Çarşamba, Eylül 20, 2006

Tatil Notlari IV - Paris


Nehir boyunca yururken Notre-Dame de Paris'in oldugu yere geldik. Biz gitigimizde hava karariyordu. Yandaki binalardan birinin tepesine buyuk projektorler koymuslar, gece isil isil oluyor. Distan bile cok guzel bir katedral. O aksam katedralin tarihi ve yapimi ile ilgili bir saatlik projeksiyon gosterisi olacakti, onu izlemeye karar verdik. Beklerken karsidaki cafeden bir Paris krebi deneyiverdik. Muzlu ve nutellali krep gayet guzeldi, aciiiim diye mizmizlanan bana da sus payi olmus oldu:)

Katedralin yapimina 1163de baslanmis ama tamamlanmasi 1345i bulmus. O zamanda bu zamana cesitli degisimler geciren katedralin basina gelmeyen de kalmamis. Fransiz devrimi sirasinda buyuk zarar gormus, yok olma asamasina dahi gelmis. On taraftaki aziz heykellerini krallarinin heykelleri olarak algilayan halk yerle bir etmis hepsini ve diger pekcok seyi. 23 yil suren restorasyon calismalarinin ardindan 1870lerde az daha yaniyormus. 1990li yillarin basinda 10 yil surecek yeni bir genel bakim ve restorasyona girmis Notre-Dame. Anit olceginde yapilan ilk katedralmis ve daha sonra yapilacaklar icin de prototip olmus.

Tuileries bahceleri ordan oraya kosturan bizim gibi turistler icin ideal dinlenme yerleri. Ortadaki havuzun basinda rahat sandalyelere yayilip ister ordekleri ister civardaki yesilligi ister cevredeki tarihi seyredin. Bir de soyle buz gibisinden bir icecek varsa elinizde birazdan yeniden kosturmaya hazir zimba gibi kalkarsiniz yerinizden. Fransa tarihinde de cok onemli yere sahip Tuileries sarayi ve bahceleri. Bunu guzelce anlatan bir yazi buldum, ozetlemek yerine direk linki vereyim, isteyen okusun: iste burda.

Ve tabi ki Louvre! Hakkini vererek gezecekseniz uc gun ayirmaniz lazim denilen muze. Fransiz devrimi sirasinda o da nasibini aliyormus, yaniyormus az daha. Icine giremedik desem e pes der misiniz bize? Valla vakit kalmadi. Nasil olsa tum gunu ayirmamiz gerekecek diyerek son gune birakmistik. Son gun de dur suraya da gidelim, burayi da gorelim hemen Louvre'a gidiyoruz, hazir burdayken suraya da ugramamak olmaz ki derken bir baktik saat 4 oluvermis. O saatten sonra gecmis olsun demek kaliyordu sadece. Ikinci bir Paris gezisine bahane olacak artik napalim.

Saint Germain'e yolumuz ilk olarak Notre-Dame'dan ayrildiktan sonra aksam saat 10.30-11.00 civarlarinda dustu. Civil civildi ortalik. Kafeler, restaurantlar, kitapcilar, antikacilar...Cafelerin acikhavadaki masalarinda yer yoktu nerdeyse. Iceriden disari tasan muzikler, sokakta sarki soyleyenler, saticilar...cok hosumuza gitti. O aksam buldumcuk olup su sokaga da bakalim buraya da girelim derken saatin 12ye geldigini farkedip bu saatte de birsey yenmez ki diyip vazgecmistik yemekten.

Ertesi aksam daha makul bir saatte gidip gozumuze kestirdigimiz bir tanesinde cheese fondu denedik. Ortam peynir cenneti olunca fondu listesi de bir sayfa uzunlugunda geliyor, secene kadar canimiz cikti. Ilk kurbaga bacaklarimizi da o aksam denedik, pek lezzetliydiler. Paris'de oldugumuz sure icinde gidip otutup yemek yedigimiz tek restaurant da orasi oldu. Peynir delisi oldugumuz ve ortalik peynirden gecilmedigi icin diger ogunlerimiz peynir arasi baget, sarap ve tatli(lar) seklinde gecti.

Sacre-Coeur'u ilk Galeries Lafayette'in tepesindeyken gorduk. Hii burasi da neresi boyle diye hayran hayran seyretmistik uzaktan. Beyaz rengiyle pek satafatli duruyor. O zaman onun o meshur Sacre-Coeur oldugunu bilmiyorduk. 19. yuzyilda sehrin en yuksek noktasina, Montmarte tepesine yapilmis kilise. Tepesinden sehir cok guzel gorunuyor. Dikkat ettik ki bu tur yerlerde yukari donerek yukselen merdivenlerden cikiliyor ve genelde cok darlar. Avrupalilar ince tabi, burdaki obez Amerikalilar kesin sikisir kalir o merdivenlerde.

