi Cumhuriyetciler ama ozellikle Irak'taki cikmaz, Demokratlarin elini guclendirdi ve mutlu haber: Bu secimlerde her iki cephede de kazan Demokratlar oldu :) Senato'da durum 52 -48, temsilciler meclisinde 230 - 196 (henuz kesinlesmeyen yerler var).

Wikipedia'da hem Senato yarisi hem de Temsilciler Meclisi yarisi detayli anlatiliyor. Ha bu arada Senatorler 6 yilda bir seciliyor. Yeni secilenler 2013'e kadar senator olarak kalacaklar. Temsilciler meclisi uyeleri ise 2 yilda bir seciliyor.

2008'de Bush'dan da kurtuluyoruz. Umuyorum, yerine demokrat bir baskan secilir. anayasa yargiclari omur boyu seciliyor ve maalesef Bush 2 tane yerlestirdi oraya. Onun geri donusu yok. Bu iki yargicin hayatimizi nasil etkileyecegini ilerde gorecegiz...

Pazar, Ekim 08, 2006

Dostluk Iftari ve Hillary Clinton


Persembe aksami Turk Kultur Merkezi ve Turk-Amerikan Derneginin ortaklasa duzenledigi iftara davetliydim. Aslinda davetlinin davetlisiydim demek daha dogru:) Is arkadaslarimdan Joseph'in Turk musterileri var, bunlardan biri onu davet etmis. O da beni, Michael'i ve Leila'yi davet etti. Michael'in son anda isi cikinca biz ucumuz gittik. Iftar Waldorf-Astoria otelindeydi ve bayagi kalabalikti. Biz 45 no'lu masadaydik, arkamizda da bayagi bir masa vardi. Her masa 10 kisilikti bu durumda rahat 850-900 kisi vardi sanirim.

Acilis konusmasini FBI New York Direktoru yapti, ne alaka yahu, o kisma takildik biraz, kendi aramizda bayagi bir teori urettik bunun uzerine. Ardindan kursuye cikan Colombia Universitesi'nden Ortadogu ve Islam konularinda uzman bir profesor de bununla bayagi dalga gecti, cok eglendik. Aksamin en renkli simasi Hillary Clinton'di. Konusmacilar listesinde adini gormustuk ama hic tahmin etmiyorduk gelecegini, geldi valla. Beyaz Saray'da ilk iftar davetini o ve Bill Clinton vermis onu soyledi, tum dinlerin korunmasina nasil onem verdigini falan anlatti. Tavirlari rahat, konusmasi akiciydi, sempatik bir kadin. Onun disinda New York senatorleri ve New York Baskonsolosu da konusmacilar arasindaydi. Davetliler arasinda cok sayida Amerikali da vardi.

En az 3 yildir gormedigim tanidiklardan Turgan ve ailesiyle ayni masaya dusmemiz de komikti gercekten. Benim Turgani Nejatla karistirip cocuga yemek boyu Nejat muamelesi yapmam ayri bir rezillikti. Allahtan Nejat demedim yuzune karsi:)) Yemegin sonunda sema gosterisi olacakti ama Joseph'in tekrar ise donmesi gerekiyordu, Leila da donus yolunun uzun oldugunu soyleyince onu beklemeyip kalktik. Cikista herkese icinde Turkiye brosurleri ve Turkiye tanitim DVD'si bulunan paketler veriyorlardi, guzel bir fikir.

Çarşamba, Temmuz 05, 2006

4 Temmuzun Ardindan


Haftaya ortasindan baslamak ne kadar da guzel oluyormus:) Ayda bir lazim boyle uzun haftasonu. Benim gun kavramim gene altust oldu o ayri tabi. Hatta bir arkadasimla aynen soyle bir konusma gecti aramizda: "yarin oglen su yeni acilan mexicana gidiyoruz di mi" "persembe degil miydi o" "persembe yarin ya kek" :))

