Pazartesi, Temmuz 09, 2007

Fazla Barbeku Goz Cikarir Mi?


Cikarmaz di mi? Bence de:)) Kilolari cikarabilir tabi ama o da gulun dikeni oluversin artik, bakariz caresine bi ara:) Son 5 gune 3 barbeku sigdirdik. 4 Temmuz bagimsizlik gunumuz ya, tatiliz. Barbeku gunu olarak da bilinir. Alismisim tatillerin ya Cuma ya Pazartesi olmasina, bu Carsamba'ya denk gelince garip geldi. Uzun haftasonu olamadi bu sefer. Ama tatil tatildir canim soylenecek degilim:) 4 Temmuz'da barbeku mutlaka yapilir, yapilmamasi ayiptir, olacak sey degildir, dusunulemez. Super bowl'dan sonra ulke genelinde en cok bira tuketilen ikinci gun oldugunu dusunuyorum ayni zamanda. Ogleden sonra barbeku yapilir, aksam da gidilip havai fisekler seyredilir. Kasabalar bir hafta oncesinden deneme atislarina basliyorlar zaten.

Bu gun ayni zamanda can arkadaslarimiz Eda ve Murat'in evlilik yildonumu. Dalya dediler bu yil. Kutlama barbekusu duzenlediler hatta, hep beraber kutladik. Tam ortasinda yagmurun yagacaginin tutmasi gunun tek hadi yaa dedirten seyi oldu. Semsiye altinda mangalin yanmaya devam etmesine engel olamadi ama bu, kimsenin keyfini kacirmaya da yetmedi. Yagmur aksam iyice siddetlenerek yagdigindan havai fisekleri seyretmeye gidemedik. Klasik olarak butun gun yedik. Ilkay'in kofteleri pek meshurdur kabilede ama Murat'in da asagi kalir yani yokmus. Oyle bir yukselttiler ki citayi, kofte sunarken iki kere dusunmemiz gerekecek artik:) Kofteler enfesti. Hersey nefisti aslinda. Hep birlikte kutlayacagimiz nice on yillar diliyoruz arkadaslarimiza (kendimizi de sokusturuverdim hemen araya:)))

Cumartesi gunu Figenlere gittik. Erin kizimizin gelmesi icin geri sayima basladik artik, ay sonu katilacak aramiza kismetse. Artun abi olmaya hazir gorunuyor. Neden doneminde su anda. Hemen tum cumleleri neden'le basliyor ve verilen her cevaba yeni bir 'neden'li sorusu var:)) Ikinci mangalimizi da orda yaptik. Burak sagolsun yemedi yedirdi valla, o sicakta hersey pisene kadar ayrilmadi mangalin basindan.

Pazar gunu Adil'in isten arkadasi Mathieu ve esi Kara geldi. Brooklyn'de oturuyorlar. Iceri girer girmez ilk soyledikleri 'bir daha gelmeyecegiz' oldu:) 1 saat 40 dakika surmus bize ulasmalari. Heheh dedik biliyoruz biz bu duyguyu. Hepi topu 22 mil yol ama arada Manhattan'i gecmek gerekince cidden cok uzun suruyor ve cildirtiyor. Karsiya gectigimiz her seferinde biz de aynen boyle diyoruz:)) Omuz ve bira verdik arkadaslara, yatistilar. Eda ve Murat da gelince yeme fasli icin hazirdik artik. Mathieu Fransiz ve super bir ahci. Tatli isini direk ona atmistik ve onceki gun acaba ne yapacak diye diye kulaklarini cinlatmistik bol bol. Maalesef gec kalkmis arkadasimiz, vakit kalmamis. Pastane tartlariyla idare ettik. Onlar da cok lezzetliydi gerci. Mathieu'nun hanesine yazdik ama, bize komple yemek yapacak simdi:)

Mangal calisacak mi calismayacak mi diye ufak bir stress icindeydik. Ben kosup firini yakmak icin hazir bekliyordum gecen seferki gibi sorun cikarirsa diye. Disaridaki prizin calismadigindan eminiz artik. Uzatma kablosu (surge protector) ile icerideki bir prize taktik ama onu da attirip durdu. Klimayi kapattik belki olur diye. Hatta ben radyoyu da kapatalim, cep telefonunu sarjdan cekelim gibi uc oneriler dahi getirmeye baslamistim. Hani damlaya damlaya gol olur belki diyerekten. Fakirin ekmegi umut iste. Yine mezeye mi talim ettirecegiz milleti diye moralimiz iyice bozulmaya baslamisti ki daha guclu bir surge protectorla belki olur, bu yetmiyor galiba dedi Murat. Bilgisayarlarinkini soktuk getirdik ve sonrasinda tik demeden calisti hakkaten. Derdi oymus meger (yani umarim sadece odur), hemen bir tane ona ozel alacagim. Bu sefer mahcup etmedi bizi, tekrar sevgiyle bakmaya basladim ona:)

Soyle yanyana kapi onlerinde fotograf cekip oyle yazalim diyorduk ama biz fotograf cekene kadar haberin haber degeri kalmayacak, boyle fotosuz yazayim bari:) Balcalar komsumuz oldu sonunda:) Aylar suren beklemeden sonra nihayet yan evimize yerlesti Bolunmez uclusu. Komsuculuk oynuyoruz artik:)

Perşembe, Temmuz 05, 2007

Hoop! Nereye Hemserim?

Gocmen lafini duyunca tuyleri diken diken oluyor burdakilerin bu ara. Kalsinlar mi gelsinler mi gitsinler mi zaten gelmis olanlara noolsun her kafadan bir ses cikiyor. Iyice arapsacina cevirdikleri bir kacak gocmen durumu var nicedir. 12 milyon kacak gocmen var ulkede, ne yapacaklarini bilmiyorlar. Amerikayi Amerika yapan gocmenler degilmis gibi yasalina da kacagina da bir itiraz bir itiraz. Son reform tasarisi (ki gayet ise yaramayacak, gocmenleri sefil edecek bir tasariydi bence) da Senato tarafindan reddedildi. Bazi senatorler boyle bir reform af niteligi tasir, yasal yollardan gelmeye calisanlara haksizlik olur diye karsi cikti tasariya. Benim asil bahsedecegim bu yasal yollarla gelmeye calisan ama uzun ve cetrefilli bir sistemle resmen cezalandirilanlar.

Yasal yollardan gelmek isteyenler sacini basini yoluyor bu ara. Simdi uzun uzun anlatamayacagim ama cesitli vize kategorileri var hem is hem de es/aile yoluyla gelmek isteyenler icin. Her kategori icin de yillik bir kota belirlenmis. Cok yetersiz kaliyor kotalar talepler karsisinda, zaman icinde uzuuuun bir bekleme suresi olusmus. Ornek olarak su ara amerikan vatandasi olarak kardesinize green card almaniz 10-12 yil suruyor diyeyim, artik nerenizle gulersiniz onu size birakayim. Is yoluyla green card almak isteyenlerin durumu da pek parlak degil. Oncelikle sponsor olacak bir isveren bulup calisma vizesi almasi gerekiyor nitelikli calisanlarin. Bunun en yaygini H-1B vizesi. Onu da 195 binden 65 bine indirdiler, bu yil daha acildigi gun doldu kota, agzimiz acik bakakaldik.

Bu tur calisma vizesi ile gelip de green card almak isteyenlerin gecmesi gereken bazi asamalar var. Son asamada uzuuun zamandir bir bekleme suresi vardi. Ilk asamalari daha hizli sonuclandiriyor USCIS (US Citizenship & Immigration Services) ama son asama aksine iyice uzadigi icin - ulusal guvenlik adina yapilan sicil kontrol islemleri bitmek bilmiyor - ilk asamalari gecenler burda kapiya yigilmaya basladi. Sonucta pek birsey degismemis oldu aslinda. Talebin en cok oldugu Cin, Hint, Meksika ve Filipin asilli calisanlarin kotalari daha cabuk doluyordu. Zaten bu dordu bir de digerleri var diger tum ulke vatandaslarini kapsayan. O dordune acilan kapilar uzun zamandir kapaliydi, digerleri de bir sure sonra katilmisti yanlarina, kota yeniden acilsa da basvursak diye bekliyordu millet. Tabi bu arada mevcut calisma vizelerinin kaybedilmemesi yani isten cikarilmamak, onlari duzenli olarak uzatmak yani bir ton para ve stress harcamak gerekiyor.

1-2 hafta once Department of State cikip tamam tum kategoriler icin kotalar aciktir, Temmuz ayi boyunca, hatta belki biraz da Agustos'da acik kalacak buyurdu. Hadiii tum bekleyenler, avukatlar vs ayaklandi, deli gibi dokuman hazirlanmaya, belge toplanmaya basladi, sira bekleyenler doktor raporu almak icin kosturmaya basladi, ilk basvurularin kabul edilecegi 2 Temmuza yetisme derdine dustuk. Bizim ofiste izinler kaldirildi, gecici eleman mi alsak hesaplari yapildi, sabahlamaya ne zaman basliycaz konulu emailler ortada dolanirken hop yeni bir bulten yayinlandi: eeee biz kota acildi mi dedik, yok canim hemen inandiniz mi, oyle demek istemedik aslinda, kota dolmus bak bu ise, Ekimde yeniden goruselim o zaman bakariz gibi ultra abuk bir suru laf. Saka gibi. Herkes sok. Bulteni hazirlayan Department of State (DOS), ona o bilgileri veren USCIS. Ikisi de sorumluluk kabul etmiyor. Biri diyor onlar var dedi oburu diyor hayir demedik. AILA (American Immigration Lawyers Association) ayaga kalkti tabi, dalga mi geciyorsunuz siz bizim muvekillerimizle, bu ne ciddiyetsizlik diyerek. Simdi toplu dava acmaya hazirlaniliyor. Kotanin acilamadan dolmasinin bir sebebinin de Temmuz sonunda tum vize vs gocmenlik islemlerinde uygulanmaya baslanacak yaklasik %66'lik zam oldugunu dusunuyoruz, cok mu fesadiz?

Salı, Temmuz 03, 2007

Presidential "Ayip"

Bush kendisinden beklendigi uzere, Scooter Libby’nin hapis cezasini agir bulup affetti dun aksam. I. Lewis “Scooter” Libby, Vice President Dick Cheney’in Ulusal Guvenlik konusunda danismanlarindan biri idi. Irak savasi ile ilgili Bush hukumetinin skandallarindan biri federal suc olmasina ragmen gizli servis ajani Valerie Plame’nin kimligini basina sizdirmasi idi.

Sebep? 6 Haziran 2003’de New York Times da “What I did not find in Africa” adinda bir yazisi yayinlanan yazida Valerie Plame’in kocasi Bush hukumetinin Irak, Nijerya baglantisi hakkindaki istihbarati bilincli olarak savas icin bahane ettigini yazmisti…

NY Times yazarlarindan ve savas lehine yazilari ile bilinen Judith Miller onceleri kimden bu bilgiyi aldigini aciklamamis, hatta bu yuzden hapis yatmisti. O donem Bush, “sorumlusu her kim ise cezalandirilacak” filan diyordu. Ancak diger gazeteciler Scooter Libby’I isaret edince is cetrefillesti. Konu ile ilgili detayli bir dokuman var wikipedia’da.

