Pazartesi, Ağustos 22, 2005

Biz Jamaicadayken:))


Yillik deniz tatillerimizi Amerikanin guneyindeki adalarda geciriyoruz. Bu yilki adamiz Jamaica’ydi. Jamaica Karayiplerdeki ucuncu buyuk ada. Ada 253 km uzunlugunda:) (kucuk adalari siz hayal edin artik). Yaklasik 2.7 milyon nufusu varmis. Ada 1962 yilina kadar Ingiliz kolonisiymis. 1962’de bagimsizliklarini ilan etmisler ama Ingilizlere bagli kalmayi tercih etmisler. Jamaica, agac ve su kenti anlamina geliyormus. Ada gercekten de inanilmaz yesil. Resmi dil ingilizce ama ada halki genelde kendi aralarinda yerel bir dil kullaniyor.

Internette okudugumuz bilimum yorumdan sonra Couples Negril’de karar kilmistik. Karayip ada gezilerimizde all-inclusive (hersey dahil) ve adult-only (sadece yetiskinler icin) resortlari tercih ediyoruz. Couples Negril de isminden de anlasilacagi uzere sadece ciftlere yonelik bir tatil koyuydu.

Couples daha once gittigimiz resortlara nazaran kucuk ama cok sevimli ve inanilmaz yesil bir yer. Odalar resortun icine serpistirilmis uc katli kucuk binalardaydi.
Bizim odamiz 1 no’lu binanin ucuncu katindaydi. Odanin balkonuna cikinca ormanda hissediyorduk kendimizi, yesillik o kadar bol ve sik ki asagisi zor gorunuyor. Daha once gormedigimiz turden buyuk yaprakli tropikal bitkiler, agaclar vardi. Kumsal beyaz kumdan olusuyor ve cok temiz. Deniz de oyle, tabani kum, temiz ve bizim icin en onemlisi sakin, dalgasiz. Amerika’da dalgasiz denize hasret oldugumuz icin tatilin cogunu kumsalda ve denizde gecirdik. Lobide iki kisilik salincaklar var. Salincaklar havuza bakiyor, onde havuz arkada palmiyeler ve onun arkasindan gorunen deniz. Sabahlari erken kalkip bu manzaranin bayagi tadini cikardim.

Ilk gun deniz aktivitesi olarak deniz bisikleti ile acildik. Resort buyukce bir koyda, 7 mil uzunlugunda kumsal ve kumsalin etrafina dizilmis cesitli tatil koyleri vardi. Kiyidan oldukca acilmistik ki hava birden karardi. Jamaica’da hergun ogleden sonra saat 2-2.30 gibi yagmur yagmaya basliyor ve 2 saat kadar yagiyor. Bu istisnasiz hergun boyle. Yagmur aylarinda cok daha fazla yagiyormus tabi. Bu bizi hic etkilemedi tabi ki, yagmurda yuzmek cok eglenceli. Fakat kiyidan bayagi acilmisken kucucuk bir aletin icinde bardaktan bosanircasina yagan yagmuru kafamiza yemek hesapta yoktu tabi ki:) Biz gule oynaya devam ederken birden bizden yarim mil ilerde, gokyuzunde kocaman bir hortum olustugunu gorduk. Hortumun ucu yerden epeyce yukseydeydi ama yonu bize dogruydu ve kacmamiz da pek mumkun gorunmuyordu. Hayatimizda hic boyle birsey gormemistik, bir an ne yapacagimizi sasirdik. Ruzgar vardi ve hortumun denize degmemesine ragmen neler yapabileceginden endise ettik. Bu arada simsekler cakiyor ve yagmur siddetini artiriyordu. Derken hortumun ucu hizla yukseldi ve 5 dk sonra kayboldu. Bizden oldukca uzakta olan bir grup da hortumun denizden su cekmesine tanik olmus. Yanimiza fotograf makinasini almadigimiz icin bayagi hayiflanmakla birlikte cabucak gecip gittigi icin rahatladik.

Kaldigimiz surece yaptigimiz bir diger deniz aktivitemiz snorkeldi. Tekne ile acildik, mercana varinca snorkelleri dagittilar ve denize atladik. Goruntuler harikaydi. Envai cesit rengarenk balik ve mercan gorebiliyorduk. Su kablumbagasi ve kucuk kilic baliklari gorduk. Yarim saat sonra tekneye ciktigimizda, herkesin yuzu guluyordu. Aksam yapilan snorkelingde daha fazla deniz canlisi gormek mumkun oluyormus, daha buyuk su kaplumbagalari cikiyormus ortaya mesela. Fakat bu aksam gezilerinden birine katilan arkadaslarimiz gruplarindaki herkesi denizanalarinin isirdigini soyleyince vazgectik. Gunduzleri buyuk denizanasi gormedik hic ama aksam cikiyorlarmis demek. Ben yeteri kadar isirildim zaten, hala kasiniyorum:)

Resortda cesitli aktiviteler var, hemen her saat bir kosede birseyler yapiliyor. Daha giris yaparken elimize haftalik listeyi tutusturmuslardi. Orda bir de doga yuruyusu vardi, ona katilalim dedik. Adi doga yuruyusu olunca biz zannediyoruz ki resortun disina cikip ormana gidecegiz, kesif yapacagiz. Heyecanla hazirlandik, yerimizi aldik.Yuruyus basladiginda daha iki metre yurumeden durdurulup bu gordugunuz cicegin adi sudur seklinde bir giris yapilinca hayal kirikligi ve muz kabugu olduk tabi. Megerse resort icindeki bitkileri tanitan bir yuruyusmus bu. Eh o da doga yuruyusu tabi ama bizim istedigimiz vahsi doga idi:) Neyse, birkac farkli bitki adi ogrendik o anlamda fena olmadi. Zaten yuruyusun yarisinda, dokununca yapraklari kapanan bir bitkinin fotografini cekmekle ugrasirken grubu kaybettik, bizim doga yuruyusu resort ici fotograf cekme isine donustu.

Sayili gun cabuk geciyor tabi, onu da yapalim bunu da yapalim derken hemen bitiverdi tatil. Alti cam tekne ile gezi, aksamustu katamaran gezisi, sabahlari kumsal boyunca yuruyus, kano, kumsalda acikhava sinemasi, yaptiklarimiz arasinda aklima gelenler. Katamaran gezisinde kalabalik bir gruptuk. Icki servisi de oldugu icin daha yoldayken sarhos olanlar vardi aramizda. Yan koylari dolasarak Pirate’s Cliff denilen, yuksek kayaliklarin oldugu bir yere gittik. Burda, asagida magaralar var, ustte de bar-café tarzi bir yer var ve ayni zamanda isteyenler cikip clifften suya atliyor. Buralar ozel yerler oldugu icin clifften atlamak da ucretliydi. Cliff bayagi yuksekti. Adil atladi ama ben maalesef onu cekemedim. Hemen fotograf makinasiyla hem de kamerayla cekeyim diye ugrasirken sonucta hicbiriyle cekememis oldum:)

Adil daha onceki postinglerden de tahmin edeceginiz uzere bu ara audiobook’lara takildigi icin gunun cogunu kumsaldaki hamaklarda kitabini dinleyip ickisini yudumlamakla gecirdi. Sabah kahvaltidan sonra ilk is kumsala inip hamagimizi, sezlongumuzu secip bayragimizi dikmek oluyordu zaten. Kumsala inenlere kirmizi bir bayrak veriyorlar. Icecek birsey istediginiz zaman bayragi dikiyorsunuz garson gelip siparis aliyor. Bayrak dikili oldugu surece garson surekli geliyor:) Muhtesem birsey bu, tembellikte son nokta:)) Bu hizmeti sonuna kadar kullandik tabi ki.

Genel olarak – gunde iki saat yagip durmasi beklenirken iki gun aksama kadar yagip kumsalda partinin ve kumsal atesinin iptal edilmesine yol acan yagmura ragmen - cok guzel ve tabi ki her tatilde oldugu gibi cok kisa bir tatil oldu.

Pazar, Ağustos 21, 2005

Jameika'dan donduk

Off yaa, Jamaica'ya Turkce ne deniliyordu diye bakindim da :)) Neyse, tatil aktivitelerimizi kaydettik ancak editorumuz (Bezen Hindistan) cok yogun! Resimler ve ayrintilar yarina...

Cuma, Ağustos 12, 2005

Diet Meselesi

Onceki yazimda South Beach Diet'ten bahsetmistim. Bu dieti gecen yil (2004) Nisan - Ekim doneminde denemistim. Sonucta saglikli diet, fiziksel aktivite ile birlikte yapilinca anlam kazaniyor. Asagida ogrendiklerimi ve tecrubelerimi ozetliyorum...

Bilmeniz gereken ilk sey su: Yedigimiz her sey kaloriye donusuyor. Teknik olarak 1 kalori, 1 gr. suyun sicakligini 1 derece arttirmak icin gereken enerji miktari. Kalori diyince aklimiza yemek ya da iceceklerden aldigimiz kalori geliyor. Ornegin bir kutu kola ictiginiz 200 kalori aliyorsunuz. Ama aslinda teknik olarak dogrusu 200.000 kalori ya da 200 Kilo Kalori! Biz genele uyup kilo kalori yerine sadece kalori diyelim.

Insan vucudu, enerji harcama konusunda oldukca tutumlu davranir! Oyleki otururken sadece kg vucut agirligi basina 26 kalori harciyor. Yani 70 Kg agirliginda yetiskin bir erkek tum gun 'oturuyor' olsa, 70x26 = 1820 kaloriye ihtiyaci harciyor.

Nefes alirken, kalbiniz atarken, beyniniz calisirken surekli kalori harciyorsunuz. Vucudunuz normal sicakligini muhafaza etmek icin de enerji harciyor. Uyurken vucut ve beyin onarim moduna giriyor, daha seyrek nefes aliyorsunuz, kalp atisiniz dusuyor; dolayisiyla daha az enerji harciyorsunuz.

Yine fiziksel guc isteyen aktiviteler icin de cok yuksek enerji harcamiyor vucut. Maraton kosan biri 1km icin 62 kaloriye ihtiyac duyuyor.

Ote yandan, sadece 1 dilim pizza yediginizde yaklasik 400 kalori aliyorsunuz. Yiyeceklerin kalori degerlerini veren tablolari internette bulmak mumkun.

Yedigimiz her seyin kaloriye donustugunu soylemistik. Soyle ki yiyecek maddeleri 4 temel ogeden olusuyor:

  • Yag: 1gr = 9 kalori;
  • Protein: 1gr = 4 kalori
  • Karbonhidrat (Seker): 1 gr. = 4 kalori
  • Su: 0 kalori
Yedikleriniz icindeki bu 4 malzemenin gramajina bakarak, kac kalori oldugunu bulabiliyorsunuz; yuksek karbonhidratli pide/ekmek gibi yiyecekleri, sekerli icecekleri ve yagli etleri yemeyi seven milletimiz her gun aldigi kaloriyi hesaplayin artik!

Vucut kullanmadigi enerjiyi, kotu gunlerde kullanmak icin yaga donusturuyor. 7500 kalori fazla biriktirdiginizde bu size 1 Kg (yag) olarak geri donuyor. Diyelim ki masa basi bir isiniz var ve vucudunuz gunde 1800 kalori tuketiyor. Ote yandan siz yedikleriniz/ictiklerinizden gunde 2000 kalori aliyorsunuz. Bu hesapla gunde 200 kalori fazlaniz var. Bu yaklasik ayda 1 Kilo, yilda 12 Kilo aliyorsunuz demek.

Fazla kilonuz oldugunu dusunuyorsunuz, peki, nasil kilo vereceksiniz? Hesap ortada, 7500 kalori yaktiginizda, 1 kilo veriyorsunuz. Iste diet muhabbeti burda basliyor. Genelde insanlar, kalorisi az yiyecekleri secip, daha az yiyerek, aldigi enerji miktarini, harcayacagi enerji miktarinin altinda tutuyorlar. Vucut, yeterince enerji alamadigi icin, yedek deposunu, yani yaglari enerjiye donusturmeye basliyor ve kilo vermeye basliyorsunuz.

Genelde sorun su ki sonsuza kadar diet yapamiyor, bir sure sonra eski aliskanliklara donup, ihtiyacinizdan fazlasini size verecek kadar yemek yemeye basliyorsunuz. Diet bir ise yaramamis oluyor!