Dun cok guzel bir 4 Temmuz gecirdik. Nerdeyse butun grup biraradaydik. Simon'i uzun zamandir gormemistim mesela, cok iyi oldu. Havai fisekler konusunda biraz hesap hatasi yapmisiz. Manhattandan atilacak havai fisekler nehirde atildi atilmasina ama bizim oldugumuz tarafta degil, adanin obur tarafinda:)) Binalarin arasindan gorebildigimizi gorup kalanini televizyondan seyrettik. O an daha onemli olan masadaki birbirinden leziz yemeklerdi zaten. Ilkay'in annesi geldi 2 ayligina. Gulfer teyze dokturmustu valla, ellerine saglik. Turkan teyze (Emine'nin teyzesi) de burda, o da nefis boreginden acmisti. O boregin hastasiyiz biz ailece:) Damardan karbonhidrat aldik yani, borekler, ev yapimi pideler, poacalar, sarmalar, tatlilar derken:) Kabilemizden birilerinin annesi, teyzesi falan gelince bize de gun doguyor boyle iste:) Yok yok yanlis anlasilmasin grup uyeleri mutfakta gayet becerikli ama elde acma borekle pideyle falan ugrasamiyor kimse haliyle.

Ha bu arada dun aksam yine yagmur yagdi tabi ki. Neyse ki erken baslayip erken bitti. Bugun de sabahi yagmur sesiyle karsiladik:) Yarin gunesli olacakmis, oyle bir rivayet var:))

Bizim cekmeye calistigimiz resimler havai fiseklere cok uzakta oldugumuz icin rezalet cikti, cikmadi diyebiliriz hatta. NY Times cekmis iste ne guzel diyip onu koyuyorum tepeye:)

Perşembe, Nisan 20, 2006

Cicek Bahcesi Macys


Macys'e gittim gecenlerde. Cok sik gittigim bir magaza degil aslinda, icerideki o kalabaliga dayanamiyorum. Oraya magaza demek komik kaciyor biraz, ozellikle Manhattan'da 34. sokakta bir tam blogu kaplayan, 7 katli olani kendi basina bir department store gibi masallah:)) Ama her saat kalabalik, hep kalabalik. Noel/yilbasi zamanlari yaklasirken ve sabah 7'de acilirlarken, hediye almak, o gun almak (hatta vermek) zorunda oldugum icin gitmistim bir sabah 7.30 gibi 34. sokaktaki Macys'e ve o saatte bile bir suru insan vardi alisveris yapan, hatta alisverisini bitirmis kasalarda sira bekleyen...inanamamistim. Tabi burda gecen bu kadar zamandan sonra alisveris cilginligina da alisiyorsunuz, neyse.

Uzun bir giris oldu, konuya gelelim:) Bu aralar Manhattandaysaniz Macys'e bir gidin. Resmen cicek bahcesi olmus. Cooook guzel. Giris katinda her yere cicekler, kucuk agaclar, minik heykelcikler kondurmuslar. Rengarenk icerisi, muhtesem gorunuyor. Benim gibiyseniz etrafi seyretmekten alisveris falan yapamazsiniz ama:)) Keske hep oyle biraksalar orayi, sicacik olmus. Insan neseleniyor, keyfi yerine geliyor, iyice keyifleniyor. Fotograf cekmekten yuruyemiyordu kimse:))

Bu arada ilk kez Macys'in icinde bir tur grubu gordum. Cok eglendim, sasirdim da. 15-20 kisilik bir turist grubu, baslarinda bir rehber, rehberin elinde bir mikrofon, sagda gordugunuz cicek budur solda gordugunuz heykel sudur hikayesi boyledir tarzinda anlatip duruyordu. Gruptakilerde fotograf cekmeye yetismeye calisir bir hal vardi. Bir magazaya neden tur duzenlenir ki, oyle bulunmaz hint kumasi satan bir yer de degil burasi. Turist olmak boyle birsey herhalde:))) Buralara gelip de Macys'i gormeden gitmek olmaz di mi ama:)

