Pazar, Ağustos 28, 2005

Film: Monsieur Ibrahim ve Gia

Tatilden dondugumuzden beri film izlemeye hic vaktimiz olmamisti. Bu Pazar iki film birden seyredip acigi biraz kapatmaya calistik. Bu haftasonun filmleri Monsieur Ibrahim ve Gia.

Monsieur Ibrahim, Orjinal adi ile “Monsieur Ibrahim et les fleurs du Coran”, Paris’te baslayip ve Turkiye’nin Guneydogusundaki bir koye kadar tasinan bir hikaye. Olaylar Turk bir bakkal (Omar Sharif) ile babasi tarafindan ihmal edilen 16 yasinda yahudi bir gencin, Moses, (Pierre Boulanger) dostlugu etrafinda gelisir.

Monsieur Ibrahim, Momo diye cagirdigi genc cocugun yalnizligina, caresizligine derman olur, babalik yapar. Once annesi sonra da babasi kendisini terkettigi icin hayatini tek basina surdurmeye calisan Momo, Ibrahimin gosterdigi ilgiye dort elle sarilir ve beraber Paris’den Turkiye’ye uzanan bir yolculuk yaparlar. Bu surecte agresif Momo bambaska biri olur ve hayatta aslinda neyin onemli oldugunu, ic huzuru ogrenir 7.5/10

Gia, 1980’lerin unlu supermodeli Gia Marie Carangi’nin (Angelina Jolie) hayatini anlatan bir film. Aklini guzellik, en guzel olma ve guzel kalma ile bozmus bir anne, elinden geleni yapan ama kavgali bir evliligi ve sonunda annenin baska biri icin evi terketmesini onleyemeyen bir babanin manik depresif kizi Gia. 17 yasina kadar babasiyla yasadiktan sonra New York’a gelip model oluyor ve donemin birbirine benzeyen sarisin modelleri arasinda siradisi esmer guzelligi ile hizla yukseliyor. Ama cok hizli tempo ve birden gelen sohret Gia’nin dengesiz ruh hali ile birlesince yaninda guvenebilecegi kimse kalmiyor ve Gia iyice bunalima girerek kacisi uyusturucuda aramaya basliyor. Kokainle baslayip eroine kadar giden uyusturucu aliskanliginin sonu AIDS oluyor. Etkileyici bir film 7.5/10

Sunny ile BBQ

Cumartesi gunu (08/27/2005), bizim ekipteki mudurlerden biri olan Sunny Kapoor'un Somerset, NJ'deki evine, BBQ partisine davetliydik.

Adresi Garmin 60C GPS'imize yukleyip ogleden sonra 2 gibi yola ciktik. Arabayi Bezen kullandi, ben yol boyunca tatilde ve tatil donusu 4, 5 ve 6. kitaplarini dinleyip bitirdigim J.K Rowling'in Harry Potter serisinin ilk kitabini dinledim. Ilk 3 filmi izlemistik ama kitaplari dinleyince insan ne kadar cok detayi kaybettigini farkediyor. Bu seri bir harika. 7. kitabin cikisini 4 gozle bekliyorum.
Neyse, yol Rutherford'dan 40 dk. cekiyormus. GPS'e ragmen ben donusleri zamaninda soylemedigim icin yolu biraz uzattik. Iyi ki, belirlenen rotadan sapinca, GPS yeniden rotayi hesaplayip bir sonraki donusu gosteriyor.

Sunny'nin oturdugu ev de dahil cevrede gordugumuz evler bayagi buyuktu. Hepsinin de genis bahceleri vardi. Sunny'den ogrendigimize gore cevrede bayagi bir hintli yasiyormus ve akrabalarinin bayagi bir kismi etrafta esnaflik yapmaktaymis.


Barbeku oncesi masadaki cogu hintlilere ozgu meze gayet ragbet gordu. Sunny, etrafta cok fazla hintli oldugu icin bu tur yiyecekleri bulmanin cok kolay oldugunu soyledi. Barbeku de hint usulu tavuklari Sunny pisirirken tipik Amerikan tarzi hamburger ve sosisleri hazirlamak Jay'e dustu.

Hevesle hazirladigim ilk tabaga Gil el koydu. Ben de burgeri duble yapip ikinci bir tabak hazirladim ama bu sefer de baska birinin gozu varmis ki tam otururken sandalye esneyiverdi ve hamburger ustume dustu :)

Sunny her zamanki komik esprileri ile bayagi bir guldurdu bizi. Velhasil Agustos'un son barbekusu de gusel oldu.

Pazartesi, Ağustos 22, 2005

Biz Jamaicadayken:))


Yillik deniz tatillerimizi Amerikanin guneyindeki adalarda geciriyoruz. Bu yilki adamiz Jamaica’ydi. Jamaica Karayiplerdeki ucuncu buyuk ada. Ada 253 km uzunlugunda:) (kucuk adalari siz hayal edin artik). Yaklasik 2.7 milyon nufusu varmis. Ada 1962 yilina kadar Ingiliz kolonisiymis. 1962’de bagimsizliklarini ilan etmisler ama Ingilizlere bagli kalmayi tercih etmisler. Jamaica, agac ve su kenti anlamina geliyormus. Ada gercekten de inanilmaz yesil. Resmi dil ingilizce ama ada halki genelde kendi aralarinda yerel bir dil kullaniyor.

Internette okudugumuz bilimum yorumdan sonra Couples Negril’de karar kilmistik. Karayip ada gezilerimizde all-inclusive (hersey dahil) ve adult-only (sadece yetiskinler icin) resortlari tercih ediyoruz. Couples Negril de isminden de anlasilacagi uzere sadece ciftlere yonelik bir tatil koyuydu.