Libby hapis cezasina carptirilinca, pek cok ‘unlu’ republican yargica “soyle iyidir boyle buyuk hizmet vermistir” turu yazilar gonderip hapis cezasina carptirilmamasini istemislerdi. Temyiz mahkemesi de “gecikmeden hapse gitmesi” kararina varinca, gozler Bush’a cevrilmisti. Sonucta Bush, bu islerin icinde. 2006’da 8 yargici politik sebeplerle isten atmasi uzerine medyada komik durumlara dusen Alberto Gonzales’I de cikmis savunmustu. Kendi ekibi soz konusu olunca tum yetkilerini kullandigi icin acaba “Presidential pardon” yetkisini kullanip onu da affeder mi diye soranlara hapis cezasinin kesinlesmesinden 5 saat sonra cevap geldi.

Digg’de gelen yorumlarda milletin nasil ofkeli oldugunu gorebilirsiniz. Yahu gelmedi su 2008, bir kurtulsak su adamdan. Yetti be!

Cuma, Haziran 29, 2007

Shakespeare in the Park

Romeo ve Juliet'i izlemeye gittim Central Park'a. Acik havada oyun/konser/tiyatro/vs izlemek coook zevkli. Hava da cok guzeldi sansimiza. Sagimda oturan iki kisi kalin kazaklar giyip bir de ustlerine yanlarinda getirdikleri cok agir ve kalinmis gibi gorunen battaniyeyi orttuler, e pes diyebildik baska ne diyelim bilemedik. Tam yanimda oturani ilk perdede bir 15 dakika kadar horlaya horlaya uyudu hatta, cok komikti. Sandalyeler de oyle rahat falan degil, onlarda uyumak buyuk yetenek isi cidden.

Shakespeare in the Park 1954'de baslamis Central Park'da. O zamanlar havuzun onundeki cim alanda yapiliyormus gosteriler. Donemin parklar muduru cimler rezil oluyor diye ayri bir ucret talep etmeye baslamis. Olay buyuyup mahkemeye tasinmis. Mahkeme sonucunda yine parklar mudurunun istegiyle $250,000 harcanarak Central Park'da Shakespeare tiyatrosunun yapilmasina karar verilmis. 1961 yilinda Dell Yayincilik'in patronu George T. Delacorte'in bagislariyla Delacorte Tiyatrosu kurulmus. 1962 yilindna itibaren de tum gosteriler burada sahnelenmeye baslanmis.

Her yaz iki farkli oyun oluyor. Biletlerin cogu bedava, erken gelen oturur seklinde veriliyor. O erken gelme kisminda biz cok basarisiz olmustuk buraya geldigim ilk yillarda. Millet nerdeyse geceden kamp kuruyordu gisenin onunde. Hic o kadar erken gidemedigimiz icin hic biletimiz olmamisti. Oyunlarin maliyetinin azaltilmasi adina bir kisim bilet de sponsorlara ve katkida bulunmak isteyenlere parali olarak veriliyor. Parali bilet alinca yeriniz yurdunuz nerde oturacaginiz belli oluyor tabi ama onlar da oldukca pahali. Ayrimcilik olmasin diye bir sira parali biletlileri bir sira bedava biletlileri oturtuyorlar. Cok hos di mi. Patronum parali bilet alanlardan. Kalabalik bir grup olarak her yil bilet aliyorlar. Bu yil isi cikmis birinin oyun gunu, gitmek ister misin diye soruyordu ki patronum lafini tamamlayamadi adamcagiz ben evet evet diye atlayinca. Havada kaptim bileti desem yeridir.

Shakespeare in the Park'in bir ozelligi de unlu oyuncularin da rol aliyor olmasi. Morgan Freeman, Meryl Streep, Denzel Washington, Christopher Walken, Kevin Kline, Natalie Portman, Philip Seymour Hoffman bu isimlerden bazilari. Bizimkinde Six Feet Under'daki Lauren Ambrose Juliet'i oynuyordu. Cok basariliydi hatun, pek begendik. Fotograf cekmek yasakti o yuzden tiyatrodan bir tek kare bile yok elimde maalesef.

Salı, Haziran 26, 2007

Kabin Zamani Geldiii:))...ve Gecti:((

Gecen yaz bir haftasonu Catskills'de bir kabin kiralamis ve tadina doyamamistik. Bu yil kistan baslamistik yaz gelse de kabine gitsek demeye. Vee bu Cuma 8 kisilik ekibimizle yeniden dustuk yollara. Ilkay ve Sibel de katildi bize bu sefer. 6 kisiyken kucuk kabinlerden birini kiralamistik, bu sefer ellerindeki tek buyuk kabini kiraladik: Patakatan Lodge. 9 kisilik lodge da lodge'mus ama, iki yatak odasi, bulasik makinasi, firin, televizyon, dvd player, gercek bir somine, daha buyuk bir buzdolabi, yarisi cepecevre sinek telleriyle kaplanmis bir teras...5 yildizli bir otele gelmisiz gibi hissettik. Onde ve arkada da acaip genis alanimiz vardi, nereye nasil yayilacagimizi bilemedik.

Buzdolabina girmesi gerekenleri aceleyle yerlestirip ates yakmak uzere odun toplamak icin disari attik kendimizi. Yine gecen sefer biz gelmeden once nehir tasmis ve odunlarin yigili oldugu alani dagitip odunlari goturmustu, odun bulucaz diye canimiz cikmisti. Bu sefer agzina kadar doluydu odunluk. Kabinden iceri adim atmamizla yeme etkinligine baslamamiz da bir oldu. Pazar aksamustu yola cikana kadar kabin civarinda olmadigimiz anlar disinda mutemadiyen yedik. Grupca mide fesadi gecirmemis olmamiz mucizeden baska bir sey degil. Bir onceki sefer eksikligini cektigimiz malzemelerin listesi yapilmis, onlara agirlik verilmisti bu defa. Erkeklerin yumurtasi unutulmadi mesela.

Gecen sefer biraz kurabiye ve boregimiz vardi, hemen bitmislerdi ve iki gun boyunca aahh ahh biraz daha olsalardi demis durmustuk. Bu sefer takim listelerine ilk olarak onlar eklendi. Gozumuz o zamandan ne kadar ac kalmissa oyle bir kurabiye borek corek getirmisiz ki. Sibel yaprak sarmasi bile yapmisti (insanin becerikli arkadaslarinin olmasi harika bisi). Bir tarafta cesit cesit kurabiyeler bir tarafta cesit cesit borek, corek, poaca ve sarma. Yiyorsun yiyorsun bitmiyor:) Cennet boyle birsey olsa gerek:)) 8 kisi iki gun boyunca yedik ama bitiremedik hepsini. Donuste her ekibe yolluk bile cikti onlardan.

Ilk aksam atesimizi yaktik, sarinip sarmalanip cevresine dizildik, sucuk ve marshmallow kizarttik, yedik ictik muhabbet ettik gec saatlere dek. Biz yattiktan sonra oturanlar arabalardan birini atesin yanina cekip ufak bir fasil muhabbeti de yapmis sarap esliginde. Ilkay kacta yatarsa yatsin sabahlari cok erken kalkar. Bu burda da degismedi ve 6.45'de uyandigimda Ilkay zinde, canli, neseli haliyle digerlerini uyandirmaya calisiyordu. Ben o kadar erken uyanamam aslinda ama evimden baska bir yerde uyudugumda uyaniveriyorum erkenden. 8.30'da herkes bir sekilde kaldirilmis, homurdananlara kahve sunulmus ve bahceye yayilinmisti. Voleybol oynandi, badminton oynanmaya calisilip basarilamadi, biraz tavla atildi. Arada Ilkay'in uyuma ihtimaline karsi ufak bir tencere ve demir bir spatula hazir tutuldu hatta emin olmak adina zaman zaman cocugun basucunda calindi. Sansimiza gene siki yagmur yagmis birkac gun oncesinde, gene nehir tasmis. Bu sefer bizim kaldigimiz yerlerde tasmamis ama nehrin rengi camur rengini almis. Kano yapicaz diye diye geldigimiz icin yapsak mi, noolur ki yapsak falan diyorduk ama nehrin neresi sig neresi derin gormek mumkun degildi. Kabinleri isleten Jeff de bu suda yapmanizi kesinlikle tavsiye etmiyorum diyince kano hayali suya dustu. Yururken nehrin olmasi gereken ve simdi oldugu rengini birarada gosteren bir yer bulup hemen resmini cektik.

Kano isi yatinca bisiklet on plana cikti. Gecen sefer Adil ve Simon bisikletleri burda kiralamisti ve cok kotu de cikmamisti bisikletler, idare etmislerdi. Bisiklet tasimak cok kolay olmuyor bizim icin. SUV'nin arkasina bisiklet takmak icin gereken aleti almadik, iceri sokabiliyoruz ama bu sefer de tum koltuklari yatirmamiz ve arabanin arkasini tamamen bisiklete vermemiz gerekiyor. Bu defa Simon ve Elif bisikletlerini getirmisti ama digerleri getirmemisti, kiraladiklari bisikletler rezalet cikti, pek zevk alamamis bisiklet grubu erken kesti turunu. Bir dahaki sefere getirecegiz demek ki ne olursa olsun. Biz Sibel'le yuruyus yaptik. Kabinde toplanip bir miktar daha tembellik yaptiktan sonra bu defa Eda ile yuruyuse ciktik. Biz giderken mangali yakacagiz yarim saate burda olun diye siki siki tembihlenince fazla uzatamayip donduk 45 dakika sonra. Firca yer miyiz acep derken bir geldik ki Sibel disinda hepsi uyuyor bir kosede:))

Mangal sonrasi yine ates fasli oldu, cok guzel yandi ates iyi isitti bizi. Aksamlari bayagi soguk oluyor orda. Haziran'da gittigimizden midir nedir sivrisinek pek yoktu bu defa. Sinek kovucu mumlar goturmustuk, cikartmadik bile cantadan. Ben iki gun boyunca hic off sikmadim ve hic isirilmadim. Karasinekler onlarin yerine de isiriyordu ama onlar kasindirmiyor en azindan.

Pazar gununu de bolca cimlere yayilma, voleybol ve biraz yuruyus halinde gecirdik. Donus saati gelsin istemedik hic ama cabucak geldi maalesef. Simdi uygun bir yer bulup Agustos ayi icinde Vermont'a gitmek istiyoruz biraz daha uzun sureli bir kabin tatili icin.

Cuma, Haziran 22, 2007

Yoldan geldim yorgunum...


Gecen yil bu zamanlarda sirketten arkadaslarla ilk kez "JP MorganChase Corporate Challange" kosusuna katilmistim. 3.5 mil (~5.5Km) yi bir kerede kosamamis, 2 kere durmak zorunda kalmistim...


O zaman, 2007 yilinda bu mesafeyi durmadan kosacagima dahasi ilk 20 dakikasini birlikte kostugumuz ama ben birakinca basip giden is arkadasim Rebecca'yi yalniz birakmayacagima soz vermistim kendime. Netekim, maraton kosmayi hayal ettigim, konu ile ilgili bir iki yazim da var arsivde.


