Pazartesi, Mart 07, 2011

Parade = Seker Mi? Artik Evet!

Cumartesi hava pek guzeldi. St. Patrick's Day parade vardi, cok uygun bir hava oldu. Once Andreas'da kahvalti, sonrasinda park, ardindan da parade olarak belirlendi gunun menusu. Butce kisitlamalari vs yuzunden yil icinde duzenlenen parade sayisi da ciddi olarak azaldi. Biz pek seviyoruz halbuki bando gecisini izlemeyi. en son yazin vardi bir tane. Onda da once konusmalar falan derken parade'in baslamasi 1 saati bulmustu, o sicakta cocuklari oyalayacagiz diye canimiz cikmisti. Yine ayni sey olursa diye vazgecmeyi bile dusundum bir ara.

Onlem olarak parkin hemen yanindan ciktik parade alanina, yine konusma vs olursa kaciveririz geri diye. Bu sefer sadece 10 dakikalik gecikmeyle basladi. Kede o arada sokakta dolanan balonculardan birini gozune kestirmis kendine balon secmekle mesguldu, sorun olmadi. Cevre kasaba, ilce vs'lerden de bandolar gelmis, pek guzeldi. Gaydaya bayilirim zaten, saatlerce dinleyebilirim, ben cok memnundum bu durumdan. 1 saatten fazla surdu toren, uzun olmasi iyice hosumuza gitti.


Paradelerde her gecen seker atiyor kenarda izleyen cocuklara. Simdiye kadar bizimkine bunu caktirmamayi basarmistik. Bu sefer de ilk basta neler oldugunu anlamadi. Birseyler atiliyor ve sagda solda izleyen cocuklar atmaca modunda daha yere duserken kapisiyor atilanlari. Bir sure sonra olaya uyandi. O da almak istedi. Git al dedim.

Cok cekingen ya, benim de gelmemi istedi yerden toplamaya. Yok dedim, seker istiyorsan kendin gidip alacaksin. Once gidemedi. Sonra gorduklerini bana donup alsam mi diye sormaya basladi ama o sorana kadar biri kapiyordu zaten. Bakti olmayacak ufaktan hareketlenmeye basladi. Yanimizda 4 cocuklu bir grup vardi, cocuklar isik hiziyla topluyordu sekerleri zaten. Bir ara getirip birkac tane kedeye verdiler, arada 1-2 tane ona da ittirmeye basladilar cok keyiflendi bizimki. Sonra yolun karsisinda gordu nasil olduysa yerde kalmis birkac tane, biraz tereddut ettikten sonra parade'in durdugu ya da ondeki konvoy ilerlesin diye bekledigi anlarda firladi karsiya topladi ganimetleri.

O noktadan sonra parade izlemeyi birakti zaten, olur a kiyida kosede gorulmeyen seker vardir diye yeri incelemeye basladi. Bando gecerken seker atilmadigi icin o sirada yeri kollar, gruplar veya arabalar gecerken hangisi atacak diye onlari gozler oldu. Gordugu her renkli sekerimsi seye kosmaya basladi. Bazilari bos seker kagidi cikti ama olsundu. Pek gururlandi seker buldukca. Yandakiler arada ona dogru ittirmeye devam etti. Cok basarili bir gruptular netekim, sanirim 1 torba dolusu sekerle donduler eve.

Bizimki de performansindan gayet memnun, donduk eve. Gaddar annesinden topladiklarinin hepsini yiyemeyecegini, 2 tanesini secebilecegini ogrendiginde kiyamet koptu tabi. Avaz avaz agladi bir sure. Sonra sakinlesti, bir daha da acilmadi konusu. Bir dahaki sefere parade varmis dedigimde ilk giden kede olacak herhal, hergun gidelim diyip duruyor:))

Çarşamba, Şubat 23, 2011

Kis Niye Bu Kadar Uzun

Yil 2010. Eylul sonu. Kedeyle muzeye gidiyoruz, yollara pek hakim anne kisisi donusu kaciriyor. Kedeye kaybolduk diyorum, yuce alet gps'i aciyoruz, muzeye variyoruz. Mutlu son. Kede bu arada pur dikkat gps'i dinliyor, dediklerini tekrar ediyor bana. Yil 2011. Subat ortasi. Kedeyle alisveris merkezine gidiyoruz. Yolu yarilamisken pat diye 'mall'u kaybetme tamam mi...muze gibi' deyiveriyor. Bak bak unutmamis maymun, kakiveriyor kafama. Arada daha bir suru yere gittik, o muzeye bile tekrar gittik hic soylememisti bunu. Hani sazan oluyodu bunlar:))

Buyukum kucukum muhabbetleri yazdan beridir devam ediyor. Tam da bizim yaptigimiz gibi, isine gelince buyuk gelmeyince kucuk oluyor. Mesela, evde yalniz kalabilirmis artik (okula gitmek istemiyor) cunku buyukmus ama henuz odasinda yalniz uyuyamazmis cunku kucukmus. Bayagi zor acilan bir yeri rahatca actigini gorunce 'ooo acabiliyorsun artik sen burayi' demistim bir zaman once, hanim-haniiimm-uyan-da-baliga-cikalim tonlamasiyla 'e ben buyukum' demisti:)

Her seye bir cevabi var, hic altta kalmiyor. Oyuncaklari ele alalim. Bir seferinde yigmis salonun ortasina ama oynamiyor da artik, toplamasini soyledik bir gun. Hemen camin onune gitti, 'ben buvada yasiyovum siz ovada yasiyovsunuz sizin toplamaniz lazim' dedi. Bir baska seferinde 'ben buvada yasiyovum toplamam gevekmez' dedi. Bir diger gun uyanip asagi iner inmez anneme 'topladin mi oyuncaklari?' diye sordu. Hayir cevabini alinca da 'Neden toplamadin, topla demistim ben sana. Takilip duseviz sonva' dedi:))

Uyumamakta direndigi bir gun annem kedeyle babama 'hadi gidin uyuyun artik ben de odamin kapisini kapatip yatacagim' demis (kedeyi babam uyutuyor oglenleri). Annemler kedenin odasinda kaliyorlar geldiklerinde, o da bizimle uyuyor zaten. Bizimkinden cevap, eliyle odayi da gostererek, 'buvasi benim odam. buvasi bizim evimiz. anne baba ve lava yasiyov bu evde. sizin eviniz tuvkiyede' :))) Koptum duyunca:) Bu ergen olmadan acil hazircevaplik kursu almamiz gerekiyor.

Ogle uykusunu birakmaya calisiyor, biz de biraktirmamaya. Uyumadigi zaman saat 5'den sonrasi azap oluyor genelde. Bir de onun ogle uykusu zamani benim kendime ayirdigim tek zaman, kaybetmek istemiyorum, istemiyoruuuumm (kendim icin bisey istiyorsam namerdim modu:)) Uyumasan da dinlenmek zorundasin diyerek 'quiet time' cikardim, 1 saat ooyle yatiyoruz, kitap okuyoruz. Genelde daliyor ama saat 4'u buluyor uyumasi. Sonra 5'de uyandiriyoruz tabi gece uykusu kaymasin diye.

Bebek fikrine isiniyor gibi. Gelmesin demiyor en azindan artik. Gecenlerde onun arabada nereye oturacagini sordu. Neler yapabilecegini soruyor. Dun de neler yiyip icebilecegini ogrenmek istedi. 'Bebekler sadece annelerin gogsunden sut icebilir' dedim. 'Ama ovda iki tane vav' dedi:) Biri onunmus.