Couples daha once gittigimiz resortlara nazaran kucuk ama cok sevimli ve inanilmaz yesil bir yer. Odalar resortun icine serpistirilmis uc katli kucuk binalardaydi.
Bizim odamiz 1 no’lu binanin ucuncu katindaydi. Odanin balkonuna cikinca ormanda hissediyorduk kendimizi, yesillik o kadar bol ve sik ki asagisi zor gorunuyor. Daha once gormedigimiz turden buyuk yaprakli tropikal bitkiler, agaclar vardi. Kumsal beyaz kumdan olusuyor ve cok temiz. Deniz de oyle, tabani kum, temiz ve bizim icin en onemlisi sakin, dalgasiz. Amerika’da dalgasiz denize hasret oldugumuz icin tatilin cogunu kumsalda ve denizde gecirdik. Lobide iki kisilik salincaklar var. Salincaklar havuza bakiyor, onde havuz arkada palmiyeler ve onun arkasindan gorunen deniz. Sabahlari erken kalkip bu manzaranin bayagi tadini cikardim.

Ilk gun deniz aktivitesi olarak deniz bisikleti ile acildik. Resort buyukce bir koyda, 7 mil uzunlugunda kumsal ve kumsalin etrafina dizilmis cesitli tatil koyleri vardi. Kiyidan oldukca acilmistik ki hava birden karardi. Jamaica’da hergun ogleden sonra saat 2-2.30 gibi yagmur yagmaya basliyor ve 2 saat kadar yagiyor. Bu istisnasiz hergun boyle. Yagmur aylarinda cok daha fazla yagiyormus tabi. Bu bizi hic etkilemedi tabi ki, yagmurda yuzmek cok eglenceli. Fakat kiyidan bayagi acilmisken kucucuk bir aletin icinde bardaktan bosanircasina yagan yagmuru kafamiza yemek hesapta yoktu tabi ki:) Biz gule oynaya devam ederken birden bizden yarim mil ilerde, gokyuzunde kocaman bir hortum olustugunu gorduk. Hortumun ucu yerden epeyce yukseydeydi ama yonu bize dogruydu ve kacmamiz da pek mumkun gorunmuyordu. Hayatimizda hic boyle birsey gormemistik, bir an ne yapacagimizi sasirdik. Ruzgar vardi ve hortumun denize degmemesine ragmen neler yapabileceginden endise ettik. Bu arada simsekler cakiyor ve yagmur siddetini artiriyordu. Derken hortumun ucu hizla yukseldi ve 5 dk sonra kayboldu. Bizden oldukca uzakta olan bir grup da hortumun denizden su cekmesine tanik olmus. Yanimiza fotograf makinasini almadigimiz icin bayagi hayiflanmakla birlikte cabucak gecip gittigi icin rahatladik.

Kaldigimiz surece yaptigimiz bir diger deniz aktivitemiz snorkeldi. Tekne ile acildik, mercana varinca snorkelleri dagittilar ve denize atladik. Goruntuler harikaydi. Envai cesit rengarenk balik ve mercan gorebiliyorduk. Su kablumbagasi ve kucuk kilic baliklari gorduk. Yarim saat sonra tekneye ciktigimizda, herkesin yuzu guluyordu. Aksam yapilan snorkelingde daha fazla deniz canlisi gormek mumkun oluyormus, daha buyuk su kaplumbagalari cikiyormus ortaya mesela. Fakat bu aksam gezilerinden birine katilan arkadaslarimiz gruplarindaki herkesi denizanalarinin isirdigini soyleyince vazgectik. Gunduzleri buyuk denizanasi gormedik hic ama aksam cikiyorlarmis demek. Ben yeteri kadar isirildim zaten, hala kasiniyorum:)

Resortda cesitli aktiviteler var, hemen her saat bir kosede birseyler yapiliyor. Daha giris yaparken elimize haftalik listeyi tutusturmuslardi. Orda bir de doga yuruyusu vardi, ona katilalim dedik. Adi doga yuruyusu olunca biz zannediyoruz ki resortun disina cikip ormana gidecegiz, kesif yapacagiz. Heyecanla hazirlandik, yerimizi aldik.Yuruyus basladiginda daha iki metre yurumeden durdurulup bu gordugunuz cicegin adi sudur seklinde bir giris yapilinca hayal kirikligi ve muz kabugu olduk tabi. Megerse resort icindeki bitkileri tanitan bir yuruyusmus bu. Eh o da doga yuruyusu tabi ama bizim istedigimiz vahsi doga idi:) Neyse, birkac farkli bitki adi ogrendik o anlamda fena olmadi. Zaten yuruyusun yarisinda, dokununca yapraklari kapanan bir bitkinin fotografini cekmekle ugrasirken grubu kaybettik, bizim doga yuruyusu resort ici fotograf cekme isine donustu.

