Çarşamba, Mart 08, 2006

Edward Munch: The Modern Life of the Soul


Cumartesi Eda ve Murat Kilic kahvaltiya geldiler. Yedik ictik, kahve ictik, kahve fali bakmaya calistik, cok ugrasmamiza ragmen pek birsey goremedik, vazgectik. Kahve falini seviyorum ve fakat benim olaya katilimim fincana bon bon bakmaktan oteye gecemiyor, hicbirsey gormuyorum:) Neyse, herkesin fal bakabiliyo olmasi gerekmiyor zaten di mi. Kahvalti faslindan sonra Museum of Modern Art'a (MoMA) gidip Edward Munch: The Modern Life of the Soul sergisini gezme karari alindi ve akabinde yola cikildi. Eda ve Murat'in Wayne'den gelen arkadaslari Kajal (ismi yanlis yaziyor olabilirim, Edacim duzeltiver eger oyleyse) da bize eslik etti.

Muze tahminimizden erken kapaniyormus, sadece Munch sergisini gezebildik. Bir iki ilginc sergi daha vardi ama onlara ucundan bakmaya bile vakit olmadi. eh artik bahane olurlar yine gideriz:)) Sergi 1880-1944 yillarini kapsadigi icin Norvecli ressamin her doneminden yapitlari iceriyordu, hayatinin degisik donemlerinin, inisli cikisli ruh halinin resimlerine ne sekilde yansidigini izlemek ilgincti. MoMA'nin sevdigim yanlarindan biri de sergiler icin audiobook'lar hazirlamalari. Bu serginin audiobook'unda resimlerin bazilari ile ilgili aciklamalar vardi, onlari dinleyince donemi ve ressamin o donemdeki duygu ve dusuncelerini resimlerine nasil yansittigi daha iyi gorulebiliyor.

Sergi sonrasinda Jersey'e geri donup aksam yemegi icin oybirligiyle pide/kebap secildigi icin solugu Paterson'da aldik. Pideciden ve kebapcidan yemekler alindi, aksam seyredilecek filmler secildi ve hep beraber Eda-Murat ikilisinin evine gidildi. Gecenin filmi favori yonetmenlerim arasinda ust siralarda olan Pedro Almodovar'in Live Flesh'i oldu. Almodovar'in seyrettigimiz tum diger filmleri gibi bu da cok guzeldi. Filmle ilgili yorumlar daha sonra (yorumlanacak bayagi film birikmis, bunu da listeye ekledik).

Bir blog arkadasimiz daha oldu...

Linklerimizde yeni bir isim var: Arzu Brumendi. Ilk olarak Yildiz Ozturk'un Yildiz'li blogundaki linkler sayesinde Arzu'nun blogunu gormus, o gun bugundur de zevkle okuyorduk.

Kalp kalbe karsiymis; bir kac gun once "Arzu'yla konusup blogunu sitemize ekleyelim..." diyorduk ki, sagolsun o bizden once davranmis. Sizlerin de bizim gibi begenerek okuyacaginizdan eminiz!

Hindistan Cevizleri

Pazartesi, Mart 06, 2006

Family Secrets

Cuma aksami sirketten birkac kisiyle 19 Subatta sahnelenmeye baslayan bir off-broadway oyununa, Family Secrets'a (Aile Sirlari) gittik. Oyun anne, baba, uc cocuk ve buyukanneden olusan Yahudi bir aileyi anlatan bir komedi. Ilginc yani tek kisilik bir oyun olmasiydi. Oyunu esiyle birlikte yazan Sherry Glaser oynuyordu ayni zamanda. Oyunla ilgili elestirileri okurken gordum ki kendi ailesinden esinlenerek yazmis oyunu. Oyunda sadece adi gecen evin buyuk oglu haric butun karakterleri kendi canlandirdi Glaser ve birbirinden tamamen farkli karakterleri buyuk basariyla cizdi.

Oyundaki (ve Glaser'in ailesindeki) karakterler: emekli muhasebeci ve evdeki tek akli basinda birey gibi gorunen baba Mort; lezbiyen ama cocuk sahibi olmaya karar verip kadin sevgilisinin yani sira bir de bu amacla erkek arkadas edinen evin buyuk kizi Fern; marihuna kullanirken yakalanan blumia rahatsizligi olan 16 yasindaki kardesi Sandra; manik depresif teshisi konulan, arada kriz gecirip sinir hastaliklari klinigine kaldirililan anne Bev; ve buyukanne Rose. Egitimine $87,000 dolar harcadiklari, bir tatilde gorsun diye Israil'e gonderdikleri ama orda yasamayaya ve coban olmaya karar veren ogullarinin arada adi geciyor sadece. Bekledigimiz kadar komik olmasa da guzel bir oyundu.

Perşembe, Mart 02, 2006

Bir Iki Ucler Yasasin Dortler


Ooo, Adil benden once davranmis bu sefer:) Fazla gecikmeden kendi dortlerimi yazayim,

Yaptigim 4 is:

Universitedeyken TUBITAK Bilim ve Teknik Dergisi'nde calismistim. Super keyifli bir isti. Ozel sektor ozel sektor diye tutturup bikaktigima cok pisman olmustum. Turkiye'de kalsaydim bu pismanligim hala devam ediyor olurdu muhtemelen.

Riyad’dayken KSA televizyonunun ikinci kanalinda (Channel 2) Ingilizce ara haberleri sunmustum. Gunduz de elcilik okullarinda ogretmenlik yaptiydim o donem. Orda gordum ki ogretmenlik icin gerekli sabir bende yok.

Girmek icin ayilip bayildigim ozel sektorde pazarlama koordinatorlugu yaptim bir sure, cok zevksizdi.

Burada da, aklimda bile yoktu bu isi yapmak, paralegal/legal assistant oldum, oyle devam ediyor simdilik.

Defalarca izleyebilecegim 4 film:

Fight Club, Platoon, Walking Ned Divine, Fargo

Yasadigim 4 yer:

Ankara
Riyad
New Jersey

Izledigim 4 TV programi:

CSI - Las Vegas (Miami’yi de arada izliyorum am Las Vegas’in kalitesi onda yok, NY ise rezalet bence)
Prison Break (20 Mart’da tekrar baslayacakmis cok mutluyum. O varken pazartesileri evden cikmiyorum)
Seinfeld (artik repliklerine kadar biliyorum ama yine de eve gidince ilk ona denk geldigim icin hemen aciyorum)
Baska surekli izledigim dizi/program yok. Arada da Without a Trace ve Numbers'a goz atiyorum.
En kisa zamanda 24'u izlemeye baslayacagim gerci, sayilir mi:)

Tatil icin gittigim 4 yer:

Budapeste
Jamaica
Rio
Buenos Aires

En sevdigim 4 yiyecek:

Benim gibi yemek icin yasayan biri icin bu cok zor bir soru, dorde indirebilir miyim bakalim:)
Peynir (beyaz ya da gouda ilk tercih ama hepsi olur, yanina da sarap aliim, kirmizi olsun)
Cheesecake
Aycoregi
Firindan yeni cikmis ekmek ( ya da simit) ve ustune bollll tereyagi

Hergun ziyaret ettigim 4 blog:

Linklerimizde yer alan bloglara mutlaka tikliyorum her gun. Onlarin disinda en sik baktiklarim portakal agaci ve delicious days

Hemen simdi olmak istedigim 4 yer:

Buenos Aires
Grand Canyon
Las Vegas
Disneyland

Ebeledigim 4 blogger:

Adil sobelemis hepsini:) Bi bakalim...issevenler'in Hakan'i ve Erduran'i sectim. Ebelenmeyen varsa onlara da toptan sobeeee.

Çarşamba, Mart 01, 2006

DNA Yaniliyor olabilir mi?

Uykusuz Adam'in blogu beni de uykusuz birakti! Bir yazida Deniz Aydiner adinda birinden bahsediyordu. Ilgimi cekti, arastirdim biraz. 1 ay kadar once ABD'de, bir kizin oldurulmesi sucu ile omur boyu hapse mahkum edilmis biri imis. Hurriyet'te bir haber cikmis. Vatan, yalan yanlis cevirmis, birbirine girmis soyledikleri (duzeltme e-maili gonderdim).

Evet, DNA eslestirmesi yanlis olabilir ama ihtimal milyarda bir. Dolayisiyla ben destek olunmasina karsiyim. Oraya yazdim buraya alintiliyorum:

Merhaba,

Bu haber ve Hurriyetteki yaziyi okuduktan sonra biraz arastirma yaptim. Once 'gerceklerden' yola cikalim: oldurulen kizin uzerinde bulunan, sucluyu belirleyecek DNA'yi eslestirmek icin taniyan eden arkadaslarindan baslayip arkadaslarin arkadaslarina kadar 500 kisiden ornek almislar ve Deniz'in ki tutmus. DNA eslestirmesi cok cok guclu bir kanit. 100% degil ama yanilgi payi 1/1,000,000,000 (Milyarda bir). Eskiden DNA testleri pahali islerdi. Simdilerde ucuzladi ve bahsettigim olasilik yuzunden, eger DNA uyusmazsa, suclanan kisinin masum olduguna karar veriliyor. Su ana kadar 10 kisi bu sekilde olum cezasindan dondu. Deniz'in durumu tam tersi, sucu DNA uyusmasi ile saptandi.

Simdi duygusal yaklasimlara gelelim. Arkadaslarinin cogu 'yaptigina inanamiyoruz' diyor. 2-3 yil birlikte yasamis insanlar var ve " iyi arkadasimdi, iyi cocuktu, bir garipligini gormedik" diyorlar. Google'a "Deniz Aydiner" yazarsaniz 3-5 tane boyle yazi goruyorsunuz (Ornek: http://www.linfield.edu/review/article.php?aid=2672). Acik soyleyeyim, keske o olmasa diyor icimden bir ses, suclu olsa niye geri gitmeye calissin ki filan gibi sorular geliyor akla.

Ancak, suclu oldugunu varsayalim, olayin uzerinden 2 yil gecmis ve hic bir sey bulunamamis. Dolayisiyla yakalanmayacagini, geri donmekten kacinmasi icin hic bir sebebi olmadigini dusunmus olabilir di mi? http://www.wweek.com/editorial/3012/4734/ yazisina gelen son cevap cok anlamli. Diyor ki, "Ted Bundy, Green River ve Oregon'lu Cesar Barone'u hatirlayin." Bunlar seri katiller. Iyi aile babasi, dindar, mustesna insanlar olarak bilindikler etraflarinda ve bu kimliklerini bazen 25-30 yil saklayabildiler en yakinindaki insanlardan, esinden dostundan...

Kanit o kadar guclu ki, Deniz'in kendini savunacak bir tarafi kalmamis. Durum bu iken 'ama tuzak kuruldu' filan pek ikna edici degil. Onumuzde vahsice oldurulen bir genc kiz ve DNA ile kanitlanmis bir suc var. Roller degisse, genc bir Turk kizi oldurulse ve bir Amerikali'nin DNA eslestirilmesi suclu oldugu iddia edilse, yine ayni tepkiyi mi verir misiniz arkadaslar?

- * -
Bir de son zamanlarda yakalanan "BTK" Katili Dennis Rader var: Bind - Torture - Kill "Bagla - iskence et - oldur". 1974 - 1991 arasinda 10 kisiyi oldurmus. Sadece yakalanisindan bahsedecegim. Dennis Rader yillardir arada bir polise ipuclari gonderiyor. 2004 yilinda, ilk cinayetinin 30.yil donumunde polise 'disket gondersem izini takip edebilir misiniz?' diye soruyor. Polis te 'hayir' diyor (Bana cok garip geldi, katil polise mi guveniyor?)

Neyse, BTK icinde mesajlarinin oldugu bir disket gonderiyor. Polis hemen Microsoft Word metadata bilgilerini kullanarak, dokumanin en son kim tarafindan kaydetildigini (bu kolay) ve disketin bir kilise bilgisayarinda yazildigini buluyor (bunu tam nerden buldular aciklanmamis) ve google'dan Dennis ve kilise baglantisini buluyorlar....

1 2 3 Dort

Bezen'e havale ediyordum genelde ama bu sefer Dilayra'nim ailece sobelemis bizi. Iyi piki cevap veriyorum...

YAPTIGIM 4 IS:
Insaat Muhendisligi yaptim saysam mi kendimi (Yuksel Insaat Saudia)?
Ya da Web Tasarimciligi, BIM Yoneticiligi? (Yuksel Insaat),
Kullanici Destegi? (Siemens Business Systems / Morgan Stanley),
Yazilim Destegi, Sistem Yoneticiligi? (Goldman Sachs)
Ucundan tuttuk bir seylerin iste...

