Cuma, Nisan 20, 2007

Yine Haberler


Geldi...Sonunda...Bahar! Oh be, mavi gokyuzu ennn sonunda. Atkilari bugun attik daha, bu saatten sonra kar yagmaz di mi. Dune kadar buzz gibiydi hava, haftasonu yagan yagmurlar ve onun sonucu tasan nehirler sayesinde su basti pek cok yeri. Pazartesi ise giderken 1-2 yolda yan aynalarina kadar suya batmis oldugunu gorduk arabalarin, hic boyle birsey gormemistim ben daha once. Hep kahvalti ettigimiz parkimizda da masalarin oldugu yerde ordekler yuzuyor (gercekten) su anda, gol olmus parkin ortasindaki koca alan. Otobusle geciyorum ordan, fotografini cekemedim. Disariya masa sandalye almaya cikacagiz havaya giremedik bir turlu. Bu haftasonu tisortlerle gezebilecekmisiz, cikar bakariz artik hemen havaya girip:) Iki metrekare dis alani olmus bir gormemis olarak tum bahari ve yazi orda gecirmeyi planliyorum.

Ayda bir yazar oldum farkindayim, ama cok siki bir bahanem var bu sefer: hamileyim. Valla. Konuya hala cok uzagim ve fakat, hic ustume alinmiyorum, baska birinden bahsediyormusum gibi geliyor. Oyle duygusal bir iliski falan da kurmus degilim. 11. haftadayim ve su mide bulantilarinin gecip enerjimin yeniden gelecegi gunleri iple cekiyorum, tek derdim o su anda. Bulantilar azaldi ilk basa oranla ama her hah bitiyor artik galiba dedigimde sen oyle san diyip ortaya cikmaya devam ediyor. Ben hep 12. haftadan itibaren herseyin duzelecegini dusunuyor ve buna gore gun sayiyordum. Iki hafta once doktora gittigimde 14. haftadan sonra gecer dedi. Ben ama ama derken bir arkadasim 16. haftadan itibaren birseyin kalmaz dedi. Bu konuyu artik kimseyle konusmasam iyi olacak. Her konustugum kisiyle artiyor bu haftalarin sayisi, simdi birisi 18 derse bagiririm valla. Midem bulandigi icin degil aciktigim icin birseyler yemek istiyorum artik.

Baska ne tur degisimler olmus bakalim, sonrasi icin referans olur bana da simdi buraya yazarsam di mi ama. Ilk baslarda asiri bir yorunluk hissi vardi, sanki birini sirtimda tasiyormus gibi hissediyordum kendimi, oyle yavasti hareketlerim. O cok azaldi artik. Uykum altust oldu, geceleri defalarca uyaniyorum oyle olunca sabahlari soldan kalkiyorum (haftasonu haric:)). 2-3 kere uyandigim geceleri deliksiz uyumusum kabul ediyorum. Bu sonuna kadar boyle gitmeyecek umuyorum. Oyle cok moody olmadim ama cok ani degisebiliyor ruh halim, bir anda acaip sinirlenebiliyorum bir seye. Ender oluyor ama bu.

Tost yemekten sikildim artik. Midem anca onunla mutlu oldugu ve su ara onun mutlulugu onceligim oldugu icin sabah aksam tost yiyorum. Arada degisiklik olsun diye borek, poaca, makarna vs ekleniyor buna. Yani kuru olacak, tuzlu olacak, karbonhidrat olacak. Tum kiloyu simdi alacagim bu gidisle:) Su icemiyorum, hic iyi gelmiyor. Benim gibi elinde su sisesiyle gezen birine yapilacak sey mi simdi bu. Agzima koymaz oldum. Ayran iyi geliyor ama, tesadufen kesfettim ve ayran kutusu eksik olmuyor artik elimden. Haftasonlari bakkala gidip duzineyle alip geliyoruz eve, komik oluyor. Maden suyu da iyi, ayrandan sonra ikinci siraya onu koyabilirim. Bir de muz pek iyi oluyor, icinde b-6 vitamini var muzun, o da hamilelikte mide bulantisina iyi geliyor. Zaten bayilirim muza, pek sevdim bu ozelligini de. Olumsuz etkileyen bir diger sey de dis macunu. Heheh yok boyle birsey yaw, o kadar cocuk sahibi arkadasim var birinin bile basina gelmedigi gibi duymamislar bile bunu. Dis macunu aninda midemi ayaga kaldiriyor, dis fircalamak azap oldu. Naneli sakiz ve naneli sekerler de o kategoriye alinip bir koseye atildi tarafimdan. Kuru nane birsey yapmiyor ama, manti taklidi yapan yogurtlu makarnanin uzerine konulup lup lup goturulebiliyor rahatlikla:)

Midemim gonlunu yapacagim derken cok fazla aktivite yapamaz oldum. Simdi havalar da duzeliyor silkinir kendime gelir plan yapmaya baslarim yine. Haftasonu surpriz housewarming partisi yapti bize arkadaslarimiz, kabile tam tekmil bizdeydi. Hic caktirmadilar valla, tam bir surpriz oldu. Hepsi de borek, corek birseyler getirmis, bize birtek cay demlemek dustu. Cok tesekkur ediyorum incelikleri icin hepsine tekrar, cok guzel bir gun gecirdik.

Çarşamba, Mart 28, 2007

Bakarsan bag olur, bakmazsan dag...

Figen'in blogundan, Yildiz'in yeni blogunun adresini ogrendim. Arzu'da eski blogunu birakmis, yenisini acmis (Iste Wow boole yapiyor). Onun da adresini ogrendim ve yan taraftaki "Kardes Bloglar" bolumune ekliyor/duzeltiyorum. Korkmayin, tiklayin! :)

Salı, Mart 27, 2007

Hayali Gercekler...



Durduk durduk, Bezen hanimla ayni gun birbirimizden habersiz iki yazi gonderdik bloga :) Madem tum bos vaktimi World Of Warcraft (WoW) oynayarak geciriyorum, bari bir dakika ve skor geceyim dedim.


Iki ay once yazdigim bir yazida bahsetmistim, WoW'un ureticisi Blizzard Entertainment sirketi bir genisleme paketi (expansion pack) cikartti oyun icin. Bunun oncesinde oyunda ulasilabilinecek en yuksek seviye 60 idi. Genisleme paketi ile yepyeni bir kita katildi oyuna "Outlands" ve yeni tavan 70'e cikti.


Tatil donusu, 58. seviyeye ciktim ve parayi bastirip genisleme paketini aldim aninda. Outland zenginlik demek :) Oyunda para kazanmak epey zahmetli bir is ama genisleme paketini cazip kilmak icin Blizzard zekice bir hareket yapti ve Outland'de para kazanmak, eski kitalara gore kat be kat kolay hale geldi.


Efenim, 3 hafta da 6 seviye atlayip 64. seviyeye ulastim. Karakter ozelliklerini dinamik olarak goruntuleyen bir site acti Blizzard, oraya linkliyorum. Siz bu yaziyi okurken tikladiginizda durumu ne ise oyuncunun, onu goruyorsunuz.
Biraz da guild dedikodusu yapacagim. Bizim Guild'in (Dignitas) bir forum sayfasi var. Gecenlerde uyelerden biri, liderlik ile ilgili bir dolu elestiri yazdi ve Dignitas'da gecek bir liderini olmadigi, yoneticilerin liderlik yapmadigi gibi ithamlarda bulundu. Cikan bir tartisma birden alevlendi. Derken bir kac kisi ayrildi, elestirilere kizan guild yoneticisi de ayrildi.
Bu arada ciddi bir iki sikinti ortaya cikti. Normalde oyunda bazi gorevleri tek basiniza yapmaniz mumkun degil. Bazen 2 bazen daha cok insana gerek oluyor. Zaten guild en cok bu gibi durumlarda onemli, cunku oyunun icinde chat var ve guild-chat'e "benim su konuda yardima ihtiyacim var" diye yaziyorsunuz. Elestirilerden biri, yardim taleplerinin sikca havada kaldigi idi.
Yine pek cok kisinin sikintisi olan bir konu, oyundaki mihenk taslarindan biri olan 40. seviyeye gelince "binek/at (mount)" satin alabilme. At satin almak pahali bir sey. Ben haftalarca ugrasmistim. Guild'den aldigim yardim 25 altin idi, atin bana maliyeti ise 80 altin. Uyeler, bu para taleplerine karsilik aldiklari miktarin azligindan sikayet ediyordu.


Ayni donemde, 60. seviyeye ulastigim icin daha hizli bir at alma hakki kazanip, durumdan habersiz guild yonetiminden para yardimi talep etmistim. bu sefer 600 altina ihtiyacim vardi ve bankada pek para kalmadigini belirtip 60 altin verdiler. Insanlar da niye para yok diye sorguluyorlar ve seffaflik istiyorlarmis. Yoneticiler de neyi niye yaptiklarini acikladilar ama kimisi memnun oldu kimisi olmadi.


Neyse, dedigim gibi outland'de para kazanmak daha kolay. 2 hafta sonunda 600 altini biriktirip dun hizli atimi aldim(epic mount) :)
Bana komik gelen bir baska tesaduf ise ayni donemde hem 10 yildir yoneticilerinden biri oldugum ODTU-MD listesindeki tartismalar, hem de yine 7-8 yildir uyesi oldugum Kuzey Amerika listesinde (METU_NA) yonetici/uye tartismalari.
Guild forumunda okudugum tartismalar da argumanlardan biri, sonucta bu bir oyun, bunun icin kalkip birbirimize kotu laf etmenin alemi ne turunde idi. Benim de bakis acimi yansitiyor aslinda ama oyuna kendini kaptirmanin, ve oyun icinde olusan durumlarin, kimi oyuncular icin gercek hayati etkileyebildiginin de herkes farkinda.
Velhasil, gordugum o ki herkesi memnun etmek mumkun degil ve dahi yoneticilik zor is netekim.

Adet oldugu uzere...


WoW'dan basimi kaldirmadigimi yazdigimdan beri nerde oldugumu biliyorsunuz :) Gecen donemlerde Goldman'in rekor kar aciklamalarini buraya yazmistim, gecen hafta son 3 ayin kari aciklandi...

Yeni bir rekor, sirket tarihinin en yuksek karini acikladi. Son 3 ayin net gelirleri, gecen yilin ayni donemine gore %20 artmis ve 12.5 Milyar dolara ulasmis. Ayni sekilde net kar 3.2 Milyar dolar olmus.


Bu rakamlarin en ilginc yani, Sirket tarihinde ilk kez Asya ve Avrupa'dan kazanilan gelirlerin toplaminin ABD'deki faaliyetlerden elde edilen kazanctan fazla olmasi!