Sayili gun cabuk geciyor tabi, onu da yapalim bunu da yapalim derken hemen bitiverdi tatil. Alti cam tekne ile gezi, aksamustu katamaran gezisi, sabahlari kumsal boyunca yuruyus, kano, kumsalda acikhava sinemasi, yaptiklarimiz arasinda aklima gelenler. Katamaran gezisinde kalabalik bir gruptuk. Icki servisi de oldugu icin daha yoldayken sarhos olanlar vardi aramizda. Yan koylari dolasarak Pirate’s Cliff denilen, yuksek kayaliklarin oldugu bir yere gittik. Burda, asagida magaralar var, ustte de bar-café tarzi bir yer var ve ayni zamanda isteyenler cikip clifften suya atliyor. Buralar ozel yerler oldugu icin clifften atlamak da ucretliydi. Cliff bayagi yuksekti. Adil atladi ama ben maalesef onu cekemedim. Hemen fotograf makinasiyla hem de kamerayla cekeyim diye ugrasirken sonucta hicbiriyle cekememis oldum:)

Adil daha onceki postinglerden de tahmin edeceginiz uzere bu ara audiobook’lara takildigi icin gunun cogunu kumsaldaki hamaklarda kitabini dinleyip ickisini yudumlamakla gecirdi. Sabah kahvaltidan sonra ilk is kumsala inip hamagimizi, sezlongumuzu secip bayragimizi dikmek oluyordu zaten. Kumsala inenlere kirmizi bir bayrak veriyorlar. Icecek birsey istediginiz zaman bayragi dikiyorsunuz garson gelip siparis aliyor. Bayrak dikili oldugu surece garson surekli geliyor:) Muhtesem birsey bu, tembellikte son nokta:)) Bu hizmeti sonuna kadar kullandik tabi ki.

Genel olarak – gunde iki saat yagip durmasi beklenirken iki gun aksama kadar yagip kumsalda partinin ve kumsal atesinin iptal edilmesine yol acan yagmura ragmen - cok guzel ve tabi ki her tatilde oldugu gibi cok kisa bir tatil oldu.

Pazar, Ağustos 21, 2005

Jameika'dan donduk

Off yaa, Jamaica'ya Turkce ne deniliyordu diye bakindim da :)) Neyse, tatil aktivitelerimizi kaydettik ancak editorumuz (Bezen Hindistan) cok yogun! Resimler ve ayrintilar yarina...

Cuma, Ağustos 12, 2005

Diet Meselesi

Onceki yazimda South Beach Diet'ten bahsetmistim. Bu dieti gecen yil (2004) Nisan - Ekim doneminde denemistim. Sonucta saglikli diet, fiziksel aktivite ile birlikte yapilinca anlam kazaniyor. Asagida ogrendiklerimi ve tecrubelerimi ozetliyorum...

Bilmeniz gereken ilk sey su: Yedigimiz her sey kaloriye donusuyor. Teknik olarak 1 kalori, 1 gr. suyun sicakligini 1 derece arttirmak icin gereken enerji miktari. Kalori diyince aklimiza yemek ya da iceceklerden aldigimiz kalori geliyor. Ornegin bir kutu kola ictiginiz 200 kalori aliyorsunuz. Ama aslinda teknik olarak dogrusu 200.000 kalori ya da 200 Kilo Kalori! Biz genele uyup kilo kalori yerine sadece kalori diyelim.

Insan vucudu, enerji harcama konusunda oldukca tutumlu davranir! Oyleki otururken sadece kg vucut agirligi basina 26 kalori harciyor. Yani 70 Kg agirliginda yetiskin bir erkek tum gun 'oturuyor' olsa, 70x26 = 1820 kaloriye ihtiyaci harciyor.

Nefes alirken, kalbiniz atarken, beyniniz calisirken surekli kalori harciyorsunuz. Vucudunuz normal sicakligini muhafaza etmek icin de enerji harciyor. Uyurken vucut ve beyin onarim moduna giriyor, daha seyrek nefes aliyorsunuz, kalp atisiniz dusuyor; dolayisiyla daha az enerji harciyorsunuz.

Yine fiziksel guc isteyen aktiviteler icin de cok yuksek enerji harcamiyor vucut. Maraton kosan biri 1km icin 62 kaloriye ihtiyac duyuyor.

Ote yandan, sadece 1 dilim pizza yediginizde yaklasik 400 kalori aliyorsunuz. Yiyeceklerin kalori degerlerini veren tablolari internette bulmak mumkun.

Yedigimiz her seyin kaloriye donustugunu soylemistik. Soyle ki yiyecek maddeleri 4 temel ogeden olusuyor:

  • Yag: 1gr = 9 kalori;
  • Protein: 1gr = 4 kalori
  • Karbonhidrat (Seker): 1 gr. = 4 kalori
  • Su: 0 kalori
Yedikleriniz icindeki bu 4 malzemenin gramajina bakarak, kac kalori oldugunu bulabiliyorsunuz; yuksek karbonhidratli pide/ekmek gibi yiyecekleri, sekerli icecekleri ve yagli etleri yemeyi seven milletimiz her gun aldigi kaloriyi hesaplayin artik!

Vucut kullanmadigi enerjiyi, kotu gunlerde kullanmak icin yaga donusturuyor. 7500 kalori fazla biriktirdiginizde bu size 1 Kg (yag) olarak geri donuyor. Diyelim ki masa basi bir isiniz var ve vucudunuz gunde 1800 kalori tuketiyor. Ote yandan siz yedikleriniz/ictiklerinizden gunde 2000 kalori aliyorsunuz. Bu hesapla gunde 200 kalori fazlaniz var. Bu yaklasik ayda 1 Kilo, yilda 12 Kilo aliyorsunuz demek.

Fazla kilonuz oldugunu dusunuyorsunuz, peki, nasil kilo vereceksiniz? Hesap ortada, 7500 kalori yaktiginizda, 1 kilo veriyorsunuz. Iste diet muhabbeti burda basliyor. Genelde insanlar, kalorisi az yiyecekleri secip, daha az yiyerek, aldigi enerji miktarini, harcayacagi enerji miktarinin altinda tutuyorlar. Vucut, yeterince enerji alamadigi icin, yedek deposunu, yani yaglari enerjiye donusturmeye basliyor ve kilo vermeye basliyorsunuz.