Her yerde kar var hala. Gecen hafta 2 gun boyunca hava neredeyse 70'lere cikmisti ve arka bahceyi gorebilir olmustuk. Cumartesi gecesi gene yagip gene kapatti bahceyi. Cok degil bu sefer 6-7 cm. Sonra yine buz gibi oldu hava. Iki gunde havaya girmisim, isinamayan kutup ayisi modunda dolaniyorum simdi.

O kadar kar yagdi kedeyi cikaramadim. Istemiyor. Yalvardim resmen, yok. Eve kar getirdik biraz ama ayni sey mi canim. Ne hayallerim vardi oysa ki. Bohu. Ister di mi biraz daha buyuyunce, di mi di mi...

Perşembe, Şubat 10, 2011

2 Numara Lutfen Bankoya Geliniz

Olsun mu olmasin mi...Ne kadar ara vermek gerekir ki...Yaw biriyle zor ugrasiyoruz...Ama kardes de onemli...Di mi...Off bilemedim ki...Olsun...Olmasin...Acaba...derken sizin kararsizliginizla mi ugrasicam len diyip ipleri eline aldi ikinci, geliyor. Temmuz basi kismetse.

Kede bebek kismisindan pek hazzetmez. Hani kendi halinde (esittir kedenin oyuncaklarina kitaplarina vs sarkmadan) anasinin babasinin kucaginda duran bebege hic itirazi olmaz ama biz kucagimiza alir ve soyle 10-15 saniyeden falan fazla tutarsak isin rengi degisir tabi. Ona soyledigimizde ilk tepkisi tabi ki 'kavdes istemiyovum' oldu.

Bir gun oturuyoruz hep beraber, isim konusunu actik kedeye.

- laracim kardesine ne isim koyalim?
- !!!
- (su olsun mu hayir bu olsun mu hayir) ne isim koysak acaba
- annesi koysun
- eeee annesi benim tatlim
- nooo kendi annesi koysun
- ehem...bebek bizim hayatim, sen de ablasisin
- (biraz duraklamadan sonra) uvaaaa bebek istemiyovuuuum uvaaaa
Bolca gozyasi, konu hemen kapatilir.

Ertesi sabah kahvaltida duramayan anne babaca gene acilir:

- laracim hani dun kardes gelecek demistik, hatirladin mi
- ben dun yok demistim size
'Yok'un hangi kismini anlamadiniz der gibi, gayet ciddi soyledi bunu:))

Yavas yavas isindirma turlarina basladik. En yakin arkadasinin kardesi oldu gecen ay, ondan da bahsediyoruz bolca. Bu aralar, bazen 'ben bebek oldum ihii ihii' diye geliyor, bebek sesi cikarmaya calisiyor, bebek onu yapabilir mi bunu yapabilir mi soruyor, isine gelmeyen durumlarda bebek olmaktan hemen cikiyor (bebekler merdivenden kendileri inemezler, bebekler bilgisayarda cizgi film izleyemezler gibi). Tabi bir de karnimi acip bebegi gormek istiyor, niye hala buyumedi diye soruyor arada.
Du bakalim noolcek:)
Haa isim de secti bu arada, peppa pig olacakmis. Peppa pig kedenin en favori cizgi film karakteri. Ikincinin nicki de peppa olsun madem oyle:)

Perşembe, Ocak 27, 2011

Yine Kar Yine Kar Yine...

Yine kar yagdi dun gece. Bi 37 cm'cik daha birakiverdi. Aralik sonundan beri 3. buyuk kar yagisi bu. Bugun aydonumuydu iste, daha ilk kardan erimeyen ve sonradan gelen ufak karciklarla desteklenen kar yigininin ustune bi 37 cm daha ekleyerek kutlamis olduk. Garaj aralarina yigilan karlar adam boyu oldu nerdeyse. Ama az ama cok herrr hafta en az bir kere kar yagiyor. Kasirgalara isim veriyorlar ya ben de bu karlara isim vermek istiyorum. Dun yagana Yeter, pazartesi yagacak olana Imdat, ondan dort gun sonra tekrar yagacak olana Oha Be gibi isimler vereyim.

Sabah otobusler falan calismiyordu, oglene dogru basladi calismaya. Bizimkiler hazir buradayken iznimden kaybetmeyeyim diye ciktim geldim ise. Kat cok sakin, beste bir ancak gelmis.

Bu kadar ustuste yagidigini ilk kez goruyorum burada ben. Yagardi ama sonrasinda bi isinirdi, erirdi birikenler, sonra yine yagardi bir ara. Bu kis yagdiktan sonraki gunlerde eksilere dusuyor (carsamba ben gelirken 10F (-12C) idi mesela) o karciklar eriyemiyor bir turlu. Arka bahceyi ne zaman yeniden gorebilecegiz merak ediyorum.

Bahar istiyor ben...

Pazartesi, Ocak 24, 2011

Nasil Diyor Siz

Kede ingilizce ve turkceyi karistirip kullanmaya basladi bir suredir. Biraz ondan biraz bundan. Oyun oynarken ingilizce konusuyor genelde. Ogretmenlerini taklit ediyor. Hatundan inciler efenim...

Masanin ortasindaki bardaga yetismeye calisiyor, yetisemiyor. Bardagi ona uzatmayi teklif ediyorum reddediyor:
- I'll cek the sandalye to uzan
(cekiyor sandalyesini uzaniyor:))

Oyun oynuyoruz, gozlerimi kapatmami istiyor 'close your eyes' diyerek. Hemen ardindan kontrol ediyor:
- closed'dun mu eye'ini?

Gunleri sayiyor:
- sunday, monday, saturday, cumay...
(cumay'i duyunca ben guluyorum tabi ki ve 'it is not funny' diye fircayi yiyorum kededen)

Perşembe, Ocak 06, 2011

Ucu Cok Gece

Geldim:) Yazmak istediklerim var ama yazasim yok. Kedeye 3 yas yazisi yazacaktim. Ohooo neresinden tutacagim simdi derken hepten kaldi. Simdiiii...Dogumgununden baslayalim once degil mi. Favori mekanlarindan cocuk muzesinde yaptik bu yil dogumgununu. Ne hos bir olaymis bu disarida kutlama isi. Herseyi onlar hallediyor, sen pastani ve goody bag'lerini alip gidiyorsun. Yaz olsa sal bahceye tum cocuklari, kisin olmuyor tabi. Yas araligi da cok olunca hepsini ilgilendirecek ortak aktivite bulmak zor oluyor. Cocuk muzesinde hepsi eglendi sonucta. Biz hatta erken gittik, parti saatine kadar oynadik, sonrasinda kede yorgunluktan bayilana kadar yine oynadik.

Bizimki partiden bir gun once 'happy birthday istemiyorum, soylemesinlev' demeye basladi. Sarki soylemesinmis ona kimse. Adil aa olmaz oyle diyince sarki soylendi. Kede de sarki boyunca arkasini donup oturdu, kesinlikle bakmadi one. Mumu da uflemek istemedi. Tabi sonraki birkac gun boyunca bana hesap sordu 'niye soyledilev, sen soylemedin mi (onlara)' diye:) Cok eglendi ama, gelecek yil da orada istiyor. Tabi efenim ne demek, memnuniyetle:)

Noel zamani okullarinda parti ve hediye cekilisi olacakti. Partiniz olacak diye anlatirken ben gozlerini kocaman acip 'neee dovt mu oluyovum' dedi. Parti varsa dogumgunudur Lara icin. Hediye icin de 'noel baba sana ne getirsin' diye sordum. Unutmus tabi bunlari 'noel baba kim? adil baba yok mu?' diye sordu:)) Adil baba varken niye noel baba ona hediye getiriyor anlam veremedi. Henuz bu islerle ilgisi yok, biz de firsati degerlendiriyoruz tabi hicbir sey almayarak:))

Bu yil yilbasi agaci susledik evde. Tamamini kendi yapabilsin diye onun boyuna uygun bir agac aldik. Susler de kirilmayacak cinsten. Cok hosuna gitti. Gidip gidip suslerin yerini degistiriyor hala.