ABD'de piyasalar ciddi sekilde sallandi gecenlerde ama sonrasinda toplandi biraz. Bu sallantida en cok konusulan konu "Subprime Mortgage" piyasasi oldu. Bu soyle bir sey... Diyelim ki kredi notunuz yuksek degil, riskli goruyor sizi bankalar ve mortgage icin borc para vermiyor size. Iste bu noktada subprime mortgage piyasasi devreye giriyor. Bir kurulus/banka size diyor ki, "tamam ben sana borc vereyim ama faizin biraz yuksek olacak". Diyelim 30 yillik faizler %6 iken, size %8'den borc veriyor bu kurumlar.

Kendileri gidip %6'dan alirken size %8'den veriyorlar. %2 lik bir kar var ama tabii daha yuksek bir risk almis oluyorlar. Nitekim bomba burda patladi ve bu yuksek faizle mortgage alanlar borclarini odeyememeye basladi. Para geri gelmeyince bu kurumlar da asil borc aldiklari bankalara olan borclarini odeyemediler.


Bu subprime mortgage piyasasi, genel emlak piyasasinin icinde %10-15 gibi dusuk bir rakami temsil ediyor ama "ripple effect" denilen, domino tasi etkisinden korkuluyor.

Amerika'nin Gross Domestic Products (GDP), galiba Turkcesi Gayri Safi Milli Hasila (GSMH) buyumesi %3.4 civarinda. Emlak piyasasi bu buyumenin %1ini olusturuyor ve gecen yilin 2.ceyreginden itibaren ev fiyatlari once duruldu, sonra dusmeye basladi.


Dun aciklanan rakamlara gore "yeni yapilan ev" sayisi cok ciddi bicimde dusmus (Ingiltere'de ise fiyatlar hala artmaya devam ediyormus). Emlaktaki bu cokusun yumusak ("soft-landing") olmasi icin federaller faizleri uzun suredir sabit tutuyorlar. Yukseltmeleri halinde, borc almak zorlastigi icin daha az insan ev alacak. Dusurseler, borclanma kolaylastigi icin bu piyasa tekrar canlanacak ve zaten artmakta olan enflasyon iyice artacak.

Velhasil ilginc gelismeler oluyor piyasalarda. Ben bir kac ay once tum borsadaki parami cektim, kafam rahat. Hos, zaten eve dunyanin parasini bayilinca, geriye pek bir sey de kalmiyor yatirim yapayim diyecek :)

Pazartesi, Mart 26, 2007

Tatil Notlari


Tatil gene goz acip kapayincaya kadar bitti ve kurkcu dukkanimiza geri donduk. Bu bizim ilk gemi tatilimizdi. Eda-Murat, Elif-Simon ciftleri ile beraber ciktik bu tatile ve arkadaslarla gecirilen tatilin daha guzel oldugu bir kez daha kanitlanmis oldu. Cok eglendik. Gemi Norwegian Jewel, kalkis noktasi Miami, sure 7 gun, ugranacak adalar Puerto Rico, Antigua, St. Thomas ve Great Stirrup Key. Edalar ve biz balkonlu kamaralari tercih etmistik, rezervasyonu beraber yaptirdigimiz icin kamaralarimiz yan yanaydi. Gemide 2400 yolcu, 1100 de murettebat vardi. Onceden gemiye disaridan icki sokamayacagimiz konusunda uyarilmistik. Ne yapacaklar bavullari mi actiracaklar diye dalga geciyordum ki Murat tum cantalarin x-rayden gecirildigini soyledi. Icki cikarsa alip son gece geri veriyorlarmis. Oyleymis hakkaten, durdugumuz yerlerde de gemiye her binisimizde tum cantalar x-rayden gecirildi, sapkalara kadar cikarip baktilar hatta.

Ilk gunu denizde gecirdik. Bizimkiler sorumlu tatilciler olarak gym'e bile gittiler, benim disimda fire verilmedi:)) Disarisi dururken kendimi kapali yerlere kapatmayacagim yonunde bir savunmam vardi ama disarisi da cok ruzgarli, hava kapali, soguk denebilecek serinlikte ve hatta yagmurlu olunca disari da cikmadim, savunma bi ise yaramadi.

Gemide biri acik bufe olmak uzere 3-4 ana restaurant, 4-5 tane de ozel restaurant vardi. Ana restaurantlardaki yemekler fiyata dahildi ama ozel olanlarinda kisi basi $15-$20 odemek gerekiyordu, rezervasyon yaptirmayi basarabilirseniz tabi:) Hibachi-style Teppenyaki'ye rezervasyon yaptiracagiz diye gobegimiz catladi, ancak sondan bir onceki gun o da resmen torpille yaptirabildik. Rezervasyonlar sabah 8de basliyor, biz bir sabah erken kalktik yihuu diyerek 8.30da gittigimizde gunun rezervasyonlari dolmustu bile. Olmaz ki canim, daha ne kadar erken kalkilabilir bir rezervasyon icin. Gemide calisan birkac Turk varmis, biz yolculuk boyunca 3'uyle tanistik. Onlardan biri geminin yiyecek ve icecek muduruydu. Tanistigimiz sirada yemekteydik ve kendisi cok buyuk bir incelik gosterip masamiza 2 sise sarap gonderdi. Mustafa bey'e burdan tekrar tesekkur ediyoruz. Rezervasyon torpilimiz de tam o sirada orda bulunmakta olan kendisidir, bunun icin de bir tesekkur borcluyuz. Bu arada ogrendik ki en cok Turk calisan Royal Caribbean gemilerindeymis.

Ilk gunumuz biraz yagmurlu ve serin gecti dedigim gibi ama asagi indikce hava da isinmaya basladi. Ertesi gun San Juan'a indigimizde hava gayet iyiydi. Ilk duragimiz San Juan, Puerto Rico. San Juan eski ve yeni San Juan olarak ikiye ayriliyor. Biz eski sehri gezmeye karar verdik orda bulundugumuz 6 saat icinde. Puerto Rico 1952'den beri Amerika'ya bagli. Bacardi fabrikalariyla da unlu. Eski San Juan'da 16. ve 17. yuzyildan kalma Ispanyol binalari var. Bir de methini pek duydugumuz yagmur ormani vardi ama o da 4-5 saat isteyen basli basina bir etkinlik oldugundan gidemedik. Haritaya baktigimizda pek de buyuk bir alan gibi gorunmuyordu, biz burayi bitirir plaja bile gideriz diyorduk (tabi tabi). Her kosede fotograf cekmek icin oyalanip ustune bir de yemek ve alisverise dalinca yarisini bile gezdigimizden emin degilim.

San Juan korfezinin ve sehrin korunmasi icin 16. yuzyilda Ispanyollar tarafindan yapilan El Morro kalesine gittik. Kalenin yeri cok guzeldi gercekten. Obur ucta daha kucuk bir kale daha varmis ama ona gitmeye vaktimiz kalmadi, adini da hatirlamiyorum. Yol ustunde gordugumuz bir katedrali gezdik. Katedral kucuk, sade ve bembeyaz boyasiyal cok ic aciciydi. Eski San Juan'da sokaklar genelde dar ve arnavut kaldirimli. Kucuk balkonlu, cogunlugu 2 katli olan evlerse rengarenk boyali.

Acikinca kendimize yerel yemekleri tadabilecegimiz bir yer aramaya basladik. Sirketteki Puerto Rico'lu bir arkadasim pasteles'i tavsiye etmisti. Hic birimiz daha once yememis olunca pasteles yapan yer bulana kadar dolandik. Pasteles Hamuru genelde yesil muz, bir cesit muz olan plantain, Turkcesini kulkas koku olarak buldugum neye benzedigi konusunda hicbir fiktimin olmadigi taro ve balkabaginda olusuyormus. Bunlar pure haline getirilip etli olacaksa arasina et konduktan sonra muz yapraklarina sarilip kaynar suda uzun sure (sirketteki Puerto Ricolu arkadasim 1.5 saat dedi) pisirilirmis. Cok lezzetli oluyor, cok begendim. Ozellikle noel zamani cokca yapilan yoresel bir yemekmis.

Ikinci adamiz Antigua'ydi. Bana biraz Jamaica'yi animsatti ama Jamaica cok daha yesil. Bu ada da cok fakir gorunuyor. Orda hemen bir taksiye atlayip onceden ayarladigimiz resorta gittik. Gunubirlik giris ucretini odedikten sonra resortun tum olanaklarindan yararlanabiliyorsunuz. Kucuk olsa da guzel bir plaji ve denizi vardi. Guneslendik, yuzduk, yedik ictik, aksama kadar yattik orda analaycaginiz:)

Ertesi gunku duragimiz St. Thomas'di. Yarim gunluk tekne ve snorkel turu ayarlamistik gitmeden once, gemi limana yanastiginda teknemiz de bizi bekliyordu. Hava guzel, deniz sakin ve onceki 1-2 tekne gezimde de problem olmamis eh daha ne olsun diyip tutma ilaci almadim. Tutma ilaci alinca acaip uykum geliyor, zar zor uyumamayi basarsam da serseme donuyorum. Sen misin almayan. Tekne yolda iyice sallamaya basladi ve ben sefil oldum. Snorkel yapacagimiz yere gittimizde de snorkel falan gormuyordu gozum. Cikilacak bir kara olsa cevrede direk oraya cikacaktim ama yoktu. Soguk su iyi gelir dediler snorkelimi takip attim ben de kendimi asagi. Bir sure iyi geldi cidden de. Ama suyun sicakligina alisinca ben burdayim bir yere gitmedim sinyallerini gondermeye basladi yine midem. Batik bir tekne vardi, onun kalintilarini izlemek ilgincti ama balik ya da deniz florasi yonunden cok da zengin bir snorkel olmadi. Donus yolunu da Adilin kucaginda yatarak, rezil olmamak icin dualar ederek, gelmedik mi daha diye diye bitirdim. Karaya adim atar atmaz ne mide bulantisi kaldi ne birsey. Sen sakrak sakimaya basladim gene.

Kalan zamanda adayi gezdik. Alisveris icin dogru yerin St. Thomas oldugunu soylemislerdi, ama alisveris yapmaya pek vakit kalmadi. Baktigimiz sokak pazarinda ilginc seyler goremedik. Sonra bir sokak bulduk, 50 dukkan varsa 40i mucevher satiyordu, mucevher cok ucuzmus orda ama gel gor ki hic aram yoktur takiyla falan, degerlendiremedik:) Sonunda gene kostura kostura her adada oldugu gibi gemide olmamiz gereken saati gecirerek ve ama daha icki alacaktik diye soylenerek gemiye gittik. St. Thomas'i cok sevdik biz.