DEFALARCA IZLEYEBILECEGIM 4 FILM:
Love Actually, Blues Brothers, Pink Panther. Niye 4 yahu?

YASADIGIM 4 YER:
  • Trabzon
  • Ankara
  • Riyadh
  • New Jersey

IZLEDIGIM 4 TV PROGRAMI:
Ufff ben TV izlemem, 4 zor be! Neyse, hadi zorlayalim bari: Hala goz ucuyla Seinfeld & CSI xxx, Prison Break (ara verildi 4 gozle bekliyos) vee Sports Center diim.

TATIL ICIN GITTIGIM 4 YER
  • Cancun (Meksika)
  • Punta Cana (Dominik Cumhuriyeti)
  • Rio (Brezilya)
  • Buenos Aires (Arjantin)

EN SEVDIGIM 4 YIYECEK:
Kesin bir hatun baslatti bu isi :) Aman aman yiyecek duskunu degilim. Mumkunse Yuksek Protein, dusuk Karbonhidrat lutfen.

HER GUN ZIYARET ETTIGIM 4 BLOG:
Sagda listemizde yer alanlara bakiyorum. Onlarin disinda RSS Reader kullanarak takip ettigim, ghacks.net, InsideGoogle, LifeHacker, SlashDot, Bink.nu ve son zamanlarda Freakonomics gibi tonla blog var...

HEMEN SIMDI OLMAK ISTEDIGIM 4 YER:
Bulundugum yerden bir sikayetim yok :) Havalar soguk, Rio ya da Buenos Aires'e hayir demezdim. Cok secici olmayalim, Guney Amerika kabulumdur.

EBELEDİĞİM 4 BLOGGER:
  • Ehhe, ben yazayim ama cevap gelir gelmez bilemem. Arta kalan zamanda doldurmasi dilegiyle Figen Bilir.
  • Yildizli Blog'da hala bir sey gormedigime ebelendiyse bile ben yeniden ebeliyorum Yildiz Ozturk.
  • Issevenler'in isi cok ama eglence olarak gorurler artik. Ben Zeren'i ebelemis olayim, Bezen de Hakan'i.
  • Simdi misil misil uyuyor ama son bir gayret Tolga Sevinc'i bir daha zorlayalim, belki 'yoldan cikar' :)

Pazartesi, Şubat 27, 2006

Aklima takilanlar...

Yazayim diyip bir turlu oturup (desem yalan olur bilgisayarin basindan kalktigim nadir bir durum) yazamadigim seyleri toparlayip kisa kisa yazacagim...

Oncelikle, Cin tarihi hakkinda yazdigim yazidan sonra isimsiz biri bir mesaj birakmis, "Cinliler Turkleri parcalamak icin ne oyunlar oynadi..." falan, filan gibi bir mesaj. Sildim. Ben tarihe merakliyim, diger kulturleri, milletlerin kokenini, bakis acilarini, tarihlerini merak ediyorum. Ogrendiklerimi de buraya yaziyorum. Kendim, dostlarim ve faydalanmak isteyen herkes icin. Yanlis bir bilgiye isaret ederseniz, yaziya katkida bulunacak bir bilgi sunacak olursaniz sevinirim. Insanlarin bilip bilmeden, okuyup anlamadan, ilkokul uydurmasi dolduruslarlarla Turkluk hakkinda konusmasina alistim ama buram buram irkcilik kokan mesajlarin blogumuzda isi yok. Biline...

- * -
1965 dogumlu Monaco Prensesi Stephanie, 1982'de annesinin oldugu kazada arabadaymis (arabayi onun kullandigi da iddialar arasinda). Bu olaydan cok etkilenmis ve yarin olecekmis gibi yasamaya baslamis. Pop sarkiciligi da o donem denedigi seylerden biri.

1986-87'de Universite sinavina hazirlanirken, Trabzon'da Modern Fen Dershanesine gidiyordum. Orda tanistigim arkadaslardan biri bana onun kasetini odunc vermisti, gayet begenerek dinlemistim.

Sanirim 1996 idi. Riyadh'ta bolca yaptigimiz gibi muzik dukkanlarini geziyor, yeni cikan, kapagi boyali, sansirden gecmis CD'leri dinliyorduk. Ayni kaseti gordum, aldim. 10 yil onceki gibi Irresistable'i zevkle dinledim. Ancak n'olduysa tasinma, su bu derken arada kayboldu, gitti...

Ustunden bir 10 yil daha gecti, alt.binaries.sounds.mp3 newsgrouplarini tararken aklima takildi. Bakindim bulamadim. Google'da bakindim ve bir sayfa buldum. Bazi sarkilarin tumunu koymuslar. Sever misiniz bilmem ama fleur du mal, dance with me, young ones everywhere gibi parcalari nostaljiyle dinliyoruz...

- * -

Oldboy 2003 Guney Kore yapimi bir film ve baktigimda imdb.com'daki yorumlar oldukca pozitif ('yilin filmi' gibi) idi ama bazen oldukca yuksek not almis filmleri hic mi hic begenmedigim oluyor.

Neyse, biraz gec bir saatte oturup izlemeye basladim. Filmin ilk 5 dksinda Polis istasyonunda, surekli problem cikartan inatci ve asi, sarhos bir adami (Oh Dae-Su) izlemek bunaltici geldi. Sonra Oh Dae-Su kaciriliyor ve film birden ilginclesiyor. Bu hapis 15 yil suruyor.

15 yil sonra kendini ozgur bulan Oh Dae-Su'nun aklinda tek bir sey vardir: 15 yilin intikamini almak. Ancaaaak, Oh Dae-Su'nun cilesi henuz bitmemistir...

Film harika! Filmde pek cok duygu ama ozellikle intikam duygusu inanilmaz carpici bir bicimde isleniyor. Filmin sonunda yazilarla birlikte baslayan muzik cok hosuma gitti ve hemen dilime takildi. Tabii gece gece 2 saat ne oldugunu bulmakla ugrastim ("Last Waltz") . 4 seasons haric tum sarkilar bu film icin yazilmis, albumu de cok begendim ama "Last Waltz" hepsinden guzel.

- * -

Orkut'ta tanistigim Can Balcioglu'nun cektigi harika fotograflari http://www.pbase.com/canbalci adresinde gorebilirsiniz. Zamaniniz yoksa bile en cok gezilenlere bir goz atin derim. Cok hos!

- * -

Yaklasik 2 ay once okudugum (dinledigim) iki ekonomist, Steven D. Lewitt ve Steven J. Dubner'in yazdigi Freakonomics kitabindan aklimda kalanlari hala buraya yazmadim ama bari bu arada Freakonomics sitesinin adresini vereyim dedim. Siteye uye olmaniz ya da RSS araciligi ile bloglarini takip etmeniz mumkun.

Pazar, Şubat 26, 2006

Subat da Bitti


Yine hizli bir hafta gecirdik. Bu hafta aksamlarin cogunu disarida gecirince butun isler haftasonuna kalmisti. Ev islerine pek istekli oldugum soylenemez. Eh oyle olunca tabi ki daha eglenceli alternatifler cikinca isler bir koseye atiliveriyor tarafimdan hemen. Evet, yine kaldilar:) Bu hafta mi? Kismet:))) Cumartesi sabah pek sevdigimiz bagel'cimiza kahvaltiya gittik. Her haftasonu ordayiz aslinda, take-out icin. Cumartesi pazar sabahlari hic aksatmadan genelde kapiya kadar uzanan kuyrukta yerimizi alip, taze ve sicak bagellarimizi evde demlenen caya yetistirip kahvaltimizi ediyoruz. Kasabanin en tutulan bagelcisi bu, her zaman sira var, ari gibi calisiyor icerdekiler. Bu haftasonu Ilkay ve Sibel'in de yolu bizim tarafa dusunce kahvaltiyi orda ettik.

Yine Cumartesi, dort yildir yapamadigim seyi yaptim: Rutherford kutuphanesine uye oldum. Burda kutuphaneler coook guzel. Kitap, dergi, cd, dvd, ne ararsaniz var, ortam cok sicak ve hizmet super. Buraya ilk tasindigimda elimde kira sozlesmem kutuphanenin kapisina dayanmistim ama uyelik icin ev adresine adima gelen bir faturayi gormek istiyorlardi, kira sozlesmesini kabul etmediler ve uye olamadim. Sonra da usendim tekrar gitmeye, onunden gectigim zamanlarda da fatura olmuyordu yanimda haliyle, kaldi. Elif ve Simon da uye olmaya karar vermisler, onlar hadi diyince benim de aklima dustu yeniden ve kutuphanin yolunu tuttuk hep beraber. Artik Rutherford kutuphanesinden de audiobook alabilecegim:)

Bu haftasonu uzun zamandir (hakkaten uzun ama, 1.5 yil falan bile olmus olabilir) gorusemedigimiz (ara sira bir yerlerde karsilasip ayakustu sohbet ettik tabi ama onlar sayilmaz) Ersin, Sibel, Semra ve Levent'le bir araya geldik. Konusacak cok sey birikmis tabi.

Daha bahsedecegim seyler ve son seyrettigimiz iki filmin yorumu var ama artik onlar da onumuzdeki gunlere kalsinlar. Uykum geldi:))

Çarşamba, Şubat 22, 2006

Kitap: From Yao to Mao - 5000 yillik Cin Tarihi (MO.2500-MS.250)


Son dinledigim kitabin adi "From Yao To Mao Chinese History of 5000 years". Kitap Milattan once ilk Cin Kralliklarindan baslayarak teker teker tum Cin hanedanliklarini anlatiyor. Tahmin edebileceginiz uzere inanilmaz genis ve ozetlemesi bile cok cok uzun surecek bir kitap. Dolayisiyla ben, bende en cok iz birakan kisimlarindan bahsedecegim. Cin Hanedanliklari (Chinese Dynasties) ile ilgili oldukca genis bir kaynak, elbette Wikipedia'da var.

M.O. 1500 yillarindan once yazili bir tarih yok, o donem neolitik donem olarak adlandiriliyor ve cesitli "Bilge Krallar" ile ilgili Cin Mitolojileri var. Buna mitolojilere gore ilk krallardan birinin adi Yao! Kitabin adindaki Yao burdan geliyo, yoksa basketbolcu Yao Ming'den degil (ancak Ming Hanedanligindan yeri geldiginde bahsedecegim). Go oyununu icat eden kralin da Yao oldugu rivayet ediliyor.

Ilk Cin Kralligi Sanhuangwudi, MO 2205'de yerini Xia Dynasty'e birakiyor (Sia seklinde okunuyor X harfi- S degil alfabemizdeki kuyruklu S). MO 1523'de onlardan bayragi Shang Dynasty aliyor. Buraya kadar Kral Cin Ulkesinin tek hakimi. Tum bu hanedanliklarda krallar "Oracle Bone" denilen kehanet kemikleri vasitasiyla atalari ile iritibata gectiklerini iddia ediyorlar. Bu kemigin uzerine bir soru yazip ozel bir sekilde kiriyorlar ve evet ya da hayir seklinde bir cevap cikartiyorlar kemigin kirildiktan sonraki sekline bakarak. Detayli sorular soruyorlar, ornegin 'bu yil urun gecen yildan daha iyi olacak mi?" seklinde, aldiklari cevaplari kaydetiyorlar ve sonra gerceklesip gerceklesmedigini de kaydetiyorlar. Ayni soruyu tekrar tekrar soruyorlar bazen ve tahmin edebileceginiz gibi farkli yanitlar aliyorlar. Mesela 10 kere sorup 8 kere evet cevabi almislarsa, cevabi "evet" kabul ediyorlar. Iste atalari ile konusabilme kabiliyeti hanedanliklarinin var olma belgesi olarak goruluyor. Ancak Kral belki etrafindaki 100Km.lik alana direkt hukmedebiliyor, oysa o zamanki Cin Kralligi bile oldukca genis bir alana yayili. Vilayetlere atatiklari Valiler vergi toplayip Krala gonderiyor ama bir sure sonra topladiklari verginin git gide daha buyuk bir kismini kendilerine ayirip daha azini Krala gondermeye basliyorlar. Son olarak bu donemde krallik direkt babadan ogula degilde ailenin en yaslisina geciyor. Yani oguldan once amcalar kral oluyor. Daha sonraki hanedanliklar bunu degistiriyorlar.