Sacre-Coeur'un tepesindeyken asagida kucuk, trafige kapatilmis, kalabalik, eglenceli gorunen birkac sokak gorduk. Ama Catacombs'e yetisme telasinda oldugumuz icin o bolgeyi hic gezemeden metroya kostuk. Catacombs'a yeralti mezarlari ya da mezarlardan kalanlar da diyebiliriz sanirim. Haftada uc gun, gunde ikiser saat acikmis sadece. Eskiden tas madenleriymis oralar, terkedilmis sonra. Yeraltindaki tuneller de sehrin icindeki hijyenik olmayan, fazla kalabalik ve hastalik yaydigi icin kapatilan cok sayidaki mezarligindan toplanan kemiklerin gelisiguzel konuldugu bir depo olmus. Kim kiminle belli degil yani. 19. yuzyilin baslarinda bu kemikler ve kafataslari duzgunce hatta dekoratif olarak yerlestirilmis ve 1868de ziyaretcilere acilmis. Catacombs'larin oldugu ve ziyaretcilere acik olan kismi cok kucuk aslinda, tunellerin toplam uzunlugu 300 km imis. Bazi metrolardan, kanalizasyon kapaklarindan falan gizli gecitler varmis buralara, o yuzden de siki denetleniyormus tuneller. Kemikler oyle camin arkasinda ya da kapali bir yerde degil, gayet ortadalar. Cikista cantalari da kontrol ediyorlar kemik calmis miyiz acaba diyerek. Cok ilginc bir yerdi. Gorulmeli mi, bence evet.

6 yorum:

dilayra dedi ki...

yaaaa.. benim anılarım depreşti yine. kesin bu bahar anneişimi de alıp tekrar gitmem lazım:))
ben de Louvre'da sadece belli tabloları ziyaret edebilmiştim. eh, yine de yarım günümü almıştı.. ayrıca Sacre Couer'de bir pazar ayini yakalamıştım.. Montmarte'dan aşağıya inene dek ben de nutellalı krepçileri, ve binbir çeşit kahvecileri ziyaret etmiştim. hey allahım hatırlarımda,ben 4 aylık belçika-Paris ıvır zıvır seyahatimden döndüğümde tam 67 kiloydum!!!!
giderken mi kaçtım?? sen bilirsin bezen, sanırım 59 falan:))

Sonia dedi ki...

Üc günlük Paris gezim hala anilarimda taptaze. Yasayan herkes mutlaka hayatinda bir kere de olsa Parisi görmeli. Ben yine gitmek icin firsat kolluyorum. Su bahceden bir ayrilabilsem?
sevgilerimle Sonia...

evrenbal dedi ki...

Bu kadar yakin olup da hala gidemedigim icin hayiflandigim yerlerden birisidir paris. trenle 1.5 saat suruyor hem de :) cok da gormek istedigim bir yer, her giden hayran hayran donuyor. gitmeden once senin yazdiklarini daha bir dikkatle bir daha okumaliyim sanirim. saolasin.

Berceste dedi ki...

Yaw Bezen, hani Versailles falan varken o kafa taslarinda gorulmeye deger ne var hele bir desene sen :( Gik dedim gorunce tirstim yani :-P

Berceste dedi ki...

Bak bir onceki postta da burada yazmayi unutmusum Haussmann degil Osman Osman :)))) Biliyorsun Fransizlar H harfini okumuyorlar ! Caddenin adi da eger yanlis bilmiyorsam bir Osmanli buyuk elcisinden dolayi oyle...Adam moda yaratmis Paris'te.Oturdugu yer, giyimi hersey moda olmus o zamanlar.
Bir de kurbikleri ben pane denemistim Bulgaristan'da, cok kilcikli idiler, sizin de oyle miydi? Tabak gaaayet cezbedici gorunmekte :)

Bezen Hindistan dedi ki...

sen cikolata sevmeyen halinle 8 kilo aldiysan benim uzun sureli turist olma durumunda halim feci olurdu dilaracim.

tekrar gitmek lazim gercekten sonia. bizim de muzeler vs icin ikinic bir gezi ayarlamamiz gerekecek bir ara.

mutlaka git evrencim, cok seveceksin. aklinda olsun tren biletlerini mumkun oldugu kadar onceden almak iyi oluyormus, tarih yaklastikca fiyatlar cok artiyor. biz yaklasik 2.5 hafta once aldik, gayet pahaliydi.

ben cok merakliyimdir oyle seylere dilekcim:) korku filmi/korku kitaplari hastasi biri olarak mutlaka gormem gerekiyordu orayi:) Osmanli buyukelcisini duymadim. Ben o caddenin adinin sehrin yapisini bayagi degistiren, arc de triomphe'nin cevresindeki caddeleri planlayan baron haussmann'dan geldigini dusunmustum. buyukelci hikayesi de ilginc. kurbiklerde kilcik yoktu, pek et de yok tabi parmak kadar seylerde ama yemesi gayet kolaydi.