World of Warcraft'a takilmaya baslayincaya kadar her sey iyi gidiyordu ama sonra oyunun cazibesi gym'e gitmeye agir basinca, kosmayi biraktim. Tabii arada bir niyetleniyorum. Gecenlerde bir alisveris furyasina kapilip yeni bir kosu ayakkabisi aldigimi yazmistim. Giyip kosmak nasip olmadi henuz :(


Isten arkadaslarla e-maillestik yaristan 15 dk. once 6:45'de Central Park'a yakin bir cafe de bulusalim diye ama ben yetisemedim, tek kostum. Gecen ay kendimi test etmis ve yavas kosarsam yarisi bitirebilecegime kanaat getirmistim. 39dk surdu kosum ama durmadan yavaslamadan ayni (yavas) tempoda kostum bitirdim.


Goldman'in cadirina gittik sonra. Ilk gun 500 kisi basvurmus ve sirketin kotasi dolmus. O yuzden gecen yil katilan bazi arkadaslar katilamadi. Aramizdaki en iyi kosusu Fransiz arkadasimiz Mathieu (Wache) idi. O 26dk.da kosmus. Rebecca'da 29dk. Yani benim onlara eslik etmem filan mumkun degilmis :)


Mathieu Nikon D50 kamerasini getirmis. Harika bir sey, elledim, bir iki resim cektim hemen. Sitesine koymus, soooradan bakabilirsiniz.
Bugun ogleden sonra, New York'un daglarina vuracagiz kendimizi. Kabin kiraladik gecen yilki gibi. Eda & Murat Kilic ve Elif & Simon Cohn ile gitmistik, bu yil en yakin komsum (simdilik) Sibel & Ilkay Kazakci da geliyor. Hafta sonunu iple cekiyoruz!

Perşembe, Haziran 21, 2007

Hurriyet ayibindan vazgecmis...

3 hafta kadar onceydi. Sirket e-maile dusen bir linke tikladim ki bizim proxy mesaji cikti karsima: Bu siteye girist "ciplaklik" (nudity) icerdigi icin engellenmistir. Bahsedilen site Hurriyet.com.tr. O gun, gerekli yerlere basvurup siteye erisimin acilmasi icin girisimde bulundum ve aksama actilar.

Bu haberi ODTU-MD listesine yazdim. Gelen cevaplardan anladim ki, durum bizim sirkete ozel degilmis. Belli ki internet sitelerini kategorize eden, uygunsuz siteleri filtreleyen bir sirket var ve onlarin database'ini kullaniyor herkes.

Daha sonra sadece ABD'de degil, Avrupa'da da kimi sirketlerin Hurriyet gibi kimi Turk gazetelerine erisimi engellediklerini ogrendim. Serdar Kuzu, radikalde bahsetmis bir yazisinda, belki bu konuyu isler, kamuoyunun dikkatini ceker diye ona yazdim durumu.

Hakikaten durum icler acisi idi. Balkir bahsetti, kendisi GE'de acilmasina ugrasmis, reddetmisler. Bir iki arkadas yazdi, gazeteye bakarlarken, "porno siteye bakiyorlar" diye Insan Kaynaklarina (Human Resources - HR) sikayet gitmis, korkudan acamaz olmuslar.

ODTU-MD'ye bir kac kez yazdim konuyu. Bugun Fuat (Ornali) Agabey bir haber gecti Hurriyet'ten. Basligi "Kadin teshirinin rekabetini reddediyoruz". Artik kim okuyorsa bunlari "tiraj kaybetmeyi goze alarak" artik on sayfada haber kiymeti olmayan kadin teshirine dayali resimler olmayacakmis. Tabii dogru yolu buldular ya hemen diger gazeteleri de aynisini yapmaya davet ediyorlar.

Son baktigimda 664 yorum vardi, usenmedim taradim. Herkes "gecikmis bir karar, iyi yaptiniz" diyor. E o zaman "halk bunu istiyor" diye gozumuze ahlaksizligi sokmanin alemi neydi? Hangi halk istiyormus bunu? Illa Turkiye'yi rezil mi etmeniz gerekiyordu dunya aleme aklinizi basiniza toplamak icin?...

Neyse, yanlistan donene aferin demek lazim. O yuzden Hurriyet'e de aferin. Bu sayede www.sevdm.com a ilk haberimi de gecmis oldum :)

Çarşamba, Haziran 20, 2007

Nutmeg ve Haftasonu

Cuma gunu nutmegin cinsiyetini ogrendik, kizmis kendileri. Amniyo sonuclari da normalmis. Safra kesem biraz buyumus son kontrolden bu yana. Gorunen her yerim buyuyor ya benim neyim eksik dedi sanirim. Soyle bir internette arastirinca gordum ki ondan baska buyume ihtimali olan organlar da varmis bu hamilelik sureci icinde. Kisa bir surede hic almadigin kadar kilo alinca vucut nooldugunu sasiriyor demek ki. Uc haftada bir kontrole gidiyorum zaten, nedir ne degildir gorecegiz bir sonraki kontrolde.

Cumartesi gunu kizlar bulusup brunch yaptik. Canim arkadasim Figenin Agustosta aramiza katilacak olan kizi Erin'di brunch'in temasi, bir nevi baby shower oldu. Montclair'de sevdigimiz bir cafe var bizim, ara sira gittigimiz. Oraya gittik, disarida yeri gonlumuze, boyu sayimiza uygun bir masa bulduk, bayagi kaynattik. O gun yagmur bekleniyormus meger, ben beklemiyordum:) Kahvaltimiz bitene kadar yagmadi neyse ki. Semsiyeler acikti masalarin ustunde ama yine de yagmaya baslayinca oturmakta olanlarin masalarindan gordum ki sagdan soldan siziyor bazi sandalyelerin ustune su yine de. Yagmur biraz yagdi ve durdu hemen, kurumaya bile basladi yerler akabinde. Oldu bitti iste diye dusunerek gunun kalaninda ne yapsak, icerilere tikilmasak derken baktik erkekler Hoboken'a gitmis, hadi onlarin yanina gidip ordan da Manhattan'a gecelim dedik. Biz 1-2 yere ugrayip Hoboken'a ulasabildigimizde kara bulutlar da sehrin ustune yerlesiyordu. Bu sefer ciddi yagacak gibi gorunuyordu yagmur, sehirde salinma plani suya dustu oyle olunca.

Bu haftasonu bir de Gilda'ya kahvaltiya gitme planimiz vardi. Kistan beridir gidecegiz bir turlu firsat olmamisti. Queens'e gidemiyoruz bir turlu, hep birsey cikiyor. Gene olmadi. Bu sefer bizim sucumuz degildi valla. Tam hazirlandik, evden ciktik arabaya binecegiz, sag arka lastigi yerle butunlesmis bulduk. Pazar pazar acik yer bul, lastigi gotur getir derken bayagi zaman gececekti, kahvalti yerine anca aksam yemegine yetisirdik herhalde. Vazgectik, eve geri donduk. Lastikle de hic ugrasmadik, arabanin 1-2 problemi daha vardi zaten gosterilmesi gereken, Pazartesi hepsini hallederiz diye biraktik.

Salı, Haziran 19, 2007

Sevd'm ve Turk Tarihi hakkinda bir yazi

Su digg.com ne guzel bir dusunce, keske Turkce'si olsa diyordum. Bizim komsu, Murat Kilic, benim gibi biri yapsada kullansak dememis, oturmus ugrasmis, sevdm.com'u cikartmis ortaya.

Digg mantigiyla calisiyor. Guc kullanicilarda. 2 tusa basip bir kullanici adi yaratiyorsunuz, sonra hosunuza giden, baskalarinin da ilgisini cekebilecek yazi linklerini siteye geciyorsunuz. Diger kullanicilar begenirse 'sevdm', begenmezlerse 'batir' tusuna basiyor. En cok oy alanlar en on sayfada yer aliyor.

Bugun soyle guzel bir yazi gordum:
Efsaneler küçük bir parçasıyla gerçek, büyük parçasıyla hayaldir. Eski Türkler, dişi bir kurdun oğulları ve kızları olarak doğduklarına inanmıştı. Kolsuz ve bacaksız kalan tek bir oğulun çoğalmasıyla. Demir bir dağın ardına saklanıp kalabalıklaşmasıyla. Sonra o dağı eritip çıkmasıyla. Atlas dergisi, Hun, Göktürk, hatta Moğolların türeyiş efsanelerinde geçen demir dağı aradı. Temir Tav adıyla bir kasabayı, Altay Dağları'nın kuzey yüzünde buldu. Ergenekon efsanesinin coğrafyasında yaşayan demirci Türk halkı Şorlarla tanıştı...

Devami: http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/tarih/03355/

Perşembe, Haziran 14, 2007

GS 2007 Ikinci ceyrek sonuclari


2007 Mart'inda Goldman'in gelirlerinin yeni bir rekora ulastigini yazmistim. Bugun sabah sirkete geldigimizde, 2.ceyrek sonuclarini ogrendik:


Net kazanc: 10.18 milyar dolar, Net kar: 2.33 milyar dolar. Gecen ceyrege gore rakamlar biraz dusmus ama hala 2 yildir suregelen yuksek karlilik devam ediyor. Hatta bugun New York Times, Reuters'a dayanarak gectigi haberde "Karlilik ve Piyasa degeri acisindan Dunyanin en buyuk yatirim bankasi" seklinde bahsediyordu Goldman'dan.

CEO Lloyd C. Blankfein, "su anki belirsiz piyasa ortaminda bu rakamlar olaganustu" diyordu sabahki mesajinda. Amerikan piyasalari eski cosmuslugunu birakti ama Irak savasinin basladigi gunlerden beri cosan borsa artik duruldu. Kazanclar cok artti ve artik bir durgunluk/asagiya gidis beklentisi var havada...
Ancak, pek cok sektorde konsolidasyonlar goze carpiyor. Ust uste rekor kazanclar elde eden sirketler kazandiklari parayi rakiplerini satin alarak, birlesmeye gidip buyuyerek kullaniyorlar. O piyasa hareketli ve finans firmalari da hala oralardan ekmek yiyor gibi geliyor bana.
Son yazimda GS hissesi 210$ da idi.Gecen carsamba 233$'i gordu ama bugun 7$ kaybetti ve 226$ civarinda. Borsanin gunluk oynamalarina, borsa uzmanlari her zaman bir cevap bulabiliyorlar :) Mesela bugunku dususun niyesi icin bir aciklama var surda.
Neyse araya is guc giriyor, simdi post etmezsem kalacak bu yazida....

Çarşamba, Haziran 13, 2007

Biz bunu sevdik...

Evin bizden onceki sahibi, radyo ve CD calar da iceren ev ici bir iletisim sistemi monte ettirmis. Kapi zili filan da sisteme dahil. Ana kontrol orta katta, mutfagin yaninda. Tum odalarda daha az kontrol iceren kucuk bir versiyonu takili. Boylece mesela orta kattan radyo aciksa, diger tum odalarda o kanali dinliyorsunuz ama isterseniz degistirmeniz mumkun...