Daha sonra MO.1122 yilinda Ji ailesi yeni bir kavram ortaya atiyor "Mandate of Heaven" nasil cevirmeli bilmiyorum ama mantik su. Kral "son of heaven" olarak goruluyor ve eger Kral iyi bir Kral degilse birileri "artik Mandate of Heaven bende - yonetim hakki benim" diyerek onu devirmeye - isyana - gidebiliyor. Eger Kral gucunu koruyabilir, isyani bastirirsa, bu hakki iddia edenin aslinda bu hakka sahip olmadigi dusunuluyor. Ancak eger Krali devirmeyi basarirsa, o zaman Kral gercekten de "Son of Heaven" olmayi hak etmiyormus deniliyor. Boylece Ji ailesi Krali devirmeyi planliyor ve tam 3 kusak planli bir sekilde hareket ediyorlar. Sonucta da amaclarina erisip M.O.1045 civarinda, cok kanli bir savas sonrasi Zhou Dynasty'i (Chow diye okunuyor) kuruyor. Bu Cin tarihindeki en uzun (yaklasik 900 sene) suren hanedan.

Baslarda Krallar Cin ulkesini siki denetim altinda tutuyor. Yonetim seklide soyle: Toprak Krala ait. O aristokratlara topraklari dagitiyor, onlarda koylulere kiraliyor (Avrupadaki feodalist sistem gibi) . Krallar halk ile baglantili ve topraklarin dagitilmasi konusunda etkinler. Ancak sonralarda Krallar sarayda buyuyor ve pek ulke ile ilgilenemez hale geliyor. Valiler gucleniyor ve her ne kadar sembolik olarak Krala bagli kalsalarda kendi Vilayetlerinde kendilerini Kral ilan ediyorlar ve oyle davraniyorlar. Asil Kral buna izin vermemesi gerekirken olan bitene goz yumuyor. Sonrasinda bu kucuk kralliklar birbirleri ile savasa tutusuyor ve 250 krallik yuz yillar suren savaslar sonrasi once 50'ye iniyor. Daha sonra Qin (Cin diye okunuyor ve bugun ku Cin adi burdan geliyor, sebebini yazacagim) Kralligi, militarist yontemleri ile yavas yavas diger kralliklari yutmaya basliyor.

Zhou Hanedanligi doneminde, ulkeyi ve kralliklari yoneten bir okumus burokrat yonetici kesim var (literati). Bunlar bazen birden fazla kralliga hizmetlerini sunuyorlar. MO. 450 yillarinda bu yoneticilik isine girisen okumus takimdan birini adi "Konfucyus". Ancak Konfucyus istedigi gibi basarili bir yonetici olamayinca, ogretmenlik yapmaya basliyor. Konfucyus, ulkenin neden bu hale geldigi konusunda kafa yoran insanlardan biri ve insanlar arasindaki iliskilerin bu kaosu yarattigi sonucuna variyor. Dolayisiyla bu iliskileri duzenleyen Konfucyus Prensiplerini uretiyor ve ogretiyor. Pek cok valinin cikip kendini Kral ilan etmesinin yanlis oldugu fikrinden yola cikarak Yonetici ile Yonetilen, Baba ile ogul, Baba ile anne, Buyuk kardes ile kucuk kardes, ve arkadas ile arkadas iliskilerinin nasil olmasi gerektigini yorumluyor.

"Kendine yapilmasini istemedigini baskasina yapma" (Altin Kural - Golden Rule), "her gun, hayatinda daha once hic calismamissin gibi calis, "atalarina saygi duy", "aile iliskileri herseyden hatta devletten bile once gelir" (bunla ilgili bir anektod var: bir mahkemede bir adamin oglunun babasinin bir koyun caldigina saitlik etmesini Konfucyus yanlis olarak niteliyor), anne ve cocuklar babayi saymali, saygi gostermeli gibi Cin halkinin kabul ettigi degerleri vurguladigi icin pozitifist Konfucyus ogretileri (aslinda din filan degil) Cin halki tarafindan kabul goruyor.

Ayni donemde Konfucyus'un pozitifist yaklasiminin tersine, Lao-zi ve onun kurdugu Taoism buyuyor. Taoism'de onemli olan 'yol'. Bu yol kavrami bugune degin Cin'lilerin (ve Tayvanlilarin) hayati algilayis bicimini kavramak acisindan onemli ama tarifi zor (bizdeki onemli olan bir yere varmak degil yolculugu yapmak dusuncesi gibi). Cokta karisik bir konu ama yaklasimlarindaki negatifligi, pasifistligi ve niye Konfucyus karsiti oldugunu anlatmaya calisayim. Tao'ya gore insan her seyi bilemez, o yuzden bir seyi daha iyi yapmaya, degistirmeye kalkmamali. Herseyi bilmedigi icin daha iyi yapmak yerine kotu sonuclara varmasi ihtimali daha yuksektir. Insanlar yerini bilmelidir. Lao-Zi'ye gore insan olaylarin gidisatina ayak uydurmali, nehirle birlikte akmali. Yan koydeki kopegin havlamasini, horozun otmesini duydugun ama oraya gitmek yerine yerinde kalmayi sectigin, kucuk bir koydeki hayat Tao'ya gore ideal yasam sekli. Elindekilerle mutlu ol, diger koye gitmeye kalkma. Niye gideceksin ki? Horoz ve kopek kendi koyunde de var. Bir duzenin varken birakip bilinmeyene gitmek niye?

Tabii atalara saygi gibi pek cok ortak kavramlarda var her ikisinde. Cesitli iddialar var, Tao'cular, Konfucyus ile Tao'nun bir araya gelip munazara yaptiklari ve Tao'nun Konfucyusu perisan ettigini iddia ediyorlarmis. Her ikisi ve ogretileri hakkinda tonla kitap yazilmis (matbaanin olmadigi bir donemden bahsediyoruz). Krallar ozellikle 'bir sey yapmamayi ogutleyen Tao'culuk yerine' caliskanligi ogutleyen Konfucyus ogretilerini benimsemis ve yayilmasini saglamislar.

Onlardan daha sonra, kralliklar arasindaki savas hali devam ettiginden Sun-Tzu, gibi savas sanatini yucelten, dusmanlarini askeri guc kullanmadan alt etmeyi anlatan ogretiler pek bir talep gormus (halen de goruyor ya). MO 450 -250 yillari arasinda boyle pek cok Cin ve dunya tarihinde iyi bilinen filozof yetismis. Bunlarin hepsi o okur-yazar 'yonetici' tayfasindan cikmis

Neyse, Qin hanedanligindan bahsediyorduk. Sonucta MO. 255 yilinda Qin Hanedanligi diger kralliklari yutmus ve Qin Shi Huang (adamin adi Shi Huang) kendini "imparator" (Shi Huangdi - Ilk Imparator) ilan etmis. Cin tarihinde o gune kadar hep Kralliklar var, o gunden sonra Cin Imparatorluk kavramini kazaniyor (Ondan sonraki imparator ikinci imparator olarak adlandirilacak Er Shi Huangdi).

Qin hanedanligi Cin'i butunlestiren ilk hanedanlik oluyor. Yalniz hemen bahsetmem lazim 'hukukculuk' (legalism ) anlayisini benimsemis bir hanedan bu. Ancak hukuk bizim anladigimiz gibi humanist bir hukuk olmaktan cok uzak, seriata benzer bir sey. Onceki ornekte koyunu calan koylunun kolu kesiliyor. Cezayi hafifletilecek hic bir sebep taninmiyor ve deniliyor ki kanun bu, bunu biliyor ve yapiyorsan cezasina katlanacaksin. Ancak kanunlari 'herkese' uygulamalari ile un saliyorlar. Yani, adam vali imis filan dinlemiyorlar. Ulkeyi tek para piriminde birlestiriyorlar. Daha once cesitli kralliklar oldugu icin ornegin at arabalarinin aks uzunluklari birbirinden farkli, dolayisiyla yollarin genisligi de farkli. Tek bir aks uzunlugu olacak (ve tabii ki bu Qin bolgesinde kullanilan aks uzunlugu) diyorlar ve bunun gibi ne kadar farklilik varsa ortadan kaldiriyorlar. Galiba 17 yasinin ustundeki tum erkeklerin bir yil askerlik yapmasini da zorunlu hale getiriyorlar.

Cin duvarinin da ilk temelleri, sehirlerin etrafina yaptiklari duvarlar ile onlarin zamaninda atiliyor. Ancak, legalismi tek resmi ideoloji yapmak istediklerinden daha once ogretilen, Konfusyus vs. gibi ne kadar ideoloji varsa hepsini gommek icin tum kitaplari yakiyor ve bu ogretileri bilenleri olduruyorlar.

Yine Cin tarihinde ilk defa, hukumdarlik babadan ogula degil de 'hakeden oldugu icin bir baska aileye geciyor'. Ulke sinirlarini genisletmek icin komsu ulkelerle bitmez tukenmez savaslara da girisiyorlar. Qin hanedanliginin bu astigi astik, sert tutumu onlari savasta disiplinli yapip ulkeyi birlestirme yolunda onlara onemli avantaj saglarken, baris halinde ters tepiyor ve bitmeyen savaslar, imparator icin yapilan Terracotta Army gibi inanilmaz insan kaynagi isteyen kolelik uygulamalarina dayanamayan halk ilk imparatorun olmesinin ardindan isyan ediyor.

Daha once Qin ordusunda generallik yapmis Xiang Yu, zayif ikinci ve cesitli daleverelerle onun oldurulmesinin ardindan ucuncu imparator Ziying'i alt edecek gibidir. Ancak garip bir sey olur: Liu Bang adinda bir gardiyan tutuklulari tasirken bir sabah tutuklularin bir kisminin kactigini farkeder. Qin hanedanliginda af yoktur ve oldurulecegini bilir. Dolayisiyla o da isyanci olur. Daha sonra zeki manevralarla yukselir ve gucune guc kadar.

Xiang Yu elinde firsat varken Liu Bang'i oldurmez (Feast at Hong Gate) ve daha sonra tutustuklari ilk savasi kazanir ama Liu Bang geri cekilirken ekmek ureten bir koyu ele gecirir ve askerlerini doyurup, takviye eder. Xiang Yu'nun askerleri ise yorgun ve actir. Gucunu yeniden toplayan Liu Bang Xiang Yu'nun geri kalan ordusuna saldirir ve orduyu yokeder. Ardindan 7-8 yil daha savaslar surer ve sonucta Liu Bang (Han Gao Zu olarak biliniyor) baskenti ele gecirir ve MO. 202 yilinda 400 yil surecek Han Dynasty'i kurar.

Han Hanedanligi, Qin Hanedanligi ve oncesindeki Zhou Hanedanliginin sentezi bir hanedanlik olarak oldukca basarili olur. Sinirlar genisler. Konfucyusizm yeniden canlanir. Topu topu 42 yil suren Qin hanedanligi sirasinda binlerce kitap yakilmis, ulkenin kulturel mirasi oldukca buyuk bir yara almistir ama Han Hanedanligi devasa bir girisimle tum eski kitaplarin yeniden yazilmasini saglar. Elbette, farkli insanlar farkli hatirladigi icin pek cok ogretide catallasmalar olur. Ilginctir, bugun Cinliler kendilerine "Han Tebasi/ Han Halki" diyorlar. Bu, bugunku Cin halkinin %95'ini kapliyor (bazi azinliklar bu tanima girmiyor).

Han Hanedanligi, Cinin Kuzeyindeki bolgede yasayan savasci (akinci) Xiongnu ile kimi donem savasir ancak daha cok prenseslerini evlendirerek, git gide artan haraclar vererek baris icinde yasamaya calisir. Xiognu diye bilinen ve Turkce kokenli bir dil konusan bu gocmen topluluk (Cin kayitlarina gore ilk Cin Kralligi Xia Dynasty torunlari sayiliyorlar yalniz Cinli tarihciler, o donem asyada yasayan tum topluluklarin Cin asilli oldugu iddiasindalar) bugunku Mogolistanda yerlesmis durumda idi ve tarihte oldukca onemli bir yerleri var. Cunku, Milattan sonra 250 yillarinda nedeni bilinmeyen bir sekilde Orta Asyadaki gocmen halklar 4 bir tarafa dagilirlar. Turkler'in bir kismi Cinin kuzeyine dogru inerler ve cok guclu, savasci bir topluluk olan Turkler, asagilara indikce Xiangnu'ya yasam alani kalmaz ve 10larca suren bir gocten sonra Avrupa topraklarina varir ve Hun olarak adlandirilirlar. Yaa iste boyle. Wikipedia'dan alip tepeye koydugum Cin haritasi Han donemine ait, buyuklukleri hakkinda bir fikriniz olsun diye. Bugunluk bu kadar.