Salı, Nisan 04, 2006

Pembeden Griye Haftasonu



Pazardan beri midemle ugrasiyordum:( Neyse bu sabah normal haline dondu kendileri. Haftasonumuzu geriye dogru anlatayim bari:)) Arada sirada alisveris yaptigim Kore marketinin yaninda bir Japon restauranti goruyordum ne zamandir: Minado. Iyi oldugunu da duyuyordum ama gidememistik bir turlu. Hem Japon hem de acik bufe, bir sushi canavari olarak daha ne isteyebilirim ki:) Pazar ogle yemegine (bizim icin kahvaltiya:)) ikna ettik kabileyi. Erken saatlerde sushi yemeye pek sicak bakmayan Ilkay Kazakci ve Engin Yilmaz'i da razi ettikten sonra gitmemek olmazdi di mi ama. Restaurant guzel, buyuk, temiz, acik bufe hem goz hem karin doyurucu. Niyeyse bufenin fotograflarini cekmek yasak ama. Onlar yassah hemserim diyene kadar birkac tane cekmis bulundum:)) Sabah kahvalti etmeden gittigim icin mi, gunlerdir bunu bekledigim icin mi nedir ipin ucunu biraz kacirmisim galiba, sonrasinda midem iflas etti. Yaziklar olsun diyorum ona baska da bisi demiyorum. Adilin diline dusurdu beni nane molla diye:)) Her daim sushi nutuklari atarken karizmam bir anda yerle bir oldu valla. Gruptan bir tek ben etkilendigime gore sorun bende hakkaten. Utanc icindeyim:) Neyse, basimi yine de dik tutup gene olsa gene giderim diyeyim ama aksam bu sefer:)) --- Boyle durumlarda kolayca istifra edebilenlere imreniyorum valla, kurtuluyorlar agridan falan kolayca; benim gibi yapamayanlar da bekliyor ki bitse de gitsek.---

Gelelim Cumartesiye. Cumartesi gunu Ersin ve Sibelin kizlari Defne icin ikinci yasin kutlu olsun Defnee sarkilari soyledik. Onlarin ve diger birkac arkadasimizin oturdugu sitede bir clubhouse var. Boyle yerler bu tur kutlamalar icin cok ideal. Kac kisiyi cagirsam eve sigar derdi yok, sonrasinda evi temizleme derdi yok, cocuklar ayak altinda derdi yok... Cocuklar icin Winnie the Pooh getirttiler. Bu kostumler bazen cok cirkin oluyor. Bunlar uretildikten sonra kimse bakmiyor mu aklim almiyor. Bu Pooh da biraz oyleydi. Kostumun karin kismi ozellikle Pooh hareket ederken kotu gorunuyordu, bir de elleri acikta birakmislar, cok cirkin olmus. Cocuklarin umrunda degildi tabi mutlulukla hoplayip zipliyorlardi Pooh'nun cevresinde, belki de o yuzden kimse duzeltmeye calismiyordur bunlari, cocuklar her sekilde kabul ediyor ve mutlu oluyor iste:) Parti sonrasi "bir kahve icmeye" Filiz ve Murat'a ugradik. Dur durak bilmeden konudan konuya atlayip muhabbet ettigimizden olsa gerek saat kac oldu ki diye baktigimizda 1'e geliyordu:)

Cuma is cikisi Bryant Park'in onunde tesadufen 10 metre arayla giderken Ilkay ve Sibelle birbirimizi bulunca aksamin planini yapmak hic de zor olmadi. Ilkay alkolsuz haftasonlarini protesto ediyor, biz de sirf protesto edilmemek icin (!!!!) ona uyuyoruz:)) Kendimizi ilk otobusle Ilkaylara attik. Sarabimizi actik, Beytiden mezelerimizi aldik, onumuzdeki iki gunluk kocaa (!!) haftasonunu kutladik. Emine ve Murat da yemekten sonra geldi. Cumalari HBO'su olan arkadaslara gidince gece Real Time With Bill Maher ile son buluyor, o gece de oyle oldu.