Son duragimiz Bahamalarda kucuk bir adaydi, Great Stirrup Key. Hakkaten kucuk bir ada ama, bir saatte cevresini rahatca yuruyebilirsiniz, o kadar bile surmeyebilir. Norwegian adanin bir kismini satin almis (bize oyle dedier en azindan) ve dogu karayipler tarafinda cruise yapan gemilerinin hepsi buraya ugruyor. Insan biraz ilgi gosterilmis olmasini bekliyor yani. Gelin gorun ki son derece hayal kirikligi bir yer. Cok cirkin bir kere, cevredeki cali cirpiyi yesillikten saymiyorum. Kosede bir yerde barbeku yapiyorlardi. Sezlong, semsiye gibi seylerin hepsi paraliymis. Ben bir onceki gece geminin hizli gitmesinin ve bolca sallamasinin etkisiyle yine yerlerde surunen midemi toparlayip adaya cikabildigimde hepsi alinmisti zaten. Snorkel bile paraliydi, ben kaldigim hicbir otelde snorkelin parayla kiralandigini gormemistim, yuh diyorum baska da birsey demiyorum.

Gemimiz 13 katliydi. Surekli acik bir casino, saga sola serpilmis barlar, spa, gym, oyun odasi, kutuphane, restaurantlar, 1-2 dukkan, gosteri salonu ve diskosu vardi. Her aksam bir gosteri vardi, gayet siradan gosterilerdi bizce. Bir tek sondan bir onceki aksam Cirque Bijou diye bir sirk vardi, o cok guzeldi iste. 13. kattaki terasta iki havuz vardi, havuzlar cok kucuktu, gemi havuzlari anca bu kadar oluyor sanirim. Yuzmek icin degil de serinlemek icin sadece. Gemiye icki sokmak yasakti basta da belirttigim gibi. Ama bu bize engel olabildi mi, tabi ki hayir:) Iki gun ustuste toplamda 5 sise icki kacirdik iceri, yemek onceleri ve sonralari uzuun ve cok keyifli bol muhabbetli balkon sefalari yapildi onlarla.

Sonuc olarak bayagi eglendik, cabuk gecti gunler ama gemi tatili pek bize gore degil. Biz sadece Adille ikimiz gitsek sikilirmisiz, ona karar verdik. Sadece gemide gecirdigimiz gunlerde kapana kisilmis hissi oluyor biraz. Yapacak fazla sey yok. Yolcularin yaridan cogu yasli, oyle olunca bingo gibi aktiviteler oluyor gun boyu. Kalabalik. Veee hic beklemezdim o buyuk gemilerden ama salliyorlar, bazen yalpalayarak yurumenize yol acacak kadar hissediliyorlar ve benim gibi araba, deniz tutan biriyseniz tabi ki tutuyor, sefil oluyorsunuz. Bir de, indiginiz yerlerden pek birsey anlamiyorsunuz. Hadi bizimkiler adaydi, ana amac da denizle butun olmakti ama yine de cok kisitli zamaniniz olunca bir yerde, ozellikle de ilk kez gittiginiz bir yerde, ne yapacaginizi sasiriyorsunuz: denize mi gidelim, adayi mi gezelim, alisveris mi yapalim...Hele de gemiyle Avrupa turlari cok anlamsiz gozuktu gozume birden. O kadar yogun gorulecek seylerin oldugu sehirlerde hangisini secip gezebilirsiniz ki cidden.

Eve geldigimizde bavullarimizdan birinin acilmis oldugunu gorduk. Kilit kirilmis ve alinmis. Bavulun icinde Transportation Security Administration'dan bir yazi vardi. Bavulumuz icinin acilmasi icin rastgele secilen sansli bavullardan biri olmus. Bavulu kitlemenin yasak oldugunu soyledi ertesi gun bunu anlattigim patronum. Kotu tecrubelerimiz var bizim bu konuda. Amerika'da hic basimiza gelmedi ama Adil Arabistan'dan Turkiye'ye donerken, kitlemeyin yasak uyarilarina kulak vererek bavulunu kitlememis ve bunun sonucu bavuldaki birkac sise parfumun calinmasi olmustu. Ondan beridir mutlaka kitliyoruz biz bavullarimizi. Cok bakmak istiyorlarsa buyursunlar kirsinlar kilidi, bir itirazim yok.

Perşembe, Mart 01, 2007

Simdi de Ozetler

Son yazdigimdan beri olanlarin ozetini geceyim gene. Once saglik:) Adil korkuttu bizi biraz gecen aksam. Is cikisi gittik alisveris yaptik gule oynaya, yemek aldik geldik. Tam yemegimizi yerken karninin sag alt tarafinda bir agri oldugunu soyledi. Agri siddetlendi, Adil tam agriyan noktayi buldu ve dokundugu anda da kendinden gecti. Kendine geldiginde yuzu bembeyazdi. Agri gecmisti ama cok usudugunu ve cok yorgun hissettigini, uyumak istedigini soyledi ve yatti. Tum bunlar cok kisa bir surede olup bitti. Bizim aklimiza ilk gelen apandist oldu. Ertesi sabah doktor arayip olanlari anlatip kontrole gitmek istedik, direk hastaneye gidin dediler bize. Gittik, bir suru test yaptilar, ultrasona aldilar falan. Neyse ki birsey cikmadi. Safra tasi dusurmus olabilecegini soylediler. Baska tas yokmus su anda. Bir hafta sonra tekrarlayabilir veya bir daha hic olmayabilir dediler. Ise arabayla gidip geldigi icin oyle pat diye kendinden gecmesi kismi endiselendirmisti beni en cok, umarim tekrarlamaz, olacaksa da ev disinda olmaz.

Tasindik, bitti. Gecen Carsamba anahtarlari alinca Persembe ve Cuma ufak ufak arabaya siganlari, ozellikle de mutfagi, tasimaya baslamistik zaten. Cumartesi sabahi once kamyon icin Budget'in kapisina dayandik. Hic sorun yasamadik ne kamyonu alirken ne de birakirken, pek de guleryuzluydu ofisteki kadin, tavsiye edebiliriz gonul rahatligi ile. Kabile erkekleri de yerlerini alinca bir saat icinde kamyonla gidecek hersey yuklenmisti bile. Tekrar cok tesekkur ediyoruz burdan hepsine, o sogukta geldiler, bizi yalniz birakmadilar. Bir saat icinde de geri bosaltilinca esyalar, oglen kamyonu geri goturduk. Fotograf makinasini ozellikle ayirmistim ki tasinma hatirasi fotograflari cekebilelim. Makinanin icine bakmayi unutmusum, kart yokmus meger:( Fotograf falan cekemedik tabi. Karti diger esyalarin arasindan bulup cikarmak 1-2 gun aldi zaten. Aksama dogru yeter bugunluk bu kadar is dedik, Balkir, Eda-Murat ve Sibel-Ilkayla birlikte once pideciye ordan da sinemaya Breach'i izlemeye gittik. Pazar gunu kalan esyalari da biz arabayla tasidik ve apartmanimizla olan tum iliskimizi kestik o gunun aksaminda. Butun esyalar bir yana mutfak bir yanaydi ama. Tasi tasi bitmedi resmen mutfak Esyalar toplamda birkac kutuyla tasindigi icin kutular doldukca goturuluyor, bos bulunan yerlere bosaltiliyor sonra geri gelip tekrar doluyordu. Obek obek bir suru zimbirti vardi ortalarda, korkunc gorunuyordu etraf. Elifcim sagolsun geldi el atti mutfagi hallediverdik bir ogleden sonra. Diger yerler de oturuyor yavas yavas.

Dun bir de cop kutusu edindik disariya. Onemli bir seymis bu, bilmiyoruz tabi. Copculerimizin kurallari var, disinda cikarsaniz copunuzu almiyorlar. Disariya copu sadece cop torbasini agzini baglayarak koyarsaniz almiyorlarmis. Gerci sonra ogrendik ki cop torbasi buyuk siyah cop torbalarindan olursa aliyorlarmis. Cop torbalarini once o siyah torbaya sonra da buyuk cop kutusuna koyup disari birakmak gerekiyormus. Dune kadar bu tur bir cop kutumuz olmadigi icin sabahlari copleri arabaya koyuyorduk, Adil eski apartmanin ordan gecip gecerken copleri ordaki cop odamiza birakiyordu. Geri donusum copleri icin de mutlaka mavi plastik cop kutusu gerekiyormus yoksa gene almiyorlarmis coplerinizi. Ondan da edindik, simdi kamyonun gctigi gunleri hatirlamaya kaldi is:))

Artik rahat rahat duvar delebilecegimiz icin bir matkap seti edindik. Yeni bir oyuncagim oldu diye pek mutluyum. Raf keseyim asayim deleyim civiler cakayim...pek eglenceli geliyor. Icimde marangoz/tamirci ruhu varmis, cikti ortaya:) Matkap setini de heyecanla bagrima bastim, oynamak istiyorum onunla cidden, simdi tek eksigim pratik yapacak bir duvar:))

Insallah en kisa zamanda kendisinden unlu modacimiz diye bahsetmek istedigimiz sevgili arkadasimiz Berna'nin katildigi fuara, The Train'e, gittim fuarin son gunu. Ogle arasinda kactigim icin cok uzun kalamadim, fuari gezme sansim da olmadi ama arkadasim diye demiyorum valla pek sikti Berna'nin kiyafetleri. Bu yaza burdaki bazi butiklerde goruruz belki Mousca'yi:)

Gecen aksam B.B. King konserine gittik. Ben metronun azizligine ugrayinca konser basladiktan sonra gelebildim salona. 81 yasina basmis King, e artik bugun var yarin yok burnumuzun dibine gelmisken gitmemek olmaz dedik, kalktik gittik dinlemeye blues kralini ve gitari Lucille'i. Iyiki de gitmisiz cok eglenceliydi konser. Sarki aralarinda konustu bol bol, hikayeler anlatti, kirdi gecirdi tum salonu. Enerjisi falan gayet yerinde masallah, iyi bir diyetisyenle gobegini biraz indirebilirse dalya da der bence.