Genelde sorun su ki sonsuza kadar diet yapamiyor, bir sure sonra eski aliskanliklara donup, ihtiyacinizdan fazlasini size verecek kadar yemek yemeye basliyorsunuz. Diet bir ise yaramamis oluyor!

Bu arada sunu da soyleyeyim, diet sonrasi ayni kiloya donseniz bile, tukettiginiz urunler konusunda daha bilincli oluyorsunuz. Turkiye'de maalesef her gidanin uzerinde, icindekilere dair bilgiler yer almiyor. Amerika'da ise en azindan kalori, yag, seker miktari gibi bilgiler yazili olmak zorunda. Kucuk bir kisisel ornek vermem gerekirse, kesinlikle Amerika'da 'soft drinks' denilen, kola turu sekerli icecekleri icmiyorum; bilinc altina yerlesmis, icemiyorum!

Velhasil, madem yediklerimizden kalori yukleniyoruz, az yemekle de yetinemiyoruz, o zaman ne yapacagiz?


Oncelikle, nerden ne kadar kalori aldiginizi ogrenmeniz lazim. Beyniniz, bir sayac gibi yuttugunuz her lokmanin kac kalori oldugunu ogrenmeli. Boylece gunde ne kadar kalori aldiginizi bulacaksiniz.

Sonra gunde ne kadar kaloriye ihtiyaciniz oldugunu hesaplamalisiniz (Kilo basina 26 kalori hesabini kullanabilirsiniz).

Aradaki farki gorerek, kendinizi yediklerinizi kisitlamaya baslayacak ve secmeye baslayacaksiniz. Goreceksiniz ki cogu kez gereginden fazla enerji aliyor olacaksiniz. Geriye ne kaliyor? Tek cozum, fiziksel aktivitelerinizi arttirmak, spor yaparak fazla enerjiyi yakmak. Ne yaparsaniz ne kadar kalori yaktiginizi, yine internetteki tablolardan bulabilirsiniz.

Diet meselesi konusunda " how stuff works " sitesinde cok guzel bir yazi var, ilgileniyorsaniz tavsiye ederim, okuyun!

Bu arada biz yarin sabah 6'da bir haftaligina Jamaika'ya gidiyoruz, bunca diet muhabbetinden sonra ne yer ne iceriz bilmem artik :)

Rio Carbon - Kitap dinlemek...

Bu Rio Carbon'u aldim ya, dun aksam su audiobook meselesine bir el atmaya niyetlendim... Ama once gym'de bir bir test surusu yapayim dedim. Eliptik'te gayet zorlayici bir seviyede (14/20) hizli bir tempoda (~65 rpm) 1 saat ter doktum (> 5mil, ~1065 kalori). Ustune de yarim saat agirlik calistim. Rio Carbon'un kilifi, shorta takiliyor ve bu tur fiziksel calismalarda hic rahatsiz etmiyor.

Aslinda Jay'in BBQ partisinden sonra 186 pound'u gorunce bu haftayi gym'de gecirmeyi planliyordum ama isten vakit bulamadim. Onun yerine oglenleri South Beach Diet'in meal replacement bar'larini kullandim. Sonuc fena degil; 178'e dusmusum (~4Kg).

Neyse, konumuza donersek. Kisa bir arastimadan sonra Usenet'te bir suru audiobook grubu oldugunu gordum. Nelere ihtiyac var:

1) Hizli bir Newsgroup Sunucusu
Comcast, giganews uyeligi verdigi icin, bedava newsgroup sunucularina bakmadim henuz. Giganews sunuculari gayet hizli (350-400 KB/s). Ama dun gece 1.5 GB'lik data indirince, sabah bir uyari e-maili geldi. Comcast'le anlasmasina gore ayda 2 GB'lik kotam varmis :( Bedava newsgroup sunucularini arastirmam gerekecek.

2) Iyi Bir Newsgroup Okuyucusu
Windows altinda Outlook Express bu isi yapiyor ama kotu yapiyor. Eger dosya indirecekseniz, adam gibi bir program kullanmaniz lazim. Ben epey bir program denedim. En hosuma gideni NewsLeecher! Tavsiye ederim.

Populer bir iki kitabi indirip dinlemeye basladim. Gayet hos bir tecrube. Bazi insanlari (Ornek. Bezen) araba tuttugu icin kitap okuyamiyorlar ama kitap dinlemek guzel bir cozum olabilir!

Tabii bu kitaplar 100lerce MB yer isgal ediyor, Rio Carbon sadece 6 GB oldugu icin, oyle 10larca kitabi ayni anda tutmam mumkun degil.

Son olarak, gordugum kadariyla Rio Carbon ile birlikte genel Rio Music Manager programinin ciddi eksikleri var. Kendi cd'lerimi mp3'e cevirirken "Sarkici > album > Sarkici - Sarki Sirasi - Sarki Adi" gibi bir duzende atmis ve tum tag bilgilerini doldurmustum ama internetten indirdigim mp3lerin 'tag' bilgileri yalan yanlis ama bunlari duzeltmek icin harika bir program var: Tag & Rename!

Ilk gece mp3 leri transfer ederken dikkat etmemisim, pek cok tag yanlis. Oysa tag bilgileri onemli; cunku mp3 calar bu tag lari okuyor ve ekraninda gosteriyor. Tag & Rename ile bilgisayar'da duzeltmeleri yaptim ama Rio Music Manager'da yeniden Rio Carbon'a transfer etmek istedigimde, transfer gerceklesmedi; cunku 'sarkilar ayni'.