Pazartesi, Şubat 20, 2006

Yasasin Uc Gunluk Haftasonlari:))


Noel, yilbasi ve sukran gununu saymazsak yilda bes kere uc gunluk haftasonumuz (long weekend) oluyor. Cok kiymetliler bizim icin, pek heyecanlaniyoruz yaklastiklari zaman. Bagimsizlik gunu, isci bayrami gibi gunler bunlar, en guzel yanlari da mutlaka pazartesi ya da cumaya gelecek sekilde ayarlaniyorlar. Onceki yillarda bu uc gunluk tatillerde sehir disinda bir yerlere gitmek icin ugrasirdik. Son iki yildir kalkismiyoruz bile, cunku bu haftasonlari her yer cok cok pahali oluveriyor birden bire. Diger haftasonlari $50'ye kalabileceginiz oteller bu uzun haftasonlarinda bir anda $200 falan oluveriyorlar. Bile bile lades demenin anlami yok ki. Otobanlardaki trafik de cabasi (bir arkadasimiz normalde 3.5-4 saat olan NJ-Washington DC arasini yaklasik 7 saatte gidebilmisti bu long weekendlerin birinde). Zaten iki gunmus uc gunmus farketmiyor, haftasonlari hep coook cabuk geciyor, hep hicbirsey yetistirilemiyor:)

Bu haftasonumuz ozel bir haftasonuydu aslinda. Cumartesi aksami can arkadaslarimiz Sibel ve Ilkay'in birinci evlilik yildonumlerini kutladik. Gecen sene bu zamanlarda konvoy halinde Virginia yollarindaydik demek ki. O zamandan bu yana bir yil gectigine inanamiyorum. Zaman bu kadar hizli gecmesin artik, surda 33'ume 2 hafta kalmis zaten, bu kadar hizli yaslanmak istemiyoruuummm. Neyse konuyu dagitmayayim, yildonumlerini disarida kutlama onerimizi kabul etmeyen arkadaslarimiz bizi evlerine mangala davet ettiler. Etler superdi. Hangi yuzun ne kadar pisecegini saniyesine kadar takip eden Ilkay'i mangal gurusu ilan etmek istiyorum huzurlarinizda. Steakler muh-te-sem-diler. Benim oyle koca bir steak'i tek basima yemem pek mumkun degildir, nereye gittigini anlamadim bile, o kadar yumusaktilar. Ellerine saglik Ilkaycim. Sevginiz, mutlulugunuz hep daim olsun canim arkadaslarim.

Pazar gunu Yagmur ve Engin yemege geldi. Aksam NBA all star maci vardi, onu seyrettik. Macin bu haftasonu oldugunu bilmiyordum. Eskiden basketbol maclarinin cogunu izlerdim, ozellikle de favori takimim Los Angeles Lakers'in maclarini ama bayagi bir suredir hic mac izlemiyorum. Oynamayi birakinca izlemeyi de biraktim galiba. All star maci bayagi zevkliydi gerci. Ozellikle son cegregin ikinci yarisini hop oturup hop kalkarak, dogu (east) karmasinin kazanmasini umarak seyrettik veee kazandilar:)) Sonrasinda iddiali bir okey karsilasmamiz oldu: kizlara karsi erkekler. Daha ilk turdan erkeklerin gozunu korkutup kacirmayalim diye onlara avans verdik bu oyunu:)))) (oyle tabi, hic itiraz etmeyin ordan:)))) Kazandigimizda ne isteyecegimize karar verir vermez ikinci oyun icin karsilarinda olacagiz:)))

Bu haftasonu hic film seyretmedik, bizim icin biraz olagandisi bir durum. Cok yogun haftasonlarimiza bile 1-2 film sikistiriyoruz genelde. Ben biraz Sex and the City seyrettim ama bugun (4-5 bolum). Favori dizilerimden biridir Sex and the City. Butun sezonlarinin DVD'lerini aldim, hepsini de izlemistim zaten ama ilk sezonlari seyredeli bayagi bir zaman gecmis oldugunu farkettim ve ilk sezondan itibaren yeniden izlemeye basladim. Unuttugum bolumler cikiyor arada, izlemesi cok zevkli. Bugun ikinci sezonu bitirdim. Bir de ucuncu sezonu izleyecegim bir ara, digerlerini zaten hatirliyorum.

Çarşamba, Şubat 15, 2006

Pek muhim: Linkler mevzusu :)

Bu blogun bize en buyuk faydasi, esimizin dostumuz, ozellikle de Turkiye'de biraktigimiz ailemiz, akrabalarimiz ve arkadaslarimizin gunluk hayatimizdan haberdar olabilmesine olanak tanimasi. Maalesef size cok yakin insanlarla araniza mesafe girebiliyor. Sonra bir araya geldiginizde ne olmus ne bitmis nasil anlatacaksiniz?...

Istiyoruz ki hayatimizdan haberdar edebildigimiz arkadaslarimizin hayatini da biz takip edebilelim. E-maille, IM'le telefonla vs. bu is olmuyor. O yuzden herkesi blog acmaya tesvik ediyoruz.

Blog acmak 5 dk.lik is. Asil onemlisi o blogu guncel tutmak :) Arkadaslarinizin bloguna gittiginizde, onlarin diger arkadaslari ne yapiyor diye merak edip LINKS bolumune bakiyorsunuz. Bu yuzden blogu guncel tutmak kadar linklerin guncelligi de onemli.

Velhasil bu yuzden, daha once ekleme sirasina gore dizdigimiz linkleri yeniden duzenledik ve sayfalarini surekli guncelleyen arkadaslarin linklerini yukariya tasidik. Guncellenmeyen linkleri ise bir sure sonra en alttan baslayarak silecegiz. Umuyoruz en alttaki tembel kardislerimiz de artik bloglarini guncellemeye baslarlar. Hadi ama!

Kitap: Zero: The Biography of a Dangerous Idea

Charles Seife'nin "Sifir" adli kitabini dinledikten sonra sifir hakkinda hic bir sey bilmedigimi farkettim. "Bildigim tek sey hic bir sey bilmedigimdir"(Sokrates) gibi bir sey oldu bu :) Yazar bir yazilim hatasi sonucu bir modern bir savas gemisinin aniden durmasindan bahsederek kitabina basliyor. Programcilarin "Division by zero" (0'a bolme) hatasi olarak bildigi bu hatadan baslayip binlerce yil geriye gidiyor ve 0'in yolculugunu dinliyoruz.

Kitap inanilmaz surekleyici ve lise, universitede okudugumuz tum matematik ve fizik dersleri bu kitapla anlam kazandi desem yalan olmaz. Bence tum okullarda bu kitap okutulmali ki cocuklar ogrendikleri konunun onemini kavrayabilsinler. O kadar guzel bir kitap!

Nerden baslasam neyi aktarsam bilemiyorum... Tarihte Misirlilarin matematik ve ozellikle geometride iyi oldugunu biliyoruz. Neden peki? Ihtiyactan elbette. Nil'in tasmasi sonucu her yil arazilerin sinirlari ortadan kalkiyor ve neresi kime aitti belli olmuyor. Bu sorunu cozmek icin geometrik cozumler uretiyorlar. Misirlilarin sayi sisteminde 0 yok, cunku guncel bir ihtiyac degil. Ornegin 0 tane elma var demiyoruz, elma yok diyoruz.

Daha sonra Yunanlilar onlardan ogrendiklerini gelistiriyorlar. Pythogoras (Pisagor - approximately 569 BC475 BC)'in urettigi fikirler daha sonra Johannes Kepler tarafindan Gunes Sistemini tanimlamakta kullaniliyor. Notalari kesfediyor ve Matematige kesirleri sokuyor. Bir dik ucgende Hipotenusun uzunlugunun karesinin kenarlarin karesinin toplamina esit oldugunu buluyor (Pythagorean Theorem). Sokrates ((June 4, ca. 469 BCMay 7, 399 BC)) akilciligi, diyalektigi ve cesitli bilimleri birbiri ile baglantilamayi getiriyor batiya. Onun ogrencisi Plato ((c.427–c.347 BC) ) Sokrates'ten ogrendiklerini yaziya dokuyor. Onun ogrencisi, Bati Filozofisinin yaraticisi Aristo'nun (384 BCMarch 7, 322 BC) o donem bilinen tum bilimlerde soz sahibi oldu ve "Herhangi bir bilimsel gercekten bahsedebilmek icin, o gercegin sebebini, baslangicini bilmek" gerektigini savundu. 0 acisindan bakarsak, Aristo 0'in varligini kabul etmedi ve her seyin bir baslangici olmasi gerektiginden yola cikarak Tanrinin varligini ispatladi.

Aristo'nun bu teorisine kilise yaklasik 1400 yil boyunca sadik kaldi ve batita Matematik 0'in varligini kabul etmedikleri icin gelisemedi. Yunan doneminden aktarilan iki onemli kisi daha var. 1.si paradokslari ile unlu Zeno ((circa 490 BC? – circa 430 BC?)). 0 ve Limit kavramlarinin olmadigi bir donemde mantik ile cozulemeyecek unlu bir paradoksu kitapta dinlerken, Universitede Bilgisayar Muhendisliginde okuyan arkadaslarim Mutlu Ugursal ve Yalcin Tarkan'dan ayni soruyu duydugumu hatirladim: Kaplumbaga ile Achillies'in (Bizde galiba Ashil diye biliniyor) yarisi. Varsayalim Achillies 1m/sn, kaplumbaga ise 0.5m/sn hizinda hareket ediyor. Zeno, eger kablumbaga 1m onden baslarsa, Achillies'in asla kablumbagayi yakalayamayacagini iddia eder: 1 sn sonra, Achillies 1m asarak kaplumbaganin yaris basladigi andaki pozisyonuna gelir, ama o surede kaplumbaga yarim metre ileri gitmistir. Sorun degil, yarim saniye sonra Achillies o mesafeyi alir ama o surede kaplumbaga 25cm daha ileri gitmistir. Bu sekilde Achillies her arayi kapatmak icin hamle yaptiginda, kaplumbaga biraz daha ileri gider ve asla kaplumbagayi yakalamak mumkun olmaz(!). Oysa gercekte biliyoruz ki 2sn de Achillies kaplumbagayi yakalayacaktir ama 0 ve limit kavramlarini kabul etmeyen bati dunyasi, Aristo ogretileri ile bu soruya cozum bulamaz....

2.si ise dogdugu sehir olan Syracuse'u Romalilara karsi savunurken matematiksel cozumler ureterek tasarladigi silahlar ile unlu Arshimet ((287 BC - 212 BC)) Bizde Kimya derslerin Arsimetten bahsedilir. Hikayeye gore, Kral Arsimete tahtinin tamamen altindan yapildigini ispatlamasini ister ve banyoda sabunun suya dusemesi ile bir miktar suyu tasirdigini goren Arsimet maddenin yogunlugu kesfeder, ciplak sokaga firlayarak Euraka, Euraka (Buldum, buldum) diye bagirir...

Romalilar, sonunda Syracuse'u ele gecirir. Kacisma, kosusturma arasinda 75 yasindaki Arsimet yere oturur ve kumun uzerinde daireler cizerek bir teorem uzerinde calismaya baslar. Romali bir asker gelir ve onu goturmek ister ancak Arsimet teoremin ispati bitmedigi icin gitmek istemeyince asker Arsimet'i oldurur. Charles Seife, bu olayi aktarirken "Romalilarin Matematige tek katkisi Arsimet'i oldurmek olmustur. Bundan sonra karanlik devir basladi ve 1200'lu yillarda Hacli Seferlerine kadar matematigin batidaki gelisimi karanliga gomuldu" diyor.

Bu donemde Yunanlilarin en buyuk rakibi bugunku Iran ve Irak topraklarina denk gelen bolgede hukum suren Persler idi. Persler Matematikte 0'i bulan ve kullanan ilk kavim. Persler sayi sistemi olarak 60lik duzeni kullaniyorlardi. Bugunku saat, dakika hesabi bu donemden gelme imis. Aristo'nun ogrencisi Buyuk Iskender, Persleri maglup eder ve Hindistan'a kadar gider. Yunanlilar 0'i kullanmamaktadir ama Hintliler, bir yandan Aristo'nun ogretilerini alirken bir yandan da Perslerden 0'i alirlar. Daha sonra Islam dunyasinin Hindistan'i fethi ile Arap dunyasi 0'i (sifr) Hintli'lerden alir. Hacli savaslari sirasinda da 0 (zephr - zero) Fibonacci ((Pisa, c. 1170 - Pisa, 1250)) sayesinde bati dunyasina yol alir. Ancak 0'i kabul etmeyen, yoktan var olmayi reddeten, dolayisiyla yaraticinin varligini ispatlayan Aristo ogretilerine siki sikiya sarilan kilisenin de baskilari ile bati 200 yil daha 0'i goz ardi eder...