Arada biiiir suru dogumgunu kutladik. Kasim ve Aralik kabilede en cok dogumgununun oldugu aylar. Sadece Aralik icinde 9 dogumgunu var. Kede icin her dogumgunu esittir pasta yemek oldugu icin pek memnundu bu durumdan.

Dis macununu yemeye devam ediyor. Oyle bir zevkle aliyor ki fircayi, firca degil de horoz seker sanki elindeki. Once macunu yiyor bana muzip muzip bakarak sonra dis fircaliyor. Dis fircalamak da soyle: bazen fircayi isirarak kafasini asagi yukari salliyor bazen de lutfen 2 surtup sonra havadan devam ediyor fircalama islemine. Neyse ki ardindan benim azicik fircalamama izin veriyor. Bi de kendisi yiyor ya macunu ben de disimi fircaladiktan sonra yiyecekmisim, 'tukuvmeee' diye bagiriyor her seferinde.

Tam banyoyla olan sorunlarimizi cozduk derken yine istememeye basladi. Ne zaman banyo desem 'ben yavin yapicam' diyor. Ortacagda yasasa cok mutlu olurdu bu acidan sanirim, yilda 1-2 banyo oohh. Onu banyoya sokana kadar bir omur geciyor.

'Neden?' sorularina tam gaz devam. Her cevap bir baska neden'i tetikledigi icin 2-3 neden sonrasini dusunup cevap vermeye calisiyorum. Tikaniyor insan bir yerden sonra. Takildigi konularda donup donup ayni sorulari soruyor. Farkli cevap verirsen 'boyle demistin ama' diye yuzune vuruyor hemen.

Beze devam. Tuvalete cis/kaka yapmak konusunda hic acelesi yok. Bazen bez degisecegimiz sirada cisi gelirse kosuyor hemen ama diger zamanlarda aklina bile gelmiyor. Rahatsiz olmuyor, ondan sanirim. Cisli/kakali bezle saatlerce dolasabilir, hic umrunda olmaz. Ne zaman ki pantalonuna falan cikip islaklik onu rahatsiz etmeye basliyor o zaman kendi istegiyle yanimiza geliyor degiselim diye. Cok tasarruflu bez konusunda cook:) Outsource ettik biz de tuvalet isini, okulda alistirmaya calisiyorlar. Ogretmenleri bez takmayin, evde oyle gezsin, 1-2 gun ustune yapar sonra alisir dediler. Oooldu. Buldugu yere yapacak, goreceksin gormeyeceksin, bunun kakasi var, hali kapli alanlar var, zaten bi haftasonumuz var...almiim tesekkurler. Rahatim ben bu konuda, birakacak elbet. Kendi bilir zamanini. Disari ciktigimizda panik halde tuvalet aramiyor olmak isime geliyor ne yalan soyleyeyim.

Oyle gulucukler sacarak uyanmiyor uykularindan. Ozellikle oglen uykularindan genelde parlamaya hazir olarak kalkiyor. Cabuk aliniyor. Kendi dedigi olacak bi de tabi ki. Bizimkileri, ozellikle babami, kafasi cok kizdiginda gonderiyor 'tuvkiyeye git bi daa gelme' diyerek:) Parcali puzzle yapmaya pek merakliydi bir ara, simdi o parcalar 'yemek' olarak oradan oraya tasiniyor.

Pek feci kiyafet seciyor. Dugmeli olmayacak bi kere. Kesinlikle giymiyor. Caktirmadan giydirebilirsek ve farketmezse ne ala. Farkederse hemen cikarilacak, kiyamet kopuyor. Citcit da dugme kategorisinde. Sadece kendisi icin degil, biz ozellikle ben de giymeyecegim. Her sabah kontrol ediyor uzerimdekileri dugme var mi diye. Varsa neden giydin diye kiziyor diktator cuce. Dugmesiz olsa da sevmedikleri var. Uzerinde minik kelebekler olan uzun kollu bir tisort almisim mesela, kis basindan beri giydiremedim. Sevmiyormus. Etek, elbise zaten dusunulemez bile. Simdiye dek giymeyi kabul ettigi tek elbise uzun bir tisortmus gibi duran yazlik bir elbisesi var o. Degisik renklerde kadife pantalonlar almistim kis basinda, hicbirini giymiyor. Sevdigi birkac ust, 2-3 tane esofman alti, bu kis onlarla geciyor.

Perşembe, Ekim 28, 2010

Sicak Cikolata

Ara ara hot chocolate istiyor benden kede, 'babanin aldigindan yap' diyerek. Sut, kakao, harnup tozu, biraz da bal esittir cakma sicak cikolata. Gecenlerde yine istedi. Sut icirme firsati ya kacirmadim, hemmen diyip mutfaga gectim. Ben basicam diye geldi. Blenderi calistirmak ona ait de. Sutu koyduk, kakaoyu koyduk, sonra soyle bir dialog gelisti:

- obuv kako nevde? (harnupu soruyor)
- dolapta kalmis annecim hemen cikariyorum
- bali unutmussun...senin hazivlanman lazim
(kafa hafif egik, herseyi de ben mi soyleyecegim canim edasiyla)

Salı, Ekim 26, 2010

Ciftlige Gidelim Bir Balkabagi Alalim

Cuma gunu ilk okul gezisine gitti kede. Otobuslere dolusup 30-40 dakika otede bir ciftlige gittiler. Balkabagi toplayacaklardi, hayride'a bineceklerdi, gezeceklerdi iste. 3 yasin altindakileri gezilere goturmuyor okulu, en yakin arkadasi Selin gelemedi o yuzden, ama az daha kedeyi de almiyorlardi. Ogretmenlerin biri olmaz dedi. 10 guncuk var yaw 3 olmasina, daha olgun olmayacak ki 10 gun sonra diyerek savastim biraz. Ben hayal kirikligi ve muz kabugu takilirken kendi ogretmeni olur tabi niye olmasin dedi. Heyooo. Hemen verdim gezi parasini fikir degistirmesinler diye:) Bir de okul t-shirti yaptirildi, hepsi ayni t-shirti giyiyorlarmis ustlerine.

Bu 3 yas konusu takildi tabi aklina. Selin neden gelmiyov dedi, 3 yasinda degil dedim. Ben 3 yasinda miyim dedi. Soruyor arada bir, daha olmadin diyoruz. Ben neden gidebiliyovum diye sordu sen 3 sayilirsin dedim. Neden 3 sayilivim diye baslamisti ki ani bir atakla konuyu degistirdim, sonra da unuttu ne soruyor oldugunu :)

Velilerden de isteyen gidebiliyordu ama ben ozellikle gitmek istemedim. Yapisik takiliyoruz zaten, biraz kendi basina da gitsin bir yerlere. O da aklina takilan baska bir konu oldu kedenin. Bazen okula sen de gel diyor, okula buyukleri almiyorlar sadece cocuklar gidebiliyor diyorum. Bazi anne babalar da gitmis ya geziye, onlav neden gelebiliyov, sen neden gelmedin seklinde baslayan bir dizi soruyla hesap sordu hatun.