Yine "once gaz ve toz bulutu vardi..." diye basladim, asil konuya gelelim. Efendim, Bezen hanim muzik dinlerken, ben bilgisayarlarin basinda oldugum icin bazen "kim bu? hangi sarki? ben bunu istiyorum..." gibi sorulara muhatap oluyorum. Hangi radyoyu dinliyorsak web sitesine gidip buluyoruz neymis diye. Gecende bir sarkiyi ikimizde cok begendik: Nelly Furtado'dan "Say It Right".



Malum, devir YouTube devri. Suraciga not edeyim, arada bir tiklayip dinlemek mumkun olsun dedim. Budur...

Cuma, Haziran 08, 2007

Mangal

Nerde kalmistik? Ilk mangal partimizi verdik 'pek gururlu ikimetrekare acik alan sahibi' olaraktan. Mecburen elektrikli mangal almak durumunda kaldigimizi Adil yazmisti zaten. Bu evlerdeki elektrik sisteminin elektrikli mangali eninde sonunda protesto ettigini ogrenmistik ama esek degil ya ilkinde de yapmaz diyorduk. Iki gun oncesinde deneme mangali yaptik hatta kendimize ufak capli, sorun cikmayinca rahatladik.

Bu arada partimizden tam bir gun once alt ve ust katlardaki tuvaletler bozuldu. Murphy, nerdesin Murphy:) Sifonu cekiyorsun, su doluyor ve oyle bakiyor sana. 20 kusur kisi olacagiz, birsey icmeyin mi diyecegiz insanlara, rezalet. Dunyanin da birasini yigmisiz eve. Kendi kendimize bir iki yol deneyip sonuc alamadiktan sonra home depot'a uculdu. Snake denirmis yay gibi bir alet varmis o alindi, gorevliye su lavabo acmakta kullanilan tozlar jeller vsler ise yarar mi ki diye soruldu, adamdan sakin haa onlar borulari deler cevabi alindi, bu cevap ustune eee ehem biz ilk onu denedik evde o vardi da denemedi tabi, onun yerine cok bilirmiscesine kafa sallandi ve eve donuldu. Snake bir ise yaramadi, tuvaletin icini cizdigimizle kaldik.

Gunlerden Pazar, tamirciler calisir mi calissa bile oyle hemen gelir mi alo yetis usta hatti var midir derken pek sevdigim craigslist imdadimiza yetisti, bir usta bulduk. Adam bir saat icinde geldi, iki tuvaleti de bes dakikada acti, biraz para sikismis sorunu oymus dedi aldi parayi gitti. Kiradayken boyle dertlerimiz olmuyordu tabi, yoneticiyi arayip tez derdim cozule buyurup cayimizi icmeye devam ediyorduk sakin sakin. Neyse en azindan buyuk bir rezalet onlenmis oldu tam parti oncesi.

Barbeku demeye dilim varmiyor ama, parti bayagi eglenceli gecti, biz cok eglendik en azindan:) Kabileyi bir araya toplamis olduk, cimenlere yayildik, cok cekismeli wii maclari yapildi gun boyu. Bir de mangalimiz dogru duzgun calissaydi super olacakti. Salata ve mezeyle doyurduk resmen milleti. Mangal sigortayi attirip durdu, farkli prizler denendi, sirf calissin diye klimayi bile kapattik. Cogunlukla disarida oldugumuz icin klimanin kapatilmasi pek rahatsizlik yaratmadi. Alet nazlana nazlana isinip (arada defalarca durup) 3 saatin sonunda lutfen biraz kofte ve et pisirdi. Tavuk pisirmeye hic kalkisamadik korkudan. O gun bugundur ne zaman disari ciksak rezil ettin bizi diyip pis bir bakis firlatiyoruz bizim mangala. Bir sonraki partide herseyi firinda pisirip mangal ustune dizip ordan servis yapalim diyoruz:)) Nasil guvenelim simdi buna, arada test edip karizmasini kurtarmasi icin firsat verecegim tabi ona, degerlendirse iyi olur.

Yemek sonrasi mangal ustu turk kahvesi yapma hayallerim vardi, o da olmadi tabi. Onun yerine nargile icildi sirayla. Ah evet nargile edindik bir adet de. Buyuk, icine gomulunebilecek cinsten yer minderi istiyoruz 1-2 adet, disari atmak icin ama henuz istedigimiz gibi birsey bulamadik. Hos aradigimiz da soylenemez, o bizi bulsun diye bekliyoruz:)

Aksamlari genelde bahcede yiyoruz. Gecen gun yine disarida yemek yerken kapida kaldik:) Bazi kilitler vardir hani arkasindan cevirirsin, sonra yine acilir kapi iceriden istediginde ama disaridan acilamaz, iste olan o. Biz alt kattaki kapida onu uygulamiyoruz normalde. Ben ustteki kapilara yapiyorum onu. Bir sekilde cevrilmis kilit iceriden. Farketmeyip sinek girmesin diye kapiyi cekince kendimize de sinek muamelesi yapmis olduk. Ilkaylara gidip anahtarciyi aradik mecburen. Bu da kebap is hakkaten, dakikasinda aciyorlar kapiyi ve dunyanin parasini aliyorlar. Biraz para da kilide sikismis, onu da verdik gitti. Simdilik baska vukuatimiz yok evle ilgili.

Perşembe, Haziran 07, 2007

Gecmis Zaman Olur Ki

Bu kadar yazmayinca baslik da yakisti degil mi? Yaklasik uc haftadir - hatta belki daha da fazladir - blogu guncelleyecegim. Her sabah aklimda bu olarak uyaniyorum. Bugun yazarim artik diyorum. Kesin. Bir sonraki sahne gece olmus ve ben esneyerek yastigimla butunlesiyor oluyorum. Ertesi sabah ayni sahne. Ve bir sonraki sabah, ve bir sonraki sabah. Drafta koymusum da iki satir, su icirmiyo banaaa diye midemi sikayet ettigim ama oylece kalmis o da. Artik hukmu gecti tabi, sikayet edemedigimle kaldim bak simdi. Nutmegle baslayalim simdi, en cok o merak ediliyor ne de olsa. Bebise nick olarak nutmegi uygun gorduk. Isim annesi sevgili Yildiz. O muskat demisti aslinda, kucuk hindistan cevizi olaraktan, ama burda bir de muskati cevirmekle ugrasacagimiza nutmeg diyelim dedik. Patronum tee yillar once safariye gittigi sirada getirdigi ve o zamandan beridir sakladigi nutmegi bizim nutmege hediye etti, Zanzibar'dan tasinmis gelmis nerdeyse 20 yillik bir maskotumuz da var artik:)

Cinsiyetini hala bilmiyoruz, son ultrasona girdigimde kapatti bacaklarini oturdu oyle. Bilip bilmemek cok da onemli degil bizim icin, alisveris falan yaptigimiz yok nasil olsa. Ama anneanne ve dedemiz cilginlar gibi alisveris yapmakta olduklari ve simdiden uc bebeklik malzeme topladiklari icin biraz magdurlar tabi ara renklerde dolanip durmaktan. Ben arada renk ayrimciligina son, her renk giyilebilmeli diye cikislar yapiyorum ama pek iplendigimi soyleyemeyecegim. Bizimkiler bavul ticareti yapiyor muamelesi gorecekler havaalaninda bu gidisle:) Cevremdekilerin cogu erkek olacagindan emin bu arada. Bu eskiden beri boyleydi ama. Ne zaman ilerde cocuk sahibi olursak muhabbeti acilsa oglun'la baslayan cumleler kuruldu bana. Kendim hala hinzirlik pesinde kostugum icin olabilir mi acep. Annem ruyasinda erkek gormus, isyerindekiler he diye hitap ediyor ona falan. Sirf bu yuzden merakla beklemekteyim ben de sonucu.

Yaz(a)madigim sure icinde genetik danismana gittik. Ortada fol yok yumurta yokken durduk yere genetik danismana gondermiyorlar aslinda ama ben amniyosentez yaptirmak istedigim icin gitmemi istedi doktorum. Gittik, biraz konustuk danismanla ne nedir ogrendik geldik. Ondan bir hafta sonra da amniyo yapildi. 35 yasin uzerindekilere bunu oneriyorlar zaten. Ben 34 yasinda oldugum icin doktorum sinirdasin secim senin demisti. Hamile kalan arkadaslarimiz olup da ilgili terminolojiyi ogrenmeye basladigimiz zamanlardan beri hep cok sempati duydugum bir islem oldu amniyosentez. Kan testleri yuzde bilmemkac, binde bilmemkac gibi risk yuzdesi verirken bu pat diye koyuyor teshisi daha ne yapsin. Hal boyleyken hayir kalsin diyecek halim yoktu, ki bastan demistim ben istiyorum diye. Cok kisa suren bir islem zaten, 5 dakika surmedi toplamda. Doktor yat asagi buyurdugu icin ben seyredemedim ne olup bittigini, ignenin girisine falan bakacaktim ekrandan sozde. Kan uyusmazligimiz oldugu icin olmam gereken igneyi de oldum ardindan. Bir de dogum sonrasi olacakmisim onu. Amniyo sonrasinda o gun hicbir is yapmamanizi istiyorlar, dusuk riskine karsi. A tabi ne demek dedik biz de, film gunu olarak planladik hatta gunun geri kalanini Adille ama evdeki hesap carsiya uymadi.

Soyle ki, sabah 10'da olacakti aslinda islem. Ben sabahtan ise gittim, Adil de evden gelecek, doktorun ofisinde bulusacagiz. Saat 9.20de Adil ben Manhattandayim diye haber verince e gelsin beni isten alsin beraber gidelim dedik. Buyuk gaflet. Manhattanda yaya olarak yasayinca yollari da oyle saniyor insan. Yuyuyerek rahat rahat gidip geri donecegim yolu arabayla oyle laylaylom asmak mumkun olmadi, tin tin giden trafigi asip, zorla bir park yeri bulabilip de doktorun ofisinden girebildigimizde saat 10.30'du. Gec gitmemizin cezasi 12.00'ye kadar bekletilmek oldu. Ben artik isterseniz baska gun gelelim sikildim ben beklemekten diye resepsiyona gidiyordum ki cagrildik. En az bir yarim saat de ultrason odasinda bekletildik. Ben fazla beklemiyorum halbuki kontrole gittigimde, bu doktoru bir de o yuzden seviyorum, saniyorum gec kaldigimiz icin oldu hepsi. Sonrasinda 5 dakikalik islem ve ohh mavi gokyuzu.