Bu zinciri Galileo Galilei ((Pisa, February 15, 1564Arcetri, January 8, 1642)) kirar. Gelileo matematige 0'in ikiz kardesi sonsuzluk ile calisabilmeyi getirir. Onun ogrencisi Evangelista Torricelli, sonsuzluk kavramini gelistirerek Cebrail'in borazani (Gabriel's Horn) olarak bilinen sekli icat eder, hacim ve yuzey alani hesaplamalarina buyuk katkida bulunur.

Kitap bu hizla devam ediyor ve Newton'dan Einstein'in izafiyet teorisine ve gunumuzde Hawking'e kadar matematik, fizik ve astonomideki gelismeleri, coktan unuttugum imaginary sayilari, Descartes'in Kartezyen tablosunu icadi vs. gibi ogrenciligimde ogrendigim bilgileri, kara delik, big-bang gibi bir parca duydugum kavram ve teorileri ve bazen de string, M-teorileri gibi hic duymadigim teorileri birer birer anlatiyor. Tabii her seferinde 0 ve sonsuzlugun bu kavramlari nasil etkiledigi, yuz yillarca dogru diye bilinen teorileri nasil param parca ettigini guzelce acikliyor... Kesin alip okuyun. ISBN 0140296476

Film: Fear and Trembling & Transporter 2

Fear and Trembling (Stupeur et tremblements) oldukca ilginc bir film. Basroldeki Sylvie Testud'i Jenseits der Stille (Beyond Silence) filminden hatirliyoruz. Konumuz, Japonya'da dogup kucukken Belcika'ya donen Amelie'nin tekrar Japonya'ya donup devasa bir Japon sirketi olan Yamamoto'da 1 yil calisacaktir. Amelie'nin yaptigi her sey, hatta mukemmel Japoncasi bile basina dert olur. Yasadiklarina tahammul edebilecek herhangi birini tanimiyorum. Aslina bakarsaniz, filmden anliyorsunuz ki Japon olmayan birinin o firmadaki calisma satlarina dayanabilmesinin imkani da yok.

Amelie attigi her adimda birinin ayagina basar, hayranlik duydugu Japon kulturunun mukemmel simgesi olarak gordugu muduresi ile arasi bozulur ve sonunda duse duse en son 7 ay tuvaletleri temizler. Ancak filmi anlatmamin imkani yok, anlamaniz, o kulturubir parca taniyabilmeniz icin filmi gormeniz gerek :) 8/10

Jason Statham, benim aklimda Snatch. filmindeki 'Turkish' (my family named me after a plane crash - Ailem adimi bir ucak kazasindan esinlenerek koydu) olarak geliyor. Ilkini seyredip gayet iyi bir aksiyon filmi olarak gordugum Transporter serisinin ikincisi Transporter 2, bence ilkinden de guzel bir film.

Filmde her ne kadar, son zamanlarda ozellikle James Bond filmlerinde gormeye alistigimiz savasci/kotu kadin, fidyeci kotu karakter, Rus biyolojist vs. vs. gibi kliseler olsa da Transporter benim gozumde hos bir aksiyon filmi. Hii, bir de arabanin altindaki bombadan kurtulmak icin yaptigi bir manevra var ki muhtesem yapmislar. Gusel, gusel! 7.5/10

Salı, Şubat 14, 2006

Raki, Sarap, Meze ve Kar


Cumartesi aksami Elif-Simon ikilisi raki sisesinde balik olmaya davet ettiler bizi. Ben anason kokusuna hala alisamadigim ve yaklasamadigim icin sarap icinde yuzmeyi tercih ediyorum. Elifcim birbirinden guzel mezeler hazirlamis. Insanin arkadaslarinin arka sokakta oturmasi cok guzel birsey, kim sofor olup icmeyecek derdi olmadan yuruye yuruye gittik. Eda-Murat ve Boston'a gidecekken kar yuzunden son anda vazgecen Ilkay-Sibel, o aksam beraber oldugumuz diger arkadaslarimiz. Simon bizi tekilayla karsiladi. Ben sadece Jose Cuervo aliyordum ama saniyorum artik Don Julio ile donusumlu girecekler eve, tadi cok guzeldi.

Fotograf makinasinin kartini evde birakmisiz ne yazik ki, hic resim cekemedik. Murat'da da maikan varmis allahtan, o cekti hepimizin yerine. Gecemizin anlam ve onemi canim arkadasim Elif'in green cardini almis olmasiydi. Ne kadar surer, ne olur derken basvurduktan 7-8 ay sonra karti aldi, cok sevindik. Ben bu islerin icindeyim, sure bana bile cok kisa geldi. Islemlerin biraz duzeliyor olduguna hakkaten inandim boylece.

Elif Turkiyeden bu gelisinde sanat muzigi cd'leri getirmis: Avni Anil, Yesari Asim Ersoy, Sekip Ayhan Ozisik...Sevdigimiz sarkilari hatirladik yeniden, eslik ettik, dansettik, saatin kac oldugunu unuttuk hatta, neyse ki alt kattakilerden gurultuye dair bir sikayet gelmedi.

Ciktigimizda kar yagmaya baslamis, kartopu oynanacak hale bile gelmisti. Digerleri arabalarina dagilirken ufak capli bir kartopu savasi yaptik. Bu yil kis bahar gibi geciyor (aman nazar degmesin diye gordugum her tahtaya vuruyorum, simdi de vurayim tik tik tik). NY/NJ tarihinin en sicak ocak ayini gecirmis. Bu kar icin 25-30 cm olabilir deniyordu ama pazar aksami kar durduktan sonra aciklandi ki 67 cm yagmis. Bu da NY icin bir rekor, tarihinin en fazla kari yagmis New York'a. Boyle en'ler arasinda gidip gelmek urkutuyor beni, doganin dengesi iyice bozuluyor artik sanki.

Pazartesi, Şubat 13, 2006

Film: Noi & Kontroll

Iceland'de film yapsalar icinde ne olur? Evet, dogru tahmin ettiniz bol bol kar. Acilis sahnesinde Noi, yataktan kalkar, kapiyi acar. Karsisinda kapi yuksekliginde kar vardir. Yahu insanlar niye boyle bir yerde yasar diye sorasi geliyor insanin...

Neyse, filmin konusu Noi adinda bir genc. Aslinda tam olarak konu ne derseniz bilmiyorum. Noi, babaannesi ile yasayan degisik ve aslinda oldukca zeki bir cocuk ve sik sik okulu asiyor. Taksicilik yapan hafif ayyas, hayattan bezmis bir babasi var. Kasabada yapacak pek bir sey yok. Bir gun benzincide calisan bir kizla tanisiyor. Birlikte Hawaii'ye gitmeyi hayal ediyorlar. Sonunda Noi okuldan atiliyor. Biraz daha yazarsam filmi seyretmis kadar olacaksiniz. Evet, yani o kadar duragan bir gidisati var ama garip bir sekilde sikici degil 7/10.
Kontroll, tamami Budapeste metrosunda cekilen bir film. Galiba 1997 idi (hah bunu dedim ve hatunla 10 dk. yilini tartistiktan sonra pasaporta bakip yili tespit ettik:1999 imis), Budapeste'ye gitmistik. Metro'daki yuruyen merdivenler urkutu gelmisti. Ustten baktiginizda asagiyi gormuyordunuz sanki. Ustelik cok hizli hareket ediyorlardi. Gittigimiz grupta bir kac yasli teyze yuruyen merdivenin hizina ayak uyduramayip duser gibi olmus zar zor tutabilmistik. Baslamisken bir baska animizi da yazayim. Yine otelden cikip sehir merkezine gitmeye karar verdigimiz gun, metroya indik, bilet alacak yer ariyoruz. 2 tane gorevli gorduk, onlara soralim dedik. Bunlara "Kontroll" deniyormus. Yanlarina gittik, bilet nerden alabiliriz diye sorduk. Velhasil Ingilizceleri kirik dokuk pek anlasamiyoruz:
- "Biletiniz yok mu?" diye sordular.
- "Yok, bilet alacagimiz yeri ogrenmek istiyoruz sizden" dedik.
Pasaportlari istediler. Haydaa dedik ama gosterdik. Adamlar pasaportlari aldi ve "biletiniz yok ceza odeyeceksiniz" dediler. Tepemiz atti, derdimizi anlatmaya calisiyoruz, yok. O arada farkettik, trenden inenlerden bazilarina rastgele bilet soruyorlar. Olmayan biri daha cikti. Ingilizce'de biliyor. Evde unuttuk, dinlemiyorlar ama isim var cezayi odeyecegim dedi. Onun araciligi ile derdimizi anlattik ama adamlar dinlemiyor, para istiyor. Parasinda degiliz de adamlarin turist oldugumuzu gore gore, belki de Turk oldugumuz icin killik yaptigina kanaat getirip odememeye karar verdik. Bezen, adamlarin "dur, mur" demesini dinlemeyip gitti, otelden bir gorevli ile geldi. Adam "kontroll" leri ikna etti, biletimizi alip sehre indik. MEger Budapeste'de bilet kontrolu rastgele yapilan bir sey. Dolayisiyla kimileri bilet almiyor, ama yakalanirsa cezasi var.

Neyse, donelim filme. Film iste bu kontroll denen elemanlari konu aliyor. Metro'da cesitli tipleri goruyoruz. Bir de katil var, tam tren gelirken birilerini raylara itip olduruyor. Kendileri de ucuk kacik tipler olan Kontroll'lerin dayak yemeleri, birbirleri ile itisip kakismalari, yolcularla cekismeleri vs. guzel bir kurgu ile anlatilmis. Hos bir film. 7.5/10

Pazar, Şubat 12, 2006

Kitap: Teacher Man


Teach Man, Angela's Ashes ile Pulitzer odulu kazananIrlanda asilli Amerikali Frank McCourt'un New York'un cesitli okullarinda ogretmenlik yaptigi 30 yili anlattigi kitabinin adi. Ben tabii ki audiobook'unu dinledim

Okulun ilk gununde sinifta kavga cikar ve ogrencilerden biri digerine sandovicini firlatir. Sandovic, ogrenmenimizin onune duser, o da sandovici alir ve yer! Mudur kapiya dayanir ve uzun uzadiya, ogrencilerin onunde yemek yemesinin yanlis oldugunu anlatir! Kitapta Frank McCourtun bunun gibi bir suru hikayeyi Frank McCourt'un uysal, esprili dilinden dinliyorsunuz.
Frank McCourt siradan bir ogretmen degil. Ogrencilerini seviyor, onlari anlamaya calisiyor. Onlari derslere baglamak, Ingiliz edebiyatini ogretmek icin pek cok degisik yollar deniyor ve bu yuzden de sik sik okul mudurleri ile basi derde giriyor.

18 ay birlikte calistigim Irlandali mudurume kitaptan bahsettigimde, "aa evet biliyorum. Angela's Ashes'i yazmisti. Benim kasabamdan, Limerick'ten ama orda pek sevilen biri degil" dedi. Nedenini sordum. "Cunku, Limerick kucuk bir yer. Herkes birbirini tanir. Frank kitapta isimleri aynen kullandi o insanlar hala orda, onlar yasamiyorsa bile akrabalari, cocuklari orda ve yazdiklari bu insanlari dogrudan etkiledi" dedi. Sanirim bundan sonra Angela's Ashes'i ve 'Tis 'i bulup okumam gerekecek cunku bu kitaba bayildim.

Film: Empire of the wolves & Ilya 4-Ever


Empire of the Wolves (L'Empires Des Loups) iki saat uzunlugunda ve bir kismi Fransa bir kismi Turkiye'de gecen karisik bir film. Jean Reno 3 Turk genc kizin feci bir sekilde oldurulmesini arastiran genc bir polise yardim eski bir polisi canlandiriyor. Once Fransa'daki Turk mafyasindan supheleniliyor ama daha sonra gelisen olaylar isin cok daha karisik boyutlarda oldugunu gosteriyor. Bu arada paralel olarak, hafizasini kaybeden Anna adinda genc bir Fransiz kizinin gecmisini arayisini goruyoruz. Yine gelisen olaylar, Anna'nin olaylar ile baglantisini ortaya koyuyor. Dedigim gibi konusu karisik, cekimleri cok guzel bir film...7.5/10

Lilya 4-Ever (Lilja 4-Ever), hazin bir oykuyu anlatiyor. 16 yasindaki Lilya'nin tek arkadasi Volodja adinda genc bir cocuktur. Lilya'nin annesi ABD'ye goc eder ve Lilya'yi kaderine terkeder. Aclik ve sefalet icinde yasamaya calisan, kendini satmak zorunda kalan Lilya, Andrei adinda bir gencle tanisir.