Bu arada sunu da soyleyeyim, diet sonrasi ayni kiloya donseniz bile, tukettiginiz urunler konusunda daha bilincli oluyorsunuz. Turkiye'de maalesef her gidanin uzerinde, icindekilere dair bilgiler yer almiyor. Amerika'da ise en azindan kalori, yag, seker miktari gibi bilgiler yazili olmak zorunda. Kucuk bir kisisel ornek vermem gerekirse, kesinlikle Amerika'da 'soft drinks' denilen, kola turu sekerli icecekleri icmiyorum; bilinc altina yerlesmis, icemiyorum!

Velhasil, madem yediklerimizden kalori yukleniyoruz, az yemekle de yetinemiyoruz, o zaman ne yapacagiz?


Oncelikle, nerden ne kadar kalori aldiginizi ogrenmeniz lazim. Beyniniz, bir sayac gibi yuttugunuz her lokmanin kac kalori oldugunu ogrenmeli. Boylece gunde ne kadar kalori aldiginizi bulacaksiniz.

Sonra gunde ne kadar kaloriye ihtiyaciniz oldugunu hesaplamalisiniz (Kilo basina 26 kalori hesabini kullanabilirsiniz).

Aradaki farki gorerek, kendinizi yediklerinizi kisitlamaya baslayacak ve secmeye baslayacaksiniz. Goreceksiniz ki cogu kez gereginden fazla enerji aliyor olacaksiniz. Geriye ne kaliyor? Tek cozum, fiziksel aktivitelerinizi arttirmak, spor yaparak fazla enerjiyi yakmak. Ne yaparsaniz ne kadar kalori yaktiginizi, yine internetteki tablolardan bulabilirsiniz.

Diet meselesi konusunda " how stuff works " sitesinde cok guzel bir yazi var, ilgileniyorsaniz tavsiye ederim, okuyun!

Bu arada biz yarin sabah 6'da bir haftaligina Jamaika'ya gidiyoruz, bunca diet muhabbetinden sonra ne yer ne iceriz bilmem artik :)

Rio Carbon - Kitap dinlemek...

Bu Rio Carbon'u aldim ya, dun aksam su audiobook meselesine bir el atmaya niyetlendim... Ama once gym'de bir bir test surusu yapayim dedim. Eliptik'te gayet zorlayici bir seviyede (14/20) hizli bir tempoda (~65 rpm) 1 saat ter doktum (> 5mil, ~1065 kalori). Ustune de yarim saat agirlik calistim. Rio Carbon'un kilifi, shorta takiliyor ve bu tur fiziksel calismalarda hic rahatsiz etmiyor.

Aslinda Jay'in BBQ partisinden sonra 186 pound'u gorunce bu haftayi gym'de gecirmeyi planliyordum ama isten vakit bulamadim. Onun yerine oglenleri South Beach Diet'in meal replacement bar'larini kullandim. Sonuc fena degil; 178'e dusmusum (~4Kg).

Neyse, konumuza donersek. Kisa bir arastimadan sonra Usenet'te bir suru audiobook grubu oldugunu gordum. Nelere ihtiyac var:

1) Hizli bir Newsgroup Sunucusu
Comcast, giganews uyeligi verdigi icin, bedava newsgroup sunucularina bakmadim henuz. Giganews sunuculari gayet hizli (350-400 KB/s). Ama dun gece 1.5 GB'lik data indirince, sabah bir uyari e-maili geldi. Comcast'le anlasmasina gore ayda 2 GB'lik kotam varmis :( Bedava newsgroup sunucularini arastirmam gerekecek.

2) Iyi Bir Newsgroup Okuyucusu
Windows altinda Outlook Express bu isi yapiyor ama kotu yapiyor. Eger dosya indirecekseniz, adam gibi bir program kullanmaniz lazim. Ben epey bir program denedim. En hosuma gideni NewsLeecher! Tavsiye ederim.

Populer bir iki kitabi indirip dinlemeye basladim. Gayet hos bir tecrube. Bazi insanlari (Ornek. Bezen) araba tuttugu icin kitap okuyamiyorlar ama kitap dinlemek guzel bir cozum olabilir!

Tabii bu kitaplar 100lerce MB yer isgal ediyor, Rio Carbon sadece 6 GB oldugu icin, oyle 10larca kitabi ayni anda tutmam mumkun degil.

Son olarak, gordugum kadariyla Rio Carbon ile birlikte genel Rio Music Manager programinin ciddi eksikleri var. Kendi cd'lerimi mp3'e cevirirken "Sarkici > album > Sarkici - Sarki Sirasi - Sarki Adi" gibi bir duzende atmis ve tum tag bilgilerini doldurmustum ama internetten indirdigim mp3lerin 'tag' bilgileri yalan yanlis ama bunlari duzeltmek icin harika bir program var: Tag & Rename!

Ilk gece mp3 leri transfer ederken dikkat etmemisim, pek cok tag yanlis. Oysa tag bilgileri onemli; cunku mp3 calar bu tag lari okuyor ve ekraninda gosteriyor. Tag & Rename ile bilgisayar'da duzeltmeleri yaptim ama Rio Music Manager'da yeniden Rio Carbon'a transfer etmek istedigimde, transfer gerceklesmedi; cunku 'sarkilar ayni'.

Maalesef Rio Music Manager tag'lari duzelttigimi gormuyor; dolayisiyla cozum olarak ya Rio Carbon'a baglanip, orda elle teker teker duzeltmem ya da sarkiyi silip yeniden aktarmam gerekiyor. Ahhh, ahh!

[EK]
Asagidaki adreste, newsgrouplar hakkinda guzel bilgiler var. Nedir ne degildir diyorsaniz okuyun:
http://www.dslreports.com/faq/filesharing/4.%20Newsgroups

Salı, Ağustos 09, 2005

Yeniden Sistem Yoneticisi Oldum

Turkiye'den ayrildiktan sonra, once Morgan'da 1.5 yil kullanici destek (Floor Support) uzerine, son 1.5 yil da Goldman'da yazilim destek (Application Support)uzerine calistim. 08/08/2005 itibariyle yeniden Sunucu Sistem Yoneticiligine (Server System Administrator - SA) donmus bulunuyorum. Hafta sonu barbeku partisine katildigim Jay (asagida resmi var), yeni mudurum oldu.

Server SA grubu zaten benim grubumun hemen ayninda idi, yer degistirmem gerekmiyor. Yeni grubumda biri Cin, digeri Rus asilli 2 Linux/Unix SA var. Billy ile ben de Windows SA tarafindayiz. Bu arada bir suru yeni MS teknolojisi cikmis, yeniden yakalamak gerekecek. Velhasil, 1.5 yilda bir degisiklik iyi gelir! :)

Pazartesi, Ağustos 08, 2005

Dayanamadim aldim: Rio Carbon


Epeydir MP3 calan aletlere bakiyor ama bir turlu soyle istedigim gibi bir sey bulamiyordum. Cumartesi Jamaika'ya gidiyoruz, daha geciktirmeden bir sey bakip alayim dedim bugun ve klasik tezcanliligimla, karar vermemin aksaminda eve giderken yolumu degistirip 34. caddedeki B & H'e ugradim.

B & H, ozellikle fotograf makinesi ve kameralari ile unlu ama her tur cihazi piyasadaki en uygun fiyata vermesi ile bilinen, fabrikavari bir yer. Turkiye'den alisverise gelenler de iyi bilir.

Once iPod'lara baktim. Mini'ler hosuma gidiyor ama daha iyi ozelliklere sahip daha kucuk ve daha hos gorunumlu bir Rio Carbon varken yeterince cazip gelmedi. U2 modeli guzel geldi gozume ama etrafimda alan insanlardan biliyorum ki bu buyuklerin yuzeyi cok kolay ciziliyor ve bana da o cizik cizik goruntu batiyor. Bir de iPod'a FM radyo koymamasi sebebiylen gicigim, nokta.

Jet Audio'nun Cowon iAudio X5'ina epey bir takildim ama gosterimde modeli yokmus. 14 saat pil suresi var ve FM radyosu, ses kaydetme su bu gibi aradigim tum ozellikler vardi. Egimli goruntusu cok cekmedi.

Rio Carbon'un goruntusu cok hos. 20 saat pil suresi, kucuklugu vs. hepsi gayet cekici. Tek eksigi, FM radyosu yok! Velhasil, digerleri ile karsilastirip, radyosu olmasa da icime en cok sineni aldim. Internette 199$, B&H'deki fiyati ~190$ + vergi =~205$

30 GB'lik MP3 arsivimin ancak 1/5'ini alabilecek kapasitesi var ama cok onemli degil. Yillardir dinlemedigim n tane album var. Bir sure kullaninca izlenimlerimi yazicigim. Simdilik bu kadder!

Pazar, Ağustos 07, 2005

Gule Gule Dilara...

8 Agustos 2005 Pazar. Pazar sabahi rutinimiz belli: Parkta kahvalti :) Saat 11 gibi Riverside Parka vardik. Ilkay'la Sibel erkenci idi. Bir yandan kahvaltimizi edip, bir yandan da muhabbet edip guzel havanin tadini cikarttik.

Bir ara bisikleti ile ter atmaya cikan Haydar da parkin yanindan gecerken bizi gorup geldi. Hafta ici kosu ayakkabisi olmak icin Ridgewood'a gidecekmis. Ben de bir iki hafta once kosu ayakkabisi almaya niyetlenmistim. Birlikte gitmeye karar verdik...

Ogleden sonra, Balkir'i Manhattan'a, Dilara'yi da JFK Havaalanina biraktik. Dilara'nin valizlerini THY bankosuna gotururken Semra ile Levent'i rastladik. Onlar da Turkiye'ye ucuyorlarmis. Insaallah kazasiz belasiz varirlar...

Jay ile BBQ

6 Agustos 2005 Cumartesi gunu icin bizim mudurlerden Jay'in Barbeku partisine davetli idik. Is arkadaslarimizla tanissinlar, calistigimiz insanlari gorsunler diye Dilara ve Balkir'i da goturduk.

Resimde, kolunda kocaman dovmesi ile gorunen ev sahibi Jay, Long Island - Bayport, New York'ta oturuyor. Bayport bizim evden yaklasik 70 mil (~110 Km) uzakta. Biraz da trafige yakalaninca gidisimiz 2 saat surdu.

Oldukca kalabalik bir parti oldu. Jay, bodrum katini eglence merkezi haline getirmis. Langirt da bizim ofiste en buyuk eglence kaynagimiz. Dolayisiyla butun ekip langirt oynamayi seviyor, hemen bir turnuva cevirdik.

Resimde solda gorunen, Gil, benim mudurum. Iki hafta once Orta-Bati'ya rodeo gosterilerini izlemeye gittiginde aldigi kovboy sapkasi ile acilisi yaparken gorunuyor :)

Parti saat 1 civarinda baslayacakti ama yol herkesin tahmininde cok cektigi icin bizim gibi 2-3'te varabildi herkes. O yuzden barbekuye biraz gec basladik. Iyi ki Jay, epey bir meze ve hafif-icki stogu yapmis. Hava biraz sicakti, 2 saat Mike's Hard Lemonade takildik.

Once midyeler ve karidesler haslandi. Ozellikle karidesler harika oldu! Sonra tavuklar, sosisler vs. derken inanilmaz tikindik. Hemen herkes birbirini tanidigi icin gayet eglenceli guzel bir barbeku oldu.

Aksam saat 9 gibi eve donus basladi. Saat 11'e gelirken, eve yaklastik. O kadar tikinan biz degilmisiz gibi, dedik ki bizim Italyan firinci simdi taze ekmek cikartmistir, bir ugrayalim. Hakikaten, ekmekler firindan yeni cikmis, hala sicaktilar. 3 baget ekmek aldik. Dilara ile Bezen shop-rite'a ugrayip tereyag takliti yapan I can't believe it's not butter ve krem peynir aldilar. O arada Balkir'la bizde cay koyup yumurta kirdik ve gece gece ekmekleri goturduk.

Sabah tartildim, 185 pound'a (~84 Kg) vurmusuz!!! Onumuzdeki hafta gym faresi olma yolu gorundu bana :) Soyle 2 hafta gunde 1000 kalorilik egzersizlerle anca gider bu kilolar...