Koca bir balkabagiyla cikageldi aksam. Hava da serin ama gunesliydi allahtan, cok eglenmisler. Balkabakli cookie yemis, elma suyu icmis, birseyler daha yemis (junk tabi, o kadar istahla baska ne yer ki). Getirdigi balkabagini once boyayacagiz sonra pisirecegiz. Haftasonu yapacaktik sozde ama havayi guzel bulunca gene iceri girmedigimiz icin hafta icine kaldi.
PS: Fotoyu balkabagiyla ilgili diye koydum, gezileriyle bir alakasi yok.

Perşembe, Ekim 14, 2010

Kisi Pas Gecebilir Miyiz Bu Yil

Gene ben bir kucuk cezveyim kose bucak gezmeyim modunda bir haftasonu oldu. Bu haftasonu da hava cok guzeldi. Kisa iki kala boyle gunler bulunca evde oturmak gunahmis gibi geliyor, normalde evde oturacagimiz varsa da bir aktivite yaratip disari atiyoruz kendimizi. Bahar yok gibi birsey ne de olsa memlekette, biz daha kisliklari cikaramadan bir bakarsin kar yagiyor (hakkaten ya kisliklari cikarsam artik di mi).

Cuma yine kizlar gecesi yaptik. Barnes & Noble'da kahve, cheesecake ve kitap bakmaca etkinligi. Kahve ve cheesecake kismi tamamdi da kitap kismi pek olamadi geyik yapmaktan. Cumartesi once parka attik kendimizi, beyler hosluk yapip kahve tasidilar hepimize tee nereden. Kede bayiliyor sicak cikolataya. Tabi ona gelene kadar adiyla alakasi kalmiyor icecegin. Icindekinin %90'inini bosaltip sade sut koyuyoruz, rengi hala kahverengimsi ve bir de kahveciden geliyor ya bayila bayila iciyor. Evde yarim bardak sut icirmemiz bir saat suruyor. Inat ediyorum sadece kakaolu sut icmesin diye, boyle oluyor.

Ogle uykusundan sonra erken aksam yemegi. Istikamet Turk lokantasi. Kede arkadaslariyla olmaktan memnun, bayagi oturuyoruz orada.

Pazar sabahi Sibel'in baby brunch'i var. Cocuklarla babalar parka hatunlar kahvaltiya. Gercekten surpriz oldu Sibele, hos bir kahvaltiydi. Ogleden sonra Hobken yolunu tutuyoruz uc aile. Biz plaj demistik aslinda, cocuklar kumla oynarlar diye ama erkekler gulmustu bize, biz de eh o da su kenari diyip Hoboken'a cevirdik rotayi. Once yemek ardindan su kenarinda uzuuuun bir yuruyus. Eve geldigimizde saat nerdeyse 11'di. Ertesi gun okul yok diye cok dert etmedik, ondan zaten o kadar takildik orada.

Pazartesi Columbus Day'di. Yaygin olarak tatil verilen bir gun degil aslinda, netekim hem benim hem Adilin isyeri acikti ama kedenin okulu kapaliydi. Adil izin aldi, baba kiz takildilar tum gun. Ilk kez butun gun yalniz kalmis oldular. Hava haftasonundan daha guzeldi ve tum okullar tatildi, ogle uykusu disinda neredeyse tum gunu ekip halinde disarida gecirmisler oyle olunca. Ben geldigimde bahcede Batu ve Ada ile oynuyordu Lara.

Cuma, Ekim 08, 2010

Oktoberfest

Gecen haftasonu evi otel niyetine kullandik desem yeridir. Cuma aksami kizlar gecemiz vardi. Plan: Berrak'in evinde yemek ve film. Eh 5 kiz bir araya gelirse ne olur, bidi bidi muhabbete dalindigindan filmin baslatilmasi neredeyse geceyarisini bulur. Eve varis ve yatis saat 2. Kalk borusu her zamanki saatte ama, minik komutan kati bu konuda:)

Cumartesi once kahvaltiya gittik, sonra bize yarim saat mesafede Oktoberfest duzenleniyormus, oraya gittik. Hava sansimiza cok guzeldi. Festivalse tam bir hayal kirikligi. Ormanlik alan hostu ama son iki gun kovayla bosalircasina yagan yagmurlar yuzunden cogu yer gol olmustu, girilemiyordu. Adille ne birasi icsek, yaa ben icmesem mi acep muhabbetleri yaparken bir baktik ki bira mira yok. Birasiz oktoberfest mi olur yaw. Onu gectim su disinda icecek hicbirsey yok. Yiyecek de oyle. Sadece pamuk seker vardi yiyecek olarak.

Kede ilk pamuk sekerini yedi orada ve daha ilk isiriktan sonra ikinci sekerin pazarligini yapmaya basladi. 8-10 tane de stand var, tum 'festival' bundan ibaret. Cok hayal kirikligina ugradim. Hava cok guzeldi de ormanda gezindik biraz. Arkadaslarimiz geldi, onlarla takildik bir sure de. Kede iyice yoruldugunu dozu gittikce artan bir mizmizlikla ifade etmeye baslayinca bir baktik ki saat neredeyse 3 olmus.

Donus yolunda kede uyudu, transfer edilince mutlaka uyandigi icin arabada biraktik, hatta uzun uyusun diye dolastim arabayla. Uyanir uyanmaz can arkadasi Selin'e gittik. Bayagi oynadilar orada. Kostular bolca. 8'e geliyordu eve geldigimizde. Cani cikmis, hemen odasina cikmak istedi.

Pazar sabahi da hizli bir telefon trafigi ile kahvalti adresi belirlendi. Simitciye gittik bu sefer, Turk kahvaltisi ettik. Sonrasinda digerlerinden ayrilip cocuk muzesine gittik. Laranin dogumgununu bu yil orada yapmaya karar verdik. Hem depoziti yatiralim hem de kede biraz oynasin dedik, 3 saat cikaramadim hatunu oradan. Cok sevdi.

Giderken yolu bilmedigim icin gps'i acmistim. Donusu kacirdim (evet gps'e ragmen:)). Aleti daha dikkatli dinleyeyim diye muzigi kapattim, 'yolu kaybettik annecim gpsi dinlememiz lazim' dedim. O da pur dikkat dinleyip 'dvayv (drive) dedi' 'ton vayt (turn right) dedi' diye her duydugunu tekrar etti bana. Arada 'dondun mu?' diye de sorup emin oldu denileni yaptigimdan. Donerken de cok yorgun olmasina ragmen anayola cikip da ben 'tamam yolu bulduk' diyene kadar ayni sekilde direktif verdi bana arkadan. Ancak ben gps'i kapatinca kaybolmayacagimiza ikna olup uyudu. Uyaninca eve girdik ve nerdeyse aynen geri ciktik Vietnam lokantasinda aksam yemegi icin ekiple bulusmak uzere.

Cocugun gozunde super bir sofor imaji cizmis olmaliyim ki direksiyona ben gecince 'yolu bilmiyovsan baba kullanabiliv' dedi bana:)) Donuste de Alarayla bayagi oynadilar bizde, yine serildi aksam yataga.

Havalar bir acaip. Cumartesi gunu kisa kollularla gezdik, cok guzeldi hava. Pazar gunu bu kadar uzun mu uyuduk, ne zaman kis geldi dedirtecek kadar soguktu.