Maalesef Rio Music Manager tag'lari duzelttigimi gormuyor; dolayisiyla cozum olarak ya Rio Carbon'a baglanip, orda elle teker teker duzeltmem ya da sarkiyi silip yeniden aktarmam gerekiyor. Ahhh, ahh!

[EK]
Asagidaki adreste, newsgrouplar hakkinda guzel bilgiler var. Nedir ne degildir diyorsaniz okuyun:
http://www.dslreports.com/faq/filesharing/4.%20Newsgroups

Salı, Ağustos 09, 2005

Yeniden Sistem Yoneticisi Oldum

Turkiye'den ayrildiktan sonra, once Morgan'da 1.5 yil kullanici destek (Floor Support) uzerine, son 1.5 yil da Goldman'da yazilim destek (Application Support)uzerine calistim. 08/08/2005 itibariyle yeniden Sunucu Sistem Yoneticiligine (Server System Administrator - SA) donmus bulunuyorum. Hafta sonu barbeku partisine katildigim Jay (asagida resmi var), yeni mudurum oldu.

Server SA grubu zaten benim grubumun hemen ayninda idi, yer degistirmem gerekmiyor. Yeni grubumda biri Cin, digeri Rus asilli 2 Linux/Unix SA var. Billy ile ben de Windows SA tarafindayiz. Bu arada bir suru yeni MS teknolojisi cikmis, yeniden yakalamak gerekecek. Velhasil, 1.5 yilda bir degisiklik iyi gelir! :)

Pazartesi, Ağustos 08, 2005

Dayanamadim aldim: Rio Carbon


Epeydir MP3 calan aletlere bakiyor ama bir turlu soyle istedigim gibi bir sey bulamiyordum. Cumartesi Jamaika'ya gidiyoruz, daha geciktirmeden bir sey bakip alayim dedim bugun ve klasik tezcanliligimla, karar vermemin aksaminda eve giderken yolumu degistirip 34. caddedeki B & H'e ugradim.

B & H, ozellikle fotograf makinesi ve kameralari ile unlu ama her tur cihazi piyasadaki en uygun fiyata vermesi ile bilinen, fabrikavari bir yer. Turkiye'den alisverise gelenler de iyi bilir.

Once iPod'lara baktim. Mini'ler hosuma gidiyor ama daha iyi ozelliklere sahip daha kucuk ve daha hos gorunumlu bir Rio Carbon varken yeterince cazip gelmedi. U2 modeli guzel geldi gozume ama etrafimda alan insanlardan biliyorum ki bu buyuklerin yuzeyi cok kolay ciziliyor ve bana da o cizik cizik goruntu batiyor. Bir de iPod'a FM radyo koymamasi sebebiylen gicigim, nokta.

Jet Audio'nun Cowon iAudio X5'ina epey bir takildim ama gosterimde modeli yokmus. 14 saat pil suresi var ve FM radyosu, ses kaydetme su bu gibi aradigim tum ozellikler vardi. Egimli goruntusu cok cekmedi.

Rio Carbon'un goruntusu cok hos. 20 saat pil suresi, kucuklugu vs. hepsi gayet cekici. Tek eksigi, FM radyosu yok! Velhasil, digerleri ile karsilastirip, radyosu olmasa da icime en cok sineni aldim. Internette 199$, B&H'deki fiyati ~190$ + vergi =~205$

30 GB'lik MP3 arsivimin ancak 1/5'ini alabilecek kapasitesi var ama cok onemli degil. Yillardir dinlemedigim n tane album var. Bir sure kullaninca izlenimlerimi yazicigim. Simdilik bu kadder!

Pazar, Ağustos 07, 2005

Gule Gule Dilara...

8 Agustos 2005 Pazar. Pazar sabahi rutinimiz belli: Parkta kahvalti :) Saat 11 gibi Riverside Parka vardik. Ilkay'la Sibel erkenci idi. Bir yandan kahvaltimizi edip, bir yandan da muhabbet edip guzel havanin tadini cikarttik.

Bir ara bisikleti ile ter atmaya cikan Haydar da parkin yanindan gecerken bizi gorup geldi. Hafta ici kosu ayakkabisi olmak icin Ridgewood'a gidecekmis. Ben de bir iki hafta once kosu ayakkabisi almaya niyetlenmistim. Birlikte gitmeye karar verdik...

Ogleden sonra, Balkir'i Manhattan'a, Dilara'yi da JFK Havaalanina biraktik. Dilara'nin valizlerini THY bankosuna gotururken Semra ile Levent'i rastladik. Onlar da Turkiye'ye ucuyorlarmis. Insaallah kazasiz belasiz varirlar...

Jay ile BBQ

6 Agustos 2005 Cumartesi gunu icin bizim mudurlerden Jay'in Barbeku partisine davetli idik. Is arkadaslarimizla tanissinlar, calistigimiz insanlari gorsunler diye Dilara ve Balkir'i da goturduk.

Resimde, kolunda kocaman dovmesi ile gorunen ev sahibi Jay, Long Island - Bayport, New York'ta oturuyor. Bayport bizim evden yaklasik 70 mil (~110 Km) uzakta. Biraz da trafige yakalaninca gidisimiz 2 saat surdu.

Oldukca kalabalik bir parti oldu. Jay, bodrum katini eglence merkezi haline getirmis. Langirt da bizim ofiste en buyuk eglence kaynagimiz. Dolayisiyla butun ekip langirt oynamayi seviyor, hemen bir turnuva cevirdik.