Cuma, Ağustos 05, 2005

Film: Man On Fire ve Hostage


Pazartesi ve Sali gunleri Dilara'yi aramiza katip iki hareketli film izledik ve ikisini de begendik. 2004 yili yapimi Man On Fire, filminde gecmisinde kiralik katil olarak calisan ve bu yuzden kendini affedemeyen, alkol bagimlisi Creasy (Denzel Washington), babasi (sarkici Marc Anthony) zengin bir Meksikali is adami olan Pita'yi (Dakota Fanning) koruma isini ustlenir.

Ortada surekli insanlari kacirip ailelerinden para isteyen orgutler vardir.
Pita, sevimliligi ile Creasy'inin vicdan azabini bir parca unutmasini saglar, ona yeniden yasama sevinci verir. Ancak beklenen olur ve bir gun Pita kacirilir, Creasy ise olumden zor kurtulur. Tekrar kendine geldiginde, Pita'nin olduruldugu haberini alir ve bulasan herkesi oldurmeye yemin eder. Hareketli filmleri seviyorsaniz, hos, zevkle izlenebilecek bir film... 7.5/10


Hostage, 2005 yili yapimi, gayet hareketli bir gerilim filmi. Bruce Willis, epey bir para getiren ve televizyonlarda bir turlu bitmeyen bir donguyle gosterilen Die Hard serisi ile yuzunu iyice eskiten bir tip. Bu film, 2000'deki Unbreakable filminden beri izledigim en iyi filmi.

Film gayet hizli basliyor ve elemanimizi bir rehin alma durumunda arabuluculuk yapan kisi olarak goruyoruz. Maalesef sonuc iyi olmuyor ve soz konusu kisilerin hepsi oluyor.

Bunun uzerine arabuluculuk gorevini birakip, polis sefi olarak bir kasabada calismaya basliyor ama kirli isler ceviren bir muhasebeci ve cocuklarinin rehin alinmasi soz konusu oluyor muhasebecinin arkasindaki orgut islerin istedigi gibi yurumesini saglamak icin bizimkinin ailesini rehin aliyor!

Filmin bundan sonrasini guzel gelistirip, guzel baglamislar, begendik...7/10

Pazar, Temmuz 31, 2005

Ringwood Parkinda Bisiklet Gezisi

Pazar gunu kahvaltidan sonra parkta guneslenirken Murat Kilic aradi, parkuru olan bir parka gidip bisiklete binelim dedi.

Ringwood parkinda karar kildik. Galiba 2 sene onceydi bir kere daha gitmistik o parka. Ama o seferinde sadece mangal yapip donmustuk.

Bu sefer, Bzen, Balkir Unur ve Dilara Erdem parkta yuruyus yapip fotograf cekerken Eda - Murat Kilic ve ben bisiklete bindik.

Aslinda internetten baktigimizda 25 mil uzunlugunda bir bisiklet yolundan bahsediliyordu ama baktik gorduk ki bisikletle o yolu gitmemiz mukun degil. Felaket kayalar, cukurlar var.

Bayagi bir cim alan ve cok guzel cicek bahceleri, selaleler iceren buyukce bir park Ringwood Parki.

Ilerleyen saatlerde ufak bir bisiklet kazasi gecirip ne olur ne olmaz diye yakinlardaki Chilton hastenesine gittik. Gayet guzel bir yer. Aksam arabada oturup yemek almaya giden cocuklari beklerken farkettim ki bayagi bir hastane elemani sigara iciyordu. Hastenanin disinda pufur pufur sigara icen doktorlari, hemsireleri gormek alisilmadik geldi. Sigaranin stres gideren bir tarafi var elbette ama diger zararlarini dusununce deger mi diyor insan ama dumandan bir turlu yakasini kurtaramayan biri olarak bu konuda en sok zevzeklik edecek kisi benim herhalde.

Pazar Kahvaltisi - Fotograf Muhabbeti

Pazar kahvaltisinin adresi belli: Lyndhurst Riverside Park. Artik rutine oturttuk. Pazarlari omlet - bagel - cay vs. kahvaltiliklarimizi alip parka gidiyoruz. Guzel bir mekan, pazar gunu tembellik etmek icin birebir!

Park, eve 2-3 km uzaklikta o yuzden ben bisikletle gidip geliyorum.

Yandaki resmi Ilkay Kazakci cekti, dolayisiyla bir o yok resimde. Galiba ayni pozu bir de resimde sagdaki, Sibel'in cocukluk arkadasi Munevver'in makinesi icin verdik.

Munevver'in Sony, guzel bir alet, gayet hizli cekiyor ama benim alacagim bir sey degil. Cunku benim Nikon CoolPix 5400'un en cok sevdigim ozelligi ekraninin govdeye bitisik olmamasi. Boylece mesela kalabalik ortamda onumu goremiyor bile olsam kamerayi basimin uzerine kaldirip, ekrani kendime cevirerek neyi cektigimi gorebiliyorum.

Coolpix'in en kotu ozelligi ise hafiza kartinin buyuklugu arttikca (benimki sadece 512MB) yazma hizinin acaip yavaslamasi. Butun resimleri FINE modunda cekiyorum. Bu en yuksek cozunurluk. Pek cok kisi bunun gereksiz oldugunu dusunuyor ama hard disk buyuklugu artik sorun degil, dolayisiyla resimleri kucultmek anlamsiz.

Ustelik bilgisayar ekranini kaplayan resim 640 x 480 pixel boyutlarinda idi; cunku 14", 15" lik monitorler kullaniyorduk. Simdi oyle mi? O zaman ki resimlere kucucuk kaliyor ekranda. O yuzden resim dosyasinda fazla bilginin zarari olmaz, cozunurluk ne kadar buyukse o kadar iyi...

Cumartesi, Temmuz 30, 2005

Elif & Simon ile BBQ

Arkadaslarimiz Elif ve Simon Cohn bize sadece 150m mesafede oturuyor. Cumartesi ogleden sonra barbeku yapacaklardi. 3 gibi onlara gittik. Balkir'i zaten taniyorlardi, Dilara ile tanistirdik. Elif'in ikiz kardesleri de dun aksam gelmisler. Montclair universitesinden tanistiklari arkadaslari ve bizim ekiple bayagi bir insan olduk.

Simon, resimdeki gorundugu gibi lezzetli etler pisirdi. Elif, harika mezeler hazirlamis ve dahi usenmeyip bir buyuk raki da almis. Amma ve lakin, acik bol gunes, lezzetli yemekler derken o buyuk hemen bitiverdi, bizim evden takviye ettik. Ogleden sonra baslayan eglence aksam 10'a kadar surdu. Kapi gicirtisina oynayan millet, boyle guzel bir ortamda cok fazla yerinde oturamadi tabii. Yediklerimizi eritelim diyip cimlerin ustune attik kendimizi :) Bir ara halay bile cektik. Cok eglenceli bir aksam oldu. Sanirim 10 gibi ayrildik ordan. Hmm, dusununce, 7 saat ne cabuk gecmis yahu...

Hambletonian Festivali


Rutherford, NJ 30 Temmuz 2005'deki Hambletonian Society tarafindan organize edilen Hambletonian festivali cercevesinde gecit toreni sabah 10'da Union Ave. uzerinde yapilacakti. Sabah, bagel arasi omlet, peynir vs. ve caylarimizi alip arkadaslarimiz Balkir Unur ve Dilara Erdem'le evin onune ciktik.

Balca'yla Haydar (Bolunmez) ogullari Batu ve Haydar'in annesi ile bize katildilar. Gecit toreni yaklasik yarim saat surdu.

Itfaiyeciler, polisler, NJ senatoru, Miss NJ (Julie Robenhymer), Hambletonian yarisini kazan jokeyler ve at egiticileri, Passaic Indian Bandosu, Ford Mustang Klubu vs. gecite katilanlardan aklimda kalanlar.

Yan taraftaki resimde Miss NJ onumuzden gecerken...


Wikipedia'ya gore Hambletonian cok meshur bir yaris atinin (1849-1876) adi. Amerika'daki 3lu kuoa yarislarinin ilki ve en prestijlisi Hambletonian (digerleri Yonkers Trot ve Kentucky Futurity). Hambletonian yarisi ve cesitli at yarislari, bize 5 dk. mesafedeki Meadowlands'de yapiliyor. Meadowlands Spor Merkezi, NJ Giants futbol takiminin ev sahibi oldugu Giants Stadium, NJ Nets'in maclarini oynadigi Continental Airlines Arena ve iste bu at yarislarinin yapildigi Meadowlands Racetrack'i iceren devasa bir spor kompleksi. Gecen hafta gittigimiz Cirque Du Soleil'in Varekai gosterisi de Meadowlands'in genis park yerinde kurulmustu.

Perşembe, Temmuz 28, 2005

Aksamdaaan Aksama

Bu aralar sirketlerin kazanclarini acikliyorlar, dolayisiyla islerimiz yogun, gec saatlere kadar calisiyoruz. Ama dun aksam (27 Temmuz 2005), 7 gibi ciktim; BLVD'a gittim. Sirket o gece, stajerlere veda partisi icin BLVD'i kapatmis.

Her stajere agbilik/ablalik yapan biri oluyor ("buddy"). Bizim gruptaki Michigan Universitesi'nde okuyan stajer cocuga da ben agbilik yapiyorum. BLVD oldukca buyuk bir yer. Icerde sanirim 200-250 kisi vardi. Acik bufe pek bana hitap etmedi ama ne zaman yemekli bir sey olsa, mutlaka "Kosher" (domuz eti icermeyen, yahudilerin dinlerine uygun yemeklere verilen ad) yiyecek oluyor. Herhalde fazla yahudi yoktu ki bayagi bir "Kosher" kalmis; ben onlara yazildim; gayet iyiydi...

Bugun'de yine 7 gibi ciktim; Bezen her Newark donusu yanlis yola saptigi icin Dilara Erdem'i karsilamaya havaalanina birlikte gittik; kaybolmadan da donduk :)

Pazartesi, Temmuz 25, 2005

Film: Suspect Zero


Gecen yildan kalma izlenecekler listemizden bir filmdi Suspect Zero, Pazar aksami (24 Temmuz 2005) nihayet oturup izledik.

Basrol oyuncusu Aaron Eckhart, benim aklimda The Pledge filmindeki tolu ile kalmis ama daha once seyrettigimiz The Missing ve Paycheck filmlerinde de oynamis. Paycheck'te kotu adam rolunde idi; net cikarttim ama ama diger filmde ne rolundeydiyse hic aklimda kalmamis.

Neyse, filmde Aaron Eckhart, problemli bir FBI gorevlisi. Kendisine surekli isledigi cinayetler ve gonderdigi fakslarla ipuclari gonderen Ben Kingsley'nin durumu ise biraz karisik ve durumu netlestirmenin yolu isledigi cinayetlerdeki kisilerin hayatini arastirmakta yatiyor.

Bastan gayet ilgimizi cekti ama bittiginde harika bir film izlemisiz izlenimine kapilmadik. Sanirim filmin ortasinda ara verip iste cikan bir sorunu cozmekle ugrasmam biraz filmin buyusunu bozdu... 7/10

Pazar, Temmuz 24, 2005

Cirque Du Soleil - Varekai


Cumartesi aksami, Meadowlands - East Rutherford'daki Cirque Du Soleil'in Varekai gosterisine gittik.

Balkir Unur, Stamford'dan geldi. Balkir'in ekstra bileti vardi. Emine - Murat Uygur'a sorduk, onlar gormus ama yegenleri Isik gormemis; onu goturduk.

Sirk Giants Stadyumun hemen yanina kurulu ve bu ayin sonuna kadar burda olacaklar. Cirque Du Soleil Las Vegas'daki gosterileri ile meshur oldu. Varekai, Romen Cingenelerinin dilinde "her nerde ise" anlamina geliyormus ve bu gosterilerin sadece bir tanesi.

Pek cok insan Las Vegas'a artik sadece kumar oynamaya degil de bu pahali gosterileri izlemek icin gidiyor. Sirketin kurucusu ile yapilan roportaja gore milyar dolarlik bir is kolu haline gelmis. Fransizca isimler vs. de Kanada'nin etkisi.

Kucukken TRT 1 de her pazar, "Pazar Sirki" verirlerdi ve hic hosuma gitmezdi, halen de pek hazettigim bir sey degil. Bu gosteride de sirk ogeleri var elbette ama kostumler, renkler, muzikler, ortam vs. tarifi zor bir guzellik!