Haftasonu tatile gidiyoruz, bir hafta yokuz. Oncesinde tekrar yazmaya vaktim olmaz muhtemelen. Saat sayiyorum nerdeyse, iki gun sonra su saatte ilk gemi turumuzun tadini cikariyor olacagiz kismetse. Donunce gorusuruz:))

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Haberler Haberleer Haberleeeeerrr


Biliyorum biliyorum cok ihmal ettim blogu. Sadece yogunluk degil bunun sebebi. Yazma istegimi kaybettim, hukumsuzdur! Oole pat diye gidiverdi. Benim bu istek, motivasyon olaylarim boyle iste, bir varlar bir yoklar. Gyme gitme istegim geri geldi ama, cok mutluyum. Cok inisli cikisli bir iliskimiz var kendisiyle, ortada birsey yokken terkediyor beni, birkac ay gorunmuyor. Ben o donemde gymin sokagindan bile gecmez oluyorum. Sonra donuyor birgun yine habersiz, bu sefer tum oglen programlarim gyme gore ayarlaniyor. Simdilerde yine burda kacmasin diye ne isterse yapiyorum:) Sabote ediliyoruz bu sefer de. Fizik tedaviye gidiyorum, terapistim gyme gitmesen mi bir sure acep dedi. Bak simdi. Ufak bir pazarliktan sonra sunlar yapilabilir bunlar yapilamaz diye anlastik, gym izni cikti:))

Fizik tedavi mi nerden cikti? Surda bir yas daha buyudugumun yuzume vurulmasina bir aydan az kalmisken kendimi 34bin bakimina aldim. 30lara gelince daha cabuk geciyor bu yillar sanki. Ara ara, ozellikle soguk havalarda kendini belli eden bir diz agrim vardir benim. En son yillar once Turkiyede gittigim doktor meniskus demisti, oyle kalmisti. Tekrar gosterelim bakalim nedir durum dedik, doktor daha 5. dakikada bana sen ice basiyorsun ondan oluyo dedi. Ice mi basiyorum, nassi yani. Ama ama...kimse bana bunu soylememisti ki ama. Gercekten ice mi basiyorum, nasil basiyorum diyerek yuruyusumu inceleyecegim diye onume bakmazken toslayacagim bir yere bir gun o olacak. Simdi ayakkabilarin icine konulan desteklerden almam gerekiyormus, bir de fizik tedavi dendi, haftada iki gun gitmeye basladim. 1 ay gidecegim.

Gunun en onemli haberini vereyim daha fazla gevezelik yapmadan. Bugun resmen evli olduk:)) Sabahtan avukatimiza gittik tapu devir teslim islemleri icin. Yaklasik bir saat kadar imza atiyorsunuz demislerdi hakkaten oyleymis. Satici ve avukati geldi, onlarla olan islemler bitti, onlar gitti, biz hala saga sola imza atiyorduk. Tam da gununu bulmusuz bu islemler icin. Tum kis yuzunu gostermeyen karin yagacagi tuttu bugun. Korktugum kadar kotu degildi gerci, haftasonu kursta 10 inch (30 cm falan) olacakmis diyip duruyorlardi, hava durumunda da olabilir diyordu ama 1-2 inchle kurtardik gibi. Sabah nerdeyse buzlanmis gibi yagan kar yagmur arasi karisik seyde henuz acilmamis yollarda gitmek biraz zor oldu, yavas yavas gittik ama sorun cikmadan. Kis basindan beri mevsim normallerinin cok ustunde olan hava sicakligimiz simdi de bayagi altindaymis, normal kis kosullarini tutturamayacagiz bu kis herhalde.

Cumartesi tasiniyoruz kismetse. Bundan sonra Nutley'den bildirecegiz:) U-Haul'la bazi arkadaslarimizin sorun yasadigina sahit olduktan ve onlarla ilgili sagdan soldan bilimum kotu ani dinledikten sonra kamyonu Budget'dan kiraladik. Google'dan musteri memnuniyeti ile ilgili olarak yaptigim kisa bir arastirma sonucu Budget'in da sutten cikmis ak kasik olmadigini ogrenmis bulunuyorum ama artik sansimiza iyi bir ofis cikar umariz demekten baska care yok.

Bizim bundan onceki birkac tasinmamiz ayni zamanda ulke degistirmek oldugundan her seferinde elimize bavulumuzu alip cikmistik evlerden. Hic oyle esya topla bilmemne isleriyle ugrasmamistik tabi. Simdi de ayni ruh hali icindeyiz, evde hic haftasonu tasinacakmisiz gibi bir hava yok:)) Ev kucuk ya ona da guveniyoruz. Bizimkinden daha kucuk evden iki kamyon dolusu esya cikarmayi basarmis olan Balkir surekli uyariyor bizi gerci:) Mumkunse kutulama vs islerine girmeden tasinmak istiyoruz biz. O kutulari yapmasi bir dert acmasi ayri bir dert. Kutulanmaya en cok ihtiyaci olabilecek tabak canagi oylece goturecegiz mesela. Ikea mallari ne kadar dayanikli oluyormus hep beraber gorecegiz. Kirilirlarsa da yenilerini almak icin bahane olur, su bardaklarindan sikilmistik artik zaten heheh:)))

Kek dekorasyonu kursumuz devam ediyor. Ilkini bitirdik, sertifikalarimizi aldik, simdi ikinciye basladik. Hazirlikli gitmek gerektigi icin her hafta ici ya kim ugrasacak simdi bunlarla nerden basimiza is actik diye soylene soylene odevleri hazirliyoruz ama oraya gidince de cok egleniyoruz. Yanda Gulru'nun baby showeri icin hazirladigimiz pasta var. Pazar gunu shower yaptik sevgili arkadasimiza, bize de bir araya gelmek icin bahane oldu, kiz kiza yedik ictik eglendik.

Bir Super Bowl'u daha geride biraktik. Su Janet Jackson korkularini ne zaman ustlerinden atacaklar merak ediyorum. Uc yil oldu paso dinazorlar cikiyor devre arasinda. Bu sefer de Prince vardi. Hayir sevdigim sarkilari vardir kabul ama lisedeyken dinliyorduk onu yahu, soyle genc aktif dinamik heyecanli sarkici kalmadi mi memlekette nedir.

Super bir haberim daha var. Cok sevgili arkadasimiz Berna ilk kreasyonu ile New York'un onemli trade showlarindan The Train'e kabul edildi:)))) Agzimiz kulaklarimizda geziyoruz biz de. Ben cizdim sanki kiyafetleri, oyle bir havadayim ki sormayin:)) Show'un tam tasindigimiz haftasonuna denk geliyor olmasi cok aksilik oldu tabi ama son gunu ne yapip edip kacacagim pgle arasinda Bernayi gormeye. Cuam aksami onlardaydik, fuar haberini kutladik hazirladiklari muhtesem raki sofrasi esliginde.

Ahh, aklima gelmisken, can arkadasim Dilarasim sobelemis beni. Zor olmus bu soru, ben hepsini biliyorum ya, kim ne biliyor ne bilmiyor valla bilmiyorum:)) Ilk aklima gelenleri yazayim, oldugu kadar idare ediverin artik. Hatta siz tamamlayin bese ben ogreneyim:)) Maymun istahli oldugumu dunya alem biliyordur herhalde. Sadece cheesecake yiyerek yasayabilirim. Bir de birseyle ugrasiyorsam cevremle olan iliskim tamamen kopar. Ozellikle de isle ilgili birseyler yapiyorsam ve yogunsam (genelde de yogunum). Gecenlerde kubik komsum ise gelmemis mesela, oglen 1 falan, kubigimin onunden gecen biri Mary bugun gelmedi di mi dedi. Ancak o zaman farkettim kadinin hakkaten gelmedigini aa Mary gelmedi mi diyerek:)) Karsi tarafin bana nasil garip garip baktigina hic girmeyeyim:)) Isim hafizam yoktur ayrica, cok cabuk unuturum isimleri. Yuzleri hatirlarim ama isimleri unuturum maalesef.

Salı, Şubat 06, 2007

Film: The Last King of Scotland

Gecen ay izledigimiz, Leonardo DiCaprio'nun gayet basarili buldugumuz Afrika'da pirlanta uzerine donen kanli oyunlari anlatan Blood Diamond filmini cok begenmistik. Bu hafta sonu, Eda, Murat Kilic'in onerisi uzerine, Sibel ve Ilkay Kazakci'yi da aramiza katip The Last King of Scotland filmini gormeye gittik. Film, 1971-1979 yillari arasinda bir askeri darbe ile basa gecip Uganda'yi yoneten diktator Idi Amin'i konu aliyor ve onu hayali bir kahraman olan Iskoc bir doktorun (James McAvoy , Nicholas Garrigan rolunde) gozuyle anlatiyor.

Idi Amin'i oynayan Forest Whitaker bu sene Golden Globe odulu aldi ve Oscar'a aday. Hakikaten cok etkileyici bir rol ciziyor. Forest Whitaker, benim aklimda Jim Jarmusch'un 1999 yapimi Ghost Dog: The way of the Samurai filmiyle yer etmis. Hani guzel bir film filan da degildi, gayet bunaltici gelmisti ama aklimda yer etmis iste.

Film'de bir de X-Files'dan tanidigimiz Gillian Anderson (X-files'daki adi ile Dana Scully) var ama gayet kisa bir rol. Bayagi kilo vermis diye dedikodusunu yaptik hatunun :)

Bizim yasimiz yetmiyor ama Wikipedia'dan Idi Amin'i okuyunca filmde biraz boluk porcuk, kopuk kopuk bahsi gecen kimi konulari biraz daha yerli yerine oturtmak mumkun oluyor. Bir sekilde benim sezinledigim direkt suclamadan kacinma vardi sanki filmde. Tamam, onun yonetiminde bir suru "kayip insan" oldugundan, sergilenen vahsetten filan bahsediliyor ama sebepsiz degil, sanki daha cok defansiv hareketlermis gibi bir izlenim verdi bana film. Yani, mesela Saddam'la ayni kefeye konacak bir adam degil gibi.

Ote yandan onun yonetiminde 80.000 ila 300.000 kisinin olduruldugunden bahsediliyor. Yine de garip bir sekilde netlik yok. Filmde, Idi Amin iktidara geldiginde halkin nasil costugu gosteriliyor. Basta halden anlayan, halktan, sade ve sempatik biri olarak goruntuleniyor. Sanki sonradan anlasilmaz bir sekilde canavara donusuyor. Suikast girisimleri yuzunden midir bilinmez paranoya bir tip haline donusuyor.

Ingilizler icin Afrika'da yillarca savasmis biri ve basa geldiginden Ingilizler'den ovguler aliyor. Sonra birilerinin tavuguna kis dedigi icin midir bilinmez kanli-bicakli oluyorlar. Asyalilari niye kovdugu ise tam bir muamma. Haa filmin adi nerden mi geliyor? Idi Amin kendine n tane sifat vermis. Ingilizlere karsi mucadele ettigi icin kendini Iskoc Krali olarak goruyor

Velhasil, cevapladigi soru kadar yanitsiz soru birakan bir film ama zaten sonucta bir dokumanter filan degil, olur o kadar... 8/10.

Cumartesi, Ocak 20, 2007

Uzgunuz...