Resimde solda gorunen, Gil, benim mudurum. Iki hafta once Orta-Bati'ya rodeo gosterilerini izlemeye gittiginde aldigi kovboy sapkasi ile acilisi yaparken gorunuyor :)

Parti saat 1 civarinda baslayacakti ama yol herkesin tahmininde cok cektigi icin bizim gibi 2-3'te varabildi herkes. O yuzden barbekuye biraz gec basladik. Iyi ki Jay, epey bir meze ve hafif-icki stogu yapmis. Hava biraz sicakti, 2 saat Mike's Hard Lemonade takildik.

Once midyeler ve karidesler haslandi. Ozellikle karidesler harika oldu! Sonra tavuklar, sosisler vs. derken inanilmaz tikindik. Hemen herkes birbirini tanidigi icin gayet eglenceli guzel bir barbeku oldu.

Aksam saat 9 gibi eve donus basladi. Saat 11'e gelirken, eve yaklastik. O kadar tikinan biz degilmisiz gibi, dedik ki bizim Italyan firinci simdi taze ekmek cikartmistir, bir ugrayalim. Hakikaten, ekmekler firindan yeni cikmis, hala sicaktilar. 3 baget ekmek aldik. Dilara ile Bezen shop-rite'a ugrayip tereyag takliti yapan I can't believe it's not butter ve krem peynir aldilar. O arada Balkir'la bizde cay koyup yumurta kirdik ve gece gece ekmekleri goturduk.

Sabah tartildim, 185 pound'a (~84 Kg) vurmusuz!!! Onumuzdeki hafta gym faresi olma yolu gorundu bana :) Soyle 2 hafta gunde 1000 kalorilik egzersizlerle anca gider bu kilolar...

Cuma, Ağustos 05, 2005

Film: Man On Fire ve Hostage


Pazartesi ve Sali gunleri Dilara'yi aramiza katip iki hareketli film izledik ve ikisini de begendik. 2004 yili yapimi Man On Fire, filminde gecmisinde kiralik katil olarak calisan ve bu yuzden kendini affedemeyen, alkol bagimlisi Creasy (Denzel Washington), babasi (sarkici Marc Anthony) zengin bir Meksikali is adami olan Pita'yi (Dakota Fanning) koruma isini ustlenir.

Ortada surekli insanlari kacirip ailelerinden para isteyen orgutler vardir.
Pita, sevimliligi ile Creasy'inin vicdan azabini bir parca unutmasini saglar, ona yeniden yasama sevinci verir. Ancak beklenen olur ve bir gun Pita kacirilir, Creasy ise olumden zor kurtulur. Tekrar kendine geldiginde, Pita'nin olduruldugu haberini alir ve bulasan herkesi oldurmeye yemin eder. Hareketli filmleri seviyorsaniz, hos, zevkle izlenebilecek bir film... 7.5/10


Hostage, 2005 yili yapimi, gayet hareketli bir gerilim filmi. Bruce Willis, epey bir para getiren ve televizyonlarda bir turlu bitmeyen bir donguyle gosterilen Die Hard serisi ile yuzunu iyice eskiten bir tip. Bu film, 2000'deki Unbreakable filminden beri izledigim en iyi filmi.

Film gayet hizli basliyor ve elemanimizi bir rehin alma durumunda arabuluculuk yapan kisi olarak goruyoruz. Maalesef sonuc iyi olmuyor ve soz konusu kisilerin hepsi oluyor.

Bunun uzerine arabuluculuk gorevini birakip, polis sefi olarak bir kasabada calismaya basliyor ama kirli isler ceviren bir muhasebeci ve cocuklarinin rehin alinmasi soz konusu oluyor muhasebecinin arkasindaki orgut islerin istedigi gibi yurumesini saglamak icin bizimkinin ailesini rehin aliyor!

Filmin bundan sonrasini guzel gelistirip, guzel baglamislar, begendik...7/10

Pazar, Temmuz 31, 2005

Ringwood Parkinda Bisiklet Gezisi

Pazar gunu kahvaltidan sonra parkta guneslenirken Murat Kilic aradi, parkuru olan bir parka gidip bisiklete binelim dedi.

Ringwood parkinda karar kildik. Galiba 2 sene onceydi bir kere daha gitmistik o parka. Ama o seferinde sadece mangal yapip donmustuk.

Bu sefer, Bzen, Balkir Unur ve Dilara Erdem parkta yuruyus yapip fotograf cekerken Eda - Murat Kilic ve ben bisiklete bindik.

Aslinda internetten baktigimizda 25 mil uzunlugunda bir bisiklet yolundan bahsediliyordu ama baktik gorduk ki bisikletle o yolu gitmemiz mukun degil. Felaket kayalar, cukurlar var.

Bayagi bir cim alan ve cok guzel cicek bahceleri, selaleler iceren buyukce bir park Ringwood Parki.

Ilerleyen saatlerde ufak bir bisiklet kazasi gecirip ne olur ne olmaz diye yakinlardaki Chilton hastenesine gittik. Gayet guzel bir yer. Aksam arabada oturup yemek almaya giden cocuklari beklerken farkettim ki bayagi bir hastane elemani sigara iciyordu. Hastenanin disinda pufur pufur sigara icen doktorlari, hemsireleri gormek alisilmadik geldi. Sigaranin stres gideren bir tarafi var elbette ama diger zararlarini dusununce deger mi diyor insan ama dumandan bir turlu yakasini kurtaramayan biri olarak bu konuda en sok zevzeklik edecek kisi benim herhalde.

Pazar Kahvaltisi - Fotograf Muhabbeti

Pazar kahvaltisinin adresi belli: Lyndhurst Riverside Park. Artik rutine oturttuk. Pazarlari omlet - bagel - cay vs. kahvaltiliklarimizi alip parka gidiyoruz. Guzel bir mekan, pazar gunu tembellik etmek icin birebir!