Iyi yarim saate evdeyiz derken gene buyuk konusmusuz. Otopark trafigi cok sikisik akan tek yon bir sokaga aciliyor, uc seritli, caddenin hemen basinda ve sol seritten yola cikiyorsunuz. Cadde de tek yon ancak saga donuse izin var. Tum bu bilgileri niye verdim, cunku otoparktan tampon tampona ilerleyen sokaga sol seritten ciktik, birkac metre gitmeden caddeye ciktik ve o da ne karsimizda Queens tuneli. Sola donulmuyor dedigim gibi, arkadan da trafik ittiriyor yapacak hicbirsey yoktu. Ama ama diyerek tunelde bulduk kendimizi. Tin tin giden trafikte tuneli gecip Queens'e girdik mecburen. Ilk cikistan kendimizi yan yollardan birine attik ama o da geri donus vermiyor alakasiz yonlere gidiyormus. Hadiii gps acildi, kendine gelmesi beklendi (sirf bu yuzden degistirecegiz bu aleti), yol bulundu ve geri donuldu. Tunel tekrar gecilip Manhattan trafigine geri girildi. Crosstown ayri bir eziyet oldu, sonunda Lincoln tuneline girip New Jersey sinirina ulastik. Tunele girer girmez trafik acildi, canim eyaletim benim. Bir yerde mola verip birseyler yiyip eve varabildigimizde saat 4 olmustu. Adil'in de o gun doktor kontrolu vardi, beni birakip kendininkine zor yetisti yavrum. Film hayalleri suya dustu boylece.

Sikayetlerin sona ermesi icin 16 hafta diyenler kazandi bu arada. Hatta biraz daha uzadi benimki. Bulanti, rahatsizlik, surekli yorgunluk hali kalmamisti ama suya ve dis macununa hala yaklasamiyordum. Herseyi icebiliyordum bu arada ama niye suya takildik kaldik anlamadim gitti. Gecen haftadan beridir gunde bir bardak su icebiliyordum. Bugun uzuuun zamandan sonra ilk kez rutinime donup 2 litre suyumu ictim cok mutluyum. Darisi dis macununun basina, onunla hala duzelmedi iliskimiz. Disleri dokmeden tamamlarsam su 9 ayi cok iyi olacak. Disciye de gidemiyorum, yemiyor, erteleyip duruyorum. Onumuzdeki ay gitcem, soz. Doktorumla da pazarligini yaptim zaten, dis temizligi icin bile hafif anestezik ilac aliyorum ya ben, discide gerekirse uyusturucu igne yaptiracagim haberin olsun dedim simdiden. O da biri haric digerlerinde sorun yok dedi anlastik. Doktorumu seviyorum:)

Bu part I olsun gitmem gerek simdi, devami yarin.

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

Alis veris ve Wiiiiiiiii

Havalar guzellesti, artik bir barbeku alalim, disarinin masa sandalyesini halledelim dedik. Pazar sabahi once eski mekanimiz Rutherford'daki "Supreme Bagel" a ugradik kahvalti icin. Ardindan disariya masa-sandalye secmek icin "State Fair" adinda bir magazaya gittik...

MASA,SANDALYE...

Onun surasi bunun burasi derken bir tane begendim. Oturdum, bunu alalim dedim. Bezen, "hade hadee..." diye kovaladi beni. Fiyatina dikkat etmemisim, 3500$. Her zamanki gibi gidip en pahalisini bulmusum :)

Neyse bir set begendik. Alti ustu plastik bir masa, 4 sandalyesi, semsiyesi su bu derken yine 500$ tuttu. Sonra ben gidip sooyle istedigimde uzanip guneslenebilecegim, katlanip acilabilen guzel bir sandalye buldum. Onu arabaya attik, digerleri icin 25$ verdik, Cuma'ya getirecekler...

Bizim sitede komurlu, tuplu barbeku yasak. Her evin gaz baglantisi yok (bizimkinin de) dolayisiyla tek alternatifimiz elektrikli barbeku. Gel gor ki bulmasi cok zor. "State Fair"de sohbet ettigimiz eleman "P.C. Richards'da varmis" dedi. P.C. Richards & Son her cesit elektronik cihaz satan bir magaza zinciri. Bizi 4 sene idare eden klimayi onlardan almistik. Yola koyulduk...

Bezen arabayi kullaniyor, ben de Blackberry'den mailleri okuyordum. Bir ara kafami kaldirinca, benim cok sevdigim bir dukkana yaklastigimizi farkettim "CD/DVD World". Bu elemanlarin kucuk bir dukkani var ama inanilmaz cesit tasiyorlar. Genellikle arayipta bulamadigim bir film varsa bunlara gidiyorum. Birden aklima uzun zaman once gordugum bir DVD geldi: "Tarkan".

WII
"Gel bir bakalim, hala duruyorsa alalim" dedim Bezen'e. Iceri girerken kapida bir ilan gozume carpti " We have Wii & PS3". Gozlerim parladi tabii! Wii, nintendo'nun en son cikarttigi oyun konsolu.

Konsolun devrim niteliginde bir kac ozelligi var. En cok ilgi cekeni "telsiz uzaktan kumandasi". Bir sensor araciligi ile vucudunuzun hareketlerine tepki veriyor konsol. YouTube'da aratirsaniz yuzlerce video var.




DVD & BBQ

Turkce'ye "evli ve cocuklu" (Married With Children) diye cevrilen cok sevdigim bir komedi dizisinin ilk iki serisiyle birlikte bir de Wii aldim. "En azindan oturup oynamak yerine egzersiz yapmis olursun" diyerek destekledi Bezen :)


Ardindan, mutlu mesut barbekumuzu aldik P.C. Richards'dan. Bizim komsular da (Ilkay - Sibel Kazakci ve Eda - Murat Kilic) aynisini kullaniyor zaten.

KOSU AYAKKABISI
Eve donmeden Montclair'de daha once kosu ayakkabilarimi aldigim magazaya ugradik. Bu aralar pek kostugum yok ama bir cifti is yerinde tutuyorum, gym'e gittigimde giymek icin. Cok iyi bir magaza orasi, n tane ayakkabi deneyip, kosup test ederek en son benim ayak yapima ve stilime en uygununun "Brooks Adrenaline GTS 6" olduguna karar vermistik.

Bir ay sonra, gecen seneki gibi Corporate Challenge kosusuna katilacagim. Bari bu sefer durmadan bitireyim diyorum. E onun icin de hazirlanmak lazim. O yuzden bir cift kosu ayakkabisi daha alayim dedim. Magazadaki bayan ayakkabilarima bakip, "aa Brooks upgrade etti, simdi Adrenaline GTS 7 var elimizde" dedi. 11.5" varmis, iki dakikada alip ciktik. Haa arada ben bir maymun istahlilik yapip kalp atisi vs. hesaplayan bir de saat aldim ama sonra mesafeyi olcmedigini farkedince iade ettik.

Velhasil, 4 saat alisveris yapmisiz. Beni disari cikartmak biraz pahaliya patladi Bezen hanima :)

Cuma, Mayıs 04, 2007

Sakura Matsui


Etraf muhtesem ciceklerle dolu. Rengarenk. Agaclarimiz da yeseriyor birer ikiser. Bize de yasasiiin, bahaaarr diye hoplayip ziplamak kaliyor mutlu mutlu. Gunesi gordugumuz iki haftasonudur haril haril patio'muza (ne diyeyim ki buna avlu mu teras mi, iki metrekare alan iste:)) masa sandalye ve barbeku bakiyoruz. Evin icindeki hicbir esya icin bu kadar dolasmadik biz. Genelde sikilip ilk hadi bilemedin ikinci girdigimiz yerden alip cikariz ne alacaksak cunku. Ama bu oyle mi ya. Bir kere ilk kez acik alanimiz oluyor, ve biz bu minik yere cok sey sigsin ama kalabalik da olmasin gibi namumkun bir hayal icindeyiz. Bir masalara bakiyoruz bir salincaklara bir sezlonglara. Salincaklarda ve sezlonglarda yiyip icmek biraz zor oluyor yalniz, temsili olarak test ettik. Terasimizin daimi etkinligi mangal olacagi icin masa-sandalyeye donduk yeniden. Elimizde metre bir onu olcuyoruz bir bunu. Genelde de takim satiliyor bu meretler, birinin masasini birinin sandalyesini begenince olmuyor. Bu haftasonu karar vermek lazim artik. Mangal ayri bir problem. Site olur da yasak olmaz mi, sadece elektrikli ya da dogalgazli mangala izin var. Bizim dogalgaz cikisimiz yok disarida, el mecbur elektrikli alinacak. Onlardan da fazla yok piyasada. En son Ilkaylarin elektrikli mangali disaridaki prizi bozunca endiselendik de biraz. Evlerin elektrik sistemi gayet dandik anlasiliyor ki. Cok buyuk bir alet de degildi oysaki. Biz de mecburen oyle birsey alacagiz, bizimkini de bozup mangal hayallerimizin icine etmez umarim.

Haftasonu Eda ve Muratla kiraz agaclarinin acmasi serefine yapilan Sakura Matsui festivaline gittik Brooklyn Botanik Bahcesine. Henuz hepsi acmamis ama acanlari bile yetmis Cherry Esplanade'nin muhtesem bir renkle kaplanmasina. Sabah kalktigimizda bulutlu ve biraz serindi hava. Ama hava durumuna gore o gun sicak olacagi ve oglen olmadan gunes acmasi beklendigi icin hic ustumuze alinmadik ve tisortlerle dustuk yola. Meterolojiye bu kadar fazla guvenmemizin bedelini bir turlu dagilmayan bulutlara, bir ara kafamiza damlayan ama allahtan yagmayan yagmura soylenerek ve biraz usuyerek odedik. Oglen acmasi gereken gunes kendini gosterdiginde saat 4.30 du ve biz parktan cikiyorduk artik. Haftasonu iki gun surdu festival, biz pazar gunu gittik. Civarda park yeri bulmak coook zaman aldigi icin davul gosterisine biraz gec kaldik ve gorebilmek icin gosteri alaninin kenarinda biriken kalabaligin arasinda biraz boyun jimnastigi yapmak gerekti ama gosteri cok guzeldi. Soh Daiko'ymus grubun adi, Temmuzda bir gosterileri daha olacakmis New York'da, gidilecekler listesine eklendi bile. Gosteri sonrasi birseyler yedik, cevrede dolasip farkli cicek isimleri ogrendik (bir tekine bile bu bu iste diyemem gorsem ama olsun). Adil ve Edanin ancak ulasabilen is arkadaslariyla bulusup bir parti de onlarla dolastik.

Neler yoktu ki etkinlikler arasinda, folk danslari, flut konseri ve baska konserler, martial art gosterisi, fotograf sergisi, samuray kilic gosterisi, cay seramonisi, kagittan bebek yapimi, ikebana, seker kamisindan yapilmis kagitlarla origami, cocuk aktiviteleri, workshoplar vs vs vs. Origami ve kagit bebek yapimi da ilgimizi cekiyordu ama bunlarin yer aldigi binanin onunde uzuuun ve ilerlemiyormus gibi gorunen bir sira oldugunu gorunce vazgectik.

Brooklyn'e kadar gelmisken gitmemek olmaz diyip Grimaldi's Pizzeria'ya pizza yemeye gittik. New York'un en iyi pizzacisi olarak un yapmis durumda kendileri, kapida her daim sira oluyor. Bazen uzun bazen kisa ama mutlaka ve mutlaka sira oluyormus. Camdaki kupurlere gore 2001'den itibaren her yil en iyi secilmis alaninda Zagat tarafindan. Biraz erken gittigimiz icin herhalde sira fazla degildi. Disarida ve masada toplam 1 saat kadar bekledikten sonra pizzalarimiz geldi. Tarafimizdan silinip supurulmeleri ise 10 dakika bile almadi. Bir tane daha isteseydik diye hayiflanip ama bir 40 dakika daha onun icin beklemek istemedigimize kadar verince ciktik. Disaridaki sira artmaya baslamisti biz ciktigimizda. Hoboken'a da bir dukkan actiklarini ogrenince sevindik, ne kadar iyi olursa olsun bir pizza icin tee Brooklyn'e gidemem valla.