Cuma, Ekim 01, 2010

Renaissance Fair

Bu yil birkac defa Ronesans Panayirina (bkz ilgili diger yazim) gitme girisiminde bulunmustuk ama bir turlu olmamisti. Hatta birinde tepedeki kara bulutlara ragmen 'belki yagmaz' diyerek kapisina kadar gitmis, park yerinden girise yururken yagmuru tepemize yemis, cevabimizi alip geri donmustuk. Tatilden donunce baktik ki o haftasonu bitiyor, solugu orada aldik ana kiz. Ana kiz, cunku Adil Tolgayi almak uzere havaalanina gidecekti.

Lara'ya ormana gidecegiz diyip durdugum icin sabah kalkar kalkmaz ilk lafi 'ovmana gidelim' oldu. Hatta kahvaltiya gidiyoruz diyince 'noo ovmana gidicem ben' diye itiraz etti :) Anne ayinin ac ac oynamayacagini kendisine acikladiktan sonra once kahvaltiya gittik sonra herkes kendi yoluna gitti.

Bu, orman icinde kurulan bir koy. Cesitli yerlerde sahneler kurulmus, hepsinde ayri bir gosteri var. Farkli noktalarda canli muzik var, cocuklar icin buyuk salincaklardan ok atmaya kadar pek cok aktivite var, golde su bisikletleriyle gezme var, aksesuar satan standlar var, vahsi kuslar sovu vs var ve tabi ki bilimum yiyecek var.

Sallana sallana geldigimiz icin yer gok arabaydi park yerine vardigimizda. Yol kenarlari bile dolmustu. Zar zor biraz uzakta bir yer bulduk ve iceri girdik. Kostumler cok ilgisini cekti tabi kedenin ama kostumlulerle yanyana fotograf cektirecek kadar degil. Onu gectim tek kare fotografini zor cektim hatunun. Onda da bir-fotograf-daha-cek-bak-burayi-nasil-basina-yikiyorum bakisi atti bana. Sozlu olarak da yeterince tiz bir sesle ayni mesaji verince makina aynen cantaya geri girdi, foto moto yok.

Yemek icin siraya girdigimizde, mesela, tam arkamizda bir sovalye vardi. Bastan asagi zirhli, kafasinda da basligi. Sira da acaip agir ilerlediginden kede bayagi bir inceledi onu. Adam basligini cikarmadan 3-5 sebeklik yapti bizimkine ama ufacik bir gulumseme bile alamadi geriye. Onun yerine bana bin tane soru sordu ne giymis neden giymis diye baslayan. Bu ara en cok kullandigi kelime 'neden?'. Her cevap bir baska soruyu getiriyor, zor oluyor valla cevap yetistirmek.

Yemekten sonra kuslara gittik ama gosteri bitmis, sadece kafeslerinde gorebildik onlari. Hemen yandaki cadirda tavsanlar ve papaganlar vardi acikta dolanan. Oraya goturdum kedeyi. O ara dondurma bulmaya odaklandigindan ayaginin dibine kadar gelen tavsana bakmadi bile, hemen cikmak istedi. Dondurmaciyi bulduk, herkes rahatladi, gezmeye devam.

Bir delikten kafasini cikaran kralin soytarisina domates atilan bir alan vardi. Bayagi da kalabalikti onu. Onu seyretti biraz, neden domates atildigina ve milletin buna pek eglendigine cok anlam veremedi. Bu cok zevklidir mesaji verip sonra evde bilimum yiyecegi kafama yemek istemedigim icin cok dikkatli cevap vermeye calistim, ne derece basarili oldugumu onumuzdeki gunlerde gorecegiz:)

Arabasini da almistik yanimiza, yoruldukca oturuyordu. Bir ara kendi itmek istedi. Yerler tas toprak tabi, cok kolay degil itmesi. Zorlanarak ittirmeye calisirken (ama yardim da kabul etmezken) 5-6 metre ileride bir kahkaha koptu, nooldu dedi. Oraya gidelim de bakalim dedim, bana 'avaba kullanivken ovaya gitmek zov oluyov' dedi:)

Su balyozla guc seviyesinin olculdugu oyun var ya, ona bayildi. Daimi seyirci olduk onlarin onunde, pur dikkat izledi gelen herkesi. Uzun sure onlarin onunden ayrilmadik.

Sovalyelerin atlar uzerinde mizrakla birbirine saldirdiklari ve sonra hepsinin yerde savastigi gosteri de cok ilgisini cekti. Sectigi at kazaninca (kazanan ati gorunce secti uyanik) pek hosuna gitti, yerdeki savasi ve sonrasinda kralin gelisini falan da ilgiyle izledi. Gosteri bitince atlar gene gelsin diye gitmek istemedi, zor ikna ettim gelmeyeceklerine.

Cok hosuna gitti orasi, gene gidelim diyip durdu donerken. Gosteriler vesileyle tiyatroyu anlatmaya calistim ama sanirim kafasini karistirdim cocugun. Bir sonraki gun benzincide isimizin bitmesini bekler ve arada benzinciyle laflarken 'bezinci tiyatvo giymemis cunku ovmanda diil' dedi:))

Kedeyi biraz tiyatroya gotureyim de daha iyi anlasin dedim ama bulduklarimin hemen hepsi hafta ici. Butuk kucuk cocuklarin anneleri evde mi oturuyor yani, ya da hepsinin mi bakicisi var, sinir olmus durumdayim. Bir tane buldum haftasonu, o da tee Nisanda ve sadece bir haftasonu. Bu mudur yani NJ, cok hayal kirikligina ugrattin beni...

Cuma, Eylül 24, 2010

Atlantis - II

Yagmur korktugumuz gibi olmadi. Bir gun 20 dakika bir gun 2 saat yagdi, onun disinda ya gece yagdi ya es gecti bizi kara bulutlar. Ilk gun mesela surekli kara kara bulutlar vardi. Guneste eridigimiz icin hic sikayet etmedik bu durumdan. Yagmadigi surece hep bulutlu da kalabilirdi bence. Yaginca havuzlari ve plaji kapatiyorlar yildirim riskine karsi. Surekli bulut var nasilsa diye rahatca oturduk plajda, 15 dakika kadar gunes cikti sadece onda da usenip birsey olmaz diyip krem falan surmedim. Halime inanamadim aksam, ha pancar ha ben. Ertesi sabah apar topar birer rashguard aldik ve hic cikarmadik bir daha. Kedenin kremini hic ihmal etmedik ama kendimize ayni ozeni gostermiyoruz iste.

Oglenleri genelde hamburgerle gecistirdik. Zaten havuz baslarinda hep bu tur fast food yiyecekler vardi. Birkac gun sonra durum satan yerler de bulduk. Son 3 yilda yedigimden daha fazla hamburger yedim sanirim 1 haftada. 2 marka ele gecirmis tum resortu ve hemen yanindaki marinayi. Starbucksdan baska kahve yok, Ben & Jerry'sden baska dondurma yok. Aksamlari marinadaki restaurantlari denedik, cogu eh iste kategorisindeydi. Resorttaki acik bufe restaurant cok guzeldi ama, kede hala 'ucaga binelim vestovana gidelim' diye oraya gitmek istiyor. Marshmallow yedi ilk kez orada da ondan sanirim.