Andrei, Lilya'ya kendisi ile birlikte Isvec'e gelmesini teklif eder. Maalesef Lilya'yi cok daha kotu gunler beklemektedir...7.5/10

Çarşamba, Şubat 08, 2006

Gezi Notlari V - Buenos Aires


Bitti valla, bu son kisim:)

Recoleta

Bayildim ben buraya. Yemyesil bir yer. Heryerde belli ki ozenle bakilan agaclar var. Uzun, birbirine bitisik apartmanlarin boylu boyunca uzanan balkonlarinda mutlaka cicekler var. Super bir goruntu. Ve burda cok aradigim birsey: buyuk yesil agaclarin golgesi altinda ayak altinda olmadan disaridaki masalarda oturabileceginiz zarif kafeler (burdakiler ayak altinda hep ve kucuk). Ne yesek nerde yesek diye bakinirken ici son derece zarif ve luks gorunen, ust katinda cok sik ve yasli kadinlarin ickileri esliginde konken oynadigi, alt katinda calan hafif muzik esliginde yemek yiyebileceginiz ve bizim icin en onemli seylerden biri olarak Ingilizce konusan bir garsonu olan Café Victoria’nin disaridaki masalarindan birine kurulduk. Orada uc kisi icin, sarap dahil yedigimiz mukellef yemege gelen hesaba ufak capli bir sok gecirdik. New York’da en kotu steak restaurantinda o paraya bir kisi zor yemek yer. Bir de garsonumuz oranin luks ve pahali yerlerden biri oldugunu soylemez mi. Eh, uzun sureli bir tatil yapmak sart oldu orda artik:)

Cementario de la Recoleta

Ben boyle mezarlik gormedim. Oldukca buyuk bir alani kapliyor ve birbirine bitisik irili ufakli mozalelerden olusuyor. Her mozale bir aileye ait, ailenin adi on kisimda yaziyor.Bu mozalelerin bazilarinda bir aile bazilarinda ise birkac kusak birden yatiyor. Mozalelerin hepsinde asagiya inen merdivenler var (mozalelerin bir kisminda asagida birkac kat oluyormus). On taraftaki camlardan bakildiginda asagidaki tabutlar gorulebiliyor. Bazilari cok temiz ve bakimli, bazilarindaysa orumcek aglari kaplamis her yani, toz icinde. Giris katlarinda da en az iki tabut, haclar, ikonalar, bazen o kisilere ait fotograflar, ve taze cicekler var. Eva Peron’un mezari da orada.

El Tigre

Parana nehrinin olusturdugu deltaya kurulan bir yerlesim yeri burasi. Parana, Latin Amerika’nin en uzun ikinci nehri. Parana nehrinin tasidigi 90 milyon ton sediementasyon (tortu) yilda ortalama 50 cm’lik bir toprak olusturuyor ve bu sayede olusan cesitli adaciklar var. Iste Tigre de bunlardan biri. Adini, eskiden habitatlari bu delta olan ama simdi yokolmaya yuz tutmus bir kaplan turunden, Yaguarete’den almis.Nehrin iki tarafinda kimi buyuk kimi kucuk, kimi cok guzel kimi eh iste cok sayida mustakil ev var. Yemyesil her yer.

Adada yol olmadigi icin ulasim sudan yapiliyor. Biz de tekne gezisi yaptik nehirde. Her evin bir teknesi var tabi ki. Bakkal teknesi var mesela, bir tane gorduk gecerken. Yiyecek, icecek, cesitli seyler satiyorlar. Birsey almak isteyen olursa ya kendi teknesiyle yanasiyor, ya da onlar o evin kiyisina yanasiyorlar. Taksi teknesi, otobus teknesi, polis teknesi, ambulans teknesi gibi cok cesitli amaclara yonelik tekneler varmis. Hatta adanin tek okuluna ogrenci tasiyan servis tekneleri bile var:)) Kaptanimiz civardaki evlerin cok ucuz oldugunu cunku bakiminin cok masrafli oldugunu soyledi. Rutubet yuzunden yilda birkac kez boyatmak gerekiyormus en basitinden.

Donus yolunda oldukca buyuk, hangar gibi bir bina vardi. Ici irili ufakli tekne doluydu, onunde de bir suru tekne vardi. Burada evi olanlarin hepsi surekli burada oturmuyormus, bir kismi sadece haftasonlari ya da tatillerde geliyormus. Iste onlar da giderken teknelerini bu tekne parkina birakiyormus, gelince de aliyorlarmis. Resmini cekemedik ama tipki burdaki ranza tipi otoparklarda oldugu gibi tekneler ust uste yerlestiriliyordu, seyretmesi cok zevkliydi.

Tango

Arjantin’e gelinir de tango izlemeden donulur mu. Bizce de donulmezdi ama ne izleyecegimizi secmemiz bayagi zor oldu. Her yerde var, her cesidi var. Sonunda Esquina Carlos Gardel'de karar kildik. Restaurant Arjantin'in unlu tango sarkicisi Carlos Gardel'e ithaf edilmis. Kapida karsilanisimizdan baslayarak her sey cok guzeldi. Genel olarak memnun kalmadigimiz tur rehberlerimiz burda kocaman bir arti aldilar bizden, yerimiz gayet iyiydi. Kenarda, hafif yuksekce, loca havasinda olan masalardan biriydi bizimki. Hem sahneyi hem de restaurantin geri kalanini tamamen gorebiliyorduk. Geleneksel ve modern tangodan orneklerin yeraldigi sov cok iyiydi. Bazi danscilara hayran kaldim. Yemekler cok iyiydi, sarap sinirsizdi. Nasil olsa otele donus icin otobus bizi gelip alacak oldugundan biz de icmekte sinir tanimadik:)) Sevimli garsonumuz bardaklarimizi hic bos birakmayarak bize yardimci oldu:) O guzel sov da Adil'i tango dersi almaya ikna etmeme yetmedi yalniz, bu sevdadan vazgecmem gerekecek galiba, orda bile ikna edemedigime gore...

Buenos Aires'den sectiklerim bu kadar. Gitmisken, et seviyorsaniz eger, Arjantin'in unlu asado'sunu (bir cesit steak) yemeyi ihma etmeyin. Ben biraz yagli buldum gerci. Abasto alisveris merkezini mutlaka ziyaret edin. Birsey almayacak olsaniz bile kafanizi bir uzatin iceri, cok guzel bir yer. Isil isil . En ust kati cocuklar icin oyun alani olarak ayirmislar, o kadar guzel ve ilginc oyuncaklar vardi ki cocuk olasim geldi. Ilk kez kosher McDonalds'i da bu alisveris merkezinde gordum. Amerika'da cok yahudi var, ama burda kosher McDonalds'a hic rastlamadim. Haa bir de bir turlu icemedigimiz mate var, bir cesit cay. Geleneksel dediler, Arjantinliler icer dediler, bircok kisinin de elinde gorduk ama bir turlu bulup da icemedik. Kesin vardir diye daldigimiz kafelerin hepsinden eli bos ciktik. En sonunda bir tanesi eskiden cok icildigini ama artik pek icilmedigini o yuzden de satan yer bulmamizin zor oalcagini soyledi. O icenler de kendileri yapiyormus genelde. Satilan aparatlarindan da almadik. Aramaktan da vazgecmezdik ama suremiz bitti.

Pazartesi, Şubat 06, 2006

Bir Super Bowl, Iki Dogumgunu, Uc Film


Bu haftasonuna bayagi bir sey sigdirmisiz sanki:) Arada yazacak vakit bulamadik ama, hepsi bugune kaldi. Bu haftasonu burasi icin coook onemli bir haftasonuydu. Nedeni de Super Bowl - Amerikan Ulusal Futbol Ligi'nin (NFL) sampiyonluk maci. Thanksgiving'de bile sokaklar bu kadar bosalmiyordur herhalde. En cok bira tuketimi de sanirim yine bu pazar yapiliyordur. Bizde de gelenek oldu artik super bowlu bir araya gelip tavuk, pizza, bira ve sarap esliginde izlemek. Eda-Murat ikilisi projektorleri ile en buyuk ekran kategorisinde birinci sirada olduklari icin bu onemli macin evsahibi de onlar oldu. Mac baslamadan yarim saat kadar once yemeklerimizi ickilerimizi almis televizyon karsisina yayilmistik. Amerikan futboluyla hiiiic ilgili degilimdir aslinda, biraz da vahsi ve urkutucu geliyor bana 250-300 poundluk adamlarin birbirlerini ezmeleri, super bowl'a olan ilgim daha cok reklamlari yuzunden. Ama bu sefer maca da sardirdim. Cenem durmadi zaten mac boyu. Hic bir kurali bilmiyorum ya, niye ordan 3 puan aldilar, neden faul, bu nasil oluyor, o niye oyle...Her turlu spor dali kurallari dalinda uzman arkadasimiz Ilkay bikmadan sabirla yanitladi tum sorularimi:)) Sagol Ilkaycim, sayende biraz anladim neler dondugunu:)

Super bowl bu kadar onemli olunca mac sirasinda, aralarda gosterilen reklamlar da bir o kadar onemli oluyor. Tum reklamlar yeni, bazilari sadece orda gosteriliyor ve bu konuda da ciddi bir rekabet var. Inanilmaz da pahali bu reklamlar, 30 saniyesi 2 milyon dolar diye duydum. Rakamlara bakar misiniz.

Iki dogumgunumuz vardi bu hafta. Kabilemizin en genc uyesi Mina 1 yasina basti Cumartesi gunu. Ufakliklarin ne kadar cabuk buyuduklerine bir kez daha hayret ettik. Ne zaman gecmis bir yil. Her yil arkadan gelen bir bebek daha oluyordu, ilk kez bu yil bebek bekleyen arkadasimiz yok. Diger dogumgunu cocugu da 33. yasini bu aksam surpriz bir parti yaparak kutladigimiz Charles (bakiniz tepedeki resim). Parti surpriz oldugu icin Charles'i caktirmadan en kolay nereye gotururum diye dusunen esi Mina, isyerlerinin altindaki Chelsea Market'dan bir bar secmis. Asagilara indigimizde 7. Avenue'nun ilerisine pek gitmedigimizden olsa gerek -hos yukarilarda dolanirken de durum pek farkli degil - haberimiz bile yoktu boyle bir pasajin varligindan. Bar da bir kasabin arka kismi, ilginc degil mi. Arkada bar oldugunu bilmiyorsaniz gecip gidersiniz cok buyuk ihtimalle kasabi gorunce. Mina uyarmasa ben de gecer giderdim kesin. Charles cok sasirdi, gercekten guzel bir surpriz oldu. En guzeli de sanirim kizkardesinin bu parti icin Washington D.C.'den kalkip gelmesiydi.

Film performansimiz bayagi dusmustu son zamanlarda. Arayi biraz olsun kapatmak icin haftasonuna uc de film sikistirdik. Bir Fransiz: Jet Lag (Jean Reno ve Juliette Binoche), bir Taiwan: Wedding Banquet (Dion Birney, Mitchell Lichtenstein), bir de Fransiz/Japon filmi: Fear and Trembling (Sylvie Testud, Kaori Tsuji). Onlari da en kisa zamanda yorumlayacagiz.

Perşembe, Şubat 02, 2006

Off be Orkut!

Gecenlerde bir yazi girdim buraya "Orkut duzelmis" diye. Sen misin diyen 1 aydir catir cutur kiriliyor alet. 2 tiklamanin birinde sunucu gocuk cevabi geliyor. Google adina utanc verici bir durum; bir turlu adam edemediler...

Neyse sinirlenecek sey mi yok? :) Aksam is cikisi Londra'dan gelen bir arkadasla ISE'ye gittik. ISE japon bari, is yerine yakin ve ortami harika bir yer oldugundan bolca takiliyoruz. Ordan China Town'a gectik. Bizim ofisteki Cinlilerin birinin evinde Texas Hold 'em poker oynadik. Klasik agresifligimle 1.5 saat sonra 3. buy-in den sonra yeter dedim. Merakli olmak iyi bir sey degil pokerde. Bir iki kere cok iyi kagitlara ragmen kaybettim. Gecenin sonucu 30$. Yeni bir kac cocukla tanistim, eglenceli bir aksam oldu.

Çarşamba, Şubat 01, 2006

Microsoft'tan Manzaralar...