Gozu donmus ve dorduncu tepsi pizzayi ismarlamayi gec akil ettigi icin uzgun olan grubumuz teselliyi hemen karsidaki Brooklyn Ice Cream Factory'de buldu. New Yorkdaki en iyi 10 dondurmaci arasinda yer aliyor burasi da. Fazla cesit yok ama dondurmasi cok lezzetli. Yeri de iyi secmisler tabi. Dondurmalari alip Manhattan manzarasina karsi saliniyorsunuz. Haftasonlari dugun fotografi cektirmeye gelmis gruplar da oluyor mutlaka.

Bir sonraki durak artik ancak semerci olabilecegi icin midemize ve donmus gozumuze dur diyip eve donmek uzere arabamiza yoneldik. Grimaldi'nin onundeki sira iyice uzamisti bu arada. Ilk geldigimizde de bu uzunlukta bir sira olsa ben girmezdim sahsen. Tamam cok lezzetli ama bir pizza icin bir saat kapida kuyrukta beklemek hic yapacagim sey degil. Donus yolunda Brooklyn'e (veya Queens'e) niye mumkun oldugunca az geldigimizi yeniden hatirladik: Manhattan'dan cikis trafigi. Buralara gitmemek icin 10 takla atmamizin tek suclusu bu trafiktir efem. Holland tuneline girebilmemiz 1 saat falan surdu, insanin arabayi oracikta birakip imdaat diye bagirarak kacasi geliyor. Iki tunel yetmiyor iste Manhattandan New Jersey'e gecmek icin.

Cuma, Nisan 20, 2007

Yine Haberler


Geldi...Sonunda...Bahar! Oh be, mavi gokyuzu ennn sonunda. Atkilari bugun attik daha, bu saatten sonra kar yagmaz di mi. Dune kadar buzz gibiydi hava, haftasonu yagan yagmurlar ve onun sonucu tasan nehirler sayesinde su basti pek cok yeri. Pazartesi ise giderken 1-2 yolda yan aynalarina kadar suya batmis oldugunu gorduk arabalarin, hic boyle birsey gormemistim ben daha once. Hep kahvalti ettigimiz parkimizda da masalarin oldugu yerde ordekler yuzuyor (gercekten) su anda, gol olmus parkin ortasindaki koca alan. Otobusle geciyorum ordan, fotografini cekemedim. Disariya masa sandalye almaya cikacagiz havaya giremedik bir turlu. Bu haftasonu tisortlerle gezebilecekmisiz, cikar bakariz artik hemen havaya girip:) Iki metrekare dis alani olmus bir gormemis olarak tum bahari ve yazi orda gecirmeyi planliyorum.

Ayda bir yazar oldum farkindayim, ama cok siki bir bahanem var bu sefer: hamileyim. Valla. Konuya hala cok uzagim ve fakat, hic ustume alinmiyorum, baska birinden bahsediyormusum gibi geliyor. Oyle duygusal bir iliski falan da kurmus degilim. 11. haftadayim ve su mide bulantilarinin gecip enerjimin yeniden gelecegi gunleri iple cekiyorum, tek derdim o su anda. Bulantilar azaldi ilk basa oranla ama her hah bitiyor artik galiba dedigimde sen oyle san diyip ortaya cikmaya devam ediyor. Ben hep 12. haftadan itibaren herseyin duzelecegini dusunuyor ve buna gore gun sayiyordum. Iki hafta once doktora gittigimde 14. haftadan sonra gecer dedi. Ben ama ama derken bir arkadasim 16. haftadan itibaren birseyin kalmaz dedi. Bu konuyu artik kimseyle konusmasam iyi olacak. Her konustugum kisiyle artiyor bu haftalarin sayisi, simdi birisi 18 derse bagiririm valla. Midem bulandigi icin degil aciktigim icin birseyler yemek istiyorum artik.

Baska ne tur degisimler olmus bakalim, sonrasi icin referans olur bana da simdi buraya yazarsam di mi ama. Ilk baslarda asiri bir yorunluk hissi vardi, sanki birini sirtimda tasiyormus gibi hissediyordum kendimi, oyle yavasti hareketlerim. O cok azaldi artik. Uykum altust oldu, geceleri defalarca uyaniyorum oyle olunca sabahlari soldan kalkiyorum (haftasonu haric:)). 2-3 kere uyandigim geceleri deliksiz uyumusum kabul ediyorum. Bu sonuna kadar boyle gitmeyecek umuyorum. Oyle cok moody olmadim ama cok ani degisebiliyor ruh halim, bir anda acaip sinirlenebiliyorum bir seye. Ender oluyor ama bu.

Tost yemekten sikildim artik. Midem anca onunla mutlu oldugu ve su ara onun mutlulugu onceligim oldugu icin sabah aksam tost yiyorum. Arada degisiklik olsun diye borek, poaca, makarna vs ekleniyor buna. Yani kuru olacak, tuzlu olacak, karbonhidrat olacak. Tum kiloyu simdi alacagim bu gidisle:) Su icemiyorum, hic iyi gelmiyor. Benim gibi elinde su sisesiyle gezen birine yapilacak sey mi simdi bu. Agzima koymaz oldum. Ayran iyi geliyor ama, tesadufen kesfettim ve ayran kutusu eksik olmuyor artik elimden. Haftasonlari bakkala gidip duzineyle alip geliyoruz eve, komik oluyor. Maden suyu da iyi, ayrandan sonra ikinci siraya onu koyabilirim. Bir de muz pek iyi oluyor, icinde b-6 vitamini var muzun, o da hamilelikte mide bulantisina iyi geliyor. Zaten bayilirim muza, pek sevdim bu ozelligini de. Olumsuz etkileyen bir diger sey de dis macunu. Heheh yok boyle birsey yaw, o kadar cocuk sahibi arkadasim var birinin bile basina gelmedigi gibi duymamislar bile bunu. Dis macunu aninda midemi ayaga kaldiriyor, dis fircalamak azap oldu. Naneli sakiz ve naneli sekerler de o kategoriye alinip bir koseye atildi tarafimdan. Kuru nane birsey yapmiyor ama, manti taklidi yapan yogurtlu makarnanin uzerine konulup lup lup goturulebiliyor rahatlikla:)

Midemim gonlunu yapacagim derken cok fazla aktivite yapamaz oldum. Simdi havalar da duzeliyor silkinir kendime gelir plan yapmaya baslarim yine. Haftasonu surpriz housewarming partisi yapti bize arkadaslarimiz, kabile tam tekmil bizdeydi. Hic caktirmadilar valla, tam bir surpriz oldu. Hepsi de borek, corek birseyler getirmis, bize birtek cay demlemek dustu. Cok tesekkur ediyorum incelikleri icin hepsine tekrar, cok guzel bir gun gecirdik.

Çarşamba, Mart 28, 2007

Bakarsan bag olur, bakmazsan dag...

Figen'in blogundan, Yildiz'in yeni blogunun adresini ogrendim. Arzu'da eski blogunu birakmis, yenisini acmis (Iste Wow boole yapiyor). Onun da adresini ogrendim ve yan taraftaki "Kardes Bloglar" bolumune ekliyor/duzeltiyorum. Korkmayin, tiklayin! :)

Salı, Mart 27, 2007

Hayali Gercekler...



Durduk durduk, Bezen hanimla ayni gun birbirimizden habersiz iki yazi gonderdik bloga :) Madem tum bos vaktimi World Of Warcraft (WoW) oynayarak geciriyorum, bari bir dakika ve skor geceyim dedim.


Iki ay once yazdigim bir yazida bahsetmistim, WoW'un ureticisi Blizzard Entertainment sirketi bir genisleme paketi (expansion pack) cikartti oyun icin. Bunun oncesinde oyunda ulasilabilinecek en yuksek seviye 60 idi. Genisleme paketi ile yepyeni bir kita katildi oyuna "Outlands" ve yeni tavan 70'e cikti.


Tatil donusu, 58. seviyeye ciktim ve parayi bastirip genisleme paketini aldim aninda. Outland zenginlik demek :) Oyunda para kazanmak epey zahmetli bir is ama genisleme paketini cazip kilmak icin Blizzard zekice bir hareket yapti ve Outland'de para kazanmak, eski kitalara gore kat be kat kolay hale geldi.


Efenim, 3 hafta da 6 seviye atlayip 64. seviyeye ulastim. Karakter ozelliklerini dinamik olarak goruntuleyen bir site acti Blizzard, oraya linkliyorum. Siz bu yaziyi okurken tikladiginizda durumu ne ise oyuncunun, onu goruyorsunuz.
Biraz da guild dedikodusu yapacagim. Bizim Guild'in (Dignitas) bir forum sayfasi var. Gecenlerde uyelerden biri, liderlik ile ilgili bir dolu elestiri yazdi ve Dignitas'da gecek bir liderini olmadigi, yoneticilerin liderlik yapmadigi gibi ithamlarda bulundu. Cikan bir tartisma birden alevlendi. Derken bir kac kisi ayrildi, elestirilere kizan guild yoneticisi de ayrildi.
Bu arada ciddi bir iki sikinti ortaya cikti. Normalde oyunda bazi gorevleri tek basiniza yapmaniz mumkun degil. Bazen 2 bazen daha cok insana gerek oluyor. Zaten guild en cok bu gibi durumlarda onemli, cunku oyunun icinde chat var ve guild-chat'e "benim su konuda yardima ihtiyacim var" diye yaziyorsunuz. Elestirilerden biri, yardim taleplerinin sikca havada kaldigi idi.
Yine pek cok kisinin sikintisi olan bir konu, oyundaki mihenk taslarindan biri olan 40. seviyeye gelince "binek/at (mount)" satin alabilme. At satin almak pahali bir sey. Ben haftalarca ugrasmistim. Guild'den aldigim yardim 25 altin idi, atin bana maliyeti ise 80 altin. Uyeler, bu para taleplerine karsilik aldiklari miktarin azligindan sikayet ediyordu.


Ayni donemde, 60. seviyeye ulastigim icin daha hizli bir at alma hakki kazanip, durumdan habersiz guild yonetiminden para yardimi talep etmistim. bu sefer 600 altina ihtiyacim vardi ve bankada pek para kalmadigini belirtip 60 altin verdiler. Insanlar da niye para yok diye sorguluyorlar ve seffaflik istiyorlarmis. Yoneticiler de neyi niye yaptiklarini acikladilar ama kimisi memnun oldu kimisi olmadi.