Yunuslarin sevilebildigi bir program vardi, ona yazildik kede sever herhal diye. Bir ton da para bayildik kisi basi. Wetsuit giymek gerekiyormus Lara gorunce kiyameti kopardi giymem de giymem diye. O kadar cok agladi ki tamam o giymesin dediler sonunda. Ama huylandi ya bir kere suya girmeyi de reddetti. Ikna calismalari sirasinda bir degil iki dondurma onerdik (birisi hemen digeri aksam olmak uzere) 'donduvma yemiyceeeem yunus sevmiyceeeem' diye bir posta daha agladi. Wetsuit isini bilseydik bastan girismezdik bu ise, biliyoruz bizimkinin oyle seylere gelmeyecegini. Her sabah kolumuza takilan resort musterisi bantlarina bile kil oldu hatun. Gun icinde 'nevde senin koluna takti olan' diye sorup kontrol edip kendi otelimize dondugumuz anda cikarttiriyordu kolumuzdan. Kucuk diye ona takilmasi gerekmedi de bir kriz onlendi. Her turlu aksesuar no-no cunku.

Neyse, yunuslarda suya girmem diye tutturunca Adille kenarda oturdular ben girdim Filizlerle. Onlar daha once yine burada ama resort disinda bir yerdekine gitmisler cok guzelmis. Bu resmen para tuzagiydi. 1.5 saat dediler ki alakasi yoktu, suda en fazla yarim saat kalmisizdir. Onda da onar kisilik gruplar tek tek yunusun yanina getirip onu severken, tutarken, operken vs fotografini cekiyorlar. Ve oyle bir aciyla durduruyorlar ki seni kiyidan fotograf cekmeye calisanlar hicbirsey goremiyor. Bir daha da anca Lara girecegi zaman ona eslik ederim o kadar. Hos bu sefer icin de niyet oydu aslinda.


Donus yolculugumuz daha rahat gecti. Kede ne olacagini bildigi icin sanirim cok rahatti guvenlik islemleri sirasinda da ucakta da. Guvenlige gelince daha biz ayakkabilar cikiyor diyemeden ayakkabisini cikardigi gibi guvenlik kapisindan kostu gecti mesela. Bir de tabi Aylinden ayrilmak istemedigi icin daha biz pasaportlari gosteremeden hoop onlarin yanina geciveriyordu altlardan. Iste su kacan kede de bize ait diye gosteriyorduk arkasindan gorevlilere:)

NJ'e aksamustu indik. Kabilenin bayram yemegi organizasyonu vardi o aksam. Bavullari eve attigimiz gibi yemege gittik.

Lara ara ara soyluyor yine tatile gidelim diye. Bu sabah kahvaltiya gitmek icin evden cikarken 'once tatile gidelim sova (sonra) kahvaltiya gidelim' dedi mesela:)

Cuma, Eylül 17, 2010

Atlantis - I

Bir haftalik Bahama tatilimiz cabucak geciverdi. Laraanim ilk kez ucaga bindi. Ozellikle yakin bir yer sectik, 3 saat surecekti ucus. Bir canta dolusu yol aktivitesi/kitap vs hazirladim, bilimum snack aldim yanima. Sabah kargalardan once uyandirdigimiz icin yolda uyumasini da umit ediyordum ama tabi ki uyumadi. Havaalaninda hic beklemeden islemleri tamamladik, kahvalti ettik ve ucaga bindik.

Her 15 dakikada bi yapilan 'birazdan kalkiyoruz' 'valla kalkicaz' 'gitti gidiyoruz bak' ve benzeri anonslarla 1 saatten fazla ucakta bekletildikten sonra ucagin arizali oldugu anons edildi ve indirildik. Yeni ucagi bekledik, bindik, onun da hadi diyip hareket etmesi nerdeyse 45 dakika surunce benim yol cantasinin cogu elden gecmis oldu o arada. Ucak kalktiktan yaklasik yarim saat sonra inecegim diye tutturdu kede. Ucagi beklerken yorulur da uyur belki diye bayagi kosturmustum onu koridorlarda ama bu strateji yorgun, aslinda uyku saati gelmis ama uyumayi reddeden ve dolayisiyla huysuz bir kede olarak elimizde patladi. Iki aglama seansiyla yolculugu bitirdik, daha uzak bir yere ucmuyor oldugumuza sukrettik.

Havaalanindan ciktik ve firina girdik. Bu nasil bir sicaktir. Daha once gittigimiz adalar da bu kadar sicak miydi unutmusum bak. Nemle de birlesince feciydi ortalik. Kendimizi denize atana kadar zor dayandik.

Arkadaslarimiz Kursat ailesi ile birlikte ciktik bu tatile. Atlantis su parklariyla dolu bir resort. Resort demek haksizlik oluyor aslinda, koy diyelim kendisine. Kendi zip kodunu alsa yeridir, yuru yuru bitmiyor. Bir suru havuz var, cocuklar icin su kaydiraklarinin oldugu buyuk bir su parki var, buyukler icin kaydiraklar var, plaj var, kocaman simitlere yayilip suni akintiyla resortun cevresini dolastigin lazy river var...var da var. Biz Atlantisin icinde kalmadik, azicik tuzlu kendileri hazimsizlik yapiyor cuzdanda. Onun hemen yanindaki Comfort Suites oteli hem gayet uygun fiyatli hem de Atlantisin tum olanaklarindan yararlanma hakki var, orada kaldik. Kahvaltinin oda fiyatina dahil olmasi da cabasi. Zira Atlantiste bir aldigin nefes beles.


Sabah kahvaltidan sonra solugu Atlantiste aliyorduk, aksama kadar da bir plaj bir havuz bir lazy river bir kaydirak orada takiliyorduk. Babalar ve anneler olarak donusumlu olarak kendi aktivitelerimizi yaptik. Sadece bir kere Larayi Filiz ve Aylinle birakip bir saat Adille beraber kaydiraklara ve ridelara gittik. Alpago da sagolsun bizimle gelip kameramanlik yapti. Lara o sirada kendi su parkinda oldugu icin yoklugumuzu farketmemis bile:) Geceleri 11.30'dan once odaya girmiyorduk, kede cok iyi dayandi. Hoop ogle uykusunu yukari cekti, aksam rahatca oturabiliyordu o sayede. Arabasini goturmus olmamiz cok isimize yaradi, tum gunduz uykularini onda yapti.

Daha onceki Montreal gezimizden tecrubeli oldugumuz icin yanima koca bir kutu cheerios ve bolca granola bar vs almistim. Zate cok secici kede, oralarda ona gore birsey bulmak iyice zor oluyor. Cocuk menusunden sectigimiz peynirli makarnayi bile iki didikleyip birakiyordu (haksiz da sayilmazdi gerci cok dandik bir makarnaydi). Daha cok atistirma seklinde gecti ogunleri, tatildir diyip ustunde durmadik. Cogu gun hemen karsimizdaki marinaya gidip kahve aliyorduk atlantise gecmeden, kede de extra sut katilarak sogutulmus 'hot chocolate'ini es gecmedi hic. Aksamlari da son duragimiz illa ki dondurmaci oldu.

Cocuk parkinda farkli seviyelerde su kaydiraklari var. Kede basta temkinliydi biraz, Aylin (8.5 yasinda) sagolsun cok yardimci oldu ona, nasil kaymasi gerektigini falan gosterdi. Ilk baslarda beraber kaydilar sonra bizimki bagimsizligini ilan edip bir ters bir duz kendi basina kaymaya basladi. Birkac kere basasagi da kaydi ama direk kafa ustu suya inmekten pek hoslanmadi sanirim bir daha oyle kaymadi. Fotograf cekecegiz diye tum yalvarmalarimiza ve hatta rusvet teklifimize ragmen kaydirtamadik basasagi bir daha. Orayi cok sevdi kede. O parktayken bizi hic aramadigi gibi yakinlarinda gordugunde kiziyordu gelme diye.