Google Maps uzerinde calisan milyon tane application yazildi. Bazen ilginc neler var diye bakiyorum. Okudugum bir habere gore Google, New York'taki buyutec (zoom) seviyesini 2 kat daha arttirmis amma ve lakin Microsoft'un ki cok daha guzel. Bizim ofis binasinin resimlerine baktim, harika:

http://local.live.com/?v=2&sp=aN.40.705122_-74.005210_GS_
Soldaki menuden Bird's View secin...

[Guncelleme]
Oldu olacak bizim apartmani da bulalim dedik:
http://local.live.com/?v=2&sp=aN.40.832597_-74.106555_Ev_


Salı, Ocak 31, 2006

Kahvalti ve Monopoly


Cumartesi Enginlerdeydik. Engin evin yolunu o kadar guzel tarif etmisti ki gps’i acmaya gerek bile duymadik. Tabi tarifi yorumlayan co-pilotun da arada sagina soluna ozellikle exit numarasina bakan cinsten olmasinda fayda var:) Benim gibi ilk Nanuet levhasinda exit numarasina falan bakmadan cik komutu veren bir co-pilotla pek kolay bulunmuyor yollar, netekim kaybolduk:)) Engin sagolsun geldi kurtardi bizi. Ama ama nerden bilebilirdim ayni kasabaya giden 2 exit oldugunu.

Gune mukellef bir kahvalti ile basladik. Hani bir kus sutu eksikti denir ya, iste o cinsten. Belki o bile vardi ama her bir kosesi dolu, uzayip giden masada gorememis olabiliriz. Zira ben kendi adima o kadar ac olmama ragmen hepsinden yiyemeyecegim bariz oldugu icin secim yapmaya calisiyordum. Bir saat falan surekli yedik sanirim ama kalktigimizda masadan pek birsey eksilmis degildi:)

Kahvalti toplanir toplanmaz tavlalar acildi. Yanyana dizilen uc tavlada zar tutanlar ve tutamayanlar ortaya cikti. Tavla oynamayanlar X-Box'da futbol oynayip araba yaristirdilar. Uzun zamandan sonra ilk kez monopoly oynadik. Monopoly deyince aklima hep Haluk ve Ilker de varken bizim evde sabahlara kadar oynadigimiz ve nerdeyse birbirimizi bogazladigimiz borsa geliyor. Gun icinde aksamki oyun icin turlu stratejiler cikarilirdi, bir ciddiye alirdik ki oyle boyle degil. Neyse gunumuze donelim, cekismeli gecen ilk oyunu Adil, ikinci oyunu Baran kazandi. Nasil ev alirim, otel kurarim, , kac atarsam kira vermeden kacarim hesabi yapmaktan yorulup acikinca Yagmur'un dumani ustunde tuten nefis boregi, kisiri ve Engin'in sef unvanini tasdikledigimiz kofteleri yetisti imdadimiza.

Gozumuzu oyun burumus, ustune bir de okey oynadik. Ayni gun icinde bu kadar cok sey oynamamistim sanirim:) Aralarda da bos durmadik tabi. Caylar gitti kolalar geldi, biralar gitti margaritalar geldi. Yanlarinda bilimum cips, findik fistik vs yendi...Cok eglendik, vaktin nasil gectigini hic anlamamistik gece 1'de eve donmek uzere yola koyulurken.

Cuma, Ocak 27, 2006

Tanisma Partisi


Carsamba aksami New York’da buyuk finans sirketlerinde calisan Turklerin tanisma partisinde Bar Room’daydik. Benim isyerime cok yakinmis aslinda bu bar ama hic dikkat etmemistim daha once. Iki katli barin ust kati tamamen bize ayrilmisti. Organizasyon isini ustlenen Gilda’yi guzel yer secimi ve o kadar insani basariyla bir araya getirdigi icin tekrar tebrik ediyorum. Toplamda kac kisiydik tam bilmiyorum ama rahat 80 kisi vardi. Lise sondan arkadasim Asli ile ilk bizim lisenin New York'daki kurufasulye gununde karsilasmistik birkac yil once. Sonrasinda gectigimiz haftalarda Fredericks’de ve bu Carsamba da Bar Room’da bir araya geldik yeniden. Sonucta uzak sayilmayacak yerlerde calisiyoruz ama bir turlu ayrica gorusme firsati yaratamamistik simdiye kadar, iyi oldu. Eski tanidiklardan birkac kisiyi gorduk, yeni birkac kisiyle tanistik, e-mailler telefonlar alindi verildi, biraz icildi, godfather kokteyli cok sevildi daha daha icildi ama her bardakta aclik kendini biraz daha hissettirdi.

Isten cikip direkt gittigimiz icin birsey yememistik. Aclik iyice durtup de cevremizdekileri yuruyen sushiler olarak gormeye baslayinca 9 gibi ordan ayrilip sevgili arkadaslarimiz Engin ve Yagmur’la karsi sokaktaki Suhsi You’ya gittik. Favori sushicilerimden diye demiyorum:) cidden cok guzel yapiyorlar, baliklar cok taze, hersey cok lezzetli. Karnimiz da doyunca mutlu mutlu evin yolunu tuttuk.

Kitap: The 2nd Coming of Steve Jobs

Bugun Disney ile Pixar'i satin almasi ile ilgili haberleri degisik bir gozle okudum. Cunku Alan Deutschman 'in, The second coming of Steve Jobs adli kitabinda tam da Pixar ile ilgili bolumu bitirdim, ogrendiklerim hala aklimda taze...

Aslinda bu kitabi henuz bitirmedim; cunku sadece spor yapmaya gittigimde dinliyorum ve isten gucten bu aralar bunalmis vaziyetteyim; becerebilirsem ancak haftada iki kere gym'e gidebiliyorum.

Bu arada bitirdigim diger kitaplari yazmaya basladim. Bir tek Freakonomics kaldi. Onu biraz daha vaktim bol oldugunda yazmak istiyorum; cunku harika bir kitap, hakkini vermek lazim.

Neyse, isten yorgun argin gelip bir iki saat sizinca, gecenin bu vakti (3am) uyku tutmadi tabii. Bloglara bakayim dedim ve Figen'in blogundan benden once kitabi dinledigini ogrendim. Harika anlatmis, mutlaka okuyun. ISBN: 0767904338

Perşembe, Ocak 26, 2006

Kitap: Our Endangered Values (Tehlikedeki Degerlerimiz)

Jimmy Carter, 1924 dogumlu 1977 - 1981 yillari arasinda Amerikan Baskanligi yapmis, demokrat bir devlet adami. Adini duyuyordum ama bu kitap ve daha sonra hakkinda okuduklarim ile daha iyi fikir sahibi oldum.

Once biraz kitaptan ogrendiklerimden bahsedeyim. Kitabin basinda uzunca bir sure Carter, dini inanclarindan ve bu inanclarin yasamindaki etkilerinden bahsediyor. Kitaptan ve sonra okuduklarimdan, oldukca koyu bir Hristiyan oldugunu ogreniyoruz.

Ancak Carter, devlet ve din islerinin birbirinden ayri tutulmasi gerektigine ve bu ikisinin birbirini manupule etmesi ile cok kotu sonuclar ortaya cikacagina inaniyor. Kendisi de koyu dindar olmasina ragmen 'Fundementalist' olarak niteledigi, 'ben hakliyim, Tanrinin yolundayim o zaman digerleri haksiz, onlarda benim dedigim gibi olmali' diyen, kadinlara ve kendisi gibi olmayanlara asagi ve kiymetsiz insanlar gozu ile bakan bu kesimin git gide Cumhuriyetci partiyi ele gecirdiginden ve Bush ile zirveye cikan bu durumun Amerikan ve tum dunya halklari icin felaket getirecek bir yol olduguna, Amerikan degerlerinin cignendigine inaniyor ve nicin boyle dusundugunu sayisiz ornekle acikliyor.

Jimmy Carter, bugun din adina yapilanlarin cogunun kutsal kitaplarda yazilanlarin secilerek kullanilmasiyla bir temele oturtuldugu ama bu temellerin kutsal kitaplardaki baris, sevgi, saygi, yardimseverlik, hosgoru gibi ana temalardan cok uzak fundementalist kavramlara dayanan, insanliga zararli isler oldugunu anlatiyor.

Din ozgurlugunden yana oldugunu anlatiyor. Kendi zamaninda Cin Halk Cumhuriyeti baskani ile yaptigi gorusmelerde, kapali kapilar ardinda, Cin'in insanlarina dini ozgurlukleri geri vermesini istiyor ve yazdigina gore de Cin lideri sozunu tutuyor. Bu kismini henuz arastirmadim, Cin ile ilgili kitaplari biriktiriyorum su aralar...

Jimmy Carter 2. donem baskanligina secilememis. Iran'da Amerikan Elciligindekilerin rehin alinmasi ile dogan 'rehine krizi' ve OPEC'in baskilari sonucu kotuye giden ekonomik gostergeler, 2. donem secilmesini engelleyen bas sebepler. Ancak baskanligi esnasinda, (kitabinda dini referanslar vererek anlattigi uzere) cevre sagliginin iyilestirilmesi, rekor sayida kadin ve azinligin devlet ve yargida gorevlendirilmesi, sosyal yasamin ve egitimin iyilestirilmesi, enerji tuketiminin azaltilmasi, insan haklarinin korunmasi, dunya barisinin saglanmasi, devlet harcamalarinin kisilmasi gibi Cumhuriyetcileri deliye cevirecek pek cok iyi is yapmis.

Baba Bush'un petrol baglantilari ve Iran Krizindeki tartismali girisimleri (October Surprise kitabinda anlatildigina gore Bush-Reagan kutbu Iran'lilarla gizli bir anlasma yapip krizin son ermesini engelliyor) acaba dedirtiyor insana.

Carter, gecen yil Kuba'ya gittiginde burda ozellikle sagci medyanin simseklerini uzerine cekmisti. Kitabinda bu konuya deginiyor ve Kuba 1960'larda Rus fuzelerini getirerek ABD icin bir tehlike arz ediyordu ama o gunden sonra boyle bir durum soz konusu degil, diyor. Amerika'nin Kuba'ya yaptigi baskinin anlamsizligina ve komikligine dikkat cekerek, bu insanlara zulm edilmesinin yanlis oldugunu vurguluyor.

Carter, ozellikle Afrika'da liderligini yaptigi insani yardimlar ve hastaliklara karsi mucadelesi, eski devlet adami olarak pek cok ulke arasinda baris gorusmelerine yardimci olmasi gibi sebeplerden 2002 yilinda Nobel Baris odulu almis. Kitabi okuyunca, keske butun koyu dindarlar onun gibi olsa diyorsunuz... ISBN: 0743284577

Kitap: The Truth With Jokes(Sakalarla Gercek)

Al Franken, 1951 dogumlu yahudi bir komedyen, yazar, yapimci... O da Jon Stewart gibi koyu bir demokrat ve yazdigi esprili kitaplarda Bush yonetimi ve Cumhuriyetciler basta olmak uzere Fox gibi sagci medyayi kiyasiya elestiren yazarlardan biri.

2003'de Fox'u hedef alarak yazdigi Lies and the Lying Liars Who Tell Them: A Fair and Balanced Look at the Right (Yalanlar ve Yalan soyleyen yalancilar: Sagcilara 'Adil ve Dengeli' bir bakis). Fox news'in slogani 'Fair & Balanced' ('Adil ve Dengeli'). Al Franken bu kitapta Fox'un yalan haberlerini ve yalan soyleyen sagcilarini anlatiyor. Fox, sloganin kendilerine ait oldugunu ve izinsiz kullanildigini iddia ederek Al Franken'i dava etti ama dava temelsiz ve 'komik' bulunarak dustu.

The Truth kitabina Al Franken, secim gununu anlatarak basliyor ve hayal kirikligini samimi bir sekilde dile getiriyor. Sonrasinda John Kerry'nin nicin Bush'a kaybettigini irdeliyor ve teker teker Kerry hakkinda ortaya atilan yalan, yanlis iddialari yanitliyor.

Kitap ayni sekilde uzun suredir Cumhuriyetcilerin ve hukumetin onde gelenlerinin yuruttukleri yuzsuz kampanyalari ve yalanlari, yolsuzluklari esprili bir dille ortaya dokuyor. Dinlemesi zevkli bir kitap. ISBN: 0525949062

Neler oluyor su dunyada!

Bugun aksam isten ciktim. Her zamanki gibi iAudio'da audiobook dinleyerek metro istasyonuna dogru yurumeye basladim. Bugunlerde Amerikan Baskanlarindan Jimmy Carter'in "Our Endangered Values" kitabini dinliyorum...