Bu aralar moralimiz bozuk. Turkiye'den kotu haberler ust uste geldi. 10 gun kadar once, sevgili kardesimiz Balkir Unur babasini kaybetti, cok uzulduk...

Gecen hafta icinde ODTU-MD listesine gelen bir e-mailden ODTU Insaat'tan sinif arkadasim Isik Kagan Ulus'u kaybettigimizi ogrendim. Daha 35'inde kalp yetmezliginden gocmus gitmis sevgili kardesimiz. 200 kisi girdimiz bolumden 160 kisi mezun olduk. Genc yasta kansere yenik dustu bir kardesimiz, trafik kazalarinda kaybettik bir kacimizi. Hepsi ayri bir aci...

Dun de sadece yazilarindan tanidigim, sevdigim bir aydini, Hrant Dink'i, zorbalara kurban verdik. Ona da cok canim yandi. Turkiye'yi onu kursunlayanlardan cok daha fazla seven bir insani kaybettik. Dusunce ozgurlugunu kisitlayan, yazarlarimizi, aydinlarimizi mahkemelerde surunduren 301 nolu kanunumuzdan muzdarip idi o da. Asagiya Agos'ta yayimlanan son
yazilarindan birini kopyaliyorum. Yaziktir, gunahtir....

Ruh halimin güvercin tedirginliği

Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa’dan aşinaydım. 2002 yılında Urfa’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “Türk olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.
Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri. Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti. Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.

Kendimden emindim
Ama hayret işte! Dava açılmıştı. Yine de iyimserliğimi kaybetmedim. O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı. Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu. Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.

“Ya sabır” çeke çeke...

Ama dönülmedi. Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi. Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı. “Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca. Davanın her celsesinde “Türkün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. Her seferinde “Türk düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle. Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu. Tüm bunlara “Ya sabır” çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum. Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.

Tek silahım samimiyetim

Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım. Hakim “Türk Milleti” adına karar vermişti ve benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi. Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı. İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve “Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum: “Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay’da temyize başvuracağım ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.” Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.

Kara mizah

Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk. “Kara mizah” dedikleri bu olsa gerek. Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki? Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.

“Türk Devleti adına”

İtiraf etmeliyim ki Türkiye’deki “Adalet sistemi”ne ve “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım. Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu? Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil. Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor. Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde. Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “Türk Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “Türk Milleti adına” değil, “Türk Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi? Hem sonra zaten, Yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu? Azınlık Vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?

Başsavcının çabasına rağmen

Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu? Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu. Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul’a taşıdı. Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul’da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.

Güvercin gibi
Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular. Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü. (Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.) Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil. Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence. “Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren. Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum. Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye. Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik. Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik. Tıpkı bir güvercin gibiyim... Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.

İşte size bedel

Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek? “Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?” Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi... İşte size bedel... İşte size bedel... İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..? Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?

“Ölüm-Kalım” dedikleri

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu. Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında... O noktada hep çaresiz kaldım. “Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım. İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı. Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı. “Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.

Kalmak ve direnmek

İyi de, gidersek nereye gidecektik? Ermenistan’a mı? Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi? Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi. Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım? Rahat bana batardı! “Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik. Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı... Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.

Ürkek ve özgür
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten. Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum. Bu dava kaç yıl sürer, bilemem. Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim. Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım. Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

Hrant Dink (19 Ocak 2007) AGOS Sayı: 564

Neymis?


World of Warcraft tutkumu iyice asikar ettikten sonra, artik nerde bir haber gorse mutlaka gonderiyor bana dostlarim. Gecen hafta oyuna yeni ozellikler katan genisletme paketi (Expansion Pack) cikti piyasaya ve tum dunyada haber oldu haliyle.

Sabah 4:26'da bir e-mail gelmis Murat Uygur kardesimden. Alp uyutmadi herhalde :) Radikal'de "40 bin kisinin akli bu oyunda" basligi altinda bir yazi varmis. Tum dunyada 8 milyonun uzerinde kullanicisi var oyunun, demek ki Turkiye'den de epey bir oyuncu varmis. Haber, oyunu tanitmis ama klasik laubali, abartili Turk gazeteciligi kendini gostermis kimi yerlerinde...

Yok efendim Blizzard hangi saatte oyunun nerde piyasaya cikacagini kontrol ediyormus, yoksa internet cokermis. Cahillik olduklarindan midir, yoksa "cahillere yaziyoruz" kafasinda olduklarindan midir (bence 1.si) bilmem, boyle sacma sapan laflar ediveriyorlar ve kizdiriyorlar beni iste.

Oyun birbiri ile baglantisi olmayan bir suru "dunya" da oynaniyor. Ornek vereyim, ben oyuna basladigimda "Durotan" diye bir dunya ("realm") secmistim. Diyelim ki Durotan realmini ayakta tutan 5 tane sunucu bilgisayar olsun, toplam bir kapasitesi var bu sunucularin. Atiyorum ayni anda 20,000 kisi oynayabilir. 20,001. kisi Durotan'a katilmak istediginde, giremiyor ve kuyruga giriyor. Birileri cikinca baskalari katilabiliyor.

Durotan acaip yogun bir realm idi ve hemen her gece uzun sure (bazen 1 saat) kuyrukta beklemek gerekiyordu oyuna girmek icin. Bir kere bir realm'i secince, oraya bagli kaliyorsunuz ve baska bir realm'e gecmek isterseniz para oduyorsunuz Blizzard'a. Yalniz sikayetler tavana cikinca, Blizzard bedava gecis imkani verdi.

Benim uye oldugum ekip ("guild" deniliyor oyunda), Dignitas, Blizzard'in onerdigi ve bedava gecis imkani verdigi "Arygos" realm'ine tasinma karari aldi. Ben de onlara uyup tasindim yeni realm'e. Dedigim gibi realm'ler birbirlerinden kopuk. Dolayisiyla "Durotan" daki arkadaslariniz orda kaliyor, haberlesemiyorsunuz ve onlari gormuyorsunuz artik.

Yani "internet filan gocmez kardesim, yalan yanlis yazmayin" diyecem ama dinleyen kim :)

Durotan gibi pek cok 'eski' realm zor durumda aslinda, cunku saatlerce kuyrukta beklemek istemiyor hic kimse. Ote yandan, arkadaslari filan orda, birakip hic tanimadigi insanlarin oldugu yere gitmek de istemiyor insanlar. Blizzard dun, pek cok yeni "bedava" tasinma imkani tanidi ve eger insanlar tasinmazlarsa, zorla realmleri boleceklerini ilan ettiler.

Oyunun oldukca sosyal bir tarafi var. Surekli ekibinizle yazisiyorsunuz, basiniz dara dusunce yardiminiza kosuyorlar (tabii bu islerin adabini ogrenip sizde baskalarina yardim ediyorsunuz"), isinize yarayacak ama belki oyun icindeki Muzayede Evlerinde (Auction House) dunyanin parasini odeyip alacaginiz seyleri bedava veriyorlar. O yuzden iyi bir guild'in olacak su dunyada mirim :) Benimki, Dignitas, cogu evli, cocuklu, 30+ yasinda, dunyanin dort bir tarafindan uyesi olan akli basinda bir grup. O yuzden Bezen'in deyisiyle "Seviyorum ben onu" :)

Oyunun bana gore hos bir tarafi da su: bir suru yasli, torun sahibi, emekli insan oynuyor oyunu. Bu insanlar, torunlari ile oynuyorlar! Dusunsenize, cocuk eve geliyor, oyuna giriyor ve dedesi o gun oyundan kazandigi, onun isine yarayacak degerli bir seyi gondermis posta kutusuna :) Veya birlikte akin ciktigi, kendisinden kuvvetli birilerine karsi onu koruyacak bir babaannesi var. Teknolojiyi icsellestirmis bir toplumda yasamanin boyle hos taraflari var cocuklar icin...

Realm konusuna donersek, az insanin oldugu bir realm'de farkli bir oyun stili gelistirmeniz gerekiyor. Ornek: Herkes gibi ben de sik sik muzayede evlerine gidip, ne var ne yokmus, ne satabilirim, ne alabilirim diye bakiyorum. Durotan cok kalabalik oldugundan, daha cok alici ve daha cok satici vardi. Arygos'da daha az kullanici oldugundan hem bir sey bulmak zor hem de fiyatlar daha pahali. ama eve gelip saatlerce oyuna girmek icin kuyrukta beklemekten iyidir...

Çarşamba, Ocak 17, 2007

Evleniyoruz


Galiba oluyor, galiba ev sahibi olacagiz uc vakte kadar! Hersey yilbasindan birkac gun once basladi. Kabilemizin bir kisminin da oturdugu siteyi gozumuze kestirmistik bir zamandir. Civarda yanina yaklasilabilir turden evlerin en genci 40 yillik. Nerdeyse 100 yillik olanlari da var. Eh bu kadar genc! evler ne tur sorunlar acabilir insanin basina, dusunmek urkutuyor tabi. Cicegiburnunda sitemiz henuz 6 yillik, secim yapmak cok zor olmadi tabi. Son birkac yil icinde ev fiyatlari alip basini gidince bakakalmistik hizla artan fiyatlarin ardindan. Simdi market sakinlesti gibi, biraz dusme bile var hatta. Tekrar basimizi cikardik kabugumuzdan ve begendigimiz (ama o anda hicbiri satilik olmayan) modelin yolunu gozlemeye basladik. Yilin son haftasi cikti piyasaya bizim ev. Yilin son gunu de gittik gorduk.

Evsahibiyle pazarliklar, inerdin inmezdin derken anlastik ve islemler baslatildi. Closing'i (tapunun el degistirmesi desem olur herhalde...di mi) Subat ortasina istedigimiz icin islemlere hizlica baslamak gerekti. Ev alirken ne yapilmasi gerekiyormusu bir sonraki post'da yazacagim.

Zamanlamasi cok iyi oldu aslinda cunku kira sozlesmemiz Subat sonu bitiyor. Sozlesme yillik uzatiliyor ve arada bozarsaniz yonetici firmanin yilin kalan kismindaki kirayi size odetme hakki var. Is o asamaya gelmeyebilir tabi yeni kiraci bulurlarsa ama gunahimi bile vermeyecegim bu yonetici firmalarinin boyle bir haklarinin oldugunu ve isterlerse kullanabileceklerini bilmek bile yeterince sinir bozucu. Evsahibiyle anlastigimizda ayin 5'iydi, hemen yonetici firmayi aradim ve sozlesmeyi yenilemeyecegimizi soyledim. Ilk laflari "hmm gec haber veriyorsunuz yalniz, sozlemeye gore 60 gun onceden haber vermeniz gerekiyor, oysa siz 5 gun gecikmis oluyorsunuz" oldu. Hey allahim. Sanirim depozitimize el koyma haklarini sakli tutmak istiyorlar. Neyse, niyesini anlattim adama, o da elimden geleni yaparim burdakileri 5 gune sorun cikarmamalari icin dedi. Hatta Subat sonuna tum islemleri bitirme niyetimizi pek gercekci bulmadi, kendisi cok sorun yasamis ev alirken, kiraci bulunmazsa ve islemleriniz tamamlanmazsa bir ay daha kalmaniza izin verecegim bile dedi konusmanin sonunda, inanamadim. Cok hosuma gitti, hic boyle bir kibarlik beklemiyordum kendilerinden.