Çarşamba, Temmuz 20, 2005

Dedim nedir durum? Dedi 'Normal'...

Is yerinde 'Performans Degerlendirme' sezonundayiz. Herkes kendisini degerlendirmesini istedigi kisileri seciyor. Bazi kurallar var tabii; su kadar kisi senden alt seviyede; su kadar ust; su kadar esit falan filan. Hafta sonu 'mutlaka yazmam gerekenleri' bitirdim.

Son iki gundur aksam 9'lara kadar kalip digerlerini yaziyorum. Bu aksam, ekipten bir arkadas daha kaldi. O da, veritabaninda Turkiye'den 3 bankanin (Garanti, Is, Akbank) gecmis hisse seneti bolunmelerinin uygulanmasi ile ugrasti. Normalde aksam kalinca pek bir sey siparis etmem ama bugun onunla a uyup Koodo Sushi'den dragon roll siparis ettim, felaket sistim :(

Bu degerlendirme isinde gizlilik esas; web sayfasindan degerlendirmeyi yapip gonderiyorsunuz; hic kimse degerlendirmeyi yapani bilmiyor. Kendi kendini de degerlendiriyorsun; sunu iyi yapiyorum; bunu gelistirmem lazim vs.. Sonra herkesin muduru bunlari toparlayip degerlendirip; kimisini oldugu gibi kimisini kisaltip rapor haline getiriyor.

Soylendigine gore bunlarin sonucu ne kadar prim alacagimizi etkiliyormus. Valla gecen sene ben yeni baslamistim; hic kimse beni tanimiyordu. Beni taniyanlar bilir ki; beni tanimayanin sevecegi bir adam degilimdir. Hos taniyanlarin da kolay sevecegi biri degilimdir ya :) Ama mudurum dahil bir iki kisi bendeki cevheri kesfetti tabii :))

Velhasil bana gore icinde gayet adaletsiz kotu seyler de yazan bir rapor gelmisti. Ben bile kendime, 'Gelisme Gostermesi Gerek' diyerek 5 ustunden 2 vermistim; tabii 'salaksin olum' laflari yedim ama zam ve primi alinca gorduk ki sonucta olay mudurlerde bitiyormus; gerisi biraz hikaye...

[UPDATE - Adresleri duzelttim]
Neyse! Bu arada Ilkay Kazakci kardisimin Turkiye'den doktor arkadasi Erduran Boyunegmez ile bu blog sayesinde tanismistik. O da sevmis blog isini ve blogger.com'dan bir blog acmis kendine. Bir bakin: http://erduran.blogspot.com

Bugunun eglencelik linki...

Bugun ortaliklarda dolasan eglencelik bir link. Komutlarinizi girin (run, sit, fly etc...) ve bakin bakalim 'tavuk' n'apcak?

[GUNCELLEME] Himmm, forward olayindan killandigimdan, galiba artik pek kimse bir sey gondermiyor; bu yukaridaki link epey bir suredir dolasiyormus ortalikta da haberim yokmus. Onu birak bir de buna bak dediler: Lord Dart Vader aklinizdan geceni tahmin ediyor (valla)...

Pazar, Temmuz 17, 2005

Film: The Machinist ve Bad Education

Cumartesi aksami, film izlemek icin Eda ve Murat'in evine gittik. Bodrum kat, Murat'in sinema mekani: Projektor ve home theather sistemi orda kurulu. Iki tane film goturmustuk, The Machinist'i izlemeye karar verdik.

The Machinist, ya da orijinal adi ile "Maquinista, El (2004)" filminin en vurucu yonu, bas aktor Christian Bale'in bu rol icin gunde sadece bir ton baligi ve bir elma yiyerek 180 pound'dan (benim simdiki kilom ~80 Kg) 120 pound'a (~54 Kg) dusmesi. Bu film tarihinde bir rekor!

Christian, bu filmin hemen ardindan cektigi Batman filmi icin yeniden 180 pound'a cikmis. Film'da tam bir yuruyen iskelet goruntusunde, insan gozlerine inanamiyor...

Film Ispanya'da cekilmis ama Los Angeles'ta cekilmis havasi veriliyor. Bir yildir hic uyku uyuyamamis bir makine tamircisinin icini kemirenlerin konu edildigi guzel bir film...8/10


Bad Education, orijinal adi ile Mala educación, La (2004), daha once Hable con ella (2002 - Talk to her) ve Todo sobre mi madre (1999 - All about my mother) gibi filmlerini begenerek izledigimiz en meshur Ispanyol yonetmenlerinden biri olan Pedro Almodóvar'in bir filmi.

Filmin basrol oyuncularindan Gael García Bernal da 1978 Meksika dogumlu, genc yasina ragmen, Amores perros (2000 - Life is a bitch; bu film Turkiye'de galiba Paramparca Asklar Kopekler adiyla oynadi), Y tu mamá también (2001), Crimen del padre Amaro, El (2002 - The Crime of Father Amaro) ve son olarak Che Guevara'yi canlandirdigi Diarios de motocicleta (2004 - Motorcycle Diaries) gibi pek cok ses getiren iyi filmlerde rol aldi.

The Crime of Father Amaro filminde oldugu gibi bu filmde de kilise ve ikiyuzlu papazlar yerden yere vuruluyor ve film boyunca homoseksuellik isleniyor. Bu filmlerin cok ses getirmesinin bir sebebi de sanirim koyu katolik ve maco diye bilinen Ispanyollari en zayif yerlerinden vurmasi. Sanki Ispanyollar bu iki konuya takmis gibiler; cunku son zamanlarda izledigimiz hemen hemen tum Ispanyolca filmlerde bu konulara gondermeler var. Velhasil bu filmi de begendik...8/10

Ekiple Eglence

Benim de icinde bulundugum New York'taki yazilim destek ekibi mudurumuzle birlikte 5 kisi. Bizim mudurun mudurune (Kevin) bagli iki kardes grubumuz daha var. Biri hemen yanimizdaki 5 kisilik Sunucu Destek (Server Administration) grubu, digeri ayri bir binadaki 6 kisilik Kullanici Destek (Workplace) grubu.

Carsamba gunu pizza gunumuzdu, 3 ekip bir araya geldik. Ilk defa votkali pizza ismarlanmis, en gozde pizza o oldu. Ekipten biri Wisconsin'li, oranin muhtesem peynirleri var. Gelirken 'super sharp cheddar' ve 'super super sharp cheddar' peynirlerinden getirmis. Millet pizza'ya yumulunca pek peynire sira gelmedi. Bir tanesi hic acilmadi, parasini verip onu aldim. Bezen de cok begendi.


Persembe gunu ayni ekip bu sefer Chelsea Piers'a gittik. Isten 6'ta ciktik ve tam yarim saat bos taksi bulmaya calistik. Once yemekler yendi, biralar ismarlandi, is stresi atildi ve keyifler yerine geldi. Sonra bowling salonuna gectik. 3 ekip 2 saat bowling oynadik, bir yandan da surekli pizza ve bira geldi. Kevin'in video-kamerasi ile fotograflar cekildi.

Gece 11'de artik kalkalim dedik. 6 tane taksi cagirdik ama bayagi bir yogunmus taksiler bekleyebilirsiniz dediler. Yine de 15 dk. sonra ilk taksi geldi ben de digerlerine taksilerin gelmeye basladigini haber verip ilkine bindim, Jersey City'de oturan 2 arkadas da benimle geldi. Onlar benimle gelince yoldan sirketi arayip, 1 taksiyi iptal ettik.

Ertesi gun ise geldigimde Kevin benim masamda oturmus bizimkilerle muhabbet ediyordu. Gorunce "hah iste dustun elime" dedi. N'oldu falan dedik, meger bir sekilde 4 taksi gelmis ve hepsi kapilmis. Herhalde yanlis hesaplamisiz, Kevin'a taksi kalmamis. Soyledigine gore, bati yakasindaki Chelsea Piers'dan dogu yakasindaki sirkete kadar yurumek zorunda kalmis ve gece 1'de eve varabilmis. Fotograflari da SharePoint'e koymus, acaip komik cikmisiz. Gece ilerledikce hepten kopmus herkes zaten epey bir e-mail trafigi dondu; eglendik...

Aksam bir ara bowling skorbordu bozuldu. Bir gorevli geldi ve aleti uzunca bir cubukla alttan bir yerinden ittirerek resetledi. Bir de baktik ki ne gorelim, 486SX 25MHz'lik bir bilgisayarmis alet. Asagidaki resimde cok belli olmuyor ama bilgisayar reboot ederken goruluyor.

Salı, Temmuz 12, 2005

Topluma Hizmet Gunu...

Bana gore nasil yardimseverlik Turk toplumunu tanimlayan ozelliklerden biri ise gonullulukte Amerikan toplumunu tanimlayan ozelliklerden biri. Irili ufakli gonulluluk uzerine insa edilmis binlerce yardim organizasyonu var! Calisanlarinin icinde bulunduklari topluma (Community) gonullu hizmet etmesi, ozellikle buyuk sirketler tarafindan da desteklenen bir sey. Yilda bir gun, ise gitmek yerine, sectiginiz bir CTW (Community Team Work) Projesinde calisiyorsunuz. Sirket yonetimleri tarafindan cok desteklenen bir olay.

Gecen yil oldugu gibi bu yilda Javits Center'daki Yiyecek Fuarinin bitisinin ardindan firmalarin bagisladigi yiyeceklerin toplanmasi projesini sectim. Bu isi City Harvest orgutluyor. Yilin en buyuk organizasyonu bu. City Harvest, her gun gonulluler araciligi ile NY'daki restoranlardan, meyve sebze hallerinden vs. yiyecekleri topluyor ve sehirdeki barinaklarda (shelter) yasayan insanlara dagitiyor. Normalde haftada 25 ton yiyecek toplaniyor ve 250,000 kisiye ulasiyor bu yiyecekler. Sadece bugun toplandigimiz yiyecek miktari ise 50 tonun uzerinde. 10 Milyon New York'lunun 1 milyonu bu yardima ihtiyac duyuyor!...

Fuar bugun saat 4'te bitti. 2'de orda olmam gerekiyordu ama bilgisayarin basindan kalkamayinca evden ciktigimda saat 1:50 idi. Ama o saatte trafik olmadigindan 10 dk. sonra sehre vardim. Tabii en buyuk sorun park! Javits Center 5 blok kaplayan devasa bir yer ve yakinlarinda sokaga park etmek mumkun degil, dolayisiyla ilk buldugum otoparka'a girdim. Tum gun park $20 yaziyordu. NY icin fena rakam degil.

Saat 4'de fuar biter bitmez iki kata dagildik. Eski sirketim Morgan Stanley'den tanidik bir iki sima gordum. Bizim Goldman Sachs Yatirim gurubundan da 2 yazilimci arkadasa rastladim. Credit Suisse First Boston den de gelen epey bir gonullu vardi ve toplamda 300 kisiye yakindk sanirim. Saat 6'ya kadar hummali bir sekilde teker teker once bizim sorumlu oldugumuz standlari bitirince de etraftaki digerlerini gezip bagislanan bozulabilecek ve dayanikli yiyecek malzemelerini topladik.

Bozulabilecek yiyecekler 2 saat icerisinde toplanip buzdolabi olan kamyonlara yuklenmek zorunda. Once onlari daha sonra da kalanlari belirlenen alanlara yigdik. Saat 6 civarinda alt kat tamamen bitti. Ekip kaptanlari telsizlerle haberlesip kendi ekiplerinde bosa cikanlari yardima ihtiyaci olan diger ekiplere dagitti. Kamyonlar geldi ve fork-liftlerle yiyecekler yuklenmeye baslaninca yapacak bir sey kalmadi.

Gecen yil 65 ton yiyecek toplamistik, bakalim bu yil ne kadar olacak...

Bugun de bitti...

Bugun ofisten iki kisi Lasik ameliyati olmayi dusunduklerini soyleyip bilgi istediler. Inglizce blog'daki linki gonderdim. Bu ara en sik kullandigim laf, "bloga yazdim, gidin bakin" olmaya basladi :))

Is cikisi bir kac kisi, ofise yakin bir bara takildik ama ben 7.30 express otobusunu yakalamak istedigimden cok kalamadim. Eve girdikten iki dk. sonra Bezen geldi. Meger o benden yarim saat once otobuse binmis ama Manhattan'i New Jersey'e baglayan Lincoln Tunelinde kaza olmus ve bayagi bir beklemisler otobuste...