Pazartesi, Mart 13, 2006

Hoboken, Tasinma, Arthurs


Bu haftasonu yasasin bahar geldiii havalarina girerek gecti. Cumadan itibaren hava superdi. Buranin Mart'ina guven olmaz gerci, gecen kis Nisan basinda kar yagmisti mesela ama bu yil oyle guzel, oyle yumusak bir kis gecirdik ki erken ve uzun bir bahar umuyoruz. Adil'in su anda Frankfurt'da yasayan bolum arkadasi Kuzey'in kardesi Cigdem burdaydi iki haftadir. Son birkac gun de bizde kaldi. Cumartesi taze ve sicacik bagellarimiz esliginde uzun bir kahvalti ettikten sonra Cigdemi Manhattanda havaalani otobuslerinin kalktigi duraga biraktik. Ardindan da uptowndan downtowna tasinmakta olan Kyoko-Numan Numanbayraktaroglul'na yardima gittik. Pek cok yerde oldugu gibi Manhattan'da da haftasonu tasinmak yasak. Yani kamyona yuklenecek esyalarin haftaici tasinmasi gerekiyor. Biz depoda duran ve bizim arabaya sigacak kolileri tasidik. Daha dogrusu Adil ve Numan hallettiler o isi, biz Kyoko ile evde dolap iclerine takilacak raflari monte etmeye calisiyorduk.

Cumartesi trafik yuzunden sadece bir sefer yapilabilince isin esas kismi Pazar'a kaldi. Donus yolunda steak askiyla yanip tutusarak ekibi aksam yemegi icin toplayalim dedik. Tam o siralarda sehre gelmekte olan Ilkay-Sibel ciftini ne isiniz var Manhattanda, park yeri bile yok hadi steak yiyelim diyip muthis bir zamanlamayla tunelin ucundan geri dondurduk, Hoboken'a gittiler onun yerine. Emine-Murat ve Filiz-Murat da zaten Hoboken yolundaymis. Hoboken'da Arthur's Steaks'de bulustuk. Bana fazla yagli geldi et, pek begendigimi soyleyemeyecegim. Margarita ve cheesecake guzeldi gerci. Yine de steak yemek icin bir daha sececegim bir mekan degil Arthur's. Denedik ve sinifta biraktik:))

Yemek sonrasi Hoboken'da nehir kenarinda uzun ve guzel bir yuruyus yaptik guzel havayi degerlendirerek. Eh artik usumeye basladik derken Sibel'in ortaya attigi cay onerisi pek makbule gecti, Ilkay da film seyretmek istersek uyumayacagina soz verince Ilkaylara gittik. Ilkay uyumadi hakkaten, esnemedi bile, ama bu sefer de Adil kaydi kaldi koltukta:) Baktik ki biz bir filmi tamamlayacak halde degiliz, Ilkaylarin HBO'dan kaydettikleri Real Time with Bill Maher'i izledik. Super bir program, cok seviyorum ama HBO'muz yok, izleyemiyoruz ne yazik ki. Kirdi gecirdi yine tam yerine oturan esprileriyle.

Perşembe, Ocak 26, 2006

Kitap: Our Endangered Values (Tehlikedeki Degerlerimiz)

Jimmy Carter, 1924 dogumlu 1977 - 1981 yillari arasinda Amerikan Baskanligi yapmis, demokrat bir devlet adami. Adini duyuyordum ama bu kitap ve daha sonra hakkinda okuduklarim ile daha iyi fikir sahibi oldum.

Once biraz kitaptan ogrendiklerimden bahsedeyim. Kitabin basinda uzunca bir sure Carter, dini inanclarindan ve bu inanclarin yasamindaki etkilerinden bahsediyor. Kitaptan ve sonra okuduklarimdan, oldukca koyu bir Hristiyan oldugunu ogreniyoruz.

Ancak Carter, devlet ve din islerinin birbirinden ayri tutulmasi gerektigine ve bu ikisinin birbirini manupule etmesi ile cok kotu sonuclar ortaya cikacagina inaniyor. Kendisi de koyu dindar olmasina ragmen 'Fundementalist' olarak niteledigi, 'ben hakliyim, Tanrinin yolundayim o zaman digerleri haksiz, onlarda benim dedigim gibi olmali' diyen, kadinlara ve kendisi gibi olmayanlara asagi ve kiymetsiz insanlar gozu ile bakan bu kesimin git gide Cumhuriyetci partiyi ele gecirdiginden ve Bush ile zirveye cikan bu durumun Amerikan ve tum dunya halklari icin felaket getirecek bir yol olduguna, Amerikan degerlerinin cignendigine inaniyor ve nicin boyle dusundugunu sayisiz ornekle acikliyor.