Simdi efenim, bu bizim pek buyuk bir adim ki oyle boyle degil. Ilk kez 1 odalidan daha buyuk bir evimiz olacak. Hep tek odali ve kucuk oldu bizim oturdugumuz yerler. Hele Ankara'daki ev evlere senlikti, tami tamina 48 m2'ydi. Emlak vergisi icin vergi dairesine gittigimde metrekareye bakan gorevli gerisi nerde bunun diye sormustu mesela. Salonunda pencere olmayan bir ev olabilir mi, oluyormus iste. Ahh, bir de sayaci kontrol etmeye gelen elektrikci amcamizin tepkisi vardir ki hala cok eglenirim hatirladikca. Kapidan iceriye soyle bir bakan amca diger odalari sormustu (gonlu zengin adamin). Hangi diger odalar amcacim hepsi bu iste cevabini alinca da pek bi uzulmustu bizim icin. Iki kisiyiz yetiyor dedigimde aldigim cevap "Bugun iki kisiniz ama yarin uc olursunuz, dort olursunuz, bes olursunuz" olmustu. Ben, ben sana naaptim amca modunda dehset icinde bakarken uc cocugu herhalde yeterli bulan adam beste durmustu neyse ki:))

Pazar, Ocak 07, 2007

2007'nin Ilk Yazisi


Ehem, yeni yiliniz kutlu olsuuun demek icin biraz gec mi kaldim ne, ayin 7si olmus bile:) Kafam mesgul da son gunlerde biraz. Niyesini birkac hafta icinde yazarim, henuz erken. Adil zaten kayiplarda, warcraftla yatip warcraftla kalkiyor:) Yilbasi yazisi kaynamis gitmis boylece arada, idare ediverin artik. Yeni yilin ilk yazisi da tam bana uygun olarak bogaz ustune:))

Havalarimiz bir guzel bir guzel sormayin. Sanki Nisan basindaymisiz da artik yazliklari cikarma zamani geliyormus yavastan gibi bir ruh hali icindeyim ben de. Nasil olmayayim ki, dun 20 (70 F) dereceydi. Kisa kollu tisortler ve kisa pantalonlarla disaridaydi millet. Hic sikayetim yok valla, surdan direk bahara gecsek gikim cikmaz. Rekor sicakliklara bakarsak daha once de havanin boyle oldugu Ocak aylari olmus burda. Bayagi once (1960) ama olmus mu olmus. Illa kotu bir anlama gelmiyordur belki, dongusel birseydir mesela diye dusunmek istiyorum.

Bugun pasta dekorasyonu ustune bir kursa basladim. Yakinimiza Michaels acildi. Michaels, el sanatlari ve hobi malzemeleri satan bir magaza. Gun icinde, arada da aksamlari, bazi kurslar veriyorlar. Hem yetiskinlere hem cocuklara yonelik kurslari oluyor. Kucuk cocuklarin anneleri ile katilabildikleri aktivite saatleri de var. Hosuma gidiyor boyle seyler. Bu da boyle bir etkinlik. Pazar gunleri ikiser saat, dort hafta surecek. Cok temel bir kurs bu. Ileri asamali olanlari da var ama hepsi hafta ici maalesef. Aksam da olsa bana gore cok erken saatte basliyorlar. Soyle 8'de falan baslayani lazim bana:) Belki onumuzdeki aylarda onlardan birini de haftasonuna koyarlar. Balcayla beraber gidiyoruz. Konuskan, cok tatli bir ogretmenimiz var. Bugun o yapti biz izledik, haftaya da biz yapacakmisiz. Kek ve icing (turkcesini bilmiyorum) yapip goturecekmisiz, orda da susleyecekmisiz. Cok eglenceli olacak. Icing iyi hos da cok pudra sekeri kullaniliyor yahu. Tatliya bayilmama ragmen evde yaparken sekerden ve yagdan bayagi caliyorum, yerlerine pekmez gibi daha saglikli alternatifler bulmaya calisiyorum, hem o zaman daha az vicdan azabi duyarak daha fazla yiyebiliyorum hehe:) Resimdeki kucuk bir kek ve onu kaplayacak icing icin 450 gr pudra sekeri kullanildi. Demek ki neymis, bundan sonra icingli bir pasta yerken icing bir kenara itilecekmis:))

Cumartesi, Aralık 30, 2006

World of Warcraft


Bugun Cumartesi, saat sabahin 7si ve ben ayaktayim. En son ne zaman bir Cumartesi bu kadar erken uyandigimi hatirlamiyorum bile. Niye mi? 2 hafta once World of Warcraft oynamaya basladigim gunden beri, hemen her gece en erken 2'ye kadar oyuna takildigim icin vucut alismis herhalde :)

Oyunun turu MMORPG (Massive Multiplayer Online Role Playing Game - Al iste becerebilirsen Turkce karsiligini bul :) Murat Uygur okuyorsa, yorumlara yazar ne demek oldugunu, benden pas!)

En son Turkiye'de dayimi ziyarete gittigimizde, 11 yasindaki kuzenim, Olgu Esmer, gostermisti bana. Oyunu satin alip online sunucular uzerinde oynuyorsunuz. Saniyorum kendi sunucunuzu kurup arkadaslarinizla oynamaniz mumkun yoksa oyunu yazan sirket, Blizzard'a aylik ~15$ gibi bir rakam oduyorsunuz.

Bu oyun sadece basit bir oyun degil, milyarlarca dolarlik eglence endustrisinde onemli bir kalem. "Massive Multiplayer" denmesinin sebebi, milyonlarca insan oynuyor bunu. Cocuklarin oynadigi bir oyun sanmistim ama anne baba cocuk, ailece oynayan insanlarla tanistim oyunda. Dun aksam takim oldugum kisi 57 yasinda bir babaanne! Inanilmaz takinti yapiyor ('addictive') ve oyuncularin da para kazanabildigi bir oyun.

Nasil mi? NPR'da (National Public Radio - Ulusal Halk Radyosu) bir programda bu oyun hakkinda kitap yazan biri ile soylesi yapiyorlarken rastgeldim. "I know a couple of people who makes 6 figure out of this game - Bu oyundan 6haneli (> 100,000$) gelir elde eden bir kac kisi taniyorum" dedi. Nasil yani diyeceksiniz. Once oyunu birazcik anlatayim, sonra aciklamasi daha kolay olacak.

Oncelikle ne tur bir 'karakter' oynamak istediginizi seciyorsunuz. Oyunda, birbirinden nefret eden iki grup var: Alliance and Horde. Mesela benim yarattigim karakter Alliance grubundan Human ("insan"). Yanda gorebileceginiz uzere "Night Elf, Dwarf, gnome" gibi baska secenekler de var. Tabii bu "Alliance", baska secenekler de var.

Sacinizi, basinizi istediginiz hale getirdikten sonra sectiginiz karakterin rolunu, asil fonksiyonunu belirliyorsunuz. Mesela ben Warrior ("Savasci") rolundeyim. Bu rolu secenlerin en onemli ozelligi, 'dayanikli olmalari'. Ileriki safhalarda grup halinde 'akin' yapildiginda savasciya cok onemli bir is dusuyor, rakipleri kendi uzerinde cekip, arkadaslari saldirirken, gogsunu siper edip rakiplerin verdigi zarara karsi dayanabilmek. Karakteri olusturur ve silahlarini secerken onun "tank" gibi olmasi icin defans agirlikli ogeleri secebiliyorsunuz. Iyilestirici (Paladin), sihirbaz (magican), avci (hunter) vs. gibi baska roller de var ve hepsinin guclu ve zayif yonleri var.

Neyse, oyuna 1. seviyeden basliyorsunuz ve cok basit silahlariniz var. Diger oyunculara karsi degil de, normal, canavarlara karsi savasmayi sectiginizi dusunelim. Geliyoruz oyundaki onemli konseptlerden birine... Nasil daha kuvvetli olacaksiniz? Basladiginizda, diyelim 100 puan sagliginiz var. Savasa girdiginizde, canavarlar size zarar veriyor ve sagliginiz dusmeye basliyor. Sifira duserse, bir "ahhhhh" sesi ile ruhunuzu teslim ediyorsunuz.

Yok eger siz galip gelirseniz, 2 sey kazaniyorsunuz: Tecrube (eXPerience) ve o canavar ne 'dusurdu' ise: para, silah, yemek vs. Savasa savasa tecrubenizi arttiriyorsunuz ve belli bir tecrubeye ulasinca seviyeniz artiyor. Her seviye atladiginizda, yeni seviyedeki tecrubeniz sifirlaniyor ve puan toplamaya basliyorsunuz.

Hizli puan kazanmanin yollarindan biri, size verilen "quest" leri (Uygur, Turkcesi neydi? 'odev' diyelim simdilik) tamamlamak. Bu odevleri tamamladiginizda hem yuksek puan aliyorsunuz hem de guzel bir hediye (para, silah, vs.) Seviye atlamak gittikce zorlasiyor. Seviyeniz arttikca, aldiginiz odevlerde guclesiyor, sizin seviyenizde ya da daha yuksek seviyedeki canavarlarla bogusmak durumunda kaliyorsunuz. Genellikle tek basina gitmek imkansizlasiyor ve hep birileri ile takim olup grup halinde savasiyorsunuz.

Iste bu noktada isin icine gercek para giriveriyor. Insanlar, bu canavarlardan dusuveren hediyeleri gercek para karsiliginda e-bay'de satiyor. Simdi, nasil yaaa? niye insanlar bunlara para veriyor diyeceksiniz? O kismi aciklamasi zor. 700$ verip oyunda bulunmasi cok cok ender bir kilici satin aldigindan bahsediyordu bir adam bu NPR'daki programda. Isin ilginc tarafi, bunu satin alan adam saati 6$lik islerde calisan biri. "Beni mutlu etti, mutlu olmak icin yasamiyor muyuz?" diyordu eleman.

Baska? Karakter transferi var. Yani bir oyuncu, baska bir oyuncuya olusturdugu bir karakteri satiyor. Gece gunduz oynadigim halde ben 22. seviyedeyim. Artik bir seviye atlamak bir kac gunluk is ve gittikce zorlasiyor. En ust seviye olan 60a ulasmak aylar aliyor. Arkadaslari ile birlikte oynayan biri, geri kaldiginda kendi kotu hissedip solugu e-bay'de alabiliyor.