Neyse, dedigim gibi outland'de para kazanmak daha kolay. 2 hafta sonunda 600 altini biriktirip dun hizli atimi aldim(epic mount) :)
Bana komik gelen bir baska tesaduf ise ayni donemde hem 10 yildir yoneticilerinden biri oldugum ODTU-MD listesindeki tartismalar, hem de yine 7-8 yildir uyesi oldugum Kuzey Amerika listesinde (METU_NA) yonetici/uye tartismalari.
Guild forumunda okudugum tartismalar da argumanlardan biri, sonucta bu bir oyun, bunun icin kalkip birbirimize kotu laf etmenin alemi ne turunde idi. Benim de bakis acimi yansitiyor aslinda ama oyuna kendini kaptirmanin, ve oyun icinde olusan durumlarin, kimi oyuncular icin gercek hayati etkileyebildiginin de herkes farkinda.
Velhasil, gordugum o ki herkesi memnun etmek mumkun degil ve dahi yoneticilik zor is netekim.

Adet oldugu uzere...


WoW'dan basimi kaldirmadigimi yazdigimdan beri nerde oldugumu biliyorsunuz :) Gecen donemlerde Goldman'in rekor kar aciklamalarini buraya yazmistim, gecen hafta son 3 ayin kari aciklandi...

Yeni bir rekor, sirket tarihinin en yuksek karini acikladi. Son 3 ayin net gelirleri, gecen yilin ayni donemine gore %20 artmis ve 12.5 Milyar dolara ulasmis. Ayni sekilde net kar 3.2 Milyar dolar olmus.


Bu rakamlarin en ilginc yani, Sirket tarihinde ilk kez Asya ve Avrupa'dan kazanilan gelirlerin toplaminin ABD'deki faaliyetlerden elde edilen kazanctan fazla olmasi!

ABD'de piyasalar ciddi sekilde sallandi gecenlerde ama sonrasinda toplandi biraz. Bu sallantida en cok konusulan konu "Subprime Mortgage" piyasasi oldu. Bu soyle bir sey... Diyelim ki kredi notunuz yuksek degil, riskli goruyor sizi bankalar ve mortgage icin borc para vermiyor size. Iste bu noktada subprime mortgage piyasasi devreye giriyor. Bir kurulus/banka size diyor ki, "tamam ben sana borc vereyim ama faizin biraz yuksek olacak". Diyelim 30 yillik faizler %6 iken, size %8'den borc veriyor bu kurumlar.

Kendileri gidip %6'dan alirken size %8'den veriyorlar. %2 lik bir kar var ama tabii daha yuksek bir risk almis oluyorlar. Nitekim bomba burda patladi ve bu yuksek faizle mortgage alanlar borclarini odeyememeye basladi. Para geri gelmeyince bu kurumlar da asil borc aldiklari bankalara olan borclarini odeyemediler.


Bu subprime mortgage piyasasi, genel emlak piyasasinin icinde %10-15 gibi dusuk bir rakami temsil ediyor ama "ripple effect" denilen, domino tasi etkisinden korkuluyor.

Amerika'nin Gross Domestic Products (GDP), galiba Turkcesi Gayri Safi Milli Hasila (GSMH) buyumesi %3.4 civarinda. Emlak piyasasi bu buyumenin %1ini olusturuyor ve gecen yilin 2.ceyreginden itibaren ev fiyatlari once duruldu, sonra dusmeye basladi.


Dun aciklanan rakamlara gore "yeni yapilan ev" sayisi cok ciddi bicimde dusmus (Ingiltere'de ise fiyatlar hala artmaya devam ediyormus). Emlaktaki bu cokusun yumusak ("soft-landing") olmasi icin federaller faizleri uzun suredir sabit tutuyorlar. Yukseltmeleri halinde, borc almak zorlastigi icin daha az insan ev alacak. Dusurseler, borclanma kolaylastigi icin bu piyasa tekrar canlanacak ve zaten artmakta olan enflasyon iyice artacak.

Velhasil ilginc gelismeler oluyor piyasalarda. Ben bir kac ay once tum borsadaki parami cektim, kafam rahat. Hos, zaten eve dunyanin parasini bayilinca, geriye pek bir sey de kalmiyor yatirim yapayim diyecek :)

Pazartesi, Mart 26, 2007

Tatil Notlari


Tatil gene goz acip kapayincaya kadar bitti ve kurkcu dukkanimiza geri donduk. Bu bizim ilk gemi tatilimizdi. Eda-Murat, Elif-Simon ciftleri ile beraber ciktik bu tatile ve arkadaslarla gecirilen tatilin daha guzel oldugu bir kez daha kanitlanmis oldu. Cok eglendik. Gemi Norwegian Jewel, kalkis noktasi Miami, sure 7 gun, ugranacak adalar Puerto Rico, Antigua, St. Thomas ve Great Stirrup Key. Edalar ve biz balkonlu kamaralari tercih etmistik, rezervasyonu beraber yaptirdigimiz icin kamaralarimiz yan yanaydi. Gemide 2400 yolcu, 1100 de murettebat vardi. Onceden gemiye disaridan icki sokamayacagimiz konusunda uyarilmistik. Ne yapacaklar bavullari mi actiracaklar diye dalga geciyordum ki Murat tum cantalarin x-rayden gecirildigini soyledi. Icki cikarsa alip son gece geri veriyorlarmis. Oyleymis hakkaten, durdugumuz yerlerde de gemiye her binisimizde tum cantalar x-rayden gecirildi, sapkalara kadar cikarip baktilar hatta.

Ilk gunu denizde gecirdik. Bizimkiler sorumlu tatilciler olarak gym'e bile gittiler, benim disimda fire verilmedi:)) Disarisi dururken kendimi kapali yerlere kapatmayacagim yonunde bir savunmam vardi ama disarisi da cok ruzgarli, hava kapali, soguk denebilecek serinlikte ve hatta yagmurlu olunca disari da cikmadim, savunma bi ise yaramadi.

Gemide biri acik bufe olmak uzere 3-4 ana restaurant, 4-5 tane de ozel restaurant vardi. Ana restaurantlardaki yemekler fiyata dahildi ama ozel olanlarinda kisi basi $15-$20 odemek gerekiyordu, rezervasyon yaptirmayi basarabilirseniz tabi:) Hibachi-style Teppenyaki'ye rezervasyon yaptiracagiz diye gobegimiz catladi, ancak sondan bir onceki gun o da resmen torpille yaptirabildik. Rezervasyonlar sabah 8de basliyor, biz bir sabah erken kalktik yihuu diyerek 8.30da gittigimizde gunun rezervasyonlari dolmustu bile. Olmaz ki canim, daha ne kadar erken kalkilabilir bir rezervasyon icin. Gemide calisan birkac Turk varmis, biz yolculuk boyunca 3'uyle tanistik. Onlardan biri geminin yiyecek ve icecek muduruydu. Tanistigimiz sirada yemekteydik ve kendisi cok buyuk bir incelik gosterip masamiza 2 sise sarap gonderdi. Mustafa bey'e burdan tekrar tesekkur ediyoruz. Rezervasyon torpilimiz de tam o sirada orda bulunmakta olan kendisidir, bunun icin de bir tesekkur borcluyuz. Bu arada ogrendik ki en cok Turk calisan Royal Caribbean gemilerindeymis.

Ilk gunumuz biraz yagmurlu ve serin gecti dedigim gibi ama asagi indikce hava da isinmaya basladi. Ertesi gun San Juan'a indigimizde hava gayet iyiydi. Ilk duragimiz San Juan, Puerto Rico. San Juan eski ve yeni San Juan olarak ikiye ayriliyor. Biz eski sehri gezmeye karar verdik orda bulundugumuz 6 saat icinde. Puerto Rico 1952'den beri Amerika'ya bagli. Bacardi fabrikalariyla da unlu. Eski San Juan'da 16. ve 17. yuzyildan kalma Ispanyol binalari var. Bir de methini pek duydugumuz yagmur ormani vardi ama o da 4-5 saat isteyen basli basina bir etkinlik oldugundan gidemedik. Haritaya baktigimizda pek de buyuk bir alan gibi gorunmuyordu, biz burayi bitirir plaja bile gideriz diyorduk (tabi tabi). Her kosede fotograf cekmek icin oyalanip ustune bir de yemek ve alisverise dalinca yarisini bile gezdigimizden emin degilim.

San Juan korfezinin ve sehrin korunmasi icin 16. yuzyilda Ispanyollar tarafindan yapilan El Morro kalesine gittik. Kalenin yeri cok guzeldi gercekten. Obur ucta daha kucuk bir kale daha varmis ama ona gitmeye vaktimiz kalmadi, adini da hatirlamiyorum. Yol ustunde gordugumuz bir katedrali gezdik. Katedral kucuk, sade ve bembeyaz boyasiyal cok ic aciciydi. Eski San Juan'da sokaklar genelde dar ve arnavut kaldirimli. Kucuk balkonlu, cogunlugu 2 katli olan evlerse rengarenk boyali.

Acikinca kendimize yerel yemekleri tadabilecegimiz bir yer aramaya basladik. Sirketteki Puerto Rico'lu bir arkadasim pasteles'i tavsiye etmisti. Hic birimiz daha once yememis olunca pasteles yapan yer bulana kadar dolandik. Pasteles Hamuru genelde yesil muz, bir cesit muz olan plantain, Turkcesini kulkas koku olarak buldugum neye benzedigi konusunda hicbir fiktimin olmadigi taro ve balkabaginda olusuyormus. Bunlar pure haline getirilip etli olacaksa arasina et konduktan sonra muz yapraklarina sarilip kaynar suda uzun sure (sirketteki Puerto Ricolu arkadasim 1.5 saat dedi) pisirilirmis. Cok lezzetli oluyor, cok begendim. Ozellikle noel zamani cokca yapilan yoresel bir yemekmis.

Ikinci adamiz Antigua'ydi. Bana biraz Jamaica'yi animsatti ama Jamaica cok daha yesil. Bu ada da cok fakir gorunuyor. Orda hemen bir taksiye atlayip onceden ayarladigimiz resorta gittik. Gunubirlik giris ucretini odedikten sonra resortun tum olanaklarindan yararlanabiliyorsunuz. Kucuk olsa da guzel bir plaji ve denizi vardi. Guneslendik, yuzduk, yedik ictik, aksama kadar yattik orda analaycaginiz:)

Ertesi gunku duragimiz St. Thomas'di. Yarim gunluk tekne ve snorkel turu ayarlamistik gitmeden once, gemi limana yanastiginda teknemiz de bizi bekliyordu. Hava guzel, deniz sakin ve onceki 1-2 tekne gezimde de problem olmamis eh daha ne olsun diyip tutma ilaci almadim. Tutma ilaci alinca acaip uykum geliyor, zar zor uyumamayi basarsam da serseme donuyorum. Sen misin almayan. Tekne yolda iyice sallamaya basladi ve ben sefil oldum. Snorkel yapacagimiz yere gittimizde de snorkel falan gormuyordu gozum. Cikilacak bir kara olsa cevrede direk oraya cikacaktim ama yoktu. Soguk su iyi gelir dediler snorkelimi takip attim ben de kendimi asagi. Bir sure iyi geldi cidden de. Ama suyun sicakligina alisinca ben burdayim bir yere gitmedim sinyallerini gondermeye basladi yine midem. Batik bir tekne vardi, onun kalintilarini izlemek ilgincti ama balik ya da deniz florasi yonunden cok da zengin bir snorkel olmadi. Donus yolunu da Adilin kucaginda yatarak, rezil olmamak icin dualar ederek, gelmedik mi daha diye diye bitirdim. Karaya adim atar atmaz ne mide bulantisi kaldi ne birsey. Sen sakrak sakimaya basladim gene.