Jimmy Carter, bugun din adina yapilanlarin cogunun kutsal kitaplarda yazilanlarin secilerek kullanilmasiyla bir temele oturtuldugu ama bu temellerin kutsal kitaplardaki baris, sevgi, saygi, yardimseverlik, hosgoru gibi ana temalardan cok uzak fundementalist kavramlara dayanan, insanliga zararli isler oldugunu anlatiyor.

Din ozgurlugunden yana oldugunu anlatiyor. Kendi zamaninda Cin Halk Cumhuriyeti baskani ile yaptigi gorusmelerde, kapali kapilar ardinda, Cin'in insanlarina dini ozgurlukleri geri vermesini istiyor ve yazdigina gore de Cin lideri sozunu tutuyor. Bu kismini henuz arastirmadim, Cin ile ilgili kitaplari biriktiriyorum su aralar...

Jimmy Carter 2. donem baskanligina secilememis. Iran'da Amerikan Elciligindekilerin rehin alinmasi ile dogan 'rehine krizi' ve OPEC'in baskilari sonucu kotuye giden ekonomik gostergeler, 2. donem secilmesini engelleyen bas sebepler. Ancak baskanligi esnasinda, (kitabinda dini referanslar vererek anlattigi uzere) cevre sagliginin iyilestirilmesi, rekor sayida kadin ve azinligin devlet ve yargida gorevlendirilmesi, sosyal yasamin ve egitimin iyilestirilmesi, enerji tuketiminin azaltilmasi, insan haklarinin korunmasi, dunya barisinin saglanmasi, devlet harcamalarinin kisilmasi gibi Cumhuriyetcileri deliye cevirecek pek cok iyi is yapmis.

Baba Bush'un petrol baglantilari ve Iran Krizindeki tartismali girisimleri (October Surprise kitabinda anlatildigina gore Bush-Reagan kutbu Iran'lilarla gizli bir anlasma yapip krizin son ermesini engelliyor) acaba dedirtiyor insana.

Carter, gecen yil Kuba'ya gittiginde burda ozellikle sagci medyanin simseklerini uzerine cekmisti. Kitabinda bu konuya deginiyor ve Kuba 1960'larda Rus fuzelerini getirerek ABD icin bir tehlike arz ediyordu ama o gunden sonra boyle bir durum soz konusu degil, diyor. Amerika'nin Kuba'ya yaptigi baskinin anlamsizligina ve komikligine dikkat cekerek, bu insanlara zulm edilmesinin yanlis oldugunu vurguluyor.

Carter, ozellikle Afrika'da liderligini yaptigi insani yardimlar ve hastaliklara karsi mucadelesi, eski devlet adami olarak pek cok ulke arasinda baris gorusmelerine yardimci olmasi gibi sebeplerden 2002 yilinda Nobel Baris odulu almis. Kitabi okuyunca, keske butun koyu dindarlar onun gibi olsa diyorsunuz... ISBN: 0743284577

Neler oluyor su dunyada!

Bugun aksam isten ciktim. Her zamanki gibi iAudio'da audiobook dinleyerek metro istasyonuna dogru yurumeye basladim. Bugunlerde Amerikan Baskanlarindan Jimmy Carter'in "Our Endangered Values" kitabini dinliyorum...

Metroya vardigimda olagan disi bir kalabalik oldugunu gordum. Kulakligi cikarttim ki biri 'trenler calismiyor' dedi. Metro calisanlari ile belediye arasinda ulasilan uzlasmanin metro calisanlarinca onaylanmadigini bildigimden, yeniden bir kriz cikti sandim ama 'biri raylara dusmus, bu hat calismiyor, polis yolda' dediler.

Istasyon gorevlisine Port authority'e nasil gidebilecegimi sordum. A ve C trenleri calisiyormus. Biraz ilerdeki diger istasyona yuruyup C trenine bindim. Aksam haberlerinde olaydan bahsedildigini duydum ama nasil olmus ne olmus bilmiyorum. Tren hareket halinde iken compartmanlar arasinda gecis yapmak yasak ama kimse dinlemiyor. Umarim bir sey olmamistir...