Metroya vardigimda olagan disi bir kalabalik oldugunu gordum. Kulakligi cikarttim ki biri 'trenler calismiyor' dedi. Metro calisanlari ile belediye arasinda ulasilan uzlasmanin metro calisanlarinca onaylanmadigini bildigimden, yeniden bir kriz cikti sandim ama 'biri raylara dusmus, bu hat calismiyor, polis yolda' dediler.

Istasyon gorevlisine Port authority'e nasil gidebilecegimi sordum. A ve C trenleri calisiyormus. Biraz ilerdeki diger istasyona yuruyup C trenine bindim. Aksam haberlerinde olaydan bahsedildigini duydum ama nasil olmus ne olmus bilmiyorum. Tren hareket halinde iken compartmanlar arasinda gecis yapmak yasak ama kimse dinlemiyor. Umarim bir sey olmamistir...

Pazartesi, Ocak 23, 2006

Persembeden Cumartesiye

Persembeden...Sonunda Balkir'i da gozluksuzler camiasina kattik:) Adil ameliyat olduktan sonra Balkir'in da aklina yatmisti lasik yaptirmak ama bu yili beklemesi daha karli olacagi icin Ocak'a birakmisti. Burada Flexible Spending Account diye bir sistem var. Yil icindeki saglik harcamalarinizi onceden kestirebiliyorsaniz maasinizin belli bir kismini bu hesaba aktarabiliyorsunuz. (Tabi bu islem hep bir sonraki yil icin yapiliyor.) Sistemin ozelligi bu hesaba aktardiginiz paranin vergiden muaf olmasi. Bayagi karli oluyor onun icin ama yatirilacak miktarin iyi hesaplanmasi lazim cunku sadece saglik amacli ve sadece bir sonraki yil kullanabilmeniz icin gecerli. Kullanilmazsa yaniyor.

Balkir'in ameliyati persembe gunuydu. Sabah ben, Balkir, Balkir'in annesi ve onsuz arabaya binmedigim GPS'im Stahl'in Long Island'daki yerine dogru yola koyulduk. 10 dakikalik ameliyat icin 2 saat bekledikten sonra nihayet islemler tamamlandi ve gozler cizildi. Hersey yolunda gitti. Elde kalan gozluklerin cercevelerini ebay'de satsak mi Balkir:))

Cumartesiye...Cumartesi aksami sevgili arkadaslarimiz Engin, Yagmur, Berna ve Baran yemege geldiler. Arkadaslarim gelsin ben onlara yemek yapayim, bayiliyorum cok hosuma gidiyor. Su zamanlama isini ogrenemedim gitti yalniz, bir gun de misafirlerimi mutfakta panik icinde kostururken degil de hersey hazirlanmis, koltukta otururken karsilayabilecek miyim bilmiyorum:)) Yedik, ictik, bol bol sohbet ettik, cook keyifli bir aksam oldu.

Salı, Ocak 17, 2006

Ayva Ye #6 - Fas Usulu Ayvali ve Bamyali Kuzu Guveci


Memlekette ayva bulmak ne zormus yahu. Civardaki tum supermarketlere, farmers market’e vs baktim. Sebze meyve cesitleri bol olan Corrados ve Han ah Reum’da da bulamayinca New Jersey’den umidi kesip Manhattan’a yonelttim arama calismalarimi. Veee isyerimin yakinlarindaki ikinci markette zafer benimdi:) Ayvalari gorunce agzimdan istemsiz (sanirim biraz da yuksek) bir heeeyyyoo cikmis, cevredeki baslar garip garip bakarak bana donunce farkettim:)) Manhattandaki sebze-meyve fiyatlari pes dedirtiyor bu arada, bu kadar mi pahali olur, bu kadar mi farkeder fiyat.

Neyse, cok degerli ayvalarimi bagrima basip ne yapsam diye bakinirken yemek kitabi yazari Paula Wolfert’in Fas’a ait bir tarifini gozume kestirdim: Ayvali ve Bamyali Kuzu Guveci (orjinali tagine diye geciyor, bu tur yemeklerde kullanilan kaplardan yola cikarak guvec herhalde diye dusundum ama emin de degilim acikcasi, tam turkcesini bilen var mi???)

Malzemeler

  • ½ kilo cicek bamya (konserve bamya kullandim)
  • 3 buyuk ayva (2 tane kullandim)
  • 1 kilo az yagli kuzu eti (kol)
  • 2 kirmizi sogan
  • 1 cay kasigi safran (ispanyol safrani kullandim)
  • 1 cay kasigi toz zencefil
  • 1 cay kasigi kirmizi pul biber
  • 1-2 dal maydanoz (4 dal kullandim)
  • 1-2 dal kisnis (4 dal kullandim)
  • 18 dis sarmisak (10 dis kullandim)
  • ¼ kap domates salcasi
  • 1 jalapeno biberi (normal yesi biber de olur bence)
  • 1 ½ cay kasigi kimyon
  • 2 corba kasigi tereyagi
  • 2 corba kasigi toz seker
  • ¼ cay kasigi tarcin
  • tuz, karabiber, zeytinyagi

Yapilisi

Orjinal tarifin biraz disina ciktim ben. Kendi yaptigim haliyle anlatacagim, orjinalini yukarida verdigim linkte bulabilirsiniz. Ayvalari kabuklarini soymadan kesip, cekirdeklerini cikarip su dolu bir kaba koydum, en az 1 saat beklemesi gerekiyor suda. Evdeki konserve bamyayi kullandigim icin bamyalarin tepelerini kesip tuz ve zeytinyagli karisimda bekletmem gerekmedi. Kuzu etlerini kemiklerini temizletip kucuk kucuk kestirmistim, o da hazirdi yani. Bir tencerede kuzu etlerini rendelenmis 1 kirmizi sogan, 3 corba kasigi zeytinyagi, safran, zencefil, kirmizi biber, maydanoz, kisnis, sarmisaklarla karistirdim ve yaklasik 15 dakika, soganlar olene kadar arada karistirarak pisirdim. Sonra 2 kap su ve salcayi ekledim, kaynadiktan sonra kisik ateste arada karistirarak yaklasik 1 saat pisirdim. Kucuk kucuk dogradigim diger kirmizi sogani, kimyonu ve yesil biberi ekledim bu surenin sonunda, 1 saat daha pistiler birlikte. Ayrica su eklemem gerekmedi ama suyu biterse ekleyebilirsiniz. Bu arada suda bekleyen ayvalari alip bir tencerede cok az tuzlu suda pisirdim 15 dakika kadar (ayvalarin biraz yumusamalari gerekiyor sadece). Pisen ayvalarin suyunu dokmeyin, ayri bir kaba alin az da olsa bir kismi lazim oluyor. Suyu suzulmus ayvalara tereyagi, seker, tarcin ve birkac kasik ayvanin suyundan ekleyin ve hafif karamelize olana kadar pisirin, ters cevirip diger tarafi da pisirin. Ben 2 kasiktan daha az seker koydum cunku et yemeklerinde tatli tadini pek sevmiyorum. Yaklasik 2 saat kadar pisen ete bamyayi ekledim. Asil tarifte bamya kizartilip oyle ekleniyor, ben mumkun oldugu kadar kizartmadan uzak durmaya calistigim icin kizartmadim. Etler bamyayla beraber 20-25 dakika daha pistiler. Pisen yemegi tabaga koyup uzerine de kenarda bekleyen pismis ayvalari eklediginizde iste yemeginiz hazir.

Adil yemeklerde one cikan sarmisak kokusunu sevmedigi icin sarmisak miktarini az tutmustum ama tamami da konulabilirmis bence, oyle baskin bir tat falan yoktu. Bana sorarsaniz ayva sart degil bu yemek icin, ayvasiz da cok guzel bir et yemegi oluyor. Ilk yedigimde ayvalar biraz tatli geldi bana, seker miktarini daha da azaltsa miydim acaba diyordum, ertesi gun kalan yemegi ayvayla iyice kartistirip yiyince o sekerli tad hic kalmadi, daha cok hosuma gitti o sekilde.

Yine Bitti Haftasonu


Bu haftasonu 3 gunluk haftasonlarinda biriydi. Tek resmi tatillerimiz arada Cuma ya da Pazartesi olan ve haftasonunu uc gune cikaran bu tatiller, onlar da az olduklari icin pek kiymetliler. Bu yil noel, yilbasi derken bu pazartesiye denk gelen Martin Luther King Day ile birlikte nerdeyse bir ay icinde 3 uzun haftasonumuz olmus oldu, cok guzeldi:) Tabi ki cok cabuk gecti, 2 olmus 3 olmus pek farketmiyor haftasonlari hep cok cabuk geciyor. Cuma aksami Sibel ve Ilkayla isyerlerimize yakin olan Sip Sak’a gittik. Sibel’in gostermesiyle haberdar oldugum Sip Sak ayda 1-2 kere ogle yemegine gittigimiz sevimli bir Turk restauranti. Ilk kez aksam yemegi icin oraya gittik ve aksam servisinden hic memnun kalmadigimizi soylemeliyim. Sanirim ogle yemegi yeri olarak kalacak orasi.

Newark NJ’de Brezilya mahallesi var. Ilginc dukkanlar da vardir eminim ama bir turlu gezemedik orayi. Newark genel olarak oyle gezmeye gitmek isteyeceginiz bir yer degil ve biz oradaki Brasilia Grill'e yilda 1-2 kere gidiyoruz brezilina bbq icin, onda da ozellikle mi ayarliyoruz nedir her seferinde havalarin cok soguk oldugu doneme denk geliyor, disarida dolasamiyoruz soguktan ya da sagnak yagmurdan. Bu sefer de oyle oldu. Adil de asagida bahsetmis brezilian bbq aslinda cok guzel oluyor. Son gittigimizde hem acik bufe hem de etler cok guzeldi, bu sefer ikisi de kotuydu. Et cesitleri cok azdi, salata bar deseniz o da hic oyle istah acici degildi.

Orda cektigimiz fotograflardan birini Adil koymus, o yuzden firsat bu firsat yilbasindan kalan ve o zaman post etmeyi unuttugum 1-2 fotografi koydum. Fotograflar, Manhattan midtown’daki Lord & Taylor magazasinin yilbasi vitrininden. Noel-yilbasi zamani isil isil oluyor New York, magazalar daha bir ozenle susluyor vitrinlerini. En cok ilgi cekenler de Saks 5th Avenue, Macy’s ve Paul & Taylor’in vitrinleri. Benim siralamamda son yillarin degismez birincisi Lord & Taylor. Hersey o kadar ayrintili dusunuluyor ki dakikalarca ayrilamiyorsunuz bir vitrinin basindan. Macy’s ve Saks daha buyuk figurler kullanip biraz isin kolayina kaciyorlar gibi geliyor.

Pazartesi, Ocak 16, 2006

The Sopranos ve Yine Brezilya Usulu Barbeku

"The Sopranos", Turkiye'de iken izlemeye baslayip hastasi oldugum dizilerden biri. Her bolumu 50dk civarinda, sezonda 13-14 bolum oluyor. Turkiye'de Pazarlari orijinal dilinde yayinlaniyordu bir kanalda. Her hafta bir bolum. Hah iste o benim gelemedigim bir sey. Her ne kadar bolumler birbirinden bagimsiz gibi gorunse de baglantilar onemli ve karisik. Dolayisiyla, ben DVD'lerini aliyorum. Sonra bir ara oturup tum sezonu izliyorum.

Pazartesi (Hmm, Pazartesi olmus bile) tatiliz diye bu hafta sonuna niyetlenmistim. Cuma aksami isten gece 2'de eve gelebildim, sabah 8.30'da yine aradilar. Amma ve lakin ogleden sonra 5. sezona basladim ve bugun aksam bitti. Harika bir sezon olmus! [Guncelleme: Bugun okudugum bir habere gore yeni sezon martta baslayacakmis!]


Dun aksam Emine & Murat Uygur'lari gormeye gitmistik. Bugun de, Murat ve Kazakci familyasi ile gecen Nisan'da gittigimiz Brazilian BBQ restoranina gittik, ete doyduk yine. Bu tur barbeku uzerine yogunlasan restoranlara churrascarias (shuraskarya gibi okunuyor) deniliyor.

Bizim Tolga Sevinc yemek isinden gayet iyi anlar, hos anlamadigi bir haltta yoktur ya zaten :) . Brezilya'da bu restoranlara gittigimizde dumeni ona biraktik; gelen etlerden hangisinin alacagimizi o secti. En cok begendigimiz bizim tandira benzeyen bir et, galiba "Bohem" diyorlar. Neresinden? diye sordugumuzda, boyunlarini gosteriyorlardi... Velhasil, bir gun Brezilya barbekusu sunan bir yerde yemek yerseniz isteyin, acaip lezzetli bir sey...