Çarşamba, Eylül 01, 2010

Burasi Neresi?


a. Guneyde bir yer
b. In in biraz daha in
c. Adalardan biri
d. Yarin tatile gidecegimiz yer
e. Hepsi

e :))

Haftasonu ve Kuafor


Pazardan beridir yine burnumuzu cikaramiyoruz disari sicaktan. Cumartesi sabahi havayi nemsiz, ilik ve hatta hafif ruzgarli gorunce firsati kacirmadik. Once kahvaltiya gittik, ardindan hayvanat bahcesinde aldik solugu. Once hayvanat bahcesinin yanindaki ormanda mini tur yapan trene binmek istedi kede, bindik. Tur bitince tekrar binmek istedi, hayvanlara bakalim oyle dedik. Karsisina cikan ilk hayvana yaklasik 3 saniye kadar bakip 'hayvanlava baktik tvene binelim' dedi :))

Ama digerleri bekliyor seni, gormezlerse uzulurler diyip devam ettik tura. Kimine biraz bakti kimine hic bakmadi, sonra iya'ya (inek - iya kaldi hayanin adi) gitmek istedi. Gittik ama iya yoktu, koyun sevdik onun yerine. Yolda gelirken ata binicem diyordu ama atlari gorunce vazgecti. Adil de pek istekli degildi binmesine, durmaz bu deli simdi atin ustunde diye, rahatladi kizi yan cizince. Atlikarincaya gittik sonra, yine binmek istemedi. Hala binmiyor ama birak aksama kadar seyretsin. Biraz da onu izledik, artik hava iyice isinmaya ve kede de yorulmaya baslamisti, trene gittik. 2 kere daha bindik trene. Artik almis basini gitmis olan tren sirasina bakip hehe diye gulerek arabaya yoneldik. Dinlenmiycem yovulmadim diyip duruyordu kede ama yolda coktu. Hatta bir ara elinde biskuviyi kaldirmis gozu acik yaklasik 3 dakika hic kipirdamadan kaldi, ici uyuyordu muhtemelen:)

O uyandiktan sonra arkadaslarla bulusup yemege, oradan da caya onlara gittik. Evlerinde kedi vardi, bizimki de istedi bir tane. Biraz buyu olur dedim, hic israr etmedi, tamam dedi gecti.

Ertesi gun bize yemege geldi arkadaslar. Kede kendinden buyuk cocuklarla olmayi daha cok seviyor, onun huyuna gidiyorlar elinden oyuncagini falan almiyorlar ya, bayiliyor. Yalniz onlari tek baslarina daha bir seviyor tabi, cunku buyuk cocuklar biraraya geldi mi kimse bakmiyor kedenin yuzune haliyle. Kendi oyunlarina daliyor onlar, bizimki de ne kadar kiyisindan kosesinden katilsa da disinda kaliyor tabi, sikiliyor bu sefer. Yine biraz oyle oldu. Biraz bizim yanimizda biraz onlarin yaninda tamamladi aksami. Gene gelsinlev diye gonderdi onlari, eglendigine isaret bu. Gelmesinlev deyiveriyor yoksa.


Ah bir de durduk durduk yaz biterken kedenin sacini kestik. Arkalar biraz uzamis dur sunlari alivereyim diye basladi hersey. Kedenin eline minik bir cikolatayi rusvet olarak tutusturup sac kesme izni alindiktan sonra arkalari kestim, o 'sac kalcak mi' diye sorarken onleri de biraz kisalttim. Hic fena olmadi. Ama hatun tokayi tamamen reddetti bu andan sonra, e onler de surekli gozunun onunde, bu sefer eli surekli gozunde tabi, yine mikrop kapmasin onleri daha da kisaltalim dedik ertesi gun. Bu sefer kek verdim rusvet olarak, ama maymun hic sabit durmadi ki adam gibi kesebileyim. Aaa bu taraf esit olmamis, bak simdi de obur taraf kisa kaldi diye bir ordan bir burdan giderken pek bi saci kalmadi cocugun onde:)) Larahan diye de sevebiliriz bundan boyle kendisini:) Butun aksam bakip bakip gulduk kedeye, neye guldugumuzu anlamadigi icin o da bizimle beraber guldu:)

Kuafore goturelim de su onleri bi duzeltsinler dedik. Kuaforde daha buyuk cikolata veriyorlar diyince bizimki hemen 'gidelim' dedi. Ertesi gun yuva cikisi kede ilk kez kuafore gitmis oldu boylece. 4 yaslarinda bir cocugun saci kesiliyordu biz gittigimizde. Dikkatle izledi onu. Sac kurutma makinasi ortaya ciktiginda rengi atti bizimkinin, hic sevmiyor. Seninki kurutmayacak onunla dedim rahatladi. Sirasi geldiginde koltuga oturdu ve evde kafasini bir saniye sabit tutmayan maymun hic kipirdamadi saci kesilirken. Bir elinde cikolatasi bir elinde benim elim buyuk bir ciddiyet ve gerginlikle oturdu. Sadece onler duzeltilecegi icin cok kisa surdu zaten. Lara da bizim gibi kuafore gitti diyince pek boburleniyor simdi.

Pazartesi, Ağustos 30, 2010

Bir Omlet Hikayesi

Yumurtalar kirilir

Ele bulasan yumurta yikanir

Guzelce cirpilir

Biraz peynir konur
Biraz da yenir

Azicik sut gelsin

Tekrar cirpilir

Fistiksiz olmaz

Basaka peymiv (baska peynir) eklenir
Ve diger 'basaka peymiv'
O peynirden de tirtiklanilir

Yumurta tavaya dokulur

Tava ocaga konur
Dil artik iceri cekilebilir
Ahci yaptigi omletten 1-2 tirtiklar birakir, yemez. Anne ve baba aninda mideye indirir.

Perşembe, Ağustos 26, 2010

Kededen Inciler


Babasindan yemek istediklerini almis, masaya oturmus, ona da koltugu isaret ediyor:
- ovaya otuv, sen isine bak baba

Sabah gelmis babasini uyandiriyor:
-kalk baby

Yemek sonrasi dondurma var diye gik cikarmadan yogurdunu yemis, makarnayi yemek istemiyor:
- doydun mu laracim?
- (makarnayi isaret ederek) ona doydum donduvmaya doymadim

Dondurmasi bitmis, kibarliktan kirilarak ikinciyi istiyor:
- biv tane daa donduvma alabiliii miyim?
- alabilirsin tabi
- o mazan (o zaman) aliim

Foto: son gittigimiz dogumgununde profesyonel mum ufleme ikilisi dogumgunu bebegine isin inceliklerini gosterirken...

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Oyle Iste

Dunden beri neredeyse araliksiz yagmur yagiyor. Persembeye kadar boyle olacakmis. Pifff. Cok sikici. Surada kac haftamiz kaldi zaten gunlerin iyice kisalip kisin gelmesine. Hazir nem de azalmisken hic iceri giresim yok. Cok bozuluyorum yagmur, kotu hava falan olunca.