Tatilimiz geldi bu aralar... Bir cruise (gemi muhabbeti) yapsak mi diye dusunuyorduk. Isten daha once gemi yolculuguna cikan arkadaslarla konup bilgi aldim. Bezen'de bir haftadir internetten epey bir arastirdi, sonucta degmeyecegine karar verdik. Bezen simdilik Jamaica'yi arastiriyor, bakalim ne cikacak...

Eve gelince, aksam ustu ugrastigim bir (ksh) unix korn shell scriptini biraz daha iyilestireyim diye ofise baglandim. Fena takildim, 'hah bu iyi oldu' dedigimde baktim gece yarisi olmus. Allahtan yarin ise gitmiyorum, ogleden sonra saat 2'de Fancy Food Show kapanisina Javits Center'da olmam gerekiyor CTW (Community Team Work) icin. Ne oldugunu sonra yazarim.

Pazar, Temmuz 10, 2005

Yazin ortasina geldik...

Evet yazin ortasina geldik ama havalarin bundan haberi yok galiba. Temmuz'la birlikte Kasirga sezonu acildi. Asagilarda, Kuba tarafinda bir yerlerde yine bir kasirga var bu aralar. New York'a yagmuru geldi hafta ici. Iki kere is cikisi islandik.

Cumartesi sabahi Balkir Unur ve ailesi kahvaltiya geldi. Balkir'in annesi, ablasi Arzu, enistesi Murat ve yegeni Zeynep iki haftaligina onu ziyarete geldiler. Bizimki her yere otobus trenle gittigi icin pek yollari bilmiyor, ha bire kayboluyorlar. O yuzden gelmeleri nerdeyse ogleni buldu. Balkir'in annesinin dogum gunu idi. Pastamizla ona supriz yaptik :) Resim cekenin resmi olmazmis, bu resimde de maalesef resmi ceken Murat yok.

Kahvaltidan sonra biz de onlarla cikip Jersey Gardens'a alisverise gittik.

Elliptikte 1 saat kalmaya basladigimdan beri spor ayakkabilarimin aslinda pek bu ise uygun olmadigini kesfettim. Ama artik internette arastirma yapmadan bir sey alamaz hale geldigimden, sadece piyasada neler varmis, fiyatlari neymis inceledim. Sonra eve gelince bir sure Runner's World dergisinden kort/kosu ayakkabisi alirken nelere bakmak lazim okudum. New Balance 800 MX'in yanisira Asics ve Adidas'in iki modelini deneyecegim tekrar... Bu arada yazilarin birinde ilginc gelen bir bilgi gordum: "Ayakkabi almaya gittiginizde en uzun parmaginizla ayakkabinin ucu arasinda ~1cm olmali. Buna dikkat edin cunku ayakkabi numaranizi bildiginizi sanirsiniz ama yaniliyor olabilirsiniz cunku yaslandikca ve kostukca ayaklariniz buyur" yaziyordu...

Cumartesi aksami sinemaya gidelim diyorduk ama evden cikmak gelmedi icimizden. Eda ile Murat geldi; The Jacket'i izledik. Bu filmle ilgili izlenimlerimiz asagidaki yazida var.

Pazar sabahi, Bezen Paterson'daki Star Pide'den iki pide aldi, kahvaltida cayla harika gitti. Aksam ustu, Demir adinda bir bebekleri dunyaya gelen arkadaslarimiz Anil ve Ozlem'i gormeye Bloomfield a gittik. Ve bir hafta sonu daha bitti...

Film: The Jacket ve Presumed Innocent


The Jacket, Ilk korfez savasinda yaralanan bir askerin, halusinasyon ile gercek, gecmis ile gelecek arasinda gidis gelisini oykulendiren ilginc bir film. 1973 dogumlu bas aktor Adrien Brody nin izledigim ilk filmi bu (evet The Pianisti hala izlemedim). Keira Knightley'i ise en son King Arthur filminde izlemistik. Bu tip filmlere iyi giden bir yuzu var. Aslinda bu acidan Adrien Brody de iyi bir secim olmus. Onun da uzgun bir yuzu var...7.5/10

Presumed Innocent 1990 yapimi, Harrison Ford'un pek gozde oldugu donemlerden bir film. Film'de Harrison Ford, cozmeye ugrastigi cinayeti islemekle suclanan bir dava avukati rolunde. Filmin gelisimi ile supriz iliskiler zinciri ortaya dokuluyor ve gittikce daha heyecanli bir film haline geliyor. Filmdeki tek heyecanlanmayan kisi ise Harrison Ford, film bitse de gitsek havasinda :) Sonucu cok guzel baglamislar, sirf bu yuzden bile izlemege deger...8/10

Cumartesi, Temmuz 09, 2005

Film: Hide and Seek ve Donnie Brasco


Hide and Seek bir gerilim filmi. Film'de Robert De Niro nun kizini oynayan 11 yasindaki Dakota Fanning, War of the Worlds filminde de Tom Cruise in kizi rolunde.

Film IMDB'ye gore pek tutulmamis gorunuyor ama bence kotu degil. DVD'sinde 4 alternatif bitis koymuslar. Guzel olmus...7.5/10

Donnie Brasco gercek bir hikaye uzerine kurulu bir film. Al Pacino alisik oldugumuz ana gangster tipinde degil de daha asagilardaki birini canlandirirken, asil vurgu orgute sizan FBI ajani Joseph D. 'Joe' Pistone'i canlandiran Johnny Depp uzerinde. Filmin sonunda yaptiklarindan oturu ajana madalya ve 500$ odul veriliyor ve adamin bunun karsiliginda odedigi bedeli dusunuyorsunuz! Buyuk ozveri...

3 yil boyunca her an desifre olma ve oldurulme ihtimali var. Karisi ve 3 cocugu dogru durust yuzunu goremiyor. Topladigi deliller ve sahitligi ile 200 mafya elemani tutuklaniyor...

Pistone artik baska bir isimle bir yerlerde yasiyor. Amerikan hukumeti ona hizmetlerinden dolayi 500$'lik odul ceki veriyor ama mafya onu oldurene 500,000$lik odul vaad ediyor!

Ote yandan, bir Sopranos fanatigi olarak filmi cok iyi bulmadigimi soylemeden de gecemiyecegim...7/10

Cuma, Temmuz 08, 2005

Alan adi degisiklikleri...

Gecen aylarda yazmistim... Bir yanlis anlama yuzunden adimiza kayitli hindistan.net alan adi yenilenmedi ve birileri aldi. O gitmis ama Turkiye'de iken mp3lerimi paylasmak icin kullandigim scorion.net adresi bosa cikmis. Hem onu hem de hindistan.us adreslerini satin aldim.

Çarşamba, Temmuz 06, 2005

Google Earth Plus

Google'dan cok hos ve bedava bir program daha!

Google Earth Plus

Eger bilgisayarinizin spesifikasyonlari tutuyorsa mutlaka deneyin. Google Maps ve Google Local'in etkilesimli, bilgisayariniza indirip kurabileceginiz bir program. Efektler olaganustu guzel.

Program acildiginda donen bir dunya goruyorsunuz. Sonra bir adres girdiginizde, uzaydan hizla o adrese yakinlasiyor. Cok etkileyici ve hos yapmislar! Ayni sekilde baska bir adres girdiginizde bulundugunuz adresten oraya ziplar gibi goturuyor sizi. Bedava, deneyin, deneyin!

Bedava Muzik MP3leri

BBC'nin http://www.bbc.co.uk/radio3 sitesinden baslayarak ulasabileceginiz mp3lerle ilgili bir yaziyi Ingilizce blog'a astim, ilgilenenler icin adres:
http://sc0ri0n.blogspot.com/2005/07/free-music-downloads-from-bbc-others.html

Ozellikle klasik ve caz sevenlerin hosuna gidecegini saniyorum...

Tatil Sonrasi Ofis

3 gunluk tatil sonrasi, 'elimi incittim, yarin gelmiyorum' dedigim icin ise gidince 'tamam, kendini incitmene gerek yoktu, 1 gun daha tatil verirdik' gibi epey bir espri geldi tabii :)

200 kusur e-mail birikmis bir gunde. Sabah onlari okuyup gundemi yakalamaya calismakla gecti. Bir ara 4. kattaki hemsireye ugrayip elimi yeniden bandajlattim...

Bir langirt masamiz var ofiste; bizim mudurle hemen hergun bir kac kere ziyaret ederiz.
Oglen vakti "hadi" diyince, "yok elim kotu, oynamayayim bugun" dedim. "Ha anladim hikayene sadik kalma pesindesin" dedi :)) "E hadi ama tek kolumla oynayacagim, kaybedersen nasil aciklayacaksin bilmem" dedim ama 7-3 ondeyken 10-7 kaybettim...

Temmuz'un 6si bugun ama hala ara ara sagnak yagmura tutuluyoruz. Bugun de 7'ye dogru isten cikarken basladi. Biraz bekledik, diner gibi olunca ciktik ama. 7:30'daki son ekspress otobusu yakaladim. Bindim bir de baktim Bezen Hindistan koltuklarin birinde kitabina dalmis. Guzel bir haber; bugun Bezen'in kardesi Engin, ABD icin turist vizesi aldi, pek mutluyuz netekim!

5 Temmuz Film Gunu

Elimi incittigim icin evde kalinca bugun bari bir kac film izleyeyim dedim. Bezen Hindistan 'The Ring' daha once seyretmis ve cok begenmisti. Ben de izleyeyim dedim.

The Ring



Ovuldugu kadar varmis; guzel bir gerilim filmi ve ozellikle Mulholland Dr. filminde oyunculuguna bayildigim Naomi Watts bu filme cok cok iyi gitmis 8.5/10

Sonra, oldu olacak bu filmin orjinalini izleyeyim dedim ve 1998'de Japonya'da cekilen Ringu filmini izledim. Hollywood yapimi olanini daha cok begendim. Japon versiyonu gecen yil izledigimiz guzel bir korku filmi olan The Grudge ile benzerlikler tasiyor. Iki kultur arasindaki farki gormek acisindan da ilginc oldu. Japon versiyonunda basrol oyuncusu kadin kadar erkek arkadasi da etkili, hatta gizemi cozme isini daha cok o ustune aliyor. Oysa Amerikan versiyonunda kadinin daha agir bastigi goruluyor.

Neyse, o bitince arkasindan, o filmin devami olan Ringu 2 yi izledim. Biraz fazla uzatmislar ve cok iyi baglayamamislar gibi geldi. Oldu olacak olayin baslangicini irdeleyen 3. filmi de izleyeyim dedim ama DivX'ini indirmistim o filmin ve alt yazisi yokmus...

Aksam'da bir turlu vakit bulup izleyemedigim American Pie 2 yi izledim. American Wedding kadar iyi bulmadim ama yine de kimi bolumlerinde gulme krizleri geldi. Guzel bir seri!

Allamuchy Park'ta 4 Temmuz

Pazartesi 4 Temmuz oldugu icin ABD'de tatil idi. 4 Temmuz 1976, Amerika'lilarin Ingilizler'den bagimsizliklarini ilan ettikleri gun (Independence Day).

Biz de tum hafta sonu, 4 temmuz barbekusuz olmaz diye diye hazirlandik. Pazartesi epey bir telefon trafiginden sonra 2 yil once grupca gittigimiz 45 dk uzakliktaki Allamuchy Parkina gitmeye karar verdik.

Velhasil aradik baktik ki, "guzel havalarda kapali ortama gitmeyi reddediyorum" diye bana bahaneler bulan Ilkay Kazakci Bey "Turkiye'de dugun filan derken cok yiyecegiz, hazirlanalim" diye kalkip gym'e gitmis. Ustelik, bir de yuklenmis ki ne yuklenmis, sonunda "halim yok, basim donuyor" dedi, park ve dahi barbekuyu es gecti.

Neyse, benim bisikletle, Haydar Bolunmez kardesin bisikletini ve dahi bir suru zimbirtiyi bizim Ford Explorer'in bagajina tikistirdik. Eda - Murat Kilic ta yetisti ve 2:30 gibi toplanip yola ciktik.

Allamuchy Park - Yanmayan Ocak...


Parka vardigimizda ben daha kahvalti etmemistim, haliyle hemen ocagi yakalim dedik ama nalet alet yanmadi bir turlu ugrastirdi biraz.