Bazen bakiyorsunuz, 10larca kisi var ve bu karakterler 'calisiyorlar'. 'Calismak' kavrami soyle bir sey. Mesela 1.seviyedesiniz. Canavarlarda 1.seviyede ve teker teker saldiriyorlar size, ileriki seviyelerdeki gibi toplanip gelmiyorlar. Dolayisiyla rahatca galip geliyorsunuz ve para biriktirmeye basliyorsunuz.


Bazi girisimci Amerika'lilar, Meksika'dan, Cin'den birilerini oyuncu kiraliyor ve bunlara aylik para oduyorlar. Bu 'caliskan' isciler bikmadan usanmadan siz oldurunce tekrar tekrar oyunun yeniden canlandirdigi canavarlari oldurup para kazaniyor ve sonra onlari kiralayanlara aktariyorlar. Sanal para, gercek paraya donusuyor...

Velhasil, warcraft dunyasi, heyecan dolu yari sanal, yari gercek harika bir fantazi dunyasi... Uykusunu seven hic kimseye tavsiye etmem, ben oyunuma donuyorum :)

[DUZELTME]
Olgu'cum duzeltti, bana oyundan bahsettiginde 11 degil 13 yasinda imis. Ozur diler duzeltirim :)

Perşembe, Aralık 28, 2006

Film: The Wooden Man's Bride

Film yazmamisim ne zamandir. Ha bugun ya yarin derken kaliyor film yazilari. Uzakdogu filmleri ilgimi cekiyor hep. Bu da onlardan. The Wooden Man's Bride (Wu Kui) 1994 yapimi bir film. 1920'lerde Cinin kirsal kesimindeki hayati, gelenekleri, yasam tarzini anlatiyor. Gelenekler cok cok cok onemli, onlara gore ve onlar icin yasiyorlar (tanidik geliyor degil mi). Koylulerden birinin kizi aganin ogluyla evlenecek, torelerin gerektirdigi sekilde kendi evinden alinip deveye bindirilerek gelin gidecegi koye goturulurken haydutlar yollarini kesip gelini kaciriyorlar. Gelini teslim etmekle yukumlu Kui canini tehlikeye atip gidip gelini haydutlarin elinden kurtariyor. Bu arada olayi haber alan damat da gelini kurtarmaya gitmek isterken kendi silahinin patlamasiyla oluyor. Bu durumda gelin kendi koyune donebilir aslinda ama damadin kati kurallari olan annesi dugunun gerceklesmesi icin israr ediyor. Kizin babasinin agaya borcu oldugu icin onlar da karsi cikamiyorlar. Olen oglunun anisina agactan kaba bir heykel yaptirip kizi onunla evlendiriyor ve omrunun sonuna kadar artik oglu yerine gecen bu heykele sadik kalmasini istiyor.

Agactan bir heykelin karisi olmak zorunda kalan Young Mistress (gelinin adi o artik, herkes ona boyle hitap ediyor) defalarca isyan etse de bir ise yaramiyor, kayinvalide boyle yasayacaksin diyor baska bir sey demiyor. Kaciyor ama colun ortasinda birkac evden olusan bu yoksul koyde gidecek hicbir yer yok, yakalaniyor. Bu tur her tesebbusten sonra ustundeki baski biraz daha artiyor. Onu haydutlarin elinden kurtardigi icin odul olarak kendisine ciftlikte is verilen ve kizin umutsuz halini uzaktan izleyip onun icin uzulen Kui ile yakinlasiyor en sonunda. Ama bunun aciga cikmasinin bedelini cok agir oduyor. Sonunu da anlatmayayim artik, belki izlemek isteyen cikar.

O donem Cin kulturunu basariyla anlatan bir film. 7.5/10

Gecenlerde New York Times'da okudugum bir makale geldi aklima filmi seyredince. Cinin kirsal kesimlerinde oglu veya kizi bekar olenlerin onlari baska olulerle evlendirmelerine dair bir yaziydi. Geleneksel Cin inanislarina gore evlenmeden gecen bir omur tamamlanmamis bir omur ve bekar bir erkek, olu de olsa, evli degilse cok mutsuz oluyor. Olumden sonra da yasam olduguna inanildigi icin bu aileler icin kabullenilemiyecek birsey, kendilerini sorumlu hissediyorlar. O yuzden de kizi olmus ailelere para verip evlilige ikna ediyorlar. Sonrasinda tabutlar yan yana konup ciddi ciddi dugun toreni de yapiliyor. Kiz ailelerinin derdi biraz daha baska. Geleneklere gore kizlarin babanin aile agacinda yeri yokmus, kocasinin aile agacinda yer alabiliyormus ancak. Kizlarinin toplumda bir yer edinmesi kaygisini guden aileler kizlari evlenmeden olurse gelin arayan olu erkek ailelerine baslik parasi karisiligi veriyorlarmis kizlarini.

Cin'in tek cocuk politikasi yuzunden kiz cocuk dogacagini anlayan ailelerin cogu aldirmaya basvurdugu icin evlenecek yasta kiz sayisi da ozellikle kirsal kesimde oldukca azalmis. Kacabilen buyuk sehirlere okumak ya da calismak icin kaciyormus zaten. Kalan kizlar da sayilari az oldugu icin cok degerlenmisler, cok pahalilarmis. Gelin tacirleri varmis hatta, kacirdiklari kizlari baska koylerde gelin olarak satiyorlarmis. Yoksul ailelerin ogullari hayattayken gelin bulmalari iyice zor oluyormus yani. Cok cok fakir olanlar da ogullarinin tabutunun yanina gelini temsilen bir dal dikiyorlarmis.

Bu gelenek sadece Cin'e ozgu degilmis aslinda. Dogu Avrupa ulkelerinde, 19. yuzyilda Ingiltere'de de olmus. Cinin kirsal kesimlerinde hala suregelen bir uygulama ama bu. Bunu devam ettiren baska toplum kalmis mi onu da arastiracagim bir ara, merak ettim:)

Pazartesi, Aralık 25, 2006

Olanlar Bitenler


Noeldi yilbasiydi derken tam tatil moduna gectim ben. Herseyden elimi ayagimi cekme modu oluyor bu benim icin. Yayilip film izleyeyim, dergi kitap okuyayim, belki biraz (cok degil ama az) yemek denemesi yapayim, arkadaslarimla takilayim...Bugun tatiliz mesela noel diye. Yarin oburgun ise gidip yine tatil moduma kaldigim yerden devam edecegim ondan sonra:))

Havalar hala cok guzel. Bu hafta da oyle olacakmis. Karsiz noel mi olur diye burun kiviranlar var tabi. Ben memnunum halimden, usumeyi hic ama hic sevmiyorum.

Cuma aksami canim arkadasim Elif'le komsu kasaba East Rutherford'da bara gittik. Daha once de bahsetmistim, Rutherford'da icki satisi var ama bar yok. Kasabamizin merkezinde bir tren istasyonu var. Istasyonun bir yani Rutherford, bir yani East Rutherford:) Tam da kosede Blarneys var. Lokal, hemen herkesin birbirini tanidigi barlardan biriydi. Yemek yemek isteyenler icin restaurant kismi da var. Biz barda zorla da olsa oturacak yer bulduk, ardindan gelsin biralar gitsin martiniler. Yuruyerek geldigimiz icin araba kullanma derdimiz de yoktu, kakara kikiri donduk eve sonrasinda.

Cumartesi Numanlardaydik. Emine'ler de geldi. Kyoko iyice asmis artik, dolma sarmis, nefis olmuslardi koca tencereyi bitirdik resmen. Masaya raki gelince sofor ilan edildim otomatik olarak. Anason kokusuyla aramiz bir turlu duzelmedigi icin raki icemiyorum hala. Icenler 1.5 siseyi devirdiler ama:) Gece ilerleyen saatlerde Numan gece orda kalmamizi teklif etti. Sabah zaten sehre inmem gerekiyordu benim, zaten geceyarisini gecmis, git sabah tekrar gel cok gozumde buyudu, orda kaldik. Fotograf makinamiz takildi kaldi aksam. Bozulduguna kanaat getirmistik ugrasip ugrasip cekme dugmesini kipirdatamayinca. Sabah Adil farketti ki kosede birbombe olusmus, oraya takiliyormus. Haftasonuna ait hic fotografimiz yok bu yuzden.

Sabah Yagmur'la nerdeyse iki aydir hadi diye ayaklandigimiz ama bir turlu yapamadigimiz dim sum etkinligimizi gerceklestirdik. Sonunda:) Dim sum icin tercihim Golden Unicorn oluyor genelde. Yagmurun cinli bir arkadasi Golden Bridge'i onermis, oraya gittik. Yukari ciktik ki bir sira var kapida inanilir gibi degil. Sira sira sandalyeler koymuslar millet elinde numara yazili bir kagit bekliyor. Sandalyeler dolmus ayakta da bayagi insan var. Gozumuz bayagi korkmus bir halde numara veren kizin yanina gittik, iki kisi misiniz hemen gelin diye bizi iceri aldilar, inanamadik. Masalar genelde 6 kisilik oluyor, 3 kisinin oldugu bir masaya oturtulduk. Disarida bekleyenler kalabalik gruplarmis. Koca salonda Uzakdogulu olmayan cok az kisi vardi. Minik el arabalari icinde servis ediliyor yemekler, bakip begenip aliyorsunuz. Masanizdaki kagida damga vuruluyor aldiginiz her tabak icin, cikarken de ona gore hesaplaniyor ucret. El arabalariyla dolasan kadinlar Ingilice bilmiyordu yalniz, neyin ne oldugunu anlayana kadar canimiz cikti. Arada anlamadigimiz seylerden de aldik tabi denemek adina. Tika basa doyduk ama off supermis bunlar diyemedik yedigimiz hicbirseye. 1-2 yer daha var denemek istedigimiz, ona gore siraya koyacagiz dim sum yerlerini:)

Ahhh, teyze oldum ben yine:)) Sevgili arkadasim Mina ha bugun ha yarin derken Cuma gecesi dogum yaparak Maya'yi katti aramiza. Dim sum cikisi ziyarete gittim nar tanesini. Pek sevimliydi ama fotograf makinamiz sayesinde Maya'nin da hic resmini cekemedim:( Sali sabahi eve cikiyorlar artik oraya gidip cekecegiz.