Park, eve 2-3 km uzaklikta o yuzden ben bisikletle gidip geliyorum.

Yandaki resmi Ilkay Kazakci cekti, dolayisiyla bir o yok resimde. Galiba ayni pozu bir de resimde sagdaki, Sibel'in cocukluk arkadasi Munevver'in makinesi icin verdik.

Munevver'in Sony, guzel bir alet, gayet hizli cekiyor ama benim alacagim bir sey degil. Cunku benim Nikon CoolPix 5400'un en cok sevdigim ozelligi ekraninin govdeye bitisik olmamasi. Boylece mesela kalabalik ortamda onumu goremiyor bile olsam kamerayi basimin uzerine kaldirip, ekrani kendime cevirerek neyi cektigimi gorebiliyorum.

Coolpix'in en kotu ozelligi ise hafiza kartinin buyuklugu arttikca (benimki sadece 512MB) yazma hizinin acaip yavaslamasi. Butun resimleri FINE modunda cekiyorum. Bu en yuksek cozunurluk. Pek cok kisi bunun gereksiz oldugunu dusunuyor ama hard disk buyuklugu artik sorun degil, dolayisiyla resimleri kucultmek anlamsiz.

Ustelik bilgisayar ekranini kaplayan resim 640 x 480 pixel boyutlarinda idi; cunku 14", 15" lik monitorler kullaniyorduk. Simdi oyle mi? O zaman ki resimlere kucucuk kaliyor ekranda. O yuzden resim dosyasinda fazla bilginin zarari olmaz, cozunurluk ne kadar buyukse o kadar iyi...

Cumartesi, Temmuz 30, 2005

Elif & Simon ile BBQ

Arkadaslarimiz Elif ve Simon Cohn bize sadece 150m mesafede oturuyor. Cumartesi ogleden sonra barbeku yapacaklardi. 3 gibi onlara gittik. Balkir'i zaten taniyorlardi, Dilara ile tanistirdik. Elif'in ikiz kardesleri de dun aksam gelmisler. Montclair universitesinden tanistiklari arkadaslari ve bizim ekiple bayagi bir insan olduk.

Simon, resimdeki gorundugu gibi lezzetli etler pisirdi. Elif, harika mezeler hazirlamis ve dahi usenmeyip bir buyuk raki da almis. Amma ve lakin, acik bol gunes, lezzetli yemekler derken o buyuk hemen bitiverdi, bizim evden takviye ettik. Ogleden sonra baslayan eglence aksam 10'a kadar surdu. Kapi gicirtisina oynayan millet, boyle guzel bir ortamda cok fazla yerinde oturamadi tabii. Yediklerimizi eritelim diyip cimlerin ustune attik kendimizi :) Bir ara halay bile cektik. Cok eglenceli bir aksam oldu. Sanirim 10 gibi ayrildik ordan. Hmm, dusununce, 7 saat ne cabuk gecmis yahu...

Hambletonian Festivali


Rutherford, NJ 30 Temmuz 2005'deki Hambletonian Society tarafindan organize edilen Hambletonian festivali cercevesinde gecit toreni sabah 10'da Union Ave. uzerinde yapilacakti. Sabah, bagel arasi omlet, peynir vs. ve caylarimizi alip arkadaslarimiz Balkir Unur ve Dilara Erdem'le evin onune ciktik.

Balca'yla Haydar (Bolunmez) ogullari Batu ve Haydar'in annesi ile bize katildilar. Gecit toreni yaklasik yarim saat surdu.

Itfaiyeciler, polisler, NJ senatoru, Miss NJ (Julie Robenhymer), Hambletonian yarisini kazan jokeyler ve at egiticileri, Passaic Indian Bandosu, Ford Mustang Klubu vs. gecite katilanlardan aklimda kalanlar.

Yan taraftaki resimde Miss NJ onumuzden gecerken...


Wikipedia'ya gore Hambletonian cok meshur bir yaris atinin (1849-1876) adi. Amerika'daki 3lu kuoa yarislarinin ilki ve en prestijlisi Hambletonian (digerleri Yonkers Trot ve Kentucky Futurity). Hambletonian yarisi ve cesitli at yarislari, bize 5 dk. mesafedeki Meadowlands'de yapiliyor. Meadowlands Spor Merkezi, NJ Giants futbol takiminin ev sahibi oldugu Giants Stadium, NJ Nets'in maclarini oynadigi Continental Airlines Arena ve iste bu at yarislarinin yapildigi Meadowlands Racetrack'i iceren devasa bir spor kompleksi. Gecen hafta gittigimiz Cirque Du Soleil'in Varekai gosterisi de Meadowlands'in genis park yerinde kurulmustu.

Perşembe, Temmuz 28, 2005

Aksamdaaan Aksama

Bu aralar sirketlerin kazanclarini acikliyorlar, dolayisiyla islerimiz yogun, gec saatlere kadar calisiyoruz. Ama dun aksam (27 Temmuz 2005), 7 gibi ciktim; BLVD'a gittim. Sirket o gece, stajerlere veda partisi icin BLVD'i kapatmis.

Her stajere agbilik/ablalik yapan biri oluyor ("buddy"). Bizim gruptaki Michigan Universitesi'nde okuyan stajer cocuga da ben agbilik yapiyorum. BLVD oldukca buyuk bir yer. Icerde sanirim 200-250 kisi vardi. Acik bufe pek bana hitap etmedi ama ne zaman yemekli bir sey olsa, mutlaka "Kosher" (domuz eti icermeyen, yahudilerin dinlerine uygun yemeklere verilen ad) yiyecek oluyor. Herhalde fazla yahudi yoktu ki bayagi bir "Kosher" kalmis; ben onlara yazildim; gayet iyiydi...