Allamuchy Park, NJ - Eda - Bezen


Resimde, arkada Murat ile Haydar ocagi alevlendirmeye calisirken, Eda ile Bezen kahvalti etmenin rahatligi icinde gorunuyor:)

Neyse, ocak yandi, etler pisti, afiyetle yenildi icildi ve koltuklarimiza kurulduk; muhabbet fasli basladi. Eda ile Murat'in 8. evlilik yildonumunu de kutladik.



Sonra, harekette bereket vardir diyip Haydar, Eda, Murat ve ben bisikletlere bindik ve 2 yil once gittigimiz bisiklet yolundan ilerlemeye basladik.

Allamuchy Park, NJ - Bisiklete binme vakti


Yola ciktiktan az sonra eldivenlerimi takmayi unuttugumu farkettim. Almak icin donmedim; kotu bir kararmis! Cakil yiginlarini gorunce aklima geldi, Haydar'a memleketle ilgili bir animi anlatiyordum. Birde on teker bir tasin uzerinden sekti ve kendimi yerde buldum. Yer keskin taslarla doseli oldugundan sol bacagim ufak tefek cizikler olustu. Sag kol bilegimide ve sol avucumun icinde 2cm capinda bir alan soyuluverdi.

Mecburen geri donduk. Yikadik, temizledik, eve varinca da bandajladik. Baslarda keyboard kullanirken bazi parmaklarim aciyordu. Mudurume telefon edip, takim arkadaslarima ertesi gun ise gelemeyecegimi yazdim...

Pazartesi, Temmuz 04, 2005

Odalarda Isiksizim...

Gecenlerde "Flash Oyunlari" baslikli bir yazi yazmistim. Bir iki arkadas takilmis. Hatta bahane oldu Ilkay Beyin bir arkadasi ile (Erduran) tanistik bu sayede. CanimGrubum@YahooGroups.com diye bir e-mail grubu var, tesadufen gordum. Orda bir ara takilmis insanlar, her hafta bir 'oda' problemi yayinlanmis. Bir sonraki hafta da odadan cikmayi basaranlar listeleniyor ve cozumler yaziliyo, tabii becerebilen olursa...

Kolleksiyonculuk tarafim tuttu mesajlari taradim ve bazi oda problemlerini toparladim:

Crimson Room
http://www.fasco-csc.com/works/crimson/crimson_e.php

Viridian's Room
http://www.fasco-csc.com/works/viridian/index_e.php

Maama's Room
http://www.maama.com/download/socute/view.php?id=000091

Swan's Room
http://mofuya.com/flash/swan.htm

Blue Chamber
http://www.fasco-csc.com/works/bluechamber/index_e.php

The Doors
http://alt.tnt.tv/games/thedoors/

Dr. Metro
http://www.xylo.co.jp/animetion/game/orignalgames/drmetoro/drmetoro.html

Bazilarinin cozumlerini de bu yaziya 'comment' olarak postalayacagim...

Pazar, Temmuz 03, 2005

Haftasonu ve Filmler...

WAR OF THE WORLDS

Cumartesi oglenden, aksama n'apalim demeye basladik ve 10 matinesine War Of The Worlds filmine gitmeye karar verdik. Aradik, Murat Kilic "ben gelirim" dedi. Gec gittigimiz 'Batman' filminde Eda'nin uyudugu soylentileri cikmisti ama O da gelirim dedi. Ilkay Kazakci kardesimizden ise gelmesini istemisler, sabahin kor kokunde kalkmis gitmis. O kadar erken kalkinca gelmez diyorduk ama o da istekli cikti.

Neyse, ogleden sonra 2 saat ben gym'de spor yaparken Bezen Hindistan "Cache Hunting" sitelerini dolasmis. Nutley'de Kingston parki civarinda gizlenmis bir 'cache' varmis, GPS'e indirdik koordinatlarini. Kilic familyasi ile aksamustu, bisikletle parklarda turlamaya sozlesmistik, Bezen'de o arada gizli cache'yi aramaya karar verdi. Ilkay'da hevesli cikinca ikisi, ellerinde GPS bu gizli kutucugun pesine dustu.

Biz bisikletle epey bir dolastik, hava kararirken donus yolunda Bezen ve Ilkay'i bulduk. GPS'e gore nehir yataginda bir yerlerdeymis bu gizli kutucuk ama sinekler rahat vermemis, baska zamana biraktilar...

Neyse, filme gelelim. ABD'de maalesef biletler numarali degil: 'erken gelen oturur' hesabi var. Sanirim bunu, insanlar erken filme gelsin, reklamlari vs. izlesin, bir seyler yesin icsinler diye yapiyorlar. Biz de filmin baslamasina 20 dk kala gittik ama salon neredeyse doluydu. Ilkay onlerde, cikisa yakin bir yere oturdu. Biz de ikiser ikiser dagildik.

Film, H.G. Wells'in (1866-1946), 1898 yilinda yazdigi ayni adli roman uzerine kurulmus. Ilki 1950'lerde cekilmis. Yine daha once izleyip begendigim Time Machine filmi de yazarin 1895'de yazdigi bir baska kitaptan uyarlanmis.

Iki saatlik film bitip disari ciktigimizda Kilic familyasi filmi begendiklerini soylediler. Biz de begendik. Yalniz bir gariplik gormustum ki IMDB'de gaf diye yazmislar: Tripotlar cikmadan hemen once tum elektrikli cihazlar bozuluveriyor. Ama sonra birinin kamera ile tripotlari cektigi goruluyor, sanki bir kurgu hatasi var orda...Notumuz: 8/10

Gel gor ki Ilkay kayip! Bekledik biraz cikmayinca herhalde beklemeyip eve gitti dedik. Aradik ki meger bizimkinin uykusu gelmis, filmi de begenmemis ortasinda cikmis, eve gitmis. Ama Ilkay Bey'in filmi sevmemesi kistas degil; cunku neyi seviyorsun sorusuna cevabi su: "James Bond ve ya onun gibi.." :)

The Missing

Pazar sabahi, ehem oglen diyelim biz, New York Health Club'in New Rochelle'deki 'ozel plaj'ina gittik. Harbiden ozel plajmis; cunku plaj filan yok ortalikta! Guya 'olimpik havuz' da ana baba gunu. Bezen yuzdu biraz, ben sadece guneslenmeyi tercih ettim. 2-3 saat takilip ciktik; ruzgardan farketmemistik ama biraz daha kalsak soyulacak derecede yanacakmisiz zaten.

Eve gelince son gelen filmlerden The Missing'i izleyelim dedik. Tommy Lee Jones 59 yasinda ma hala boyle hareketli filmler cekebiliyor. Hos Space Cowboys gibi yalan filmler de cekti ama baska pek cok filmini severek izledim. Bunlardan en net aklimda kalan sahne, Blown Away filminde U2'nun muzigiyle bir yandan bomba hazirlarken bir yandan kendinden gecmis dansedisidir, ne zaman U2 dinlesem aklima o gelir netekim!

Ve Cate Blanchett! Gecen hafta sonu O'nu The Aviator filminde izlemistik. Yine hafta ici bir medyumu canlandirdigi "The Gift" filmini gormus ve her iki filmde de begenmistim. Sonucta film bir western ama onda da siritmamis; becerikli bir hatun. Ilginc bir benzerlik, 'The Gift' filminde agir bir guneyli aksani ile konusuyordu. Bunda da biraz egitimsiz bir guneyli aksani kullanmis. Filmin aman aman bir tarafi yok ama kotu de degil, o yuzden notumuz 7/10.

Cuma, Temmuz 01, 2005

Sandra Day O'Connor

Sandra Day O'Connor 1981 yilinda Ronald Reagan tarafindan "Supreme Court" (bizdeki Anayasa mahkemesi) uyeligine atanmis ABD tarihindeki ilk kadin yargic. 24 yil sonra bugun kendini emekliye ayirdi ve tum gun televizyonlarda bu konu konusuluyor...

ABD'yi bilmeyen biri icin bu olayin onemini kavramak biraz zor ama uzun vadede pek cok insanin hayatini etkileyebilecek bir konu! Neden mi? ABD bir hukuk ulkesidir ve ABD’yi ABD yapan temel oge Anayasasidir. Bu anayasayi yorumlayan 9 tane yargic, tum Amerika’lilari etkileyecek kararlar alirlar. Ancak, ABD’nin dunyadaki konumu dolayisiyla bu kararlar bazen sadece Amerika’lilari etkilemekle kalmiyor. Bunu birazdan acacagim ama biraz geriye gidip Amerikan tarihinin belki de en unlu davasi ‘Roe vs. Wade’ ve Sandra O’Connor’in davadaki rolunden bahsedelim..

Sandra O’Connor, Ronald Regan tarafindan bu goreve getirilirken, muhafazakarlari gozetecek, Cumhuriyetcilerin cizgisinde biri olarak dusunulmus. Gel gor ki, verdigi oylarin 2/3u muhafazakar yargiclarla ayni yonde olsa da bazen liberal yargiclarla birlikte olmus ve genelde 4-4 esitligi bozup karari belirleyen kisi olmus. Farkli zamanlarda farkli taraflarla birlikte olmasi yuzunden ‘swing vote’ yani ‘sagi-solu belli olmayan oy’ olarak adlandiriliyordu.

Roe vs. Wade’e gelirsek…ABD'deki devletcikler (eyaletler) kendi kanunlarini cikartirlar. Mesela, Texas kurtaji yasaklamis. 1970 yilinda Sarah Weddington adinda genc bir bayan avukat, muvekkili bekar bir bayan olan Norma McCorvey’in tecavuze ugrayip hamile kaldigi ve Texas kanunlari yuzunden kurtaj olamamasi nedeniyle magdur oldugu iddiasi ile bir dava acar. Bu gibi davalarda kurban elbette kimligini afise etmek istemiyor, o yuzden mahkeme, Norma McCorvey yerine takma bir isim kullaniyor: Jane Roe.

Sonradan davaya baska magdurlar da katiliyor. Dallas savcisi Henry Wade de kanunu savunan taraf oluyor (Roe Wade’e karsi – Roe vs. Wade). Bu dava ile ilgili yaziyi Wikipedia’da ve milyonlarca web sitesinden okuyabilirsiniz. Kisa keselim, Anayasa mahkemesi protestolar sunlar bunlar dinlemez ve 22 Ocak 1973 senesinde, 7-2 Roe’nun tarafini hakli bulur, kurtaji yasaklamanin anayasaya aykiri olduguna hukmeder.

O gun bugundur bu dava ABD’de turnusol kagidi muamelesi gorur. Kisisel ozgurluk, secme hakki diyen Demokratlar Roe’nun tarafini, ‘degerler’ diyen hristiyan muhafazakar Cumhuriyetciler ise Wade’in tarafini tutar. Is burda bitmemis tabii. O gun bugundur hristiyan – evangelist – muhafazakar taraf bu hukmun degistirilmesi icin ugrasiyor.

Amerika 1950’lerin Amerika’si degil. Gittikce saga kayan, sahinlesen, ‘Corporate America’ lafinin hakkini vermek istercesine buyuk sirketlerin daha da buyuyup gucunu arttirdigi, kisisel hak ve ozgurluklerin daha da azaldigi bir ulke olma yolunda gidiyor.
Bundan 40-50 sene once tum Anayasa Mahkemesi uyeleri Liberal iken, Demokrat baskanlar cok seslilik adina kendi donemlerinde Muhafazakar isimleri aday gostermisler. Muhafazakarlarin ne yaptigini soylemeye gerek yok. Yavas yavas liberaller sahneden cekiliyor ve daha muhafazakar bir yargic toplulugu tum Amerikalilarin hayatini degistirecek kararlar aliyorlar. Simdiye kadar ki tum denemelerde 5-4 Roe galip geldi ve 5. kisi Sandra O’Connor oldu.

Bir ilginc not daha dusup, biraz daha genis acidan bakalim. Gecenlerde CSI'in bir bolumunde Grissom soyle bir laf etti: “ Ne oldugumuz hic degismez ama kim oldugumuz surekli degisir”. Jane Roe yani Norma McCorvey de George W. Bush gibi sonradan ‘dine’ doner, koyu bir hristiyan olur ve kurtaja karsi cikanlarin safina katilir. Aslinda tecavuze ugramadigini ve avukatinin kendisini kullandigini iddia etti. Hatta bir iki yil once kararin iptali icin anayasa mahkemesine basvurdu ama basvurusu ‘makul bir zamanda’ itiraz etmedigi gerekcesi ile kabul edilmedi.