Gecen hafta okuldan aradilar kedenin yemesi ile ilgili. Sebze/corba karisimlari paso boykot edilmekteymis. Biraz zorlayinca agliyor, yediremiyoruz gonderme dediler. Lara da onu koyma bunu koyma diyip duruyor zaten ama onu dinlersem hatun sabah aksam pilav/makarna yiyecek. Et, kofte zaten sevmiyor, sebzeyi agzina sokmuyor, tek tesellim okulda yedirebiliyor oluslariydi. Onlar da pes etmisler. Bosuna mi guvendim ben size, nerde kaldi otoriteniz halla halla. Buldugum bos anlarda haril haril yemek sitesi gezip ilginc gelebilecek tarifler ariyorum. O da ise yaramazsa 'valla sadece bu var, pasa gonlun bilir' yontemi kalacak geriye. Simdi anneanne ve babaanne ustume atlayacak ac birakma cocugu diye. Duydugum her yontemi deniyorum valla, hicbiri ise yaramazsa olacak olan budur. Begenmeyen gelsin yedirsin:))

Ingilizcesi iyice ilerledi. Hatta Turkce bazi kelimeleri aksanli soyleyip olduruyor bizi. Gecenlerde biz Adille oturmus, o da odasindan bilimum seyi bize tasiyarak oynarken 'you guys stay there' dedi bize yer cucesi.

Masayi o hazirliyor. Tabaklarimiz pek dayanikli cikti, surekli kuut diye masaya kibarca(!) birakilmaya henuz hicbiri kirilmadi, takdir ediyoruz kendilerini. Ama ben tezz zamanda saglikli plastik tabaklar bulup onlara gecmek istiyorum, zira catalin tabaktaki gicirtisina dayanamiyorum. Kendisine farkli tabagi da kabul etmiyor kede, ayni olacak.

Yardim etmeye pek merakli. Ama cook kisa sureli tabi. Mesela blenderda birsey yapilacagi zaman dugmesine o basiyor, pek hosuna gidiyor. Haftasonlari omletten sorumlu bakan da o, yumurtalari o kiriyor, biraz cirpiyor, icine konulacaklari koyuyor falan.

Taze fasulye ayiklayacagim bir gun hadi sen de gel dedim, fasulyelerin kirilmasi gorevini ona verdim. 1 dakika gecti gecmedi bitti dedi. Birkac tanesini kirmis, geri kalani aynen bosaltmis bir kaptan oburune:)

Kucuk ponponlarin bir kaptan digerine masayla aktarilmasi aktivitesini yapmaya calismistik bir sure once. Masayi en tepesinden tutmakta israr ettigi icin acip kapayamamis, hemen ilgisini kaybetmisti. Ponponlari da avuc avuc obur kaba gecirip aktivitesi bitirmisti. Zevkli degil demisti bi de. Yine denedik, yine ayni oldu. Hala masayi tepesinden tutuyor, gostermeme de izin vermiyor. 1-2 deneyip masayi firlatti, ponpon kabini alip digerinin icine boca etti ve bittiii dedi. Kasikla aktaralim dedim, hasta misin yaw dercesine bakti yuzume gene bir kabi alip digerinin icine boca etti ve bitti dedi. Sonra da soruyor simdi ne yapicaz diye. Buldugum hicbirseyin omru 5 dakikadan fazla olmuyor ama. 30 saniyede bir proje uretebilen arts & crafts blogu anneleriyle karistiriyor beni korkarim:)

Çarşamba, Ağustos 18, 2010

Sagir duymaz ...

Larayla yukarida oynuyoruz. Adil de asagida televizyon seyrediyor. Bir ara Adilin gulme sesi geliyor. Kede heyecanla bana bakiyor:

- Kopek geldi!
- O kopek degil tatlim, baba guldu.
- Baba kopegi mi yakaliyov?

:)))

Cuma, Ağustos 13, 2010

Kisa Kisa


Selenim geldiiii. Ayni gun 9 saat yol yapti sirf birkac saat beraber olabilelim diye canim benim. 5 saatimiz vardi beraber, ne yaptik dersiniz? Tabi ki homini girtlak:) Cok sicak ve nemliydi zaten, once ilk bira buldugumuz ve disarida masasi olan yere attik kendimizi. Adamlar yemek yemeyecegimizi ogrenince cok bozuldular. Ikincileri alir misiniz diye sormadan daha biramiz bitmemisken kafamiza atarcasina hesabi masaya biraktilar. Biz de inadina coook yavas ictik biralarimizi, sonunda cay kivamina gelmislerdi, biz de acikmaya baslamistik kalktik. Azicik dolanip sicaaak diyip kendimizi Korean Town'a attik.

Hadi sunlari deneyelim diyip istedik birseyler. Seleniminki fena degildi gene ama benim yosunlu corba, koca bir kasede yesil yesil gelince, direk bir kenarindan girip yosun banyosu yapmayi cagristirdi bana. Bir yandan da paso kaynattik tabi, en son 5 yil once yuzyuze gorusebilmistik boru mu (vay be ben Turkiye'ye son gideli o kadar olmus mu). Saate bir goz attigimizda otobusun kalkmasina bir saatten az kaldigini farkedip panik halde kalktik restauranttan. Hayir tabi ki otobuse yetisecegiz diye degil. Yemek ustune tatli yemeden olur mu. Hemen karsidaki kore pastanesine konuslanip tatli ve kahve isini de hallettik. Tatli yemeden kaliriz sonra mazallah, olacak sey degil:)

Sonra gitti canim arkadasim benim:( Buraya yerlesmesi konusunda beynini yikamaya calistim bolca. Belli mi olur, gelir belki:) Hazir konu acilmisken, Dilaraaaaa, hopbidi hopbidi gezen arkadasim benim, buraya ne zaman gelicen bakiim. Gelmeyecekseniz bu evi bosuna mi aldik biz arkadaslarimiz gelir rahat rahat sigariz diye. Halla hallaaaa.

********************

Gecen haftasonu klimamiz bozuldu. Murphy kurallarina uygun olarak Cumartesi aksamustu bozuldu ki Pazar gunu kimse calismazken oyle ortada kalalim. Allahtan nemsiz bir haftasonuydu ve klima da azicik olsu ufluyordu da acili olmadi. Pazartesi geldiler baktilar, borular buz tutmus. Ne buzu bu sicakta be diye gulsek de valla tutmus. Buz cozulmeden birsey soyleyemeyiz diyip hepten kapattilar aleti. Haftasonuna gore 10 derece daha sicak ve super nemli bir gundu, gecesi de pek hos olmadi haliyle. Neyse ki sadece gazi azalmis, Sali gunu gaz bastilar da sicaktan kurtulduk. Yoksa Sali gecesi cikinimizi alip arkadaslardan birinin yolunu tutacaktik.

********************

Buradaki dondurmalara burun kivirip icinde gercek meyve parcaciklari olan dondurma istiyoruuuum diye mizmizlanip durdugum icin sonunda gidip bir dondurma makinasi aldim. Kede de dondurma diye cildiriyor zaten, sevmedigi sutu oyle veririz hem fena mi. Hababam deneme yapiyoruz. Yalniz, icinde gercek meyve parcaciklari olan dondurma fikri bizim kedeye ters geldi. Icinde puturlu birsey varsa (bakiniz karadut cekirdegi) agzina koymuyor dondurmayi. Eh dondurma sevgisi de biryere kadar:) Kede ne renk dondurma istedigini soyluyor, ben yapiyorum, babasiyla beraber tadip not veriyorlar, isbolumu bu sekilde. Bugunlerde siyah dondurma istiyor benden nasil vericem ki siyah rengi (gida boyasi no no). Henuz iste budur dedigim dondurma tarifini bulamadim, onu deniyorum bunu deniyorum olmadi kafadan atiyorum. Gelecek yaza hazir olurum:)