Bugun'de yine 7 gibi ciktim; Bezen her Newark donusu yanlis yola saptigi icin Dilara Erdem'i karsilamaya havaalanina birlikte gittik; kaybolmadan da donduk :)

Pazartesi, Temmuz 25, 2005

Film: Suspect Zero


Gecen yildan kalma izlenecekler listemizden bir filmdi Suspect Zero, Pazar aksami (24 Temmuz 2005) nihayet oturup izledik.

Basrol oyuncusu Aaron Eckhart, benim aklimda The Pledge filmindeki tolu ile kalmis ama daha once seyrettigimiz The Missing ve Paycheck filmlerinde de oynamis. Paycheck'te kotu adam rolunde idi; net cikarttim ama ama diger filmde ne rolundeydiyse hic aklimda kalmamis.

Neyse, filmde Aaron Eckhart, problemli bir FBI gorevlisi. Kendisine surekli isledigi cinayetler ve gonderdigi fakslarla ipuclari gonderen Ben Kingsley'nin durumu ise biraz karisik ve durumu netlestirmenin yolu isledigi cinayetlerdeki kisilerin hayatini arastirmakta yatiyor.

Bastan gayet ilgimizi cekti ama bittiginde harika bir film izlemisiz izlenimine kapilmadik. Sanirim filmin ortasinda ara verip iste cikan bir sorunu cozmekle ugrasmam biraz filmin buyusunu bozdu... 7/10

Pazar, Temmuz 24, 2005

Cirque Du Soleil - Varekai


Cumartesi aksami, Meadowlands - East Rutherford'daki Cirque Du Soleil'in Varekai gosterisine gittik.

Balkir Unur, Stamford'dan geldi. Balkir'in ekstra bileti vardi. Emine - Murat Uygur'a sorduk, onlar gormus ama yegenleri Isik gormemis; onu goturduk.

Sirk Giants Stadyumun hemen yanina kurulu ve bu ayin sonuna kadar burda olacaklar. Cirque Du Soleil Las Vegas'daki gosterileri ile meshur oldu. Varekai, Romen Cingenelerinin dilinde "her nerde ise" anlamina geliyormus ve bu gosterilerin sadece bir tanesi.

Pek cok insan Las Vegas'a artik sadece kumar oynamaya degil de bu pahali gosterileri izlemek icin gidiyor. Sirketin kurucusu ile yapilan roportaja gore milyar dolarlik bir is kolu haline gelmis. Fransizca isimler vs. de Kanada'nin etkisi.

Kucukken TRT 1 de her pazar, "Pazar Sirki" verirlerdi ve hic hosuma gitmezdi, halen de pek hazettigim bir sey degil. Bu gosteride de sirk ogeleri var elbette ama kostumler, renkler, muzikler, ortam vs. tarifi zor bir guzellik!

Çarşamba, Temmuz 20, 2005

Dedim nedir durum? Dedi 'Normal'...

Is yerinde 'Performans Degerlendirme' sezonundayiz. Herkes kendisini degerlendirmesini istedigi kisileri seciyor. Bazi kurallar var tabii; su kadar kisi senden alt seviyede; su kadar ust; su kadar esit falan filan. Hafta sonu 'mutlaka yazmam gerekenleri' bitirdim.

Son iki gundur aksam 9'lara kadar kalip digerlerini yaziyorum. Bu aksam, ekipten bir arkadas daha kaldi. O da, veritabaninda Turkiye'den 3 bankanin (Garanti, Is, Akbank) gecmis hisse seneti bolunmelerinin uygulanmasi ile ugrasti. Normalde aksam kalinca pek bir sey siparis etmem ama bugun onunla a uyup Koodo Sushi'den dragon roll siparis ettim, felaket sistim :(

Bu degerlendirme isinde gizlilik esas; web sayfasindan degerlendirmeyi yapip gonderiyorsunuz; hic kimse degerlendirmeyi yapani bilmiyor. Kendi kendini de degerlendiriyorsun; sunu iyi yapiyorum; bunu gelistirmem lazim vs.. Sonra herkesin muduru bunlari toparlayip degerlendirip; kimisini oldugu gibi kimisini kisaltip rapor haline getiriyor.

Soylendigine gore bunlarin sonucu ne kadar prim alacagimizi etkiliyormus. Valla gecen sene ben yeni baslamistim; hic kimse beni tanimiyordu. Beni taniyanlar bilir ki; beni tanimayanin sevecegi bir adam degilimdir. Hos taniyanlarin da kolay sevecegi biri degilimdir ya :) Ama mudurum dahil bir iki kisi bendeki cevheri kesfetti tabii :))

Velhasil bana gore icinde gayet adaletsiz kotu seyler de yazan bir rapor gelmisti. Ben bile kendime, 'Gelisme Gostermesi Gerek' diyerek 5 ustunden 2 vermistim; tabii 'salaksin olum' laflari yedim ama zam ve primi alinca gorduk ki sonucta olay mudurlerde bitiyormus; gerisi biraz hikaye...

[UPDATE - Adresleri duzelttim]
Neyse! Bu arada Ilkay Kazakci kardisimin Turkiye'den doktor arkadasi Erduran Boyunegmez ile bu blog sayesinde tanismistik. O da sevmis blog isini ve blogger.com'dan bir blog acmis kendine. Bir bakin: http://erduran.blogspot.com