Konu elbette sadece kurtaj degil. Daha bir iki gun once ‘MGM vs. Grokster’ davasinda teknoloji firmalarini ve programcilari uzen, Hollywood’u sevindiren bir karar cikti Anayasa mahkemesinden. Bu karara gore, lisansli bir urunu kopyalama ya da kanunsuz bir sekilde dagitimina izin veren teknolojileri ureten firmalar, bu urun yasal amaclar icin de kullaniliyor olsa bile dava edilebilecekler. Aslinda cok basite indirgedim, daha karisik bir durum ama sonucta Cumhuriyetcilerin arkasinda oldugu is dunyasinin sevindigi bir sonuc.

Ote yandan, 1984 yilinda Universal Studios, betamax’in kopyalamaya izin vermesi sebebiyle Sony’e karsi actigi davada Sony vs. Universal City Studios Anayasa Mahkemesi ‘kisisel kullanim amacli olarak Televizyon yayinlarinin kopyalanmasinin yasal olduguna’ karar vermisti. Dedigim gibi Anayasa mahkemesinde alinan bir karar o andan itibaren insanlarin hayatini etkilemeye basliyor. Bu kararin ardindan piyasaya cikan tum ‘kayit’ cihazlari bu karardan etkilendi. Gittikce muhafazakarlasan bir anayasa mahkemesinden boyle bir karar cikmasi belki de artik daha zor.

George W. Bush ortadan birini secer mi gibi anlamsiz ve iyimser sorular soruluyor ama Bush’un seceresi ortada. Koyu muhafazakar ve parti cizgisinde birini aday gostereceginden eminim.

Çarşamba, Haziran 29, 2005

Hafta ici hayat zor netekim...

Dunya kucuk! Gecenlerde Ilkay dedi ki "Yahu Adil, bir arkadasim nasilsa senin blogunu bulmus, hatta gecende yayinladigin oyunlardan birine takilmis ve oyundaki odadan cikacagim diye gece uykusuz kalmis" :)

Uykusuz kalan bir tek o arkadas degil. Pazartesi flash oyunlarindan birine takilinca gece 1'de bilgisayarin basindan kalkabildim. Sali gunleri, global grup toplantimiz var sabah 8'de. Dolayisiyla saat 6:30'da kalkip 6:40 otobusunu yakalamam gerekiyor.

Dun aksam da yine once, bir onceki aksam bitirimedigim bir oyuna takilip bitirdim; huzura kavustum. Ardindan, hafta sonu izlemeye niyetlenip vakit bulamadigim Sam Raimi'nin yonettigi The Gift filmini izledim gece 1'e kadar. Kisaca filmden bahsedeyim...

Cate Blanchett , Avustralyali bir kadin oyuncu. En cok aklimda kalan iki filmi, gecen hafta sonu izledigim The Aviator ve Ingiliz Kralicesini canlandirdigi 1998 yapimi Elizabeth. Ozellikle The Aviator'daki aksanina bayildim :)

Cate, The Gift filminde, 3 cocuk annesi bir medyum - Annie Wilson - karakterinde. Esini bir patlamada kaybetmis ve cocuklarinin geciminin buyuk kismini gelecegini 'okudugu' insanlarin yardimlari ile sagliyor. Yardim ettigi kadinlardan birinin maganda kocasi (Redneck i booole cevirdim, daha iyisini bilen varsa haber etsin) - Keanu Reeves - ile basi derte girer. Ek olarak bir cinayet icin kendisinden yardim istenir ve olaylar iyice karisir... 7.5/10

Bugun cok yogun bir gun oldu. Haftalardir ugrastigimiz bir projeyi hayata gecirmekle ugrastik aksam 8.30'a kadar. Sonrasinda asagi Manhattan'daki bir bara takildik 1 saat kadar. Eve vardigimda saat 10'u geciyordu. Ardindan Japonya'daki takim arkadasimiz ile haftalik gorusmemi yaptim yarim saat kadar. Hafta ici hep boyle is kosusturmacasi iste!

ABD'nin Ingiltere'den bagimsizligini kazanmasi munasebeti ile Pazartesi tatil (4 Temmuz - Independence Day). Yatirim Arastirma bolumu baskanimiz Hindistan'da, Yazilim Gelistirme bolumu baskanimiz da Cuma gunu yok. Dolayisiyla bardaki muhabbete gore bu Cuma erken kacicaz :) En guseli cuma gunu evden calismak galiba :))

Pazar, Haziran 26, 2005

New York Halk Kutuphanesine Uye Olduk

Ilk kez bir kutuphaneye gidisim orta okulda donem odevi olarak bana "Ermeni ve Yunanlilarin 1. dunya savasinda Turklere yaptigi eziyetler" verilmesi sayesinde olmustu. Vakfikebir'deki halk kutuphanesi, cesitli devlet servislerinin verildigi bir apartmanin en ust katindaki 4 duvari tek sira kitapla dolu bir yerdi. Herhalde hepi topu olsa olsa 1000-1500 kitap ya var ya yoktu. Ortaokul/Lisedeki kutuphanemiz de cok yetersizdi. Tum Kutuphane, evlerimizde kullandigimiz kitapliklarin 8-10 tanesinin sigdigi kucucuk bir odadan ibaretti. Kutuphanedeki ilgimi ceken tum kitaplarimi okumam bir yilimi almisti. Sonra da bir daha ugramadim...

ODTU'nun kutuphanesi'ne ilk girdigimde dilim tutulmustu. Tertemiz, piril piril bir ortam ve herhalde yuzbinlerce kitap! Velhasil dersler o kadar agirdi ki ders kitaplarini okumaktan ekstra kitap okumaya, arastirma yapmaya pek vakit olmuyordu. Olan vakti de zaten kutuphane yerine bilgisayar odalarinda gecirmeyi tercih ediyordum. Sanirim 2. siniftan sonra kutuphaneye hic ugramadim. Aslinda, bir daha hic bir kutuphaneye ugramadim...

Bu memlekette durum biraz degisik. Gezmeye geldigimiz donemlerde, daha once ABD'ye gitmis arkadaslarimiz "internet icin kutuphanelere gidin, bedava kullanabilirsiniz" demislerdi...

Bezen gelip Rutherford'a yerlesince Rutherford kutuphanesine uye olayim demis ama yanindaki faturayi yeterli gormeyip kira kontratini istemisler. O gun bugundur goturup uye olacak :) Kitaplarin yani sira VHS ve DVD filmler de varmis ama NetFlix'e uye oldugum icin hic ilgimi cekmedi. Haliyle uye olmak icin hic bir denemede bulunmadim bile...

Cuma gunu doktor randevusu sonrasi Bezen de isten erken cikinca hadi su NY kutuphanesine bir bakalim ne istiyorlarmis uyelik icin dedik. NY'da yasamiyoruz ama Manhattan'da calistigimiz icin uye olabiliyor olmamiz lazim. Gittik sorduk, "burda yasadiginizi veya calistiginizi ispatlayacak bir dokuman gerekiyor" dediler. Resimli is kimliklerimizi ve ehliyetlerimizi gosterdik. Bir form verdiler, ev adresimizi yazdik ve boylece uye oluverdik!

Uzerinde uzunca bir numara yazili host bir kart ve ayni uye numarasinin yazili oldugu anahtarliga takilacak cinsten kucuk ek bir kart verdiler. Internet'ten kitap alabilmemiz icin birer sifre belirledik ve islemlerimiz bitti!

Biraz once kontrol ettigimde, kayitlarimizin online sisteme girildigini gordum. Artik online ebook indirmemiz mumkun olacak :)

Gole girelim, serinleyelim...

Hafta ici yilin en uzun gununu geride biraktik. 6/25/2005 Cumartesi: Oglen sicagi 100F (37F) derece. George Washington koprusunu yeni gecmisiz ki trafik kilitlenmis, milim milim ilerliyoruz. Arabanin icinde klima pufur pufur esiyor ama ne fayda. Gidecegimiz hepi topu 60 millik (~100Km) yol ama 5mil hizla gidebiliyoruz...

Gecen Pazar Serpil Hanim ve Kara Bey barbekuye davet etti (Mehmet Karaaslan ama Kara Bey diye bilinir). Tum ahali orda toplandik. Bu hafta Mina ile Charles barbeku'ye davet etti. Bu arkadaslarimiz Bridgeport, Connecticut'ta oturuyorlar. Evden ciktiktan 2 saat sonra, yol ustunde Stamford'a ugrayip Balkir kardesimizi aldik ve 2.5 saat sonra nihayet Bridgeport'a varabildik.

Mina ile Charles'in evine ilk gez gittik. Cok hos bir ev. Lake Forest golune bakan genis, guzel bir arka bahceleri var. Cimlerin bittigi yerde gol basliyor! Charles barbekuyu hazirlarken kendimizi gole atip serinledik.

Bolca fotograf cekebilelim diye aksamdan fotograf makinesinin pilini sarj etmistim. Tam cikmadan, icindeki resimleri bilgisayara aktarip yer acayim dedim. Bezen fotograf cekmeye kalkinca farkettik ki meger, resimleri aktardiktan sonra CF kartini okuyucudan cikartmayi unutmusum! Dolayisiyla biz fotograf cekemedik ama Mina epeyce cekti.

Balkir'i saat 6'da trene bindirip Manhattan'a gonderik. Cafe Wha'daki stand up komedi gosterisi icin bilet almis. 2 ay evvel is cikisi arkadaslarla nargile icmeye gitmis, ordan cikista da Cafe Wha'ya takilmistik. Cok dolu dolu, eglenceli bir mekan...

Biz kaldik, Mina ve Charles ile uzun uzun muhabbet ettik. Gece 12'de yola ciktik. Aslinda Tappan Zee koprusunden gecip yolu uzatir ama rahat gideriz dusuncesindeydik ama sonra "gecenin 1i olmus, bu saatte trafik mi olur?" diyip I-95'den devam ettik. Tam Bezen, 'yol hep boyle olsa' dedikten 1 dk sonra trafik sikisti. 3 tane kaza gorduk. Basit kazalar ama 3-4 serit 1-2 serite inince yol kaldirmiyor o kadar trafigi. Ustune ustluk bir de George Washington koprusunun ust gecisini kapatmislar, o da tuz biber oldu. Neyse, kazasiz belasiz gec de olsa eve vardik.

Pazar sabahi, yumurta-bagel toparlanip Riverside parka gittik. Sibel Bulgaristan'a gecmis, Ilkay da kendini kaptirmis gym'den cikmiyor. Sabah da erken kalkip gitmis sporunu yapmis ama usenmedi geldi birlikte parkta kahvaltimizi yaptik, muhabbetimizi ettik, bir iki saat takildik. Simdilik bu kadar...

Film: The Aviator

The Aviator

Leonardo DiCaprio'nun oyle ayirt edici, cocuksu bir yuzu var ki, hangi filmini izleyecek olsam, bastan 'Leo bu konuya gitmez' on yargisi ile basliyorum. Ama hakkini yemeyelim, The Beach haric izledigim diger filmlerin hemen hepsinde cok basariliydi.

1993'de ki What's Eating Gilbert Grape filminde (o zaman henuz 19 yasindaydi) gayet iyiydi ama Johnny Depp'in ile kiyaslaninca, oynadigi kucuk kardes rolundeki gibi kucuk kaldi.

2002'deki Gangs of New York, filminde basariliydi ama Daniel Day-Lewis o kadar muhtesemdi ki Leonardo yine golgede kaldi.

2002'deki bir diger filmi Catch Me If You Can filminde basrolu Tom Hanks ile paylasti ve yine iyiydi.

The Aviator'a gelince... Cok basarili bir film olmus. Filmin yonetmeni Martin Scorsese, Taxi Driver, Raging Bull, The Last Temptation of Christ, Goodfellas, Cape Fear, Casino, Gangs of New York gibi pek cok iyi filme imza atmis sevdigim bir yonetmen. Netekim, bunu da iyi yapmis: 9/10

Cuma, Haziran 24, 2005

Goz ameliyatindan 1,5 ay sonra...