Pazar, Aralık 24, 2006

Jerome Murat

Bana e-maille gelen asagidaki pandomim gosterisini cok begendim. Tabii bana gelirken gorun bakin Turk gencinin Fransa'daki inanilmaz basarisi filan diye geldi ama sanatci Turk degil, Fransiz'mis. Saniyorum soyadindan dolayi cikiyor karisiklik.

Wikipedia'da baktim, Nepal krali Joachim Murat varmis tarihte mesela. YouTube'da biri de bahsetmis zaten, Murat eski bir Fransiz soyadi imis. Oole iste.

Pazartesi, Aralık 18, 2006

Kis (Oncesi) Piknigi


Havalar muhtesem gidiyor. Benim gibi soguk sevmeyen biri icin bu cok mutluluk verici, ne de olsa bahara bir gun daha yaklasmis ve o gunu buz kesmeden gecirmis oluyoruz:) Son besyuz yilin en sicak Aralik ayini yasamakta oldugumuza dair soylentiler bile var. Bir yandan yasasin bugun de sicak modundayken bir yandan da arkasindan nasil sert bir kis gelecek acaba tedirginligi icindeyiz. Cok gulme aglarsin mentalitesi nasil islemisse icimize artik. Yarin gercege donuyoruz gerci yavastan, 16F birden dusecek hava sicakligi. Hazir hava sicakken tadini cikardik biz de son bir piknikle.

Cumartesi biricik organizatorumuz, sevgili arkadasimiz Gilda geldi. O ugrasip her 2-3 ayda bir organizasyon yapmasa bizim bulusma plani falan yapacagimiz yok topluca. Herkes kendi arkadaslariyla sikca gorusuyor zaten de boyle NY'da calisan Turklerin topunun bir araya gelmesi Gildacigimin hadi demesine bakiyor:)) Emine ve Murat da geldiler guzel bir kahvalti ettik. Alphosun dorduncu gunde hala dusmeyen atesi icin doktora gitmeleri gerektiginden fazla kalamadilar. Biz sohbetimize tam gaz devam ederken daha o sabah aldigi arabasiyla Balkir geldi. Uzuuun suredir hadi ehliyet al artik diye basinin etini yedigimiz Balkircim ehliyeti almakla kalmayip bir de Audi aldi uzerine. Gule gule kullan canimcim:)

Aksama dogru acikma sinyalleri bitmek bilmeyen bir yemek muhabbeti seklinde kendini gosterince Enginar'a gittik yemege. Hos bizim, ozellikle benim, bogaz muhabbeti yapmamiz icin acikmamiz gerekmiyor:) Gittikce daha cok hosuma gidiyor burasi, mezeler gene cok guzeldi. Pide ise superdi. Hala ismini ogrenmedik calisanlarin, ayip oluyor biraz onlar bizi tanidi artik cunku. Bir dahaki sefer icin not edeyim kendime, adlari sorulup ogrenilecek! Yemek sonrasi Gilda ve Balkir ayrildi, biz Eda ve Murati alip Montclair'e Babel'i seyretmeye gittik.

Pazar sabah (daha dogrusu oglen) piknik icin hazirliklarimizi tamamlayip Rutherford parkinda bulustuk. En yakin mangalli park orasi. Yolda vakit kaybetmek istemedigimiz zamanlar icin cok ideal bir secenek oluyor. Ama cok az masa oldugu icin yazin yer bulmak o kadar da kolay olmayabiliyor. Dun bombostu biz gittigimizde piknik masalari. Resimden de goreceginiz gibi ortalik gayet kel. Aaahh yaz dedim yine. Yine de guzel oldu. Biz mangalla ugrasirken biraz ilerimizdeki masaya da bir grup geldi. Onlar tam tesekkullu ciktilar yalniz, testere getirmisler:)) Cok kalin olmayan ama ince de sayilmayacak agac dallarini dakikalarca ugrasip testereyle kestiler ve mangallarini onlarla yaktilar. Azimlerini cok takdir ettik valla.

Pazar, Aralık 17, 2006

Yeni Yil Partisi


Cuma aksami sirletin yilbasi partisi vardi. Tum partilerimiz ayni yerde oluyor bizim. Tam karsimizdaki binanin altinda Ashtons Bar & Restaurant var, takilmis plak gibi her yilbasi partisi icin ordayiz. Yedik ictik, biraz daha yedik biraz daha ictik. Sirkette cok ciddi duran kelli felli adamlarin birkac kadehten sonra nasil sen sakrak konuskan olduklarini gormek cok eglenceli. Hediye dagitimimizi da yaptik her yil oldugu gibi. 2-3 hafta oncesinden cekilis yapiliyor sirkette, herkes kimi cektiyse ona bir hediye aliyor ama paketin uzerine kendi adini yazmiyor. Hediyenizi kimin aldigini bilmiyorsunuz boylece. Erken baslayip erken bitiyor sirket partisi.

Partinin sonlarina dogru bizim gruptakilerle oturmus kakara kikiri muhabbet ederken nargile konusu acildi. Yaklasik 5 dakika sonra taksiye dolusmus Maia'ya giderken bulduk kendimizi. Nargile diyince hep soyle minderler yastiklar rahatca yayilabilecegin bir mekan dusluyorum ama henuz oyle bir yer gormedim New Yorkda ve New Jerseyde. Tahta sandalyelerde oturup nargile icmek hic zevkli degil bence. Ilk kez nargile deneyenlerden Jamie'nin performansi bayagi iyiydi, kirk yillik icici gibiydi hatun valla. Mike yuzunden gulmekten yere dusuyordum ama. Dumani icine cekmis ama sonrasinda ne yapmasi gerektigini bilemeyen bakislari, oksurup durmasi cok guldurdu bizi. Orda uzunca bir sure oturduk, muzige oturdugumuz yerden salinip eslik ettik, ama sahneye yakin oturmus olunca bir sure sonra birbirimize sesimizi duyuracagiz diye bagirip durmaktan yorulduk. Ben boyle biraz fazla bagirmayayim zaten hemen sesim gidiyor. Gece donerken gayet kart bir sese sahiptim:)

Joseph Le Souk'a gitmeyi onerdi. Bu aralar pek hot galiba burasi, Gildaya da bir sonraki partiyi Le Soukda yapalim diye oneriler gelmis, nargile icmeye gittik dedigim bir arkadasim Le Souk'a mi gittiniz diye sordu falan. Joseph daha once de gelmis buraya, yemege gelmis hatta, cok pahaliydi dedi. Minimum bir sise sarap vs actirman zorunluymus, onun da sisesi $200-$300'den falan basliyormus. Ben onun yalancisiyim valla. Gittik acaip kalabalik tabi. Misirli bir yer oldugundan muzikler de oyle. Bir de zenne vardi insanlari gaza getiren. Pek kotu dansediyordu bence ama varligi yetiyor gibiydi milletin cosmasina. Biz de once bir kenarda sonra pistin ortasinda doktuk kurtlarimizi. Ust kata cikip da bakamadim nasil diye, o kalabalikta obur uctaki merdivenler cok ulasilmaz gorunuyordu:) Adilcim sagolsun cikista geldi aldi beni ve Jamie'yi, o saatte jerseye otobus var midir, kimbilir kactadir gibi dertlerden kurtardi bizi. Jamie bize 10 dakika uzakliktaki Clifton'da oturuyor. Manhattanda oturanlar icin hava hos tabi ama biz sehir disindan gelenlerin gece donus problemi var, belli bir saatten sonra otobus ya yok ya da cok seyrek var.

Fotograf makinasini evde unutmusum, resimleri ashtonsin web sayfasindan aldim.

Çarşamba, Aralık 13, 2006

Blogger Beta Tasinma Islerine Devam

Blogger Beta tasindiktan sonra, bir takim degisiklikler yapmamiz gerekti. Hala beta yazilim oldugu icin bazi gariplikleri var. Ornegin Bezen'in kullanici adi gorulmuyor, sadece benim ki var (sag tarafta "Biz" yazan yerde).

Ote yandan yeni blogun Arsiv goruntulemesi cok hos. Sanirim, sizin de hosunuza gidecektir. Arayuzu Turkce'lestirdik bir parca. Her seyi Turkce yapamadik gerci ama eskisinden daha iyi.

'Labels', ya da Turkce'lestirdigim haliyle 'Konular'/'Basliklar' yeni bloggerin bir ozelligi. Yazilari kategorize etmeye yariyor. Tam benim bayilacagim bir ozellik. Bir yandan da ogreniyoruz, acemilik var tabii.

415 tane yazi girmisiz bugune kadar. Dun ve bugun sanirim 4 saate yakin vakit harcadim kategorize etmek icin. Hala, son halini vermis degiliz, dolayisiyla degisiklikler olabilir. Yan tarafa bir goz atip, gormek istediginiz bir konu basligi varsa yaziverin lutfen...

Salı, Aralık 12, 2006

Para para...


Bugun sabah sirkete vardigimizda, beklendigi uzere sirketin tepesindekilerden bir mesaj bulduk telefonlarimizda ve e-maillerde. Bizim sirket Wall Street tarihinin en buyuk yillik karini ederek, yeni bir rekor kirmis yine.

Gecen yil ayni son 3 aylik donemde sirket 1.63 milyar $ kar etmisti, bu yil ise 3.1 milyar $ kar etmis. Sirketin yillik kazanci ~38 milyar $, net kari ise ~9.4 milyar dolar olmus. 3 ay onceki "Zenginin mali..." baslikli yazimda, sirketin kar aciklamasinin ardindan hisse senedinin 155$'a ciktigini yazmistim. Ondan onceki donem ise karliligina ragmen hisse senedinin 139$ a dustugunu yazmistim. Bugun de dustu ama dusmus hali 200$.

Bu seferki dususun sebebi olarak artik ekonominin zirve yapmasi olarak gosteriliyor. Emlak piyasasinin 1 yildir iniste oldugunu yazmistim daha once. Emlak piyasasinin ABD ekonomisinde cok ciddi bir yeri var. Yaklasik %3.5'luk GDP'nin (Gross Domestic Product - bizdeki GSMH, Gayri safi milli hasila galiba) $1'lik bolumunu olusturuyor.

Iyimser borsacilar (bulls) ekonominin 2007'de de iyi gidecegini, issizlik rakamlarinin beklenenden iyi ciktigini ve emlak piyasasi haricinde tum gostergelerin pozitif oldugunu soylerken, daha temkinli ya da karamsar konusanlar (bears), surdurulemez ticaret acigindan ve diger gostergelerden bahsederek 2007'de inise gecilecegini tahmin ediyor.

Daha once bir ekonomi kitabini okuyup cok begendigim Selen Altan kardesimizin hocasi Peter Navarro', bu ikinci grupta su anda. Ben de ayni kanaatteyim ama ne biliyorum da ne konusuyorum sanki? Bekleyip gorecegiz!