Kalan zamanda adayi gezdik. Alisveris icin dogru yerin St. Thomas oldugunu soylemislerdi, ama alisveris yapmaya pek vakit kalmadi. Baktigimiz sokak pazarinda ilginc seyler goremedik. Sonra bir sokak bulduk, 50 dukkan varsa 40i mucevher satiyordu, mucevher cok ucuzmus orda ama gel gor ki hic aram yoktur takiyla falan, degerlendiremedik:) Sonunda gene kostura kostura her adada oldugu gibi gemide olmamiz gereken saati gecirerek ve ama daha icki alacaktik diye soylenerek gemiye gittik. St. Thomas'i cok sevdik biz.

Son duragimiz Bahamalarda kucuk bir adaydi, Great Stirrup Key. Hakkaten kucuk bir ada ama, bir saatte cevresini rahatca yuruyebilirsiniz, o kadar bile surmeyebilir. Norwegian adanin bir kismini satin almis (bize oyle dedier en azindan) ve dogu karayipler tarafinda cruise yapan gemilerinin hepsi buraya ugruyor. Insan biraz ilgi gosterilmis olmasini bekliyor yani. Gelin gorun ki son derece hayal kirikligi bir yer. Cok cirkin bir kere, cevredeki cali cirpiyi yesillikten saymiyorum. Kosede bir yerde barbeku yapiyorlardi. Sezlong, semsiye gibi seylerin hepsi paraliymis. Ben bir onceki gece geminin hizli gitmesinin ve bolca sallamasinin etkisiyle yine yerlerde surunen midemi toparlayip adaya cikabildigimde hepsi alinmisti zaten. Snorkel bile paraliydi, ben kaldigim hicbir otelde snorkelin parayla kiralandigini gormemistim, yuh diyorum baska da birsey demiyorum.

Gemimiz 13 katliydi. Surekli acik bir casino, saga sola serpilmis barlar, spa, gym, oyun odasi, kutuphane, restaurantlar, 1-2 dukkan, gosteri salonu ve diskosu vardi. Her aksam bir gosteri vardi, gayet siradan gosterilerdi bizce. Bir tek sondan bir onceki aksam Cirque Bijou diye bir sirk vardi, o cok guzeldi iste. 13. kattaki terasta iki havuz vardi, havuzlar cok kucuktu, gemi havuzlari anca bu kadar oluyor sanirim. Yuzmek icin degil de serinlemek icin sadece. Gemiye icki sokmak yasakti basta da belirttigim gibi. Ama bu bize engel olabildi mi, tabi ki hayir:) Iki gun ustuste toplamda 5 sise icki kacirdik iceri, yemek onceleri ve sonralari uzuun ve cok keyifli bol muhabbetli balkon sefalari yapildi onlarla.

Sonuc olarak bayagi eglendik, cabuk gecti gunler ama gemi tatili pek bize gore degil. Biz sadece Adille ikimiz gitsek sikilirmisiz, ona karar verdik. Sadece gemide gecirdigimiz gunlerde kapana kisilmis hissi oluyor biraz. Yapacak fazla sey yok. Yolcularin yaridan cogu yasli, oyle olunca bingo gibi aktiviteler oluyor gun boyu. Kalabalik. Veee hic beklemezdim o buyuk gemilerden ama salliyorlar, bazen yalpalayarak yurumenize yol acacak kadar hissediliyorlar ve benim gibi araba, deniz tutan biriyseniz tabi ki tutuyor, sefil oluyorsunuz. Bir de, indiginiz yerlerden pek birsey anlamiyorsunuz. Hadi bizimkiler adaydi, ana amac da denizle butun olmakti ama yine de cok kisitli zamaniniz olunca bir yerde, ozellikle de ilk kez gittiginiz bir yerde, ne yapacaginizi sasiriyorsunuz: denize mi gidelim, adayi mi gezelim, alisveris mi yapalim...Hele de gemiyle Avrupa turlari cok anlamsiz gozuktu gozume birden. O kadar yogun gorulecek seylerin oldugu sehirlerde hangisini secip gezebilirsiniz ki cidden.

Eve geldigimizde bavullarimizdan birinin acilmis oldugunu gorduk. Kilit kirilmis ve alinmis. Bavulun icinde Transportation Security Administration'dan bir yazi vardi. Bavulumuz icinin acilmasi icin rastgele secilen sansli bavullardan biri olmus. Bavulu kitlemenin yasak oldugunu soyledi ertesi gun bunu anlattigim patronum. Kotu tecrubelerimiz var bizim bu konuda. Amerika'da hic basimiza gelmedi ama Adil Arabistan'dan Turkiye'ye donerken, kitlemeyin yasak uyarilarina kulak vererek bavulunu kitlememis ve bunun sonucu bavuldaki birkac sise parfumun calinmasi olmustu. Ondan beridir mutlaka kitliyoruz biz bavullarimizi. Cok bakmak istiyorlarsa buyursunlar kirsinlar kilidi, bir itirazim yok.

Perşembe, Mart 01, 2007

Simdi de Ozetler

Son yazdigimdan beri olanlarin ozetini geceyim gene. Once saglik:) Adil korkuttu bizi biraz gecen aksam. Is cikisi gittik alisveris yaptik gule oynaya, yemek aldik geldik. Tam yemegimizi yerken karninin sag alt tarafinda bir agri oldugunu soyledi. Agri siddetlendi, Adil tam agriyan noktayi buldu ve dokundugu anda da kendinden gecti. Kendine geldiginde yuzu bembeyazdi. Agri gecmisti ama cok usudugunu ve cok yorgun hissettigini, uyumak istedigini soyledi ve yatti. Tum bunlar cok kisa bir surede olup bitti. Bizim aklimiza ilk gelen apandist oldu. Ertesi sabah doktor arayip olanlari anlatip kontrole gitmek istedik, direk hastaneye gidin dediler bize. Gittik, bir suru test yaptilar, ultrasona aldilar falan. Neyse ki birsey cikmadi. Safra tasi dusurmus olabilecegini soylediler. Baska tas yokmus su anda. Bir hafta sonra tekrarlayabilir veya bir daha hic olmayabilir dediler. Ise arabayla gidip geldigi icin oyle pat diye kendinden gecmesi kismi endiselendirmisti beni en cok, umarim tekrarlamaz, olacaksa da ev disinda olmaz.

Tasindik, bitti. Gecen Carsamba anahtarlari alinca Persembe ve Cuma ufak ufak arabaya siganlari, ozellikle de mutfagi, tasimaya baslamistik zaten. Cumartesi sabahi once kamyon icin Budget'in kapisina dayandik. Hic sorun yasamadik ne kamyonu alirken ne de birakirken, pek de guleryuzluydu ofisteki kadin, tavsiye edebiliriz gonul rahatligi ile. Kabile erkekleri de yerlerini alinca bir saat icinde kamyonla gidecek hersey yuklenmisti bile. Tekrar cok tesekkur ediyoruz burdan hepsine, o sogukta geldiler, bizi yalniz birakmadilar. Bir saat icinde de geri bosaltilinca esyalar, oglen kamyonu geri goturduk. Fotograf makinasini ozellikle ayirmistim ki tasinma hatirasi fotograflari cekebilelim. Makinanin icine bakmayi unutmusum, kart yokmus meger:( Fotograf falan cekemedik tabi. Karti diger esyalarin arasindan bulup cikarmak 1-2 gun aldi zaten. Aksama dogru yeter bugunluk bu kadar is dedik, Balkir, Eda-Murat ve Sibel-Ilkayla birlikte once pideciye ordan da sinemaya Breach'i izlemeye gittik. Pazar gunu kalan esyalari da biz arabayla tasidik ve apartmanimizla olan tum iliskimizi kestik o gunun aksaminda. Butun esyalar bir yana mutfak bir yanaydi ama. Tasi tasi bitmedi resmen mutfak Esyalar toplamda birkac kutuyla tasindigi icin kutular doldukca goturuluyor, bos bulunan yerlere bosaltiliyor sonra geri gelip tekrar doluyordu. Obek obek bir suru zimbirti vardi ortalarda, korkunc gorunuyordu etraf. Elifcim sagolsun geldi el atti mutfagi hallediverdik bir ogleden sonra. Diger yerler de oturuyor yavas yavas.

Dun bir de cop kutusu edindik disariya. Onemli bir seymis bu, bilmiyoruz tabi. Copculerimizin kurallari var, disinda cikarsaniz copunuzu almiyorlar. Disariya copu sadece cop torbasini agzini baglayarak koyarsaniz almiyorlarmis. Gerci sonra ogrendik ki cop torbasi buyuk siyah cop torbalarindan olursa aliyorlarmis. Cop torbalarini once o siyah torbaya sonra da buyuk cop kutusuna koyup disari birakmak gerekiyormus. Dune kadar bu tur bir cop kutumuz olmadigi icin sabahlari copleri arabaya koyuyorduk, Adil eski apartmanin ordan gecip gecerken copleri ordaki cop odamiza birakiyordu. Geri donusum copleri icin de mutlaka mavi plastik cop kutusu gerekiyormus yoksa gene almiyorlarmis coplerinizi. Ondan da edindik, simdi kamyonun gctigi gunleri hatirlamaya kaldi is:))

Artik rahat rahat duvar delebilecegimiz icin bir matkap seti edindik. Yeni bir oyuncagim oldu diye pek mutluyum. Raf keseyim asayim deleyim civiler cakayim...pek eglenceli geliyor. Icimde marangoz/tamirci ruhu varmis, cikti ortaya:) Matkap setini de heyecanla bagrima bastim, oynamak istiyorum onunla cidden, simdi tek eksigim pratik yapacak bir duvar:))

Insallah en kisa zamanda kendisinden unlu modacimiz diye bahsetmek istedigimiz sevgili arkadasimiz Berna'nin katildigi fuara, The Train'e, gittim fuarin son gunu. Ogle arasinda kactigim icin cok uzun kalamadim, fuari gezme sansim da olmadi ama arkadasim diye demiyorum valla pek sikti Berna'nin kiyafetleri. Bu yaza burdaki bazi butiklerde goruruz belki Mousca'yi:)

Gecen aksam B.B. King konserine gittik. Ben metronun azizligine ugrayinca konser basladiktan sonra gelebildim salona. 81 yasina basmis King, e artik bugun var yarin yok burnumuzun dibine gelmisken gitmemek olmaz dedik, kalktik gittik dinlemeye blues kralini ve gitari Lucille'i. Iyiki de gitmisiz cok eglenceliydi konser. Sarki aralarinda konustu bol bol, hikayeler anlatti, kirdi gecirdi tum salonu. Enerjisi falan gayet yerinde masallah, iyi bir diyetisyenle gobegini biraz indirebilirse dalya da der bence.

Haftasonu tatile gidiyoruz, bir hafta yokuz. Oncesinde tekrar yazmaya vaktim olmaz muhtemelen. Saat sayiyorum nerdeyse, iki gun sonra su saatte ilk gemi turumuzun tadini cikariyor olacagiz kismetse. Donunce gorusuruz:))