Lasik ile ameliyatin olmamin uzerinden yaklasik 1.5 ay gecti. Cuma gunu isten erken cikip 34. caddedeki Stahl Eye Center'a gittim. Randevu saat 3'teydi ama klasik 15-20 dk bekledim. Doktorum "Thierry Hufnagel" muayenesini yapti ve her seyin normal gorundugunu soyledi.

Parlak isiga, Gunes'e karsi gozumun hala hassas oldugunu, bunun gittikce azaldigini ama hala var oldugunu soyledim. Yine sabahlari bazen 1-2 saniyeligine de olsa, gazeteye bakarken odaklanmakta gucluk cektigimi ekledim.

Odaklanma problemi goz kurulugundan olurmus. Onun icin verdigi bir damla vardi ama baslarda hemen hergun kuruluk yuzunden gunde 3-5 kere damla kullanirken, artik gozlerim sadece arada bir kurudugundan kullanmayi birakmistim. Aksamlari yatmadan bir kere damlatmami onerdi.

Isiga karsi hassaslik icinse daha once verdigi baska bir damlayi (Pred Forte) 2 hafta kullanmami onerdi. 1. hafta gunde 4 kez, 2. hafta gunde 1 kez kullanmam gerekiyormus. "1 ay sonunda hala hassaslik kaldiysa, tekrar gel" dedi ve normal muayene icin 1.5 ay sonrasina randevulastik.

Gozlerim ameliyat oncesi de gunese karsi hassas idi. O yuzden simdiki durum cok umrumda degil ama yine de damla sayesinde ameliyatin ekledigi ekstra hassaslik giderilirse hos olur...

San Antonio Spurs Sampiyon!

Son 2-3 dk.si inanilmaz guzel ve cekismeli gecen finali, son 6dk'yi kusursuz oynayan Spurs 81-74 aldi. 2003 yili sampiyonu Spurs, 2004 sampiyonu Detroit Pistons'i yenerek 2005 sampiyonu oldu.

Emanuel Ginobili yine harikalar yaratti. Su resumeye bakin:
1999: Drafted 57th pick by Spurs
2001: Italian League champion with Kinder - MVP
Italian Cup winner with Kinder
Euroleague Champion with Kinder - MVP
America's Cup Champion with Argentina - MVP
2002: Italian Cup winner with Kinder - MVP
2003: NBA Champion with Spurs
2004: Olympics Champion with Argentina - MVP
2005: NBA Champion with Spurs

Tim Duncan beklendigi uzere "En Degerli Oyuncu" (Most Valuable Player - MVP) oldu. Duncan her zamanki klasik >20 sayi, >10 rebound'unu finalde de bozmadi: 25 sayi, 11 rebound, 3 assist, 2 blok!

Vee uzun bir sure basketbol yok :( Hem mac izlemeyi hem de Fantazi Basketbolu ozleyecegiz...Bu arada tarihe not duseyim: Gecen seneki gibi bu sene de Morgan Stanley'deki arkadaslarla oynadigimiz Fantazi Basketbolu benim takimim kazandi:) Asil Goldman Sachs'deki yaris cok cekismeli gecti ve maalesef takimim son iki gunde gerileyerek 3. oldu :( Seneye!

Perşembe, Haziran 23, 2005

2005 NBA Finali ve NY Kutuphanesi

Yilbasinda 52" Toshiba High Definition TV aldigimda, aklimdan "Bu televizyonda NBA Finallerini izlemek harika olacak" dusuncesi geciyordu. Gel gor ki, Miami kendi evinde 7. maci kaybetti ve Dogu'nun sampiyonu Detroit Pistons oldu. Detroit, NBA'in en iyi savunma yapan takimi. Bati'dan da NBA'in en iyi savunma yapan ikinci takimi San Antonio Spurs gelince NBA finalleri skor bakimindan kiz basketboluna benziyor: Ilk ceyrek 16-18 bitti. Maalesef sadece defans izlemek pek keyifli degil.

Akilda kalan fazla bir sey yok finalden. Detroit 6. maci Texas'da Spurs'un evinde kazandi ve seriyi 3-3'e getirdi. Eger son maci da rakip sahada alip sampiyon olurlarsa bu 1977'den beri ilk kez gerceklesiyor olacak ki gucleri de var bunu yapmak icin.

Spurs sampiyon olursa en degerli oyuncu (MVP) Tim Duncan olur da, eger Detroit bu yil da sampiyon olursa sanirim bu kez Ben Wallace alacak odulu. 2 sene once tek sayi atamadan sadece defansi ile mac bitiriyordu. Her gecen yil bir yonunu daha gelistiyor. Simdi blok, top calma ve rebound'un yanina bir de sayi eklemeye basladi. Bravo!

Dolayisiyla, bir yandan TV izlerken bir yandan da teknoloji haberlerine bakiyorum ve ilginc bir habere rastladim. New York Halk Kutuphanesi, e-kitap projesi kapsaminda internet uzerinden kitaplarini halka acmis. Uye olmak icin, New York'ta yasiyor ya da calisiyor olmak lazimmis. Usenmeyip uye olacagiz anlasilan...

Pazartesi, Haziran 20, 2005

Flash Oyunlari

http://709709.com/game/esk.htm adresinde bir flash oyunu var. Bulundugunuz odadan cikmaya calisiyorsunuz. Oldurecek vakti olan icin guzel bir eglence...

Hii, bir de bu var: http://www.i-am-bored.com/bored_link.cfm?link_id=10806

Hmm, oldu olacak bir iki tane daha link vereyim...
http://www.truantduck.com/belter/belter.html (Asteroid parcalamaca...)
http://www.albartus.com/motas/ (Zaman ve uzayin gizemi...)
http://www.digger.org/ (1988 yazini bu oyunu oynarak gecirdim desem yalan olmaz)
http://www.bbc.co.uk/drama/rockface/game/ (BBC Interactive'den)
http://www.fetchfido.co.uk/games/exit2/exit2.htm (Commodore 64 zamanindan kalma gusel bir oyun)
http://www.ebaumsworld.com/games.shtml (Pek cok Flash oyunu barindiran bir site)

Pazar, Haziran 19, 2005

Film: Batman Begins & Meet The Fockers

Batman Begins

Veee Batman basladi! Daha onceki Batman'leri pek sevmemistik ama Christian Bale'in hatirina Cumartesi gecesi Sibel - Ilkay Kazakci ciftiyle 10:30 matinesine Clifton Commons'daki sinemaya gitmeye karar verdik. Eda ve Murat Kilic'ta katildi (Eda'nin filmin bir kisminda uyudugu rivayet ediliyor :)).

Filmi pek begendik! Christian Bale'i once Equilibrium filminde izleyip bayilmistik. Diger unlu filmi American Psycho yu Bezen izledi ve begendi, ben de bu aralar izleyecegim.

Filmin yonetmeni Christopher Nolan'in (bu da 1970 dogumlu genc bir yonetmen) bir diger filmi "Memento" (9/10) bizim cok begendigimiz filmlerden biri. Ayni sekilde "Following" (8/10) siyah beyaz cekilmis; kurgusu guzel, oldukca ilginc bir film.

Bir iddiaya gore, Christopher, Hong Kong'da "Following" filmini gosterdikten sonra bir sonraki filmi "Memento" icin epey bir yardim toplamis...

Tahminim Batman serisinin en iyi hasilat yapan filmi olacagi yonunde ama bu Titanic'in 1 numara oldugu bir ulkede emin olamiyor insan :) - 9/10

Meet The Fockers

Cumartesi artik adet oldugu uzere bisikletle gym'e gittim. Yaklasik 2 saatlik kardio ve agirlik calismasindan sonra parmagimi kipirdatacak halim kalmadigi icin film izleyelim dedik. Bekledigimiz gibi komik, eglenceli bir film...7/10

Pazartesi, Haziran 13, 2005

Nasildi o reklam? Alirsin Ford, olursun ...

Aylar once Ford'dan yazi bir yazi gelmisti. Explorer SUV'lerde bir ariza varmis: bagaj kapagi kaldirildiginda ustteki cam dusebiliyormus! Bu yuzden en yakin Ford servisine getirin cami ucretsiz degistirecegiz diyorlardi.

Cok yakinda bir Ford servisi var, adi Stadium. Son gidisimde incik mincik bir yerlere 1200$ para aldiklarindan gicik kapmistim ama en yakinda onlar oldugu icin gotureyim bugun dedim. Dun gece Spurs Detroit macindan sonra e-maillere takilip 2'ye kadar oturunca istekilere bir e-mail atip bugun evden calisacagimi soyledim.

Neyse, sabah bisikletimi bagaja atip servise gittim. "Yarin sabah getirin, aksama alirsiniz", dediler. Ben de 'hazir getirmisken simdi birakayim, yarin aksam alirim' dedim. Sonra bisikletle geri dondum.

Oturmus hafta sonu production deployment'imiz icin script yazaiyordum ki biraz once aradilar. Takmaya calisirken cam parcalanmis, arabanin arkasi falan da cizilmis, boyanmasi vs. lazimmis. Bir de frenler sorunluymus, ordan da bir 350$ sikismis. Frenlerde problem oldugunu biliyordum, fiyat da cok anormal gelmedi ama 'ben arabasiz n'apicam?' diye sordum. "Sorun degil, gelin biz size bir araba temin edecegiz " dediler. Binek otomobil verecekleri icin mecburen bisiklet yerine yuruyerek gitmem gerekti. Yeni bir Taurus verdiler. Saginda solunda cizikler vardi onlari isaretledik. Umarim isaretlerken kacirmamisizdir, yoksa gittigimde basima is cikacak.

Bu arada bugun Ford 260000 arabayi geri cagirmis yine. Ama borsa bugun oyle cosmus ki Ford'un kagidi bile ~%1.5 yukselip 10.49$ olmus. Ben 9.70$'de almistim az bir sey, fren masraflari cikar belki :)

Funnyfox

FunnyFox Funny firefox videos. Get FireFox!

Pazar, Haziran 12, 2005

Pazar Festivalleri

12 Haziran Pazar hem oturdugumuz Rutherford'da 'Multicultural Festival' hem de 3 km uzaktaki Carlstad kasabasinda Anadolu Bahar Senligi adi altinda bir Turk senligi duzenlenmisti.

Anadolu Bahar Festivali, Carlstad, New Jersey


Hava cok sicak, biraz gunes gecsin dedik ve oturduk 2 film izledik : Microcosmos ve Out Of Time. Microcosmos cekimleri cok guzel bir dokumanter; ama birileri de en azindan gordugumuz otun/bocegin ne oldugunu anlatsa iyi olurdu, sadece goruntu olmasa daha iyi olurmus... 6/10

Out of Time, Denzel Washington'dan harika bir macera/gerilim filmi. Gerilim filmi olunca konusunu anlatmamak daha iyi :) 8/10

Sonra Turk Festivaline gittik. Ben doner aldim. Hava hala cok sicakti ve ortalikta pek fazla insan yoktu. Ersin'le Sibel cocuklari alip gelmisler. Sicaktan kimse kalamiyor dediler. Satilan kitaplara baktim. Hepsi din uzerine, cogu Fethullah Gulen'in kitaplari idi. Esarpli hanimlar cogunluktaydi.

Yunan Halk Oyunlari Ekibi, Rutherford, New Jersey

Ortam pek acmadi Rutherford'da parktaki gosterilere bakalim dedik. Biz vardigimizda kalabalik hala dagilmamisti ve Yunan muzigi caliyordu. Bir Yunan ekibi uzunca, guzel bir gosteri yapti. Ben resim cekerken bir hintli yaklasti ve 'bu resimlerden bir tane istiyorum, verir misin?' dedi. Meger ekibin basi arkadasi imis, kendisi de bizim tren istasyonu yakininda bir yer isletiyormus. E-mailini aldim ve resimleri gonderecegimi soyledim.

Rutherford Parki, Rutherford, New Jersey

Parkta Serpil-Mehmet Karaaslan familyasi ile karsilastik. Sonra Sibel'le Ersin de geldi. Cocuklar yesillikte oynarken biz de gosterileri izledik.


Dansoz, Rutherford, New Jersey

Son gosteride bir dansoz cikti. Nereliydi bilmem. Pek bizim yilbasi eglencelerinde alisik olmadigimiz turden bir dansoz gosterisi oldu.

Bu arada satilan yiyeceklere baktik. Bezen Japon kizlardan sushi aldi, benim Eros cafe'den gelen Yunan yemekleri daha cok ilgimi cekti; bir Suvlaki goturdum ki